Bazen her şeyi anlamaya çalışırsın.
Neden böyle hissediyorum?
Bu duygu nereden geliyor?
Bunu çözmem lazım.
Zihnin durmadan çalışır. Analiz eder, parçalar, anlamlandırmaya uğraşır.
Ama ne gariptir ki… ne kadar çok düşünürsen, o kadar uzaklaşırsın kendinden.
Çünkü bazı şeyler düşünerek çözülmez.
Bazı duygular, anlaşılmak istemez.
Onlar hissedilmek ister.
“Anlamak iyidir” fikriyle büyüdük.
Ve evet, anlamak çoğu zaman yardımcıdır. Ama her zaman değil.
Bazen anlamaya çalışmak, hissetmekten kaçmanın zarif bir yolu olabilir.
Özellikle yoğun duygular söz konusu olduğunda zihin devreye girer ve şöyle der:
“Bunu çözelim.”
Ama aslında yaptığı şey şudur:
Seni duygudan uzaklaştırmak.
Çünkü hissetmek kontrol edilemezdir.
Anlamak ise kontrol hissi verir.
Ve insan, belirsizlikten çok kontrolde kalmayı tercih eder.
Çünkü duygular düzenli değildir.
Bir duygu geldiğinde:
Bir anda üzgün hissedebilirsin.
Ardından sebepsiz bir öfke gelebilir.
Sonra bir boşluk…
Zihin bunu sevmez. Çünkü zihin netlik ister.
Ama duygular, netlikten çok akışla ilgilidir.
Onlar gelir, yükselir ve geçer.
Eğer izin verirsen.
Bir duyguyu kontrol etmeye çalıştığında aslında ona şu mesajı verirsin:
“Sen burada olmamalısın.”
Ama duygular kovuldukça daha çok ısrar eder.
Çünkü bastırılan her duygu içeride kalır.
Ve içeride kalan hiçbir şey gerçekten sessiz değildir.
Duygular sadece zihinde yaşanmaz.
Her duygu bedende kendine bir yer bulur.
Kaygı:
Üzüntü:
Öfke:
Bu yüzden duygular sadece düşünülmez…
hissedilir.
Ama çoğu zaman bu hissi yarıda keseriz.
Hissetmeden düşünmeye geçeriz.
Çünkü hissetmek bilinmez bir alandır.
Birçok insanın içinde şu korku vardır:
“Eğer bu duyguyu hissedersem, içinden çıkamam.”
Ama gerçek şu ki:
Duygular, hissedildiklerinde hareket eder.
Direnildiğinde ise sıkışır.
Bir duygunun içinde kalmak, onun içinde kaybolmak değildir.
Onun akmasına izin vermektir.
Duygularla temas etmek:
Bu pasif bir süreç değildir.
Oldukça cesaret gerektirir.
Çünkü bu süreçte kontrol biraz gevşer.
Ve çoğu insan için en zor şey tam olarak budur.
Şu an küçük bir şey deneyebilirsin:
Sonra:
“Bu duygu bedenimde nerede?”
Göğsünde mi?
Karnında mı?
Boğazında mı?
Cevabı değiştirmeye çalışma.
Sadece onunla kal.
Duygular sadece hissedilmek değil, ifade edilmek ister.
Ama ifade etmek her zaman konuşmak değildir.
Bazen:
çok daha derin bir kapı açar.
Çünkü bazı duygular kelimelerden önce gelir.
Ve sanat, bu noktada güçlü bir alan yaratır.
Duygular düşündüğünden daha kısa sürelidir.
Ama onlara karşı geliştirdiğimiz direnç çok daha uzun sürer.
Bir duyguya izin verdiğinde genellikle değişir.
Ama bastırdığında kalır.
Bu yüzden iyileşme, duyguları yok etmek değil…
onların akmasına izin vermektir.
Bu süreçte sabırsızlık hissetmen çok normal.
Çünkü içinde yaşadığımız dünya hız ister.
Hızlı çözüm, hızlı iyileşme, hızlı sonuç…
Ama duygular böyle çalışmaz.
Duygular:
Bazen hiçbir şey yapmadan sadece hissetmek, en derin çalışmadır.
Dışarıdan bakıldığında bu “hiçbir şey yapmamak” gibi görünür.
Ama içeride çok şey olur.
Ve çoğu zaman gerçek dönüşüm,
tam da bu sessiz anlarda başlar.
Duygularla temas etmek, kendinle ilişkini değiştirir.
Artık kendine şöyle demeye başlarsın:
Ve bu cümleler zamanla içsel bir güven yaratır.
Her şeyi anlamak zorunda değilsin.
Bazen anlamaya çalışmak seni kendinden uzaklaştırır.
Ama hissetmek… seni kendine yaklaştırır.
Duyguların düşmanın değil.
Onlar sana bir şey anlatmaya çalışıyor.
Ve belki de uzun zamandır ilk kez…
Onları susturmak yerine
onlarla kalmayı seçebilirsin.
Çünkü iyileşme bazen bir şeyi çözmekle değil,
onunla kalabilmekle başlar.
Ve belki de tam o anda,
kendinle gerçekten temas etmeye başlarsın. 🌿✨
Ve belki de en önemli farkındalık şu: Duyguların “doğru” ya da “yanlış” hali yoktur. Hissettiğin şey ne olursa olsun, o an için gerçektir ve bir anlam taşır. Kendine bunu hatırlatmak, içsel eleştirmeni yumuşatır. Çünkü çoğu zaman acıyı büyüten şey duygunun kendisi değil, o duyguya karşı verdiğimiz yargıdır. “Böyle hissetmemeliyim” dediğin her an, kendinden biraz daha uzaklaşırsın. Ama “Şu an böyle hissediyorum ve bu anlaşılabilir” dediğinde, kendine yaklaşmaya başlarsın. Ve bu yaklaşma, iyileşmenin en sessiz ama en güçlü adımlarından biridir. 🌿 🌿
Kendine gösterdiğin bu şefkat, zamanla içsel bir güvene dönüşür. Ve o güven, duygularınla savaşmak yerine onlarla birlikte yürüyebilmeni mümkün kılar, daha dengeli hissetmeni sağlar. 🌿
Bazen duyguların yoğunluğu seni geri çekilmek istemeye itebilir. Bu da anlaşılır bir tepkidir. Böyle anlarda önemli olan, kendini zorlamak değil, kendine eşlik edebilmektir. Küçük temaslar yeterlidir: Biraz daha yavaş nefes almak, bulunduğun ortamı fark etmek, ayaklarının yere değdiğini hissetmek… Bunlar basit görünür ama sinir sistemine “şu an güvendeyim” mesajı verir. Ve güven hissi oluştuğunda duygular da yumuşamaya başlar. İyileşme çoğu zaman büyük farkındalıklardan değil, bu küçük ama düzenli temaslardan doğar. Kendine bu alanı tanımak, içsel dayanıklılığını sessizce güçlendirir.
Gülay
TOKER
Uzman Klinik Psikolog
✨ Beden Hatırlar: Travma Neden Sadece Zihinde Değildir?
"Hayır" Diyememek ve Sınır Çizmenin Psikolojisi
İçimizdeki Sahtekar: Imposter Sendromu Nedir?