İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Soru: Tecavüze uğradım. Ne yapabilirim?

Soru: Tecavüze uğradım. Ne yapabilirim?

Soru: Tecavüze uğradım. Ne yapabilirim?

Bir kişinin diğerine, rızası dışında uyguladığı her tür cinsel davranışa cinsel taciz adı verilir. Bu nedenle tecavüz ya da tecavüze teşebbüs dışındaki birçok davranış da cinsel tacize girer. Cinsel taciz sadece fiziksel değil, sözlü ya da yazılı olarak da yapılabilmektedir. Kişinin rızası dışında vücuduna dokunulması, cinselliğini hedef alan görseller ya da sözlerin kullanılması, güç kullanılarak ya da kullanılmayarak vücut ve ruh bütünlüğünün sarsılması cinsel taciz kapsamına girer.

Cinsel taciz yaşayan kişiler, depresyondan kaygı bozukluğuna, utançtan, kendini suçlamaya dek birçok şeyi deneyimleyebilir. Yaşadıkları bu durum hayatlarını alt üst eder.

Cinsel taciz çok ağır bir suçtur. Cinsel tacize uğrayan kişilerin ilk önce yetkili mercilere gerekli bildirimleri yapması gereklidir. Cinsel taciz yapan kişiden korkmak, başkalarının kendisine inanmayacağını düşünmek ve hatta kendini suçlu bulmak mağdurların şikayette bulunmasına engel olsa da bu durumu daha da kötüleştirmekten öteye gitmez. Öncelikle yasalar karşısında suçlunun cezalandırılması gerekmektedir.

Eğer tecavüze uğradıysanız, muayeneniz yapılmadan önce banyo yapmayın. Eğer oral yoldan bir zorlama olduysa dişlerinizi fırçalamayın. Çamaşırlarınızı yıkamayın.


Yasal süreçlerin başlayabilmesi için hemen olayın meydana geldiği yerdeki polis karakoluna ya da mesai saatleri içindeyse bir dilekçeyle Cumhuriyet Savcılığına başvurmanız gerekir. Burada adli tıbba ya da devlet hastanesine sevkinizi, böylece zaman geçirmeden fiziki ve psikolojik muayenenizin yapılmasını talep etmelisiniz. Bir başka seçenek de en yakın yerdeki hastaneye başvurmak, doğrudan muayene yapılmasını talep etmek, aynı zamanda hastane polisine durumu anlatmaktır. Yasal yollara başvurmak konusunda henüz kesin karar vermemiş bile olsanız, bir sağlık kurumuna başvurarak muayenenizin yapılmasını ve olguların kayıt altına alınmasını sağlayabilirsiniz. Yasal yollara başvurmak konusunda henüz karar vermediğinizi doktorunuzla paylaşın. Muayeneniz yapılmadan önce banyo yapmayın. Eğer oral yoldan bir zorlama olduysa dişlerinizi fırçalamayın. Çamaşırlarınızı yıkamayın. Muayeneniz sırasında olay esnasında üzerinizde olan kıyafetlerinizin paketlenerek kayıt altına alınması, kıl, kan ve sperm örneklerinin dikkatlice alınması, tırnak içlerinizdeki bulgulardan örneklerin alınması, vücudunuzun ilgili bölgelerinin fotoğrafının çekilmesi ve duruma göre başka işlemlerin dikkatlice yapılması gerekmektedir. Tecavüz suçu genellikle dört duvar arasında ve tanıkların bulunmayacağı ortamlarda işlendiğinden delillerin dikkatlice araştırılarak muhafaza edilmesi çok önemlidir. Tecavüz söz konusu olduğunda orantısız güç kullanımı ve sindirmeye yönelik tehdit nedeniyle faille fiziksel bir mücadeleye girişilmemiş olabilir. Bu da vücudunuzda herhangi bir darp-cebir izi olmasının önüne geçer. Bu durumda failin sizinle zorla birlikte olduğunu adli makamlar önünde ispatlamanız güç olacağı için ilgili sağlık kurumunda mutlaka psikolojik muayenenizin yapılmasını talep etmelisiniz. Çünkü tecavüz sonrasında yaşanan “travma sonrası stres bozukluğu” uzman hekim tarafından kolaylıkla saptanarak kayıt altına alınabilir.

Cinsel Tacize Uğrayan Kişi

Cinsel tacize uğrayan herkes bu travmayla farklı bir şekilde başa çıkmaya çalışır. Bazı kişiler yaşadıkları şokun ardından inkar yolunu seçebilirler. Kişi kendini kurban olarak gördükçe özgüveni yara alabilir. Bazı kişiler günlü hayattaki işlevlerini yerine getiremezler. Bazı kişiler ise uyumakta, uyanmakta, yemek yemekte zorluk yaşayabilirler. Her zaman zevk aldıkları şeylerden zevk almamaya başlayabilirler. Cinsel tacize uğrayan kişide, baş ağrıları, karın ağrıları, unutkanlık, tansiyon yüksekliği, odaklananama gibi belirtiler de ortaya çıkabilir.

Cinsel taciz yaşayan bir kişi derin bir psikolojik süreç yaşayabilir. Örneğin kendilerini kızgın, güçsüz, umutsuz hissedebilir hatta depresyon ve kaygı bozukluğunun yanı sıra intiharı da düşünebilirler.

Cinsel taciz yaşayan ve bu duyguları deneyimleyen biri iseniz sizler için bir araya getirdiğimiz bu öneriler ile iyileşme sürecinize katkıda bulunabilirsiniz.

 

Yaşadığınız Şeyi Kabullenin!

Cinsel tacizde mağdurların yaşadıkları tacizi kabullenmemeleri ve inkar etmeleri rastlanabilen bir davranıştır. Öncelikle yaşadığınız tacizi kabullenin. Sizi taciz eden kişi için bahaneler üretmeyin. Kendi duygularınızı anlamaya çalışın. Öfkenizi ve üzüntünüzü bastırmayın. Duygularınızı ifade etmek için dua etmek, meditasyon yapmak gibi stresinizi azaltacak yöntemlere başvurun.

 

Birileriyle Konuşun!

Güvendiğiniz biri ile konuşmak size ve içinden geçtiğiniz sürece destek olacaktır. Sizin duygularınıza ve bakış açınıza saygı duyan biriyle konuşun. Yaşadığınız durumu ve duygularınızı ciddiye almayan biri ile asla konuşmayın. Onun yerine size destek olabilecek bir profesyonelden yardım alın.

 

Günlük Tutun!

Bir günlük tutarak duygularınızı ve düşüncelerinizi paylaşmak kendinizi ifade etme ihtiyacınız için oldukça uygun bir davranış şeklidir. Bu günlükte hiçbir sansüre uğramadan tüm hislerinizi paylaşabilirsiniz. Hatta günlüğünüzde bir sayfa ayırarak, sizi taciz eden kişiye yönelik bir mektup yazabilir, ona söylemek isteyip de söyleyemediklerinizi bu mektupta ortaya koyabilirsiniz.

 

Kendinizi Suçlamayın!

Cinsel taciz asla sizin suçunuz değil! Bunu unutmayın. Diğer kişinin kontrolünü sağlamak sizin elinizde değil, yaşadığınız tacizi siz istemediniz. Suçluluk duygunuz ve yaşadığınız şeyden dolayı utanmanız sadece iyileşme sürecinizi yavaşlatır ve gerçeği yansıtmaz. Çünkü cinsel tacizde suçlu olan tek kişi tacizcidir.

 

Deneyiminizi Arkanızda Bırakın!

Cinsel taciz, hayatınızı alt üst etse de iyileşme sürecinin en önemli parçası bu durumu arkanızda bırakabilmektir. Cinsel tacizi ardınızda bırakmak için mekan ve iş değiştirmek isteyebilirsiniz. Tacizin yaşandığı ortam ve kişilerden uzak yeni bir sayfa açmak sizin iyileşme sürecinize fayda ettiği gibi sizin kim olduğunuzu keşfetmenizde de büyük rol oynar. Başınıza gelen şeyin tüm hayatınızı etkilemesine ve bu durumun içinde kaybolmaya izin vermeyin.

 

Başkalarına Yardım Edin!

Cinsel taciz yaşama ve sonrasında deneyimlediğiniz süreci başka kişilere yardım için kullanabilirsiniz. Sizinle aynı deneyimi yaşayan mağdur kişilerin iyileşme süreçlerine destek olabilir, deneyimlerinizi onlarla paylaşarak pozitif değer yaratabilir.

Sağlık sorunları

Kısa bir süre önce cinsel saldırıya uğramış birisini desteklemek, onlarla fiziksel yaralanmalar ve/veya cinsel sorunlar ya da diğer sağlık sorunları hakkında konuşmak anlamına da gelebilir. Bir saldırıya uğrayan/saldırıdan kurtulan kişinin kaygı duyabileceği konular şunları içerir:

  • Hamilelik
  • Cinsel yoldan bulaşan hastalıklar (STI'lar)
  • HIV'ye maruz kalmak
  • Sağlıkla ilgili genel kaygılar

Bir sağlık uzmanının, cinsel saldırı deneyiminin bir saldırıya uğrayan/saldırıdan kurtulan kişinin kendi vücudu üzerindeki kontrol hissini derin bir şekilde kaybettirdiğini dikkate alması gerekir. Bu kişilere yapılacak tüm müdahalelerin kişilerin kendi vücutları ve karar verme yetileri üzerindeki kontrol hissini en azamiye çıkarması gerekir.

Çocuklar ve gençler işin içinde olduğunda

Çocuklar ve gençler cinsel saldırıya uğradıklarında, bu konuda onlarla ilk konuşan kişi koruma ve desteğe erişme ve "duygusal ilk yardım" sağlama konusunda oldukça önemli bir rol oynayabilir.

Rolünüz hakkında net olun. Çocuklara ve gençlere inanılması, onların rahatlatılması ve olanlar konusunda hiçbir şekilde sorumlu olmadıklarını hissetme konusunda onlara yardımcı olunması gerekir. Bir çocuk ya da genç durumu açıklarken, tacizi durdurma konusunda harekete geçeceğinize güveniyordur.

Bir çocukla herhangi bir cinsel eylem suçtur ve polise bildirilmesi gerekir. 000 no.lu telefonu arayın.

Cinsel saldırıya uğramış bir çocuğa veya gence destek veriyorsanız, size yardımcı olabilecek hizmetler mevcuttur.

Yukarıdaki genel bölümde listelenen hizmetlere ek olarak, çocuklar ve gençler işin içinde olduğunda hatırlanması gereken bazı önemli noktalar vardır. Yerel cinsel saldırı hizmetiniz veya çocuk koruma hizmetleri seçenekleri anlama ve bir tepki planlama konusunda bilgi ve destek kaynaklarıdır.

Bir çocukla ilgili kaygı duyan herkesin yerel çocuk koruma hizmeti ile konuşması gerekir. Tüm eyaletlerde artık zorunlu raporlama yasaları uygulanmaktadır. Bu yasalar belirli kişilerin yasal olarak tüm kaygıları uygun kuruluşa bildirmekle yükümlü olduğu anlamına gelir. Raporlama yapıp yapmama konusunda emin değilseniz, durun ve danışın. Her zaman yardım konusunda yerel cinsel saldırı hizmetiniz veya eyaletin çocuk korunma kuruluşu gibi bölgede bulunan bir uzmanla konuşabilirsiniz. 


Bireysel olarak Neler Yapılabilir? bir kaç soru ve öneri

Bu durumla başa çıkmak zorlayıcı olabilir, ancak atmanız gereken aşağıdaki bazı soru ve öneriler üzerinde düşünmenizde faydalar görüyorum :

_Yaşadığınız olayın sizde travma etkisi yaratmış olabilir mi?

İlk olarak, sakinleşmeye ve rasyonel düşünmeye çalışın. Panik yapmak yerine, durumu sakin bir şekilde değerlendirmeye odaklanın.

_Günlük yaşantınızda alkol ve eğlencenin yeri ve önemi üzerine düşünebilir misiniz?

Olayın olduğu gece yaşananlar sarhoşken ve bilinciniz yerinde olmayan bir durumdayken gerçeklemiş ise Bu nedenle, kendinize fazla suç atmayın. Alkolün insanların karar verme yeteneğini etkileyebileceği bilimsel bir gerçektir..

_Olay olduktan sonra nasıl hissediyor ve ne yapabilirsiniz? Öncelikle kendinize odaklanın. Bu deneyimi sindirmeniz ve duygusal olarak başa çıkmanız zor bir süreci gerektirebilir. Bir arkadaşınızla veya bir uzmanla bu konuyu konuşmak size yardımcı olabilir.

_Arkadaşınızla acık ve net ve dürüst bir şekilde konuşabiliyor iletişim kurabiliyormusuniz? Eğer bu arkadaşlarınızla devam eden bir ilişkiniz varsa, açık iletişim kurmaya çalışın. Dün gece yaşananlar hakkında samimi bir şekilde konuşarak duygusal tepkilerinizi paylaşabilirsiniz.

_Kendinizle olan içsel iletisimde özeleştiri yapabilir misiniz? Kendinize bir özeleştiri yapın. İleride benzer bir durumun tekrar yaşanmaması için alkolün etkilerini daha iyi anlamaya çalışabilir ve sınırlarınızı netleştirebilirsiniz.

_Başınıza gelen kotü ve nahoş olay ve durumlardan ders cikarabilmeyi deneyebilir misiniz?

Ders çıkarın ve ilerlemeye odaklanın. Her insan hatalar yapabilir ve önemli olan bu hatalardan ders çıkararak kendinizi geliştirmektir.

_Duygusal olarak kendinizi konrol derecenizi gozleyebilir misiniz? kendinizi çok fazla suçlu hissetmek yerine, bu deneyimi bir öğrenme fırsatı olarak görün. Bu tür durumların tekrarlanmaması için dikkatli olabilir ve duygusal olarak toparlanmaya odaklanabirsiniz.

Ayrica profilimdeki uzmanlik alanlarını inceleyebilir ve seans olusturabilirseniz gizlilik prensibi çerçevesinde ve psikolojik destek anlamında ayrintili görüşme imkanımız oluşabilir.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim sizlere.


kaynaklar

https://ekmekvegul.net/sectiklerimiz/gunun-bilgisi-tecavuze-ugradim-ne-yapmaliyim

https://www.1800respect.org.au/languages/turkish-what-is-1800respect/turkish-how-do-i-support-someone-who-has-been-sexually-assaulted

Yayınlanma: 12.09.2023 15:40

Son Güncelleme: 16.08.2024 17:48

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)3 Yorum
Depresif Bozukluklar
İlişki / Evlilik Problemleri
Sosyal Fobi
+8
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Kalp Kırmadan 'Hayır' Demek: Kendi Sınırlarınızı Çizme Rehberi

Kalp Kırmadan 'Hayır' Demek: Sınırlarımızı Çizme ve Kendimizi Yeniden Bulma RehberiGünlük hayatın koşuşturmacası ve sosyal ilişkilerin karmaşası içinde birçoğumuz kendimizi hiç fark etmeden tek bir rolün içinde hapsolmuş buluruz: "Herkesi memnun etmeye çalışan kişi." Etrafımızdaki insanları mutlu etmek, çatışmadan kaçınmak, sevilmek ve onaylanmak arzusu son derece insani bir ihtiyaçtır. Ancak bu istek kendi ihtiyaçlarımızın, önceliklerimizin ve ruhsal dengemizin önüne geçtiğinde, için için işleyen sessiz bir tükenmişlik başlar. Günün sonunda yalnız kaldığımızda içimizde yankılanan o derin sorudan kaçamayız: "Herkesi memnun etmeye çalışırken kendimi nerede kaybettim?"Sınır koymak, dışarıdan bakıldığında başkalarına "dur" demek gibi görünse de aslında özünde kendimize verdiğimiz bir "evet" sözüdür. Ne var ki toplumsal öğretiler, yetiştirilme tarzımız ve içselleştirdiğimiz inançlar; sınır çizmeyi çoğu zaman bir bencil davranış, kaba bir tutum ya da ilişkiyi sonlandıran bir tehdit gibi görmemize neden olur. Sevdiklerimizi kırma veya "uyumsuz, zor biri" olarak etiketlenme korkusuyla sınırlarımızı görünmez kılarız. Ancak görünmez kılınan her sınır, benliğimizden verilen bir tavize dönüşür.Uyumlu Olma Çabası ve Sessiz KırgınlıklarGün içinde sıradan gibi görünen pek çok an yaşarız. Biri sınırımızı aşan bir şaka yapar, hayatımıza dair yersiz bir tavsiyede bulunur ya da bize hiç uymayan bir taleple gelir. O an içimizde aniden bir huzursuzluk, bir göğüs sıkışması ya da küçük bir öfke dalgası uyanır. Zihnimiz tam da o anda tehlike çanlarını çalmaya başlamıştır.Fakat tam kendimizi ifade edecekken o tanıdık, felç edici korku araya girer: "Eğer şimdi tepki gösterirsem kırıcı, kaba ya da uyumsuz görünür müyüm?"Bu korku bizi kendi gerçekliğimizden hileli bir şekilde uzaklaştırır. Anı sessizce geçiştirir, tebessüm ederek kafa sallar ya da içimiz kan ağlarken "Olur, hallederim" deriz. Sırf ilişkideki o anlık sahte uyumu korumak adına kendi iç huzurumuzdan vazgeçeriz. Ancak ifade edilmeyen, bastırılan her rahatsızlık yok olmaz; aksine içimizde birikerek zamanla karşı tarafa yönelik gizli bir kırgınlığa ve öfkeye dönüşür. Uzaklaşmaktan korktuğumuz için verdiğimiz tepkiler, ilişkimizi gerçekte istemediğimiz bir hale getirebilir. Sonuçta, sırf korumak için susmayı seçtiğimiz o ilişki, bastırılan duygular yüzünden günden güne samimiyetini kaybeder.Duygularınız: Sınır Kapınızdaki Alarm SistemiPeki, sınır koymaya nereden başlayacağız? Sınırı nerede koyacağımızı bilmek için önce sınırın nerede ihlal edildiğini hissetmemiz gerekir. Sınır ihlalinin ilk işareti zihinsel tahlillerden önce bedenimizde ve duygularımızda belirir.Psikolojik açıdan bakıldığında öfke, huzursuzluk ya da bıkkınlık gibi duygular sanıldığı gibi "kaçınılması gereken olumsuz duygular" değildir. Aksine bu duygular, kişisel alanımızın ve değerlerimizin ihlal edildiğini bize bildiren en sadık rehberlerimizdir. İçinizde aniden yükselen o rahatsızlık hissi, aslında sınır kapınızın izinsiz çalındığını söyleyen bir alarm sistemidir. Bu alarm çaldığında onu hemen "kötü bir duygu" diyerek bastırmak yerine, onun ne söylediğini dinlemeyi öğrenmek gerekir.Alarm Çaldığında: İçsel Bir Süzgeçten GeçmekAlarm çaldığında refleks olarak hemen karşı tarafı suçlamak ya da tam tersine kendimizi suçlayıp duygumuzu bastırmak zorunda değiliz. Yapmamız gereken şey, anlık tepkiler vermeden önce durmak ve dürüst bir içsel sorgulama yapmaktır. Bu noktada zihnimize şu iki kritik soruyu sormalıyız: * "Bu tavsiye, yorum ya da talep gerçekten dikte edici, kaba veya haddi aşan bir yerde miydi?" Yani karşı taraf sınırımı objektif olarak ihlal etti mi? * "Yoksa karşı taraf aslında oldukça normal bir şey söyledi de ben kendi yetersizlik hissiyatım, onaylanma ihtiyacım veya geçmiş deneyimlerim yüzünden mi bu kadar öfkelendim?"Bu ayrımı yapmak hayati bir önem taşır. Eğer yanıtınız ikinci soruya yakınsa, orada çalışılması gereken şey karşı tarafla gireceğiniz bir çatışma değil; kendi içsel tetikleyicileriniz ve özdeğerinizdir. Ancak yanıtınız birinci soruya işaret ediyorsa, ortada net bir sınır ihlali vardır ve kendinizi korumak en doğal hakkınızdır.Kalp Kırmadan Sınır Çizmenin Pratik YollarıSınır çizmek, araya yüksek duvarlar örmek ya da insanlarla kavgaya tutuşmak anlamına gelmez. Sağlıklı sınırlar; ne içeriye zarar veren ne de dışarıyı tamamen kapatan, kapısı ve penceresi olan esnek alanlardır. İlişkilerinizde bunu hayata geçirmek için şu ilkelere tutunabilirsiniz: * Zaman Kazanın: Sizi zorlayacak bir taleple karşılaştığınızda anında "evet" demek yerine kendinize düşünme payı bırakın. "Bu teklifini değerlendirmek için biraz zamana ihtiyacım var, sana gün içinde döneceğim" demek, otomatik onay verme alışkanlığınızı kırar. * İlişkiyi Talepten Ayırın: Sevginizi veya saygınızı, istenen şeyle karıştırmayın. "Seni çok seviyorum ve yanında olmayı önemsiyorum; ancak bu hafta sonu bu programa katılamayacağım" diyerek, hem ilişkiye verdiğiniz değeri hissettirebilir hem de sınırınızı koruyabilirsiniz. * Açıklama Tuzağına Düşmeyin: Sınır çizerken dakikalarca mazeret üretmek zorunda değilsiniz. Şeffaf ve net bir "Hayır, bu durum şu an benim için uygun değil" ifadesi son derece yeterlidir. Gereğinden fazla açıklama yapmak, karşı tarafa sınırınızı müzakere etme hakkı verir. Benzer bir durum yinelendiğinde kararlarınızda esneme payınızın olduğu varsayılabilir.Kendinize Doğru Bir AdımKendi sınırlarınızı tanımak, "kaba görünür müyüm" korkusunu esnetmek ve duygularınızın size ilettiği mesajları doğru okumak zaman, sabır ve pratik gerektiren bir içsel yolculuktur. Bu, bir gecede çözülüp bitecek bir bulmaca olmadığı gibi, bu yolda yalnız başınıza çabalamak zorunda da değilsiniz.İlişkilerinizde başkalarını kaybetmeme uğruna kendi benliğinizi feda etmediğiniz, kendi özgün varlığınızı koruyabildiğiniz sağlıklı bağlar inşa etmek mümkündür. Bu içsel süreci güvenli ve anlayışlı bir ortamda birlikte keşfetmek, sınır kaslarınızı güçlendirmek isterseniz dilediğiniz zaman bana profilimden ve soru sor kısmından ulaşabilirsiniz.

Gürültülü Bir Dünyada Görünmez Olmak: Duyulmamanın Sessiz Sancısı ve Kendi Sesini Bulmak

Kalabalık bir masada oturduğunuz bir anı düşünün. Sevdikleriniz yanınızdadır, kahkahalar yükselmektedir, çaylar tazelenmektedir. Tam o sırada kalbinizden kopup gelen, sizin için gerçekten anlamlı bir cümleyi dile getirirsiniz. Ancak kelimeleriniz karşınızdakinin kulağına ulaşamadan havada süzülür ve yok olur. Karşınızdaki başını hafifçe sallar, belki gülüser ya da hemen lafı kendi anlatacağı konuya getirir. O an içinizde belli belirsiz bir soğukluk hissedersiniz. Etrafınız insanlarla doludur ama siz kendinizi yapayalnız ve adeta "görünmez" hissedersiniz.Ya da en yakınınızla bir aradasınızdır. İçinizdeki sıkıntıyı, yorgunluğu ya da kafa karışıklığını paylaşmak istersiniz. Tam kendinizi açacakken karşınızdakinin gözlerinde yükselen o sabırsız, yargılayıcı veya uzaktaki duvarı görürsünüz. "Aman canım, buna mı takıldın?", "Sen de her şeyi çok büyütüyorsun" ya da "Bak ben ne yapıyorum biliyor musun?" cümleleri dökülür dudaklarından. Söyledikleriniz duyulmamış, hissettikleriniz tartılmamış ve varlığınız hakiki bir alan bulamamıştır. Yavaşça geriye çekilir, kendi içinize kapanır ve susarsınız.Duyulmamak, içtenlikle dinlenmemek ve anlaşılmamak; insan ruhunda en sessiz ama en derin izleri bırakan yaşantılardan biridir. Bu durum sadece anlık bir hayal kırıklığı veya geçici bir yalnızlık hissettirmez. Zamanla bir insanın kendisiyle, bedeniyle, duygularıyla ve dış dünyayla kurduğu bağı kökünden değiştirebilir.Duyulmanın İlk Adımları: Çocukluktan Bugüne Taşınan İhtiyaçİnsanın bu dünyadaki en temel, en hayati ihtiyaçlarından biri görünmektir. Bir başkasının gözlerinin içine baktığında; "Sen varsın, buradasın, seni duyuyorum, hissettiklerin benim için anlamlı ve varlığın değerli" mesajını almaktır.Bu ihtiyaç ilk olarak çocukluğumuzun erken dönemlerinde şekillenir. Küçük bir çocuğu gözünüzün önüne getirin. Yerden bulduğu tuhaf bir taşı, yaptığı basit bir resmi ya da birdenbire içini kaplayan koca bir korkuyu ebeveynine göstermek ister. Çocuğun o andaki tek arzusu, elindeki taş değil; o taşı tutarken hissettiği heyecanın bir başkası tarafından görülmesi ve aynalanmasıdır. Ebeveyn göz teması kurup, "Gerçekten ne kadar ilginç bir taş, heyecanını anlıyorum" dediğinde, çocuğun zihninde ve kalbinde güvenli bir zemin inşa edilir. Çocuk der ki: "Benim hissettiklerim gerçek, duygularım önemli ve ben bu dünyada bir yere sahibim."Ancak ne neşemiz, ne üzüntümüz ne de korkularımız içtenlikle dinlenmediğinde; anlatmak istediklerimiz geçiştirildiğinde veya küçümsendiğinde ruhumuzda ilk çatlaklar oluşmaya başlar. Sürekli duyulmayan bir çocuk, zamanla çok ağır bir içsel sonuca varır: "Demek ki benim hissettiklerimin bir önemi yok. Demek ki ben olduğum gibi kabul görmüyorum."Bu sessiz mesaj, büyüyüp yetişkin bir birey olduğumuzda da peşimizi bırakmaz. İlişkilerimizde, iş yerimizde, dostluklarımızda ve hatta kendi iç konuşmalarımızda yankılanmaya devam eder.Duyulmamak Bir İnsanı Neye Dönüştürür?İçtenlikle dinlenmemek ve anlaşılmamak, sürekli olarak duvara çarpmak gibidir. İnsan ruhu bu acıyı sonsuza kadar çıplak bir şekilde taşıyamaz. Kendimizi, kalbimizi ve kırılganlığımızı korumak adına farkında olmadan bazı koruyucu kalkanlar geliştiririz. Duyulmayan bir insan, zamanla şu üç belirgin halden birine veya birkaçına dönüşebilir:A. Kendi Sesini Susturan ve "Aşırı Uyumlu" Hale Gelen İnsanDinlenmediğimizi ve iç dünyamızın önemsenmediğini hissettikçe, kendi özgün ihtiyaçlarımızı derine, çok daha derine gömeriz. Sevilmek, kabul görmek, çatışmadan kaçınmak ve terk edilmemek için başkalarının beklentilerine uygun davranmayı bir hayatta kalma stratejisi olarak benimseriz.Bu insan, etrafındaki herkesin ihtiyacını sezen, herkese "evet" diyen, kendi kırgınlığını gizleyip başkalarının neşesini besleyen birine dönüşür. Dışarıdan bakıldığında inanılmaz derecede "uyumlu", "düşünceli" ve "kusursuz" görünür. Oysa bu uyumun arkasında, kendi sesini tamamen kaybetmiş, ne istediğini, neye öfkelendiğini ve kim olduğunu unutmuş yaralı bir ruh yatar. Başkalarını memnun etmek adına her gün kendine "hayır" diyen bu insan, kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıp başkalarının hikayesinde figürana dönüşür.B. Kabuğuna Çekilen ve Buz Kesen İnsan"Nasıl olsa beni kimse duymuyor, nasıl olsa kimse anlamayacak" düşüncesi bir kez zihne yerleştiğinde, kişi kalbinin etrafına yüksek ve kalın duvarlar örmeye başlar. Bir daha hayal kırıklığı yaşamamak, yeniden incinmemek ve o görünmezlik hissiyle yüzleşmemek için çözümü insanlardan uzaklaşmakta bulur.Bu dönüşümde insan, fiziksel olarak kalabalıklar içinde bulunsa bile duygusal olarak buz keser. İlişkilerini yüzeysel bir seviyede tutar, kimsenin o gizli çemberin içine girmesine izin vermez. İçindeki fırtınaları, yalnızlığı ve incinmişliği dışarıya asla yansıtmaz. Dışarıdan "güçlü", "kendi kendine yeten" ya da "mesafeli" görünen bu kalkan, aslında derin bir yalnızlığın ve çaresizliğin üzerini örten duygusal bir yalıtımdır.C. Fısıltısı Çığlığa Dönüşen ve Öfkelenen İnsanİnsanın içindeki ihtiyaçlar, duygular ve sınır ihlalleri nazik yollarla ifade edildiğinde duyulmuyorsa, beden ve ruh bu durumu sonsuza kadar sessizce izlemez. Bir zamanlar fısıltı olan o kırgınlıklar, zamanla birikir ve en sonunda kontrol edilemez öfke patlamalarına dönüşür.Sürekli anlaşılmayan bir insanın aniden gösterdiği sert tepkiler, hırçınlıkları ya da sabırsızlıkları dışarıdan bakıldığında "aşırı" veya "nedensiz" bulunabilir. Oysa o öfkenin hemen arkasında duran şey, geçmişte defalarca duyulmamış, yok sayılmış ve çaresiz kalmış çocuksu parçamızın "Lütfen artık beni görün, lütfen sesimi duyun!" diye atan kalbidir. Öfke, duyulmamanın yarattığı çaresizliğin en son ve en gürültülü çığlığıdır.En Büyük İhmal: Kendi Sesimize Kulak TıkamakGörünmezliğin ve anlaşılmamanın yarattığı acıyla yaşarken, sıklıkla gözden kaçırdığımız çok derin bir gerçek vardır: Biz ne zaman kendi içsel sesimizi duymayı bıraktık?Başkalarının bizi dinlemesini, anlamasını ve onaylamasını beklerken; farkında olmadan kendi kendimize en büyük sağır dönüşebiliriz. Bedenimiz bize her gün fısıldar:Omuzlarımızdaki yük ağır geldiğinde kaslarımız sertleşir.Bir ilişki ya da ortam bize iyi gelmediğinde midemize bir düğüm oturur.Sürekli koşturmaktan ve kendimizden vermek yorulduğumuzda derin bir tükenmişlik hissederiz.Tüm bu fısıltılara rağmen, günlük hayatın hızı, başkalarını memnun etme telaşı ve zihnimizdeki "şöyle olmalısın" diyen acımasız sesler yüzünden kendi içimize kulak tıkamaya devam ederiz. Kendi duygusuna alan açmayan, kendi kırgınlığına şefkat göstermeyen ve kendi bedeninin sinyallerini görmezden gelen bir insan; başkalarının kendisini tam olarak anlamasını sağlasa bile içindeki o derin boşluk kapanmaz.İyileşme, başkalarının kulağını kendimize çevirmekle değil; kendi içimize dönüp kendi özümüzü dinleyecek cesareti göstermekle başlar.Kendi Sesini Bulmak ve Hakiki Bağlar Kurmak: Dönüşüm YoluEğer siz de hayatınızın bir döneminde veya tam da şu an duyulmadığınızı, anlaşılmadığınızı ve yalnız kaldığınızı hissediyorsanız; bu durumu değiştirmek için atabileceğiniz şefkatli ve dönüştürücü adımlar var. Bu adımlar, dışarıdaki gürültüyü bir anlığına durdurup kendi varlığınıza kucak açmanızla ilgilidir.1. Nazikçe Yavaşlayın ve DurunGünlük hayatın koşuşturmacası içinde sürekli bir şeylere yetişmeye, her beklentiyi karşılamaya çalışırken kendi sesimizi duymamız imkansızdır. Gün içinde sadece birkaç dakikalığına durun. Derin bir nefes alın. Bedeninizin oturduğu sandalyeyle, bastığı yerle temasını hissedin. Zihninizdeki zorunluluk listelerini bir kenara bırakıp sadece "şu an"da var olmayı deneyimleyin.2. Kendi Bedeninize ve Duygularınıza SorsunKendinize gün içinde sık sık şu soruyu sorun: "Şu an gerçekten ne hissediyorum ve neye ihtiyacım var?" Gelen cevabı yargılamadan, "böyle hissetmemeliyim" demeden kabul edin. Eğer üzgünseniz üzüntünüze, kırgınsanız kırgınlığınıza alan açın. Tıpkı ağlayan küçük bir çocuğun başını okşar gibi, kendi duygunuzun yanında durun.3. Kendinize Şefkatli Bir Dokunuş SununYalnız ve anlaşılmamış hissettiğiniz anlarda, fiziksel şefkatin gücünü hafife almayın. Bir elinizi göğsünüzün üzerine, kalbinizin tam ortasına koyun. O dokunuşun sıcaklığını, kalbinizin atışını hissedin. Kendinize içinizden sakin ve yumuşak bir tonla şunları söyleyin: "Seni duyuyorum. Şu an zorlandığını biliyorum ve ben senin yanındayım."4. Şefkatli Sınırlar Çizmeyi ÖğreninDuyulmamanın en büyük sebeplerinden biri, sınır çizememektir. Başkalarını hayal kırıklığına uğratma korkusuyla kendi ihtiyaçlarımızdan ödün verdiğimizde, zamanla resentment (hınç) biriktiririz. Sevgiyi kaybetme korkusuyla sürekli "evet" demek yerine; kendi ruh sağlığınızı korumak adına nazik ama net "hayır"lar demeyi deneyin. Unutmayın ki, kendinize verdiğiniz gerçek bir "evet", başkalarına diyeceğiniz şefkatli bir "hayır" ile başlar.5. Sizi İçtenlikle Dinleyen Güvenli Alanlar SeçinHerkes bizi anlamak zorunda değildir ve ne yazık ki her insan derin bir dinleme kapasitesine sahip değildir. Sizi sürekli küçümseyen, sözünüzü kesen ya da hissettiklerinizi yok sayan ilişkileri gözden geçirin. Sizi olduğunuz gibi kabul eden, yargılamadan dinleyen, alan açan insanlarla bağlarınızı güçlendirin. Eğer çevrenizde böyle bir alan yoksa, bir terapist ile kuracağınız o güvenli ve aynalayan ilişki, kendi sesinizi yeniden keşfetmeniz için harika bir başlangıç noktasıdır.Son Söz: Kendinize Verdiğiniz Şefkatli RandevuAnlaşılmadığınızı, sesinizin gürültüde kaybolduğunu hissettiğiniz anlarda hatırlayın: Siz başkalarının aynasında yansıyan siluetinizden çok daha fazlasınız. Değeriniz, bir başkasının sizi ne kadar anladığıyla veya onayladığıyla azalıp çoğalmaz.Bugün başkalarının sizi duyması için çabalamayı bir anlığına bırakın. İçinizdeki o yalnız, kırgın ama bir o kadar da özgün parçaya dönün ve ona şu sözü verin: "Artık seni duyuyorum. İçindeki fısıltıları, yorgunlukları ve arzuları dinlemeye hazırım."Kendi içsel sesinize vereceğiniz bu küçük ve şefkatli randevu; maskeleri bırakmanın, kendi hikayenizin başrolü olmanın ve bu gürültülü dünyada kendi benzersiz melodinizi özgürce söylemenin ilk adımıdır.Günün Sorusu: Bugün başkaları tarafından duyulmaktan vazgeçtiğiniz için susturduğunuz hangi parçanıza; dinleyen, anlayan ve kucaklayan bir şefkatle kulak vereceksiniz?

Sevme Sanatı ve İnanmanın Gücü: Tohumu Kendi Renginde Yeşertmek

Bir bahçedeki tohumu düşünün. Bir filizin ne zaman ve ne renkte çiçek açacağını önceden belirleyip onu dışarıdan zorla çekerek büyütemezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey; toprağı havalandırmak, ona ihtiyacı olan suyu ve güneş ışığını vermek ve kendi doğasında serpilmesine sabırla tanıklık etmektir. İnsan ruhu da tıpkı o tohum gibidir. Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı eserinde insana ve ilişkilere dair şu derin hakikatin altını çizer: "Eğitim, bir çocuğa özel yeteneklerinin farkına varması için yardım etmektir. Eğitimin zıddı ise yönlendirmedir."İlk bakışta sadece okul duvarlarını veya ders kitaplarını çağrıştıran bu cümle, aslında ebeveynlikten dostluğa, evlilikten kendimizle kurduğumuz bağa kadar tüm yaşamımızı kucaklayan büyüleyici bir ilkedir. Bir insanı kendi zihnimizdeki ideal kalıplara sığdırmaya çalışmak, onu kendi beklentilerimize göre biçimlendirmeye zorlamak bir "eğitim" değil, örtük bir yönlendirme ve müdahaledir. Oysa onun içinde zaten var olan potansiyeli görmek, korkularını yatıştırmak ve kendi renginde çiçek açmasına izin vermek gerçek sevgidir. Bu yaklaşım, hem bir çocuğa duyulan inancın hem de insanın kendi özüne gösterdiği güvenin hayatı nasıl bereketli, üretken ve anlamlı bir yolculuğa dönüştürdüğünü gözler önüne serer.1. Kendi Kalıbına Zorlamak mı, Özüne İnanmak mı?Bir çocuğun veya bir yetişkinin gözlerinin içine bakıp "Sana inanıyorum" demek, sadece kuru bir temenni ya da anlık bir övgü sözcüğü değildir. Gerçekten inanmak; karşıdakini değiştirmeye, yontmaya veya kendi zihnimizdeki "mükemmel" taslağa uydurmaya çalışmadan, onu olduğu gibi kabul ederek kendi yolunu çizmesine alan açmaktır. Ne yazık ki günlük hayatın koşturmacası içinde sevgimizi ve onayımızı çoğu zaman görünmez şartlara bağlarız. Çocuğumuzdan bizim hayal ettiğimiz mesleği seçmesini, partnerimizden bizim duygu dünyamıza uymasını, hatta kendimizden hiç hata yapmayan kusursuz bir robot olmamızı bekleriz. Ancak yönlendirmenin ve kalıplara zorlamanın başladığı yerde, insanın özgün yaşam enerjisi çekilmeye ve içindeki o doğal coşku donmaya başlar.Oysa bir insana ve onun içsel gücüne gerçekten inanıldığında, ortaya tarif edilmez bir üretkenlik çıkar. Burada bahsettiğimiz üretkenlik; sadece saat gibi çalışan soğuk bir performans ya da sürekli bir şeyler başarma hırsı değildir. Üretkenlik, insanın kendi potansiyelini korkusuzca dışarı vurması, neşeyle, hevesle hayat katarak yeni bir şeyler ortaya koyabilmesidir. Başarısızlık korkusu ve "beğenilmeme" kaygısı üzerimizden kalktığında, zihnimiz ve kalbimiz özgürleşir. Kendisine samimiyetle inanıldığını hisseden bir çocuk da, kendi yeteneklerine güven duyan bir yetişkin de hata yapmaktan korkmaz; denemekten, üretmekten ve hayatın içinde kendi kimliğiyle var olmaktan derin bir haz alır.Nitekim Arno Gruen, Empatinin Yitimi eserinde bu durumun toplumsal ve ruhsal boyutuna dikkat çeker. Gruen’e göre, bir bireyin kendi otantik duygularını yaşamasına izin verilmeyip dışarıdan dayatılan kalıplara zorlanması, insanın hem kendi özüyle hem de başkalarıyla kurduğu duygudaşlık (empati) bağını koparır. Kendi içsel duygusal sınırları ihlal edilen çocuk, yetişkinlikte diğer insanları anlama ve şefkat gösterme kapasitesini yitirerek onları denetleme veya kendi zihnindeki rollere uydurma eğilimi geliştirir. Oysa gerçek empati; bir insanı kendi beklentilerimize uydurmaya çalışmak değil, onun duygusal gerçekliğini ve kırılganlığını olduğu gibi kabullenebilmektir.2. İki Kişilik Bir Sığınak Değil, Hayata Açılan Bir Kucak: Sevginin Sosyal YüzüGünümüzün hızlı ve yalnızlaşan dünyasında sevgi, sıklıkla dışarıdaki karmaşadan kaçıp sığınılacak iki kişilik korunaklı bir liman gibi algılanıyor. "Biz bize yetelim, dışarıdaki fırtına bizi ilgilendirmez" düşüncesi, sevgiyi bireysel bir kaçışa veya bencilce bir ortaklığa dönüştürme riski taşır. Erich Fromm’un ustalıkla vurguladığı gibi, gerçek sevgi kapıları dış dünyaya kapatan iki kişilik bir sığınak değil; insanı hayata, doğaya ve topluma bağlayan en güçlü sosyal olgudur.Sevgi, tek bir kişiye odaklanan dar bir duygu değil; insana ve yaşama karşı takınılan genel bir duruştur. Bir çocuğa gösterdiğimiz şefkat, aslında geleceğin dünyasına olan inancımızdır. Bir dostumuza verdiğimiz değer veya bir yabancıya gösterdiğimiz nezaket, toplumsal iyileşmenin görünmez harcıdır. Gerçek anlamda sevmeyi ve inanmayı öğrenen bir insan, kendi kabuğuna çekilmez; aksine etrafındaki herkesle, toplumuyla ve çevresiyle daha derin, daha yapıcı bağlar kurar. Sevgi bireysel bir kıvılcım olarak başlasa da, paylaşıldıkça çoğalan, toplumu bir arada tutan ve birlikte var olma kültürünü besleyen sosyal bir güce dönüşür.3. "Sen Varsın ve Kıymetlisin": Ötekinin Varlığıyla Yeşermekİnsan, tek başına duran, dünyadan yalıtılmış bir ada değildir. Büyümek, kendimizi keşfetmek ve üretmek için her zaman bir başkasının varlığına, onun bizi onaylayan, sıcak bakışına ihtiyaç duyarız. Bir bebeğin dünyadaki ilk günlerinden itibaren en temel ruhsal gıdası, annesinin gözlerinde kendi varlığının kabul gördüğünü hissetmektir. Bir insanın "Sen varsın, buradasın ve senin varlığın bu dünya için kıymetli" mesajını alması, onun hayat boyu taşıyacağı zihinsel omurgasını oluşturur.Karşıdakinin varlığını sadece kendi ihtiyaçlarımıza hizmet ettiği sürece değil, onun kendi özgün dünyası için değerli görmek sevgiyi olgunlaştırır. Bir öğretmen öğrencisine, bir ebeveyn çocuğuna, bir dost arkadaşına bu gözle baktığında; aradaki ilişki bir güç savaşı olmaktan çıkar, birbirini besleyen zengin bir buluşma alanına dönüşür. Karşıdakinin varlığına duyduğumuz içten saygı, kendi varlığımızı da zenginleştirir. İki insanın kendi sınırlarını koruyarak, birbirinin ışığını gölgelemeden yan yana durabilmesi ve birbirinin gelişimine neşeyle tanıklık etmesi, insan olmanın en zarif deneyimidir.Bir Davet ve Kendime SoruSevgili Okur; ister bir anne-baba olun, ister bir öğretmen, ister kendi içsel yolculuğunda ilerleyen bir yolcu... İçinizdeki veya karşınızdaki o eşsiz potansiyeli yönlendirmeye, kendi zihninize göre yontmaya çalışmadan önce durup derin bir nefes alın. Hayatın en güzel ve kalıcı ürünleri, özgür bırakılan ve karşılıksız bir inançla beslenen topraklarda yetişir.Bu hafta boyunca kendi iç dünyanızda ve sevdiklerinizle temas kurarken şu soruyu aklınızda tutmayı deneyin:"Bugün sevdiklerimle ve kendimle ilişki kurarken onları kendi zihnimdeki kalıplara sokmaya mı çalışıyorum, yoksa oldukları gibi gelişmelerine ve kendi ışıklarını parlatmalarına sevgiyle alan açıyor muyum?"