İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Nuray ER
  3. Blog Yazıları
  4. Bipolar Bozukluk: Duyguların İki Ucunda Yaşamak

Bipolar Bozukluk: Duyguların İki Ucunda Yaşamak

Bipolar Bozukluk: Duyguların İki Ucunda Yaşamak

Her yıl 30 Mart, dünya genelinde Bipolar Bozukluk Farkındalık Günü olarak anılır. Bu özel günün tarihi, yalnızca bipolar bozukluğa dikkat çekmek için değil, aynı zamanda bu hastalıkla yaşamış ve sanat dünyasında çığır açmış bir isme ithafen seçilmiştir: Vincent van Gogh. 19. yüzyılın en önemli ressamlarından biri olan Van Gogh, yaşadığı duygu durum dalgalanmalarına rağmen (veya belki de bu dalgalanmalar sayesinde) ardında yüzlerce eser bırakmış, renkleriyle, çizgileriyle ve tutkusu ile adeta ruhunun iç dünyasını tuvale aktarmıştır.

Peki, böylesine yaratıcı bir dehanın da etkisi altında kaldığı bipolar bozukluk nedir? Gelin, bu psikolojik rahatsızlığı daha yakından tanıyalım.

Bipolar Bozukluk Nedir?

Bipolar bozukluk, bir duygu durum bozukluğudur. Eski adıyla “manik depresif hastalık” olarak da bilinen bu durum, bireyin ruh halinin normalden çok daha fazla dalgalanmasına neden olur. Yani kişi yalnızca üzgün ya da mutlu hissetmekle kalmaz; zaman zaman taşkın bir neşeyle (manik dönem), zaman zaman ise derin bir karamsarlıkla (depresif dönem) mücadele eder.

Bu ataklar bazen aylarca sürebileceği gibi, bazı bireylerde bir gün içinde bile değişkenlik gösterebilir. Atakların ne zaman geleceği ya da ne kadar süreceği kişiden kişiye farklılık gösterir, bu da hastalığın öngörülemez ve zorlayıcı yönlerinden biridir.

Manik Dönem: Enerjinin Taşması

Bipolar bozukluğun en çarpıcı belirtileri, çoğu zaman manik dönemde ortaya çıkar. Bu dönem, bireyin normalden çok daha enerjik, coşkulu ve hatta taşkın bir hale bürünmesiyle karakterizedir.

Manik dönemde görülebilecek belirtiler şunlardır:

  • Aşırı neşe, özgüven ve taşkınlık
  • Uyku ihtiyacının azalması (örneğin 2-3 saat uyuyarak yetinme)
  • Hızlı ve durmaksızın konuşma
  • Düşüncelerin hızla akması (zihinsel taşkınlık)
  • Riskli davranışlar (düşünmeden para harcama, hızlı araba kullanma, dürtüsel ilişkiler)
  • Kolay öfkelenme ve tahammülsüzlük
  • Gerçeklikten kopma (ağır vakalarda psikotik belirtiler)

Bu dönem bazı kişiler için yaratıcılığın doruk noktası olabilir. Van Gogh gibi birçok sanatçının, edebiyatçının ve bilim insanının bu tür ataklar sırasında önemli eserler verdiği düşünülmektedir. Ancak bu taşkınlık hali sürekli değildir; çoğu zaman bu yüksek enerjili dönem, yerini derin bir çöküşe bırakır.

Depresyon Dönemi: Sessiz Bir Çöküş

Manik dönemin ardından ya da bazen bağımsız olarak gelen depresif dönem, bireyin enerjisinin tükenmiş, umutlarının sönmüş ve hayatla bağlarının zayıflamış olduğu bir evredir.

Depresif dönemde görülebilecek belirtiler:

  • Sürekli üzgün, umutsuz ya da boşlukta hissetme
  • Günlük aktivitelerden zevk alamama
  • Uykusuzluk ya da aşırı uyuma
  • Yorgunluk, halsizlik, motivasyon kaybı
  • Değersizlik, suçluluk ve kendine yönelik eleştiriler
  • İntihar düşünceleri ya da girişimleri

Bu dönem, kişinin hem kendi hayatını hem de çevresindeki ilişkilerini ciddi şekilde etkileyebilir. İş kaybı, sosyal izolasyon ve aile içi çatışmalar gibi ikincil sorunlar da depresyonun etkisiyle daha da derinleşebilir.

Bipolar Bozuklukla Yaşamak Mümkün mü?

Evet, bipolar bozukluk ömür boyu süren bir hastalık olabilir. Ancak bu durum kişinin sağlıklı, üretken ve tatmin edici bir yaşam süremeyeceği anlamına gelmez. Doğru tanı, etkili bir tedavi planı, düzenli takip ve bireyin kendini tanıması ile atakların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilir.

Tedavi yaklaşımları:

  • İlaç tedavisi: Duygu durum düzenleyiciler, antidepresanlar ya da antipsikotikler gibi ilaçlar
  • Psikoterapi: Bireysel terapi, aile terapisi ya da grup terapileri
  • Yaşam tarzı düzenlemeleri: Uyku düzeni, stres yönetimi, sağlıklı beslenme, alkol ve madde kullanımından kaçınma
  • Sosyal destek: Aile, arkadaşlar ve destek gruplarıyla kurulan güçlü bağlar

Ayrıca bireyin, hastalığını kabullenmesi, tetikleyici durumları tanıması ve atak belirtilerini erkenden fark edebilmesi, bu süreçte oldukça önemlidir.

Toplumsal Etiketleme ve Damgalanma

Ne yazık ki bipolar bozukluk gibi ruhsal hastalıklar, toplumda hâlâ önyargı ve damgalanma ile karşılaşabiliyor. Oysa psikolojik rahatsızlıklar, tıpkı diyabet ya da tansiyon gibi tedavi edilebilir ve yönetilebilir sağlık sorunlarıdır.

Bireyler, sadece bu hastalığa sahip oldukları için dışlanmamalı, küçümsenmemeli ya da işe alınmaktan mahrum bırakılmamalıdır. Toplumsal farkındalık arttıkça, hem hastaların yaşam kalitesi artacak hem de toplum daha şefkatli ve kapsayıcı hale gelecektir.

Son Söz: Anlamak ve Yanında Durmak

Unutmayalım ki, hiç kimse bir ruhsal rahatsızlıkla doğmayı ya da yaşamayı seçmez. Ancak bazı insanlar, hayat yolculuklarında bipolar bozukluk gibi karmaşık bir duygu durum hastalığı ile mücadele etmek zorunda kalabilirler. Onların bu mücadelesi, dışarıdan göründüğü kadar basit değildir; kimi zaman zihinsel bir fırtınayla, kimi zaman içsel bir sessizlikle, kimi zaman da her ikisinin arasında savruldukları bir belirsizlikle geçer.

Bipolar bozukluk, sadece kişinin psikolojik sağlığını değil; ilişkilerini, iş yaşamını, sosyal çevresini ve hayata dair umutlarını da etkileyebilir. Ancak bu, o kişilerin “zayıf” olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, bu hastalıkla yaşamaya devam eden bireyler çoğu zaman inanılmaz bir içsel güç ve direnç geliştirirler. Yaşadıkları her iniş ve çıkış, duygularının derinliği kadar yaşama tutunma çabalarının da bir göstergesidir.

Bizler, bu insanlara yardımcı olabilmek için illa ki psikolog ya da doktor olmak zorunda değiliz. Empati kurmak, yargılamamak, onları oldukları gibi kabul etmek bile başlı başına iyileştirici bir adımdır. "Yanındayım" demek bazen ilaçtan daha etkili bir destek olabilir. Onların yaşadığı her duygu geçişini anlamak zorunda değiliz, ama saygı göstermek bizim elimizdedir.

Toplum olarak yapmamız gereken en önemli şeylerden biri de, ruhsal hastalıkları damgalamaktan vazgeçmek ve bu bireylerin yalnız olmadığını hissettirmektir. Çünkü her birey sevgiye, anlayışa ve desteğe layıktır — ruhsal durumu ne olursa olsun. Ayrıca unutmayalım ki; bipolar bozukluğa sahip insanlar sadece “hasta” değil, aynı zamanda sanatçı, öğretmen, mühendis, ebeveyn, dost ya da komşudur. Onlar da hayatın tam içindedir ve üretmeye, sevmeye, katkı sunmaya devam ederler.

Vincent van Gogh gibi insanlar bize sadece renkleri, ışığı ve sanatı öğretmekle kalmaz; aynı zamanda insan zihninin ne kadar karmaşık ama bir o kadar da etkileyici bir yapı olduğunu da gösterir. Belki de onun fırçasından dökülen o eşsiz resimlerin ardında, sadece sanat değil, bir çığlık, bir içsel yolculuk, bir anlam arayışı vardır.

Bugün, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle, sadece bir hastalığı tanımakla kalmayalım — aynı zamanda bu hastalıkla yaşayan insanların yanında durmayı da kendimize sorumluluk bilelim. Anlamaya çalışalım, kabullenelim ve en önemlisi: unutmayalım, yalnız değiller.

Çünkü gerçek iyileşme, bazen bir teşhisle değil, bir “Ben seni görüyorum ve olduğun gibi kabul ediyorum” cümlesiyle başlar.🎗️ 30 Mart Dünya Bipolar Günü'nde, gelin hep birlikte daha fazla bilinçlenelim, anlayalım ve destek olalım.

Yayınlanma: 09.10.2025 06:47

Son Güncelleme: 09.10.2025 06:47

#bipolar bozukluk#iki uçlu bozukluk#depresyon#manik depresif#major depresyon#bipolar bozukluk tedavisi
Psikolog

Nuray

ER

Uzman Psikolog

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Depresif Bozukluklar
Akran Zorbalığı
Bağımlılıklar
+7
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Menta AI: 7/24 psikologmerkezi

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
Depresyon Nedir ve Ne Değildir?

Depresyon Nedir ve Ne Değildir?

Günümüzde maalesef ki depresyonla ilgili olarak birçok bilgi yanlış veya eksik. Depresyonla ilgili doğru tanımlar yapılmadığında, gerekli yardımlar sağlanmadığında, bireylerin hayatını birçok yönden olumsuz etkiliyor. Depresyon ruhsal bozukluklar içerisinde en sık ve en yaygın olarak karşımıza çıkan sorunlardan biridir. Depresyonun ortaya çıkmasında biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler etkili olur. Bu faktörlerin hepsinin birbirleri ile etkileşime geçmesi sonucunda depresyon ortaya çıkar. Depresyon yüzyıllardır bilinen ve çözüm arayışı süren bir bozukluktur. Kimi terapi yöntemlerinde yıllarca süren ve maliyeti yüksek danışmanlıklar uygulanmaktadır. Bunların olumlu bir sonuca ulaştığı tam olarak öngörülmemektedir.Depresyonda asıl dikkat edilmesi gereken şey, çoğu danışanın birden çok kez terapi sürecine başladığı, terapiyi olumlu bir şekilde sonlandırdığı ve daha sonraki zamanlarda yine depresyona yönelik şikayetler ile terapiye başlama kararı verdiğidir. Bunun en sık karşımıza çıkan nedeni, danışanın terapi sürecinde davranış ve düşüncelerinde kalıcı değişimler yaşanmamasından kaynaklı olarak, yeterli bir düzeyde başa çıkma becerisini öğrenememesinden dolayıdır. Bu durum bazen danışandan, bazen de terapistten kaynaklı olarak meydana gelebilir. Bu yüzden danışanların birlikte çalışacağı uzmanı seçerken oldukça dikkatli olması gerekir.Depresyon ne değildir?Depresyon zaman zaman her insanda görülen belirli yaşam olaylarına karşı hissettiğimiz üzüntü duygusundan farklı bir tepkidir. Yani kendimizi mutsuz veya üzgün hissettiğimiz her zaman depresyonda olduğumuz anlamına gelmez. Yine de hissettiğimiz bu mutsuzluk veya üzgün ruh halinin üstesinden gelmek için yardım alabiliriz. Aynı zamanda günlük hayatımızda yaşadığımız yaşam olaylarına karşı, stresin bizde oluşturduğu üzüntü, mutsuzluk, karamsarlık hali de her zaman depresyona neden olmaz. Depresyon daha çok kronikleşen ve geçmesi zaman alan bir çökkün ruh halidir. Depresyona neden olan en önemli şey, kişinin düşünüş biçimidir. Erken dönemde yardım alındığı zaman ve kişinin düşünme şeklinde değişiklikler yaratıldığı sürece depresyona yönelik kalıcı düzelmeler sağlanabilir. Bu nedenlerle depresyonda olduğunuza dair bir şüpheniz varsa, uzman görüşü almak oldukça önemlidir.Depresyonun belirtileri nelerdir?·Eğer eskisine göre daha içe kapanık birine dönüştüyseniz,·Eskiden zevk aldığınız şeylerden artık zevk almıyorsanız,·İnsanlarla görüşmek yerine daha çok yalnız kalmayı tercih ediyorsanız,·Kendinizi eskiye nazaran daha umutsuz, üzgün ve çaresiz hissediyorsanız, depresyonda olma olasılığınız var.Bunlara ek olarak, aynı zamanda depresyon bizim gibi duygu ve düşüncelerini ifade etmekte güçlük yaşayan toplumlarda, bedensel sıkıntılarla da kendini gösterebilir. Örneğin; depresyon son zamanlarda artan ağrı şikayetleri veya sürekli yorgunluk hissi olarak da kendini gösterebilir. Unutmayın, dil konuşmasa bile beden kesinlikle konuşur. Depresyonda olmanız burada yazılı olan tüm belirtilerin sizde var olacağı anlamına gelmez.Vücudumuz ve zihnimiz her koşulda bir denge arayışı içindedir. Olumsuz olaylar karşısında bu dengeyi bulduğumuzda süreci atlatabiliriz. Ancak bazı zamanlarda bu dengeyi bulmakta zorluk yaşarız. Bu durumda depresyon ortaya çıkabilir. Bu süreçte olumsuz olaylar yaşayan bireyler kendilerine, çevrelerine ve geleceklerine yönelik olumsuz düşünceler, inançlar geliştirebilir. Bu olumsuz düşünce ve inançlar; en çok sevilmeme, çaresizlik ve değersiz hissetme üzerine yoğunlaşır. Terapistin buradaki rolü, danışanın olumsuz düşüncelerini saptamak ve bunlara yönelik gerekli çalışmaları yapmaktır.Depresyonu yenmek için neler yapılabilir?·Eskiden size keyif veren şeyleri düşünün ve bunları bir kağıda yazın. Daha sonrasında bunlara yönelik en önce yapmak istediğinizden başlayarak bunları sıralayın. Unutmayın bireylerin bazen kendilerini zorlayarak harekete geçmeleri fayda sağlayabilir.·Depresyon sırasında en sık görülen sorunlardan biri de uyku problemleridir. Kişiler ya çok uyur ya da hiç uyumaz. Kendinize bir uyku düzeni oluşturmak oldukça fayda sağlayabilir.·Yakın çevrenizle daha çok vakit geçirmeye çalışın, elinizden geldiğince yalnız kalmamaya özen gösterin.·Duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin. Özellikle yakın çevrenizle neler yaşadığınızı ve nasıl hissettiğinizi paylaşın. Onlardan destek isteyin.·Geçmiş üzerine fazla odaklanmayın, düşünceler arasına dalıp gitmemeye çalışın.·Bu süreçte zaman zaman kendinizi daha iyi hissederken, zaman zaman da daha depresif belirtiler yaşayabilirsiniz. Bunu bir sorun olarak görmeyin, normal karşılayın.·Ev dışında yapabileceğiniz size iyi gelecek daha çok aktiviteler planlayın. Yakın çevrenizi de mutlaka buna dahil edin.·Egzersiz ve spor yapmak sizi çok daha iyi hissettirebilir. Kendi içinizde var olan gücü toplayarak gün aşırı yürüyüşlere çıkın.·Yatakta geçirdiğiniz süreyi azaltmak için kendinize ev içinde yapabileceğiniz işleri bir liste haline getirip, bu işlerini yapın.·Son olarak depresyon sisli bir hava gibidir. Bireyler içinde bulundukları durumlara olumsuz bir penceren bakarlarsa gerçeği tam olarak doğru değerlendiremeyebilirler. Bu da depresyonun kronikleşmesine neden olabilir. Her zaman olaylara karşı farklı pencerelerden bakmayı başaramayabiliriz. Bu durumda bir uzmandan yardım almak, bu süreci daha kolay atlatmamızı sağlar.Depresyonla ilgili anlatılacak birçok şey var. Ancak bu yazıda anlatmaya çalıştığım, depresyonla başa çıkmanın en önemli yolunun bireyin düşüncelerini değiştirmekten geçtiğidir. Bizler düşüncelerimizi fark edip, değiştirebilirsek hayatımızdaki bir çok şeyi de değiştirebiliriz. Bir çok yaşam olayına farklı pencerelerden bakabiliriz. Eğer olumsuz bir süreçten geçtiğinizi hissediyorsanız kendinize şunları hatırlatın;·Ben sorunları çözecek güce sahibim.·Ben elde etmek istediğim şeylere ulaşabilirim. Bu güç bende var.·Benim hayatımın bir anlamı ve amacı var.·Kendi hayatımı kontrol edebilirim.·Daha önce başarmıştım, yine başarabilirim.·Bu duygular sonsuza dek sürmeyecek.·Böyle hissetmem çok normal, zamanla geçecek.·Şu an zor bir durum yaşıyorum ama geçecek.Son olarak depresyonda olan bireyler sıklıkla hayattan zevk alamama, çaresizlik, umutsuzluk, değersizlik, ilgi kaybı ve istek kaybı yaşamalarından dolayıhayatı anlamsız bulabilirler. Yaşamlarına son vermeyi düşünebilirler ve zihinlerinden intihar düşünceleri geçirebilirler. Eğer sizinde intihar düşünceleriniz varsa mutlaka bir psikiyatristle / hekimle iletişime geçin.
Nedir Şu Depresyon?

Nedir Şu Depresyon?

Nedir şu depresyon?Şeyda Sultan ZENGİN06 Ocak 2019, PazarÇok sık duyar olduk depresyon kelimesini. Üzerine şarkılar bile yazıldı.Peki depresyonun bilimsel tanımı nedir? Depresyonda sayılabilmek için kendimizde ne tür davranışlar gözlemlemek lâzım? Depresyon sandığımız haller gerçekten depresyon mu? Biz bunların cevabını verelim, siz kendinizi bir gözden geçirin isterseniz.Depresyondaki bir kişinin duygu halini tanımlarken ”Çökkün Duygudurum” tanımını kullanırız. Bu durum, üzüntüden çok farklı bir durumdur. Kişi üzüldüğünü hissetmez, esasen pek bir duygu hissetmez. Karmakarışıktır düşünceleri, dışarıdan bakınca donuktur, ama içeriden duygusaldır. Hayat enerjisi çekilmiş gibidir. Depresyon; çevresel faktörlerle ortaya çıkabileceği gibi genetik kodlarla da taşınır. Yani ailenizde depresif insanlar varsa sizin depresyona girme ihtimaliniz biraz daha yüksektir.Depresyon türleriBütün depresyon türleri aynı değildir. Ancak majör depresyon ve kronik depresyon (Distimi) en yaygın türdür. Kendine özgü işaretleri ve tedavisi olan başka depresyon türleri de vardır. Meselâ, doğum sonrası depresyon, mevsimsel depresyon, atipik depresyon, katatonik özellikli majör depresyon vs...Örnek olması için depresyon çeşitleri arasından majör depresyonu inceleyelim; bir insana majör depresyon tanımını koyabilmemiz için (DSM- 5 tanı ölçütü kitabına göre) aşağıdaki semptomların en az beşini, 2 haftadan fazla gösteriyor olması lâzımdır.1. Günün büyük bir bölümünde çökkün duyguduruma sahiptir. Meselâ üzüntülüdür, kendini boşlukta hisseder ya da umutsuzdur. Bu durum başkalarınca da gözlenebilir, daima ağlamaklı görünür.2. Bütün faaliyetlere karşı ilgide belirgin azalma ya da bunlardan zevk almama durumu, (bunu kendi söyler veya gözlemlenir)3. İstenmeyen ani kilo kaybı veyahut kilo alımı.4. Uykusuzluk çekme ya da aşırı uyuma.5. Neredeyse her gün, aşırı hareketlilik ya da yavaşlama, uyuşukluk.6. Bitkinlik ya da içsel gücün kalmaması.7. Neredeyse her gün, değersizlik ya da yersiz suçluluk duyguları.8. Düşünmekte ya da odaklanmakta güçlük çekme ya da kararsızlık yaşama.9. İntihar düşünceleri.Dediğimiz gibi, bir kişiye majör depresyon teşhisi koyabilmek için yukarıdaki semptomlardan en az beşini, 2 haftadan fazla gösteriyor olması lâzımdır. Kronik depresyonda ise bu belirtileri 2 yıl boyunca gösteriyor olması lâzım. Eğer öyle ise, bir psikoloğa başvurulmalıdır, o gerekli görürse psikiyatriste de yönlendirir. Bu depresyon çeşidi kendi başına halledilebilecek bir çeşit değildir. Çünkü depresyonu astım hastalığına benzetebiliriz. Bir astım hastası, doktora gitmeden veya ilâç kullanmadan nöbetin geçmesini beklese geçer mi? Geçmez, aksine nefessiz kalır. İşte depresyon da böyledir, yukarıdaki kadar ciddî ise mutlaka uzman yardımı almalıdır, eğer psikiyatr ilâç yazmışsa reçeteye sadık kalmalıdır. Ardından psikoloğa gidilerek psikoterapi süreci başlatılmalıdır.Psikoterapi ile kişinin depresyonu en aza indirgenmeye çalışılır. En yaygın psikoterapi yöntemi olan Beck’in Bilişsel Modeli’nde depresyon şu şekilde açıklanmaktadır; “İnsan bazen kendine, bazen geleceğe bazen de dünyaya ümitsiz bakabilir. Üçüne birden ümitsiz olma durumu depresyon belirtisidir.”Depresyonu çok kabaca inceledik, amacımız genel hatlarıyla çağın hastalığı olan depresyonu öğrenmekti. Zira “Bir dert görünürse, devası âsândır (kolaydır)” demiş Üstad Hazretleri. Buradaki tanımlara bakarak kendinize tanı ve teşhis koymanız doğru değildir, bu bilgiler size fikir edindirmek içindir!

Tükenmişlik

Son zamanlarda gerek televizyondan gerek sosyal medyadan veya çevreden tükenmişlik sendromunu oldukça fazla duymaktayız. Peki nedir bu tükenmişlik sendromu ? İş yükünün fazla olması, uzun mesailer, yapılamayan izinler, çalışılan ekiple yaşanan problemler, yöneticilerin zorlaması ve hatta mobingi, bitirilemeyen projeler, rekabet odaklı iş ortamı, gelecek kaygısıderken iş hayatında oldukça fazla problem yaşıyoruz. Bu zorluklar sebebiyle çoğu zaman sabah kalktığımızda mutsuz, gergin ve huzursuz hissediyoruz.Ayrıca bu motivasyon eksikliği ve ruh halimiz iş hayatı dışında sosyal ilişkilerimize ve hatta hayatımızın her alanına sıçrıyor.Tükenmişlik sendromunu ilk olarak 1974’te Herbert Freudenberger başarısızlık, yıpranmışlık, güç ve enerji düzeyinin azalması, tatmin edilmez isteklerin oluşması sonucunda bireyin içsel kaynaklarında oluşan tükenmişlik durumu olarak tanımlamıştır. Tükenmişlik sendromu bireylerin sıradan, normal hayatlarında yaşadıkları stres ve bunaltıdan çok daha zorlayıcı bir ruhsal durumdur. Kişilerin günlük hayatını sürdürmelerine engel olur ve işlevselliğini kısıtlar. Bireyler bitmek bilmeyen bir yorgunluk hali, mutsuzluk, ve halsizlik hissi yaşar, işler ve hayat anlamsız hale gelir. Kişiler yataktan çıkmaktan dahi zorlanır.Tükenmişlik sendromu belirtilerini üç farklı grupta toplayabiliriz. Fiziksel belirtileri baş ve boyun ağrısı, sırt ve kas ağrısı, halsizlik, yorgun hissetme, karın ağrısı, uyku ve yeme düzeninde değişiklik, enerji kaybı şeklinde sıralayabiliriz. Duygusal olarak bireyler başarısız, umutsuz, tedirgin, endişeli, sabırsız, tahammülsüz veya daha sinirli, depresif , hayal kırıklığı, boş ve anlamsız, değersiz veya yetersiz, duyarsız hissedebilirler. Davranışsal belirtileri sorumluluklarından kaçınma, kendini dışarıya karşı izole etme, işe geç kalma veya hiç gelmeme, iş dışı arkadaşlık ve romantik ilişkilerde bozulma, karar vermede güçlük, dikkatsizlik, erteleme, alkol ve madde kullanımında artış, hareketlerde anormal yavaşlama veya hızlanma, iş yerinde öfke patlamaları yaşama şeklinde sayabiliriz. Bireyler tükenmişlik sendromu yaşarken depresyon ve anksiyete gibi ruhsal problemlere de daha yatkın hale gelebilirler.Ayrıca uzun süre tükenmişlik sendromu yaşayan bireylerde stres kaynaklı kalp rahatsızlıkları, diyabet, uyku problemleri veya bağımlılık görülebilir.Bireylerin iş hayatının zorluğu, mesleklerin stresli olması veya çok ve yoğun çalışmanın yanı sıra son zamanlarda mükemmeliyetçilik ruhu, başarı ihtiyacı ve anksiyete sebebiyle de tükenmiş sendromu yaşandığı gözlemlenmiştir.Tükenmişlik sendromu yaşayan bireylerin durumlarını bazı evrelere ayırabiliriz. İlk evrede bireyler kendini oldukça heyecanlı, motive ve istekli hisseder. Hayal kurar, kariyer planlaması yapar ve yoğun bir çalışma hayatının içine girer. İkinci evrede bireylerde istek ve mutluluğun azaldığı gözlemlenir. Kişiler artık mesleğini icra ederken tatmin olmamaya başlar. Kendini yorgun hisseder. Küçük sorunlar bile batmaya başlar. Üçüncü evrede bu yoğun çalışma nedeniyle bireyler kendi ihtiyaçlarını ihmal etmeye, düzenli uyku ve sağlıklı beslenme ya da öz bakımına dikkat etmemeye başlar. Dördüncü evrede bireyler işi ya da sorumluluğu olmadığını düşündüğü sosyal hayatına, arkadaşlarına ve ailesine zaman ayırmayı bırakır. İçine kapanır ve kendini yalnızlaştırır. Bir sonraki evrede bireyler hayatının kontrolünü kaybettiğini hissetmeye başlayabilir. Altıncı evrede bireyler içlerinde boşluk veya endişe hisleri taşır. Bu aşamada yalnızlık, boşluk ve endişe duygularıyla baş edebilmek için alkol ve madde kullanımı gibi davranışlarda artış görülebilir. Bireyler bir sonraki evrede depresif ve umutsuz hissetmeye başlar. Kendilerini hayatlarının anlamlarını kaybetmiş gibi hissedebilirler. Son evrede ise artık zihinsel ve fiziksel çöküş yaşarlar. Peki bu tükenmişlik sendromuyla nasıl başa çıkabiliriz ? Her ruhsal problemde olduğu gibi ilk önce bireyler bir sorun olduğunu kabul etmeli ve bir ruh sağlığı uzmanından yardım almalıdır. Tükenmişlik sendromu da her ruhsal problem gibi ciddi olarak ele alınmalıdır. Aslında tükenmiş sendromunda en önemli adımlardan biri henüz tükenme (burn out) yaşanmadan kişinin yaşadığı değişiklikleri ve problemleri hissettiğinde yardım alması da oldukça önemlidir. Tükenme yaşandıktan sonra da tabi ki bireyler mutlaka ve hatta daha yoğun bir şekilde bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalıdır. Ruh sağlığı uzmanı gerekli görürse bir psikiyatrik yönlendirme yapabilir ve ilaç tedavisi uygulanabilir. Bunun dışında bireyin psikolojik danışma yardımı alması da oldukça önemlidir.Bu süreçte bireylerin düşünce yapısı incelenir ve kendilerinin göremediği seçeneklerin var olduğunu fark etmelerine yardımcı olunabilir.Nefes egzersizleri iş yerinde çalışma anında küçük molalarda uygulandığı zaman bireylere oldukça iyi gelebilir. Bunun dışında bireylerin fiziksel egzersizler yapması da önemlidir. Sabahları yürüyüşe çıkmak veya iş çıkışı spora gitmekbireyleri oldukça rahatlatacaktır. Bunun dışında bireylere yoga ve meditasyonda önerilmektedir. Dengeli ve sağlıklı beslenmek fiziksel sağlığımız dışında ruhsal açıdan da bizlere oldukça faydalıdır. Ayrıca vücudumuzun uykuya da sağlıklı bir yemek ve yapılan bir egzersiz kadar ihtiyacı vardır. Düzenli uyku saatleri ve kaliteli uyku stresten uzaklaşmamıza çok yardımcı olacaktır. Bunun dışında sosyalleşmek, dışarıda arkadaşlarla yenilen bir yemek veya içilen bir kahve yukarıda saydıklarım kadar önemlidir. Kendimizi mutsuz ve stresli hissettiğimiz zamanlarda başkalarından destek görmek ve yardım istemek kendimizi iyi hissetmemize yardımcı olacaktır.İş yerinden bir süre izin alıp tatile çıkmak bu bireyleri oldukça rahatlatacaktır. Ayrıca iş dışında kendinize bir hobi edinebilir veya bir kursa yazılabilirsiniz. Böylece boş zamanlarınızda kendinizi iş hayatınızdan uzak tutmuş olacaksınız. En önemlisi ise kendinizi değerli hissettiğiniz, görev tanımları açık, yöneticilerin çalışanlarına destek olduğu ve çalışanların kendi aralarında ekip olarak iyi anlaştığı bir işte çalışıyor olmanız ve mesleğinizi icra ederken kendiniz mutlu hissetmeniz. Unutmayın ki bu problemleri sadece siz yaşamıyorsunuz. Bu yazıyı okuyorsanız yardım almayı düşünüyor olabilirsiniz. Kendiniz için attığınız bu büyük adımı bir ruh sağlığı uzmanı tarafından destekleyin. Sadece birkaç seans sonra daha iyi hissetmeye başlayacaksınız.Psikolojik DanışmanBelciz Keski
Belciz KESKİ 12.07.2023