İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Nuray ER
  3. Blog Yazıları
  4. Bipolar Bozukluk: Duyguların İki Ucunda Yaşamak

Bipolar Bozukluk: Duyguların İki Ucunda Yaşamak

Bipolar Bozukluk: Duyguların İki Ucunda Yaşamak

Her yıl 30 Mart, dünya genelinde Bipolar Bozukluk Farkındalık Günü olarak anılır. Bu özel günün tarihi, yalnızca bipolar bozukluğa dikkat çekmek için değil, aynı zamanda bu hastalıkla yaşamış ve sanat dünyasında çığır açmış bir isme ithafen seçilmiştir: Vincent van Gogh. 19. yüzyılın en önemli ressamlarından biri olan Van Gogh, yaşadığı duygu durum dalgalanmalarına rağmen (veya belki de bu dalgalanmalar sayesinde) ardında yüzlerce eser bırakmış, renkleriyle, çizgileriyle ve tutkusu ile adeta ruhunun iç dünyasını tuvale aktarmıştır.

Peki, böylesine yaratıcı bir dehanın da etkisi altında kaldığı bipolar bozukluk nedir? Gelin, bu psikolojik rahatsızlığı daha yakından tanıyalım.

Bipolar Bozukluk Nedir?

Bipolar bozukluk, bir duygu durum bozukluğudur. Eski adıyla “manik depresif hastalık” olarak da bilinen bu durum, bireyin ruh halinin normalden çok daha fazla dalgalanmasına neden olur. Yani kişi yalnızca üzgün ya da mutlu hissetmekle kalmaz; zaman zaman taşkın bir neşeyle (manik dönem), zaman zaman ise derin bir karamsarlıkla (depresif dönem) mücadele eder.

Bu ataklar bazen aylarca sürebileceği gibi, bazı bireylerde bir gün içinde bile değişkenlik gösterebilir. Atakların ne zaman geleceği ya da ne kadar süreceği kişiden kişiye farklılık gösterir, bu da hastalığın öngörülemez ve zorlayıcı yönlerinden biridir.

Manik Dönem: Enerjinin Taşması

Bipolar bozukluğun en çarpıcı belirtileri, çoğu zaman manik dönemde ortaya çıkar. Bu dönem, bireyin normalden çok daha enerjik, coşkulu ve hatta taşkın bir hale bürünmesiyle karakterizedir.

Manik dönemde görülebilecek belirtiler şunlardır:

  • Aşırı neşe, özgüven ve taşkınlık
  • Uyku ihtiyacının azalması (örneğin 2-3 saat uyuyarak yetinme)
  • Hızlı ve durmaksızın konuşma
  • Düşüncelerin hızla akması (zihinsel taşkınlık)
  • Riskli davranışlar (düşünmeden para harcama, hızlı araba kullanma, dürtüsel ilişkiler)
  • Kolay öfkelenme ve tahammülsüzlük
  • Gerçeklikten kopma (ağır vakalarda psikotik belirtiler)

Bu dönem bazı kişiler için yaratıcılığın doruk noktası olabilir. Van Gogh gibi birçok sanatçının, edebiyatçının ve bilim insanının bu tür ataklar sırasında önemli eserler verdiği düşünülmektedir. Ancak bu taşkınlık hali sürekli değildir; çoğu zaman bu yüksek enerjili dönem, yerini derin bir çöküşe bırakır.

Depresyon Dönemi: Sessiz Bir Çöküş

Manik dönemin ardından ya da bazen bağımsız olarak gelen depresif dönem, bireyin enerjisinin tükenmiş, umutlarının sönmüş ve hayatla bağlarının zayıflamış olduğu bir evredir.

Depresif dönemde görülebilecek belirtiler:

  • Sürekli üzgün, umutsuz ya da boşlukta hissetme
  • Günlük aktivitelerden zevk alamama
  • Uykusuzluk ya da aşırı uyuma
  • Yorgunluk, halsizlik, motivasyon kaybı
  • Değersizlik, suçluluk ve kendine yönelik eleştiriler
  • İntihar düşünceleri ya da girişimleri

Bu dönem, kişinin hem kendi hayatını hem de çevresindeki ilişkilerini ciddi şekilde etkileyebilir. İş kaybı, sosyal izolasyon ve aile içi çatışmalar gibi ikincil sorunlar da depresyonun etkisiyle daha da derinleşebilir.

Bipolar Bozuklukla Yaşamak Mümkün mü?

Evet, bipolar bozukluk ömür boyu süren bir hastalık olabilir. Ancak bu durum kişinin sağlıklı, üretken ve tatmin edici bir yaşam süremeyeceği anlamına gelmez. Doğru tanı, etkili bir tedavi planı, düzenli takip ve bireyin kendini tanıması ile atakların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilir.

Tedavi yaklaşımları:

  • İlaç tedavisi: Duygu durum düzenleyiciler, antidepresanlar ya da antipsikotikler gibi ilaçlar
  • Psikoterapi: Bireysel terapi, aile terapisi ya da grup terapileri
  • Yaşam tarzı düzenlemeleri: Uyku düzeni, stres yönetimi, sağlıklı beslenme, alkol ve madde kullanımından kaçınma
  • Sosyal destek: Aile, arkadaşlar ve destek gruplarıyla kurulan güçlü bağlar

Ayrıca bireyin, hastalığını kabullenmesi, tetikleyici durumları tanıması ve atak belirtilerini erkenden fark edebilmesi, bu süreçte oldukça önemlidir.

Toplumsal Etiketleme ve Damgalanma

Ne yazık ki bipolar bozukluk gibi ruhsal hastalıklar, toplumda hâlâ önyargı ve damgalanma ile karşılaşabiliyor. Oysa psikolojik rahatsızlıklar, tıpkı diyabet ya da tansiyon gibi tedavi edilebilir ve yönetilebilir sağlık sorunlarıdır.

Bireyler, sadece bu hastalığa sahip oldukları için dışlanmamalı, küçümsenmemeli ya da işe alınmaktan mahrum bırakılmamalıdır. Toplumsal farkındalık arttıkça, hem hastaların yaşam kalitesi artacak hem de toplum daha şefkatli ve kapsayıcı hale gelecektir.

Son Söz: Anlamak ve Yanında Durmak

Unutmayalım ki, hiç kimse bir ruhsal rahatsızlıkla doğmayı ya da yaşamayı seçmez. Ancak bazı insanlar, hayat yolculuklarında bipolar bozukluk gibi karmaşık bir duygu durum hastalığı ile mücadele etmek zorunda kalabilirler. Onların bu mücadelesi, dışarıdan göründüğü kadar basit değildir; kimi zaman zihinsel bir fırtınayla, kimi zaman içsel bir sessizlikle, kimi zaman da her ikisinin arasında savruldukları bir belirsizlikle geçer.

Bipolar bozukluk, sadece kişinin psikolojik sağlığını değil; ilişkilerini, iş yaşamını, sosyal çevresini ve hayata dair umutlarını da etkileyebilir. Ancak bu, o kişilerin “zayıf” olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, bu hastalıkla yaşamaya devam eden bireyler çoğu zaman inanılmaz bir içsel güç ve direnç geliştirirler. Yaşadıkları her iniş ve çıkış, duygularının derinliği kadar yaşama tutunma çabalarının da bir göstergesidir.

Bizler, bu insanlara yardımcı olabilmek için illa ki psikolog ya da doktor olmak zorunda değiliz. Empati kurmak, yargılamamak, onları oldukları gibi kabul etmek bile başlı başına iyileştirici bir adımdır. "Yanındayım" demek bazen ilaçtan daha etkili bir destek olabilir. Onların yaşadığı her duygu geçişini anlamak zorunda değiliz, ama saygı göstermek bizim elimizdedir.

Toplum olarak yapmamız gereken en önemli şeylerden biri de, ruhsal hastalıkları damgalamaktan vazgeçmek ve bu bireylerin yalnız olmadığını hissettirmektir. Çünkü her birey sevgiye, anlayışa ve desteğe layıktır — ruhsal durumu ne olursa olsun. Ayrıca unutmayalım ki; bipolar bozukluğa sahip insanlar sadece “hasta” değil, aynı zamanda sanatçı, öğretmen, mühendis, ebeveyn, dost ya da komşudur. Onlar da hayatın tam içindedir ve üretmeye, sevmeye, katkı sunmaya devam ederler.

Vincent van Gogh gibi insanlar bize sadece renkleri, ışığı ve sanatı öğretmekle kalmaz; aynı zamanda insan zihninin ne kadar karmaşık ama bir o kadar da etkileyici bir yapı olduğunu da gösterir. Belki de onun fırçasından dökülen o eşsiz resimlerin ardında, sadece sanat değil, bir çığlık, bir içsel yolculuk, bir anlam arayışı vardır.

Bugün, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle, sadece bir hastalığı tanımakla kalmayalım — aynı zamanda bu hastalıkla yaşayan insanların yanında durmayı da kendimize sorumluluk bilelim. Anlamaya çalışalım, kabullenelim ve en önemlisi: unutmayalım, yalnız değiller.

Çünkü gerçek iyileşme, bazen bir teşhisle değil, bir “Ben seni görüyorum ve olduğun gibi kabul ediyorum” cümlesiyle başlar.🎗️ 30 Mart Dünya Bipolar Günü'nde, gelin hep birlikte daha fazla bilinçlenelim, anlayalım ve destek olalım.

Yayınlanma: 09.10.2025 06:47

Son Güncelleme: 09.10.2025 06:47

#bipolar bozukluk#iki uçlu bozukluk#depresyon#manik depresif#major depresyon#bipolar bozukluk tedavisi
Psikolog

Nuray

ER

Uzman Psikolog

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Depresif Bozukluklar
Akran Zorbalığı
Bağımlılıklar
+7
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Aranmakta olan Mut-lu-luk

Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)Herkese merhabalar…Umarım herşey yolundadır, değilse de yoluna girmesini ümit ediyorum.Mutluluk ve mutlu olmak hakkında paylaşmak istediklerim var.Biz insanoğlunun peşinden koştuğu belli başlı şeyler var bunlardan biride, mutluluk.Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)İlk mutluluktan bahsedelim sonrasında mutluluk için ihtiyacımız olanlara değinelim.Mutluluk, bir durum ya da kişiye karşı duyunlar histir. Mutluluk çoğunlukla zihnimizdeki mutluluk resmi ile eşleşiyorsa hissedebildiğimizdir. Bu da nedemek? Kişi yaşamının her karesine dair zihninde bir resim oluşturmuştur. Başarıya, güvene, sevgiye, aşka, ve tabi mutluluğa dair. Zihnimizdeki resme uymayan her bir başlık eşleşmediğinde ne mutluyuz ne de başarılıyızdır. Çünkü sana gelen mutluluk zihnindeki resimle eşleşmemiştir.Neden bu kadar mutlu olmaya odaklıyız? Neden yaşamın her karesinde çok mutlu olmayı dilemekteyiz? Var olan mutluluklarımızla neden yetinmeyip dahasını istemekteyiz? Geçmişteki mutluluğumuzu gelecekte de aramak neden? Başkalarının mutluluklarıyla mutlu olmak niye bu kadar zor? Sanal dünyanın gerçek olmayan mutlulukları bizi niye bu kadar zorda bırakmakta? Ünlü, ünsüz, fenomenlerin mutluluklarına neden bu kadar özenmekteyiz? Hayat sürekli başrol dizi ya da film oyuncusu olmaktan mı ibarettir? Yan karakter olmak görülmez olmak demek midir? Ya da mutluluklarımız gösteriş mi olmak zorundadır? Sessiz yaşanan mutluluklar yeterli değil midir?Ve dahası sorular bizlerin kendi mutluluğumuza dair engellerimizdir.Mutluluk seninle olsun istiyorsan;1- Kanaat et!Sahip oldukların ve olacaklarına kaanat et. 1 kalbin varsa 2.sini isteme, sahip olduğunla mutluluğu ara, yetin.Bir kabiliyetin varsa onun üzerinde yoğunlaş, şu kişi bunuda yapıyor bende yapayım deme, aç gözlülük etme.Bir ailen varsa varlığına kanaat et, zenginliğini sahip olduklarınla hisset, sahip olamadıklarına hırslanıp hasetlenme, onların için çaba etmen yeterli.2-Şükret/İyiki de! Bu şükür yaratıcıya duyulan minneti dile getirmek olabilir. Yanındakinin varlığına dair şükür olabilir. Hayatın defterinde mutlaka iyikilerin yazılıdır, onları gözden geçirmeyi dene. Unuttuğun iyikilerin seni yürüdüğün yolda yaptıkların ve yapacaklarına dair inancını güçlendirecektir.3-Ne geçmişte takılı kal! Ne de geleceği yasla karşıla! Geçmişte yaşadıklarımızı, geleceğimizde biçtiğimiz hasatımızdır. ‘Ne ekersen onu biçersin‘ tamda buraya uygun bir cümle diyebiliriz. Acılarımızın kaynağı, öncelikle kendi içimizde hapsolmuşluğumuzdan kendimizi nasıl kurtaracağımızı söyleyen cümlelerimiz, daha da kendimize hapsolmuş hissetmemize neden olur. Seçimlerimizi sıkıntılı yaşam seviyesinde yaptığımız sürece, çözümlerimizin kökleri sorunun içinde olacaktır. Şimdide ektiğin sağlıklı tohumun geleceğinin sağlıklı hasatıdır. Geçmişle barışmak, geçmişe öfkelenip göndermek, yeni bir geçmiş oluşturmak senin elinde. Çıkamıyorsan bu kısır döngüden psikolojik destek al ve kendini şifalandır.4-Hayatındaki kalabalıktan kurtul! Hayatındaki kişileri, mekanları, işleri, planları, yediklerini, içtiklerini, izlediklerini, tercihlerini ve seçimlerini un eleğinden ele zamanın geldi. Zaman varki bunlar arasında kendini kaybettiğin, bulamadığın kalabalıktan kendini dinleyemediğin ya da zorunlu bırakıldıklarını düşün yapmak zorunda oldukların, maruz kalmak zorunda oldukların. Hayat eleğini kullan ve yığın arasında çık. Seni hakikaten mutlu eden arkadaşın ile beraber ol, zorunda bırakıldığın sen olmadığını hissettiğin o topluluktan sıyrıl. Ait hissettiğine yönel. Seni iyiliğe teşvik eden, pozitif zihnin yaşam sürdüğü yere yönel. Bırak senelik planlar yapmayı, 12 ay 365 günün olduğunu düşün.5- Keşke demeyi bırak! ‘Keşke bende, keşke sende’ başlayan cümlelerini azalt, hatta bırak. Tercihlerinin iyi yanlarınıda gör, olumsuz yanlarının seni geliştirmesine izin ver. Bırak gözünün üzerindeki kaşa söylenmeyi… Bir kerede izin ver noktalama ve yazım hataları yapmana… Keşke dedikten sonra pişman olmayı bırak. ‘Keşke’nin hayatını demoralize etmesine izin verme. Olumsuza odaklanıp, olumluyu görmezden gelme.Bunlardan biri veya birden çoğu seni anlatıyor olabilir. Hiç biride değil demek sürece direnmek demektir. Görmezden gelmek, yüzleşmek istememektir. Umutsuzca mutluluğu aramak mutsuzluğun devamıdır. Mutluluğun kendini aranması gerekmez. O kendisidir.Çok uzatmadan sonuna geldiyseniz yazının, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Daha çok yazılar yazabilmem için desteklerinizi beklerim. Sizlerin desteği benim yazma cesaretim…Sevgiler…
Gelişim Psikoloğu Hangi Alanlarda Çalışır?

Gelişim Psikoloğu Hangi Alanlarda Çalışır?

Gelişim Psikolojisi Nedir? Gelişim psikolojisi, bireylerin gelişimini doğum öncesi süreçten mezara kadar inceleyen ve bireylerin gelişim süreçlerini sosyal, fiziksel, duygusal ve bilişsel olarak ele alan bir bilim dalıdır. Yaşa bağlı olarak değişim gösteren gelişim dönemleri ( bebeklik dönemi, okul öncesi dönemi, ön ergenlik (ilkokul) dönemi, ergenlik dönemi, beliren yetişkinlik dönemi, yetişkinlik dönemi ve yaşlılık dönemi ) ile birlikte kültürün, yetiştirilen çevrenin, karakterin bireyin davranışları üzerindeki etkisini incelemekte ve bireyin yaşamı boyunca devam etmekte olan değişim süreçlerini anlama ve anlamlandırmaya çalışmaktadır.Gelişim Psikoloğu Nasıl Olunur? Gelişim psikoloğu olarak uzmanlaşmak için 4 yıllık lisans eğitiminden sonra Gelişim Psikolojisi alanında yüksek lisans yapılması gerekmektedir. Gelişim psikologları Türkiye’de ağırlıklı olarak gelişimin hızla gerçekleştiği dönem olarak belirtilen okul öncesi, ilkokul dönemi ve ergenlik dönemini içeren eğitim sektöründe çalışmaktadır. Ancak gelişim psikologlarının çalışma hayatında rehabilitasyon merkezleri, yaşlı bakım evleri gibi çalışma alanları da mevcuttur.Gelişim Psikologları Hangi Alanlarda Çalışmaktadır? Gelişim psikologları yaşam boyu devam eden tüm gelişim dönemlerini ele almakla birlikte gelişimin en hızlı olduğu dönemler olan okul öncesi ve ergenlik dönemi üzerinde daha çok çalışmaktadır. Bu dönemler bireyin kendini keşfetmeye ve farkına varmaya başladığı, sorguladığı, arayış içinde bulunduğu, yetişkinlik dönemine dair ilk adımların atılmaya başlandığı ve yaşam boyu bireyin hayatında etkisi olacak olan tüm süreçlere zemin hazırladığı için büyük önem taşımaktadır. Gelişim psikologları da bu dönemleri dikkatli şekilde takip etmekte, gözlem ve analiz yaparak gerekli durumlara müdahale de bulunmaktadır. Bu sayede çocuk ve ergenler için ebeveynleri ile birlikte yol alındığı takdirde sağlıklı gelişim için gerekli olan ortamın oluşturulmasına öncülük edilmektedir.Gelişim psikologlarının sıklıkla çalışmakta olduğu alanlar;-Anksiyete (kaygı) Bozuklukları-Umutsuzluk ve Depresyon- Motivasyon Düşüklüğü ve Tembellik-Dönemsel Gelişim Sorunları-Dikkat Eksikliği Sorunları-Öğrenme Stilleri ve Öğrenme Bozuklukları-Uyku ve Yeme Sorunları-Duygu Düzenleme -Zaman Yönetimi Problemleri-Öfke Problemleri-Aile İçi Problemler -Teknoloji bağımlılıkları (internet, oyun, telefon vb.) gibi sorunlar üzerinde etkili bir şekilde çalışmaktadır. Anksiyete (kaygı) Bozuklukları: Anksiyete (kaygı) çocukluktan yaşlılığa kadar her yaştan bireyde var olabilen ve psikologların sıklıkla çalıştığı bir alandır. Ancak, okul döneminin etkisi ile birlikte anksiyete bozuklukları, çocuk ve ergenlik döneminde en sık karşılaşılan bozukluklar arasında yer almaktadır. Özellikle okul öncesi dönem çocuklarında ayrılık kaygısı, okul kaygısı söz konusu iken ergenlik döneminde sınav kaygısı, iş kaygısı, gelecek kaygısı, sosyal kaygı gibi kaygı türlerini sıklıkla görmek mümkündür. Anksiyete bozukluğu olan bireyler terleme, karın ağrısı, karın guruldaması, avuç içi terlemesi, ateş basmaları, bayılacak gibi hissetme gibi şikâyetleri ifade etmektedir. Umutsuzluk ve Depresyon: Çocuk ve ergenlik döneminde bir diğer en sık karşılaşılan konu ise umutsuzluk ve depresyon konusudur. Umutsuzluk, geleceğe yönelik olumsuz beklentileri içermekte ve eğitim sürecinde akademik umutsuzluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Umutsuzluk hissine kapılmış ola birey bir şeyler yapmak, eyleme geçmek için istekli değildir ve gerekli olan motivasyonu kendinde bulamaz. Depresyon ise pek çok şeyi gerçekleştirmemizi engelleyen bir duygu durumdur. Birey kendisini mutsuz, üzüntü içinde, huzursuz hisseder. Yapılan hiçbir eylemden keyif alınmaz, keyif almadığı için yapmak istemez ve bir şey yapmadıkça kendisini daha kötü hissetmesine sebep olan kısır döngüye girer. Okul döneminde de depresyon yaşayan çocuk ve ergenlerde okula gitme de isteksizlik, keyif almama, uyku ve yeme problemleri, sosyal ilişkilerde keyif almama gibi durumlar görmek mümkündür.Motivasyon Düşüklüğü ve Tembellik : Umutsuzluk ile birlikte sıklıkla karşımıza çıkan sorun ise bireylerin eyleme geçebilmek için kendilerinde yeterli motivasyonu bulamamaları ve tembellik sorunu ile karşı karşıya kalmaları durumudur. Temelinde geleceğe yönelik umutsuzluğu, güvensizliği, iç ve dış motivasyon kaybını barındırmaktadır. Öğrenciler için akademik motivasyonun kaybı beraberinde okul ve sınav kaygısını da getirdiği için bu problemlerin başında bir uzamana danışılması gerekmektedir.Dönemsel Gelişim Sorunları: Bireylerin gelişim dönemlerinde yaşadıkları sorunlar için de bir uzmandan yardım alınması gerekmektedir. Konuşma ve dil sorunları, ahlak gelişimi, sosyal gelişim, cinsel gelişim, bilişsel gelişim, duygusal gelişim ve kişilik gelişimi sorunları gelişim dönemleri kapsamında ele alınan alt alanlardır. Kendini keşfetmeye başladığı dönemi içine alan ergenlik dönemini yaşayan bir birey kendi cinsel kimliğini, kişilerarası ilişkilerini, toplumsal değerleri ve yasaları, uyması gereken kuralları, gereklilikleri, duygusal zekâsını da keşfetmeye başlamakta ve bu alanlar içerisinde oluşabilecek bir sorun kişinin tüm yaşamını etkileyecektir.Dikkat Eksikliği Sorunları: Dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına uygun olan süreden az olması durumudur. Dikkat süresi her yaş için ayrı ele alınmalı 5 yaş çocuğu ile 15 yaş çocuğu arasındaki dikkat kapasitesi arasında fark gözetilmelidir. Bu sorun karşısında çocuk suçlanmamalı, zorlanmamalı ve adım adım sabır ile çalışılarak bilişsel kapasitesine uygun dikkat süresine getirilmek için çalışılmalıdır.Öğrenme Stilleri ve Öğrenme Bozuklukları: Her bireyin öğrenme stili farklıdır. Bir çocuğun öğrendiği şekilde diğer çocukların öğrenmesi beklenmemelidir. Bir öğrenci derste dinleyerek öğrenirken, bir öğrenci öğrenebilmek için renkli kalemler ile yazmaya, tablo oluşturmaya, resimler çizmeye ihtiyaç duyabilir. Bir öğrenci sesli şekilde okuduğunda daha iyi aklına kaldığını belirtirken, bir öğrenci bir başkasında anlatıyormuş gibi çalışırken en iyi şekilde öğrendiğini belirtebilir. Biri sert zemin de çalışmayı diğeri ise müzik eşliğinde çalışmayı tercih edebilir. Bunun için çocuklara öncelikle hangi öğrenme stillerine ait oldukları üzerine gerekli analizler yapılmalı ve öğrenme güçlükleri var ise dikkate alınmalıdır. Bu süreçte öğretmeler, ebeveynler ve psikologlar bir ekip olarak hareket etmelidir.Teknoloji bağımlılıkları (internet, oyun, telefon vb.) : Teknoloji cihazlarının ve beraberinde internetin kişinin günlük yaşamını bozacak düzeyde ve kontrolsüzce kullanılması durumu özetle teknoloji bağımlılığı olarak açıklanmaktadır. Bir gencin akıllı telefonu ile amacının dışında, düşündüğü süreden fazla, problemli kullanımı bağımlılık riskini beraberinde getirmekte ve bu risklere karşı açık olan gençler bağımlı olmadan önce önleme kapsamına alınmalıdır. Telefonları ile geçirdikleri süreyi cazip kılan temel etkenler bulunmalı ve yerleri daha verimlileri ile değiştirilmelidir. Bu süre zarfında yasaklar, kısıtlamalar konulmamalı öncelikli olarak ''neden'' bunu tercih ediyor sorusuna cevap aranmalıdır.Eğer sizlerde ebeveyn olarak çocuklarınız ile ilgili ya da aile problemleriniz ile ilgili olarak gerekli yardımı almak, soru sormak ve randevu oluşturmak isterseniz bana buradan her daim ulaşabilirsiniz. Sevgilerimle…FATMA İZEL ŞAHİNPsikolog & Aile Danışmanı

Tükenmişlik

Son zamanlarda gerek televizyondan gerek sosyal medyadan veya çevreden tükenmişlik sendromunu oldukça fazla duymaktayız. Peki nedir bu tükenmişlik sendromu ? İş yükünün fazla olması, uzun mesailer, yapılamayan izinler, çalışılan ekiple yaşanan problemler, yöneticilerin zorlaması ve hatta mobingi, bitirilemeyen projeler, rekabet odaklı iş ortamı, gelecek kaygısı derken iş hayatında oldukça fazla problem yaşıyoruz. Bu zorluklar sebebiyle çoğu zaman sabah kalktığımızda mutsuz, gergin ve huzursuz hissediyoruz. Ayrıca bu motivasyon eksikliği ve ruh halimiz iş hayatı dışında sosyal ilişkilerimize ve hatta hayatımızın her alanına sıçrıyor. Tükenmişlik sendromunu ilk olarak 1974’te Herbert Freudenberger başarısızlık, yıpranmışlık, güç ve enerji düzeyinin azalması, tatmin edilmez isteklerin oluşması sonucunda bireyin içsel kaynaklarında oluşan tükenmişlik durumu olarak tanımlamıştır. Tükenmişlik sendromu bireylerin sıradan, normal hayatlarında yaşadıkları stres ve bunaltıdan çok daha zorlayıcı bir ruhsal durumdur. Kişilerin günlük hayatını sürdürmelerine engel olur ve işlevselliğini kısıtlar. Bireyler bitmek bilmeyen bir yorgunluk hali, mutsuzluk, ve halsizlik hissi yaşar, işler ve hayat anlamsız hale gelir. Kişiler yataktan çıkmaktan dahi zorlanır. Tükenmişlik sendromu belirtilerini üç farklı grupta toplayabiliriz. Fiziksel belirtileri baş ve boyun ağrısı, sırt ve kas ağrısı, halsizlik, yorgun hissetme, karın ağrısı, uyku ve yeme düzeninde değişiklik, enerji kaybı şeklinde sıralayabiliriz. Duygusal olarak bireyler başarısız, umutsuz, tedirgin, endişeli, sabırsız, tahammülsüz veya daha sinirli, depresif , hayal kırıklığı, boş ve anlamsız, değersiz veya yetersiz, duyarsız hissedebilirler. Davranışsal belirtileri sorumluluklarından kaçınma, kendini dışarıya karşı izole etme, işe geç kalma veya hiç gelmeme, iş dışı arkadaşlık ve romantik ilişkilerde bozulma, karar vermede güçlük, dikkatsizlik, erteleme, alkol ve madde kullanımında artış, hareketlerde anormal yavaşlama veya hızlanma, iş yerinde öfke patlamaları yaşama şeklinde sayabiliriz. Bireyler tükenmişlik sendromu yaşarken depresyon ve anksiyete gibi ruhsal problemlere de daha yatkın hale gelebilirler. Ayrıca uzun süre tükenmişlik sendromu yaşayan bireylerde stres kaynaklı kalp rahatsızlıkları, diyabet, uyku problemleri veya bağımlılık görülebilir. Bireylerin iş hayatının zorluğu, mesleklerin stresli olması veya çok ve yoğun çalışmanın yanı sıra son zamanlarda mükemmeliyetçilik ruhu, başarı ihtiyacı ve anksiyete sebebiyle de tükenmiş sendromu yaşandığı gözlemlenmiştir. Tükenmişlik sendromu yaşayan bireylerin durumlarını bazı evrelere ayırabiliriz. İlk evrede bireyler kendini oldukça heyecanlı, motive ve istekli hisseder. Hayal kurar, kariyer planlaması yapar ve yoğun bir çalışma hayatının içine girer. İkinci evrede bireylerde istek ve mutluluğun azaldığı gözlemlenir. Kişiler artık mesleğini icra ederken tatmin olmamaya başlar. Kendini yorgun hisseder. Küçük sorunlar bile batmaya başlar. Üçüncü evrede bu yoğun çalışma nedeniyle bireyler kendi ihtiyaçlarını ihmal etmeye, düzenli uyku ve sağlıklı beslenme ya da öz bakımına dikkat etmemeye başlar. Dördüncü evrede bireyler işi ya da sorumluluğu olmadığını düşündüğü sosyal hayatına, arkadaşlarına ve ailesine zaman ayırmayı bırakır. İçine kapanır ve kendini yalnızlaştırır. Bir sonraki evrede bireyler hayatının kontrolünü kaybettiğini hissetmeye başlayabilir. Altıncı evrede bireyler içlerinde boşluk veya endişe hisleri taşır. Bu aşamada yalnızlık, boşluk ve endişe duygularıyla baş edebilmek için alkol ve madde kullanımı gibi davranışlarda artış görülebilir. Bireyler bir sonraki evrede depresif ve umutsuz hissetmeye başlar. Kendilerini hayatlarının anlamlarını kaybetmiş gibi hissedebilirler. Son evrede ise artık zihinsel ve fiziksel çöküş yaşarlar. Peki bu tükenmişlik sendromuyla nasıl başa çıkabiliriz ? Her ruhsal problemde olduğu gibi ilk önce bireyler bir sorun olduğunu kabul etmeli ve bir ruh sağlığı uzmanından yardım almalıdır. Tükenmişlik sendromu da her ruhsal problem gibi ciddi olarak ele alınmalıdır. Aslında tükenmiş sendromunda en önemli adımlardan biri henüz tükenme (burn out) yaşanmadan kişinin yaşadığı değişiklikleri ve problemleri hissettiğinde yardım alması da oldukça önemlidir. Tükenme yaşandıktan sonra da tabi ki bireyler mutlaka ve hatta daha yoğun bir şekilde bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalıdır. Ruh sağlığı uzmanı gerekli görürse bir psikiyatrik yönlendirme yapabilir ve ilaç tedavisi uygulanabilir. Bunun dışında bireyin psikolojik danışma yardımı alması da oldukça önemlidir. Bu süreçte bireylerin düşünce yapısı incelenir ve kendilerinin göremediği seçeneklerin var olduğunu fark etmelerine yardımcı olunabilir. Nefes egzersizleri iş yerinde çalışma anında küçük molalarda uygulandığı zaman bireylere oldukça iyi gelebilir. Bunun dışında bireylerin fiziksel egzersizler yapması da önemlidir. Sabahları yürüyüşe çıkmak veya iş çıkışı spora gitmek bireyleri oldukça rahatlatacaktır. Bunun dışında bireylere yoga ve meditasyon da önerilmektedir. Dengeli ve sağlıklı beslenmek fiziksel sağlığımız dışında ruhsal açıdan da bizlere oldukça faydalıdır. Ayrıca vücudumuzun uykuya da sağlıklı bir yemek ve yapılan bir egzersiz kadar ihtiyacı vardır. Düzenli uyku saatleri ve kaliteli uyku stresten uzaklaşmamıza çok yardımcı olacaktır. Bunun dışında sosyalleşmek, dışarıda arkadaşlarla yenilen bir yemek veya içilen bir kahve yukarıda saydıklarım kadar önemlidir. Kendimizi mutsuz ve stresli hissettiğimiz zamanlarda başkalarından destek görmek ve yardım istemek kendimizi iyi hissetmemize yardımcı olacaktır. İş yerinden bir süre izin alıp tatile çıkmak bu bireyleri oldukça rahatlatacaktır. Ayrıca iş dışında kendinize bir hobi edinebilir veya bir kursa yazılabilirsiniz. Böylece boş zamanlarınızda kendinizi iş hayatınızdan uzak tutmuş olacaksınız. En önemlisi ise kendinizi değerli hissettiğiniz, görev tanımları açık, yöneticilerin çalışanlarına destek olduğu ve çalışanların kendi aralarında ekip olarak iyi anlaştığı bir işte çalışıyor olmanız ve mesleğinizi icra ederken kendiniz mutlu hissetmeniz. Unutmayın ki bu problemleri sadece siz yaşamıyorsunuz. Bu yazıyı okuyorsanız yardım almayı düşünüyor olabilirsiniz. Kendiniz için attığınız bu büyük adımı bir ruh sağlığı uzmanı tarafından destekleyin. Sadece birkaç seans sonra daha iyi hissetmeye başlayacaksınız. Psikolojik DanışmanBelciz Keski
Belciz KESKİ 12.07.2023