İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Hatice DIKDÜŞ
Psikolog Hatice DIKDÜŞ Profil Fotoğrafı

Hatice DIKDÜŞ

Psikolog

  • 2 danışan
  • 3 seans
  • 2 soru
Yeme Bozuklukları
Yalnızlık
Sınav Kaygısı
Değersizlik / Boşluk Hissi
Depresif Bozukluklar
Depresyon ve Mutsuzluk
Travma ve İlişkili Bozukluklar
Stres / Kriz Yönetimi
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Öfke Kontrolü

Hakkında

Merhaba, ben Psikolog Hatice Dikdüş. Danışmanlık vizyonum, uzun yıllara dayanan eğitimcilik kariyerimle şekillendi. Hacettepe Üniversitesi'nin ardından TED Ankara Koleji ve Hisar Okulları'nda öğretmen ve yönetici olarak edindiğim tecrübeler, insanı çok yönlü anlamak adına bana eşsiz bir pratik sağladı. Eğitim alanında bireylerin sosyo-duygusal ihtiyaçlarını gözlemlemek ve farklı dinamiklere empatiyle yaklaşmak, bugünkü bakış açımın temelini oluşturdu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünde edindiğim çağdaş analitik ve psikodinamik perspektifi, Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği'nden (BDPD) aldığım BDT eğitimiyle harmanlayarak uyguluyorum. Amacım; eğitimcilikten gelen derin gözlem ve kapsayıcılık yeteneğimi bilimsel ekollerle birleştirerek, size güvende hissedeceğiniz, yargısız bir alan sunmaktır. İçsel dinamiklerinizi keşfetme ve anlamlandırma yolculuğunuza eşlik etmekten memnuniyet duyarım.

Danışmanlık Süreci Hakkında

Danışmanlık sürecimiz, kendinizi bütünüyle güvende, anlaşıldığınızı hissettiğiniz ve yargılanmadığınız bir alan inşa etmekle başlar.

Neler Konuşulur? İlk seanslarımızda önceliğimizi sizi tanımaya, bugünkü yaşamınızı zorlaştıran temel meseleleri anlamaya ve danışmanlık sürecimizi şeffaf bir şekilde belirlemeye ayırıyoruz. Görüşmelerimizde günlük yaşamınızdaki stres, kaygı veya ilişki problemlerini ele alırken, aynı zamanda bu zorlukların kökenlerine inerek içsel dinamiklerinizi keşfederiz. Bu süreçte Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve psikodinamik yaklaşımları harmanlayarak somut çözüm yolları geliştiriyor; gerektiğinde zihin-beden dengenizi destekleyen farkındalık (mindfulness) pratikleriyle sürecimizi zenginleştiriyoruz.

Seans Çerçevemiz:

  • Seans Süresi: Görüşmelerimiz standart olarak 45 dakika sürmektedir.
  • Görüşme Sıklığı: Sürecin başında, terapötik bağın sağlıklı kurulabilmesi ve hedeflerimize ivme kazandırabilmemiz adına seanslarımızı haftada bir gün olarak planlamayı öneriyorum. İlerleyen dönemde, kendinizi daha iyi hissetmeye başladıkça bu sıklığı iki haftada bir veya ayda bir olacak şekilde birlikte yeniden düzenleyebiliyoruz.
  • Sürecin Uzunluğu: Psikolojik danışmanlık son derece kişiye özel bir yolculuktur. Sürecin toplamda kaç seans devam edeceği; başvuru nedeninize, belirlediğimiz hedeflere ve sizin içsel hızınıza bağlı olarak şekillenir. İlk birkaç değerlendirme seansımızın ardından, size özel yol haritamızı netleştirip süreci birlikte planlarız.

Hayatınızda aşmakta zorlandığınız düğümler varsa veya sadece kendinizi daha derinden tanımak istiyorsanız, bu güvenli keşif yolculuğunda size eşlik etmekten memnuniyet duyarım.

Çalışma Grupları

Yetişkin (18-65)

Danışmanlık Yaklaşımları

Bilişsel Davranışçı Ekol (BDT)
Psikanalitik & Psikodinamik Ekolü

Eğitimler

  • İstanbul Bilgi Üniversitesi - Lisans - Psikoloji

Sertifikalar

  • Bilişsel Davranışçı Terapi Kuramsal Program - Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği - 20.7.2026

Son Blog Yazıları

Kelimesiz Anlaşabilmek: Gözlerin, Ses Tonunun ve Şefkatli Dokunuşun İyileştirici Gücü

Hayatın koşturmacası ve karmaşası içinde bazen en çok susarken konuşuruz. İster küçücük bir çocuk olalım ister hayatın sorumluluklarını omuzlamış yetişkin bir insan; içimizin en derin yerindeki o ortak arayış hiç değişmez: "Beni görüyor musun? Beni duyuyor musun? Benim varlığım senin için gerçekten değerli mi?"Bu sorulara verilen en hakiki, en sıcak ve en iyileştirici cevaplar, çoğu zaman süslü cümlelerde ya da upuzun nasihatlerde saklı değildir. Bir çocuğun gözünün içine bakarken yüzümüzde beliren o ılık gülümsemede, zor bir günün ardından eşimizin ya da dostumuzun omzuna koyduğumuz şefkatli bir elde veya bir sevdiğimizin sesindeki o sakin melodide gizlidir. Kelimelerin bittiği, duyguların bedene büründüğü bu derin alana psikolojide sözsüz iletişim diyoruz. Aslında bu, kalbin kendine has, pürüzsüz ve kelimesiz dilidir.Sinema tarihinin en sarsıcı yapıtlarından biri olan Kevin Hakkında Konuşmalıyız filmini hatırlayalım. Filmi izlerken çoğumuzun yüreğini sızlatan o derin mesafe, sadece yaşanan sarsıcı olayların ağırlığından kaynaklanmaz. Asıl sancı, anne ile çocuk arasındaki o gözle görülmeyen, kelimesiz bağın bir türlü kurulamayışında ve o sıcak aynalanmanın eksikliğinde yatar. Ancak bu hikayeye bakarken amacımız asla bir anneye ya da bir çocuğa parmak sallamak, "Nerede hata yapıldı?" diyerek suçlayıcı yargılara varmak olmamalıdır. Aksine bu hikaye, hepimize son derece şefkatli bir ayna tutar. Bize bir insanın doğduğu ilk andan itibaren en çok neye aç olduğunu hatırlatır: Kelimelerden çok önce gelen, bakışlarla, ses tonuyla ve güven veren temasla dokunulan bir ruh bağına…İlk İki Yılın Mucizesi: Kelimeler Yokken Kalp Nasıl Konuşur?Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk anlarda konuşamayız. Mantığımız, kavramlarımız ya da düzgün cümlelerimiz henüz yoktur. Ancak duyguları tüm çıplaklığıyla hisseden bir yüreğimiz ve çevremizdeki dünyayı algılayan son derece hassas bir bedenimiz vardır.Bebeklik ve erken çocukluk çağında bir insanın dünyayı güvenli bir yer olarak algılamasını sağlayan şey, ona söylenen mantıklı nutuklar ya da kurallar değildir. Bebek, annesinin ya da bakım vereninin gözlerindeki o sakin bakıştan, kucağında hissettiği sıcaklıktan ve ses tonundaki o yumuşak ritimden beslenir. Beden diliyle ve hislerle kurulan bu görünmez uyum, çocuğun zihninde ve kalbinde ömür boyu taşıyacağı derin bir güven duygusu inşa eder. Annenin yüzündeki tek bir yumuşak ifade, bebeğe hiç konuşmadan "Buradasın, güvendesin ve seni sevgiyle kucaklıyorum" der.Eğer bu ilk yıllarda göz temasıyla, sesin sıcaklığıyla ve şefkatli bir temasla yeterince buluşabilirsek; hayata ve insanlara güvenmeyi öğreniriz. Ancak bir şeyler eksik kaldığında ya da koşturmacaların arasında bu sözsüz bağ kopuklaştığında, insan yetişkinliğe doğru büyürken içinde tarifi zor bir yalnızlık ve güvensizlik taşımaya başlar.Büyüsek de İçimizdeki Çocuk Sözsüz Dili ArarPeki, yetişkin olduğumuzda hayatımızda ne değişir? Upuzun cümleler kurmayı öğreniriz, mantıklı açıklamalar yaparız, saatlerce süren tartışmalar yürütebiliriz. Fakat ne kadar büyürsek büyüyelim, ruhumuzun o en temel ihtiyacı hiç değişmez.Bir düşünün: Çok yorgun, kırgın ya da endişeli olduğunuz bir anda yanınıza gelen bir yakınınızın size uzun mantık dersleri vermesi mi içinizi ferahlatır, yoksa sadece gözlerinizin içine bakıp elinizi şefkatle tutması mı?Çoğu zaman aynı dili konuştuğumuz halde sevdiklerimizle bir türlü anlaşamadığımızdan yakınırız. Kelimelerimiz "Seni anlıyorum" derken; çatık kaşlarımız, bakışlarımızdaki uzaklık ya da bedenimizdeki katılık "Şu an seninle değilim" fısıltısını yayar. Karşımızdaki insan, kelimelerimizden ziyade bu sözsüz mesajı alır ve araya görünmez kırgınlıklar girer. Çünkü insan ruhu, kelimelerden çok daha hızlı bir şekilde bakışların, ses tonunun ve beden duruşunun samimiyetini okur.Sözsüz iletişim, sadece bir çocuğu büyütürken değil; iki yetişkinin aşkını, dostluğunu ve bağını korurken de en güçlü sığınaktır. Birbirine sevgiyle bakan iki insanın sessizliği, içinde hiç kırgınlık barındırmayan en güzel sohbetten bile daha derindir.Yargılamadan, Şefkatle Kendimize BakabilmekHayat her zaman pamuk ipliği gibi pürüzsüz ve sakin akmaz. Bazen kendi yorgunluklarımız, gündelik hayatın stresi, ekonomik kaygılar ya da geçmişimizden taşıdığımız kırgınlıklar yüzünden sevdiklerimize o sıcak bakışı vermekte zorlanabiliriz. Çocuklarımızın coşkusuna aynı neşeyle karşılık veremeyebilir, eşimizin gözlerinin içine bakacak enerjiyi kendimizde bulamayabiliriz.Bu durum son derece insani bir haldir. Amacımız kendimizi ya da başkalarını yetersizlikle suçlamak değil; bu durumu fark ettiğimiz an şefkatle durabilmektir. Kendimize şu soruyu sorabilmektir: "Şu an hayatın gürültüsüne çok mu sığındım? Sevdiklerimle arama gürültüden bir duvar mı ördüm?"Şifalanma, kusursuz olmakta değil; koptuğumuz an yeniden o sıcak bağı kuracak küçük adımları atabilmektedir.Sözsüz İletişimi Hayatımızda Yeşertecek Sade AdımlarGünlük hayatın koşturmacası içinde sevdiklerimizle ve kendimizle olan o sözsüz bağı yeniden güçlendirmek için atabileceğimiz birkaç yumuşak ve şefkatli adım:Göz Temasında Kalın: Sevdikleriniz sizinle konuşurken elinizdeki telefonu ya da işi bir kenara bırakın. Sadece birkaç saniyeliğine bile olsa gözlerinin içine bakarak "Şu an tamamen seninleyim" mesajını verin.Ses Tonunuzun Ritimini Fark Edin: Kelimeleriniz ne kadar nazik olursa olsun, sesinizin arkasındaki gerginliği karşı taraf hisseder. Biriyle konuşmadan önce derin bir nefes alarak ses tonunuza yumuşak bir melodi ve sıcaklık katmayı deneyin.Temasın Şifasından Korkmayın: Küçük bir dokunuş, omza koyulan şefkatli bir el ya da içten bir sarılma, bazen saatlerce süren açıklamalardan daha çok güven verir. Temas, bedenlerimizin "Güvendesin" deme şeklidir.Sessizliği Paylaşmayı Öğrenin: Biriyle yan yana dururken sürekli konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece aynı mekanda, sakin ve yargısızca bulunabilmek, sözsüz bağların en derin şeklidir.Kalbin Kelimesiz Diline YolculukSonuçta ister çocuk olalım ister yetişkin, hepimiz kelimelerin ötesinde anlaşılmak isteriz. Bir insanın hayatında bulabileceği en büyük zenginlik, bakışlarından ne hissettiğini anlayan, ses tonundaki kırgınlığı duyup sarılan ve yanında tek bir kelime etmeden güvende hissedebileceği insanların varlığıdır.Bugün sevdiklerinize ya da kendinize bakarken kelimelerin yükünü biraz olsun hafifletin. Bazen tek bir şefkatli bakış, bütün kırgınlıkları tamir etmeye yeter.

İçimizdeki Yangınlar ve Sessizce Taşınan Yükler: Bir Filmin Düşündürdükleri

Bazen izlediğimiz bir film ya da duyduğumuz bir yaşam öyküsü, insan ruhunun en karanlık, en karmaşık ve bir o kadar da derin köşelerine ayna tutar. Denis Villeneuve’ün sinema tarihine geçen sarsıcı eseri İçimdeki Yangın (Incendies) ve filmin odağındaki Nawal Marwan’ın hikayesi de tam olarak böyledir. Bu hikaye sadece savaşın, sürgünün ya da geçmişin yıkıcı izlerini anlatmaz; insan olmanın, bitmeyen kayıplarla yaşamanın, suskunluk duvarlarının ve en önemlisi nesiller boyu süren acı döngüsünü kırabilmenin derin analizini sunar.Pek çoğumuz günlük hayatın koşturmacasında içimizde taşıdığımız sessiz yangınları, kapatılmamış parantezleri ve dile getirilememiş kırgınlıkları fark etmeden yaşayıp gideriz. Ancak bir insanın geçmişiyle, saklanan aile sırlarıyla ve bağışlama gücüyle kurduğu ilişki, sadece kendi kaderini değil, kendinden sonra gelen çocuklarının ve sevdiklerinin hayatını da doğrudan şekillendirir.Tamamlanamayan Yaslar ve Belirsizliğin AğırlığıNawal’ın hayatı, henüz genç bir kadınken gözlerinin önünde vurulan ilk aşkı ve kucağından koparılan ilk bebeğiyle büyük bir kırılma yaşar. Bir insanın sevdiği birini kaybetmesi son derece ağırdır; fakat o kaybın ardından bir veda ritüeli yaşayamamak, sevdiğinin hayatta olup olmadığını bilememek insanı tarif edilemez bir belirsizliğin içine hapseder.Psikolojide "belirsiz kayıp" dediğimiz bu durum, yası adeta dondurur. Ne ölümün getirdiği o kesin kabul gerçekleşebilir ne de umut ışığı tamamen sönebilir. Kişi, zihninde ve kalbinde sürekli açık kalan, sonu gelmeyen bir belirsizlik paranteziyle yaşamak zorunda kalır. Nawal’ın tüm hayatını, kaybettiği o ilk çocuğunu aramaya adamasının ve attığı her adımı bu arayışa göre şekillendirmesinin arkasında işte bu tamamlanamamış yasın sarsıcı gücü yatar.Bizler de gündelik yaşamlarımızda bazen netleşmemiş ayrılıklar, konuşulmadan bitmiş dostluklar ya da hesabı kapatılamamış kırgınlıklar yaşarız. Vedası yapılmamış, helalleşilmemiş her duygu, içimizde sessizce büyüyen ve zaman geçse de tazeliğini koruyan ağır bir yüke dönüşür.Suskunluğun Ağır Yükü ve Bedenin KonuşmasıNawal, yıllar süren ağır hapishane koşullarında, gördüğü tüm eziyetlere ve aşağılanmalara rağmen ruhsal bütünlüğünü korumak için hücresinde şarkı söyleyen son derece güçlü bir kadındır. Ancak özgürlüğüne kavuşup Kanada’ya yerleştiğinde, yaşadığı o büyük karanlığı ve acıları çocuklarından saklamayı seçer. Kendine aşılmaz bir suskunluk zırhı örer ve geçmişini derin bir sessizliğe gömer.Peki, dile getirilmeyen, halının altına süpürülen ve yok sayılan acılara gerçekte ne olur? Onlar hiçbir zaman kendiliğinden kaybolup gitmez. Zihnin bastırmaya ve unutmaya çalıştığı her ağır deneyim, en sonunda bedenin dilinde bir yankı bulur. Bedenimiz, zihnimizin söyleyemediği ve yüzleşmekten kaçındığı her şeyin hesabını tutar.Nawal’ın yıllar sonra bir havuz kenarında karşılaştığı o büyük yüzleşme anını hatırlayalım: Tek bir görsel ipucuyla tüm geçmişinin zihnine hücum ettiği o an, Nawal ani bir şokla konuşma yeteneğini kaybeder, tamamen sessizleşir ve kısa süre sonra bedeni bu ağır yükü taşıyamayarak iflas eder. Sözcüklerin sustuğu, zihnin kilitlendiği yerde beden konuşur. Beden, içimizde biriktirdiğimiz her haksızlığı, bastırılmış öfkeyi ve görünmez acıyı somut bir şekilde dışarı vurur.Nesiller Boyu Süren Sırlar ve Gerçekle YüzleşmekBir ailede konuşulmayan sırlar, üzeri kapatılan travmalar ya da yaşanamamış yaslar zamanla buharlaşmaz; aksine bir nesilden diğerine sessiz, görünmez bir miras gibi devreder. Çocuklar, anne babalarının dile getirmediği ama bakışlarında, duygusal soğukluklarında veya ani çekilmelerinde taşıdığı o gizemli acıyı hissederler. Nawal da Kanada’daki yaşamında çocuklarına karşı duygusal olarak mesafeli, soğuk ve ulaşılmaz bir anneye dönüşmüştür. Çünkü içindeki fırtına o kadar büyüktür ki, çocuklarıyla sıcak ve samimi bir bağ kuracak duygusal alanı kalmamıştır.Ancak Nawal’ın hikayesindeki en büyük kırılma noktası, öldüğünde çocuklarına bıraktığı vasiyettir. İkiz çocuklarına öldü bildikleri babalarını ve varlığından habersiz oldukları ağabeylerini bulmaları için iki ayrı mektup bırakır. Onları geçmişin karanlık labirentlerine doğru sarsıcı bir arayışa gönderir.Bu hareket ilk bakışta çocuklara yüklenen ağır bir görev gibi görünse de, aslında nesiller boyu süren o felaket suskunluk zincirini kırma cesaretidir. Nawal, gerçeği açığa çıkararak çocuklarını belirsizlikten ve kimlik karmaşasından kurtarır. İyileşme ve özgürleşme, ne kadar can yakıcı olursa olsun, gerçekle yüzleşmekle başlar. Sırlar aydınlandığında, sonraki kuşaklar üzerlerindeki o görünmez duygusal yüklerden özgürleşir.Nefret Döngüsünü Kırmak: "Sevgi Her Zaman Var Olacak"Bu hikayenin belki de en sarsıcı, en büyüleyici ve insan ruhunu özgürleştiren boyutu, Nawal’ın bıraktığı son mektuplardaki mesajdır. Maruz kaldığı tüm şiddete, ağır işkencelere, kayıplara ve ihanete rağmen çocuklarına yazdığı satırlarda öfkeye ve nefrete teslim olmadığını kanıtlar."Kökleri ne olursa olsun, çocuklarım için sevgi her zaman var olacak" diyebilmek, acıyı nefrete değil, bağışlamaya, kabule ve onarıma dönüştürme gücüdür. Saf nefret ve öfke, insanı geçmişin zindanına hapseder ve onu inciten kişiye ömür boyu bağımlı kılar. Oysa yaşadığımız tüm haksızlıklara rağmen nefrete yenilmeyi reddetmek, bir insanın hem kendine hem de geleceğine verebileceği en büyük özgürlük hediyesidir.Nawal, vasiyetiyle çocuklarına sadece acı dolu bir geçmiş bırakmamış; aynı zamanda nefreti durduran, felaket zincirlerini kıran ve sevgiyi yeniden inşa eden derin bir yaşam bilgeliği devretmiştir.Kendi Hikayenizin Dürüst Yolcusu OlmakHepimizin hayatında zaman zaman yüzleşmekten kaçındığı kayıplar, ifade edemediği kırgınlıklar ya da ailemizden devraldığımız görünmez duygusal miraslar olabilir. İçimizdeki yangınları söndürmenin ve ruhumuzu hafifletmenin yolu, acıları yok saymak ya da öfkeyle beslemek değildir.Gerçek içsel güç; acımızın varlığını kabul etmek, kendimize ve geçmişimize şefkatle bakabilmek ve nefret yerine sevgiyi seçebilme cesaretini göstermektir. Zırhlarımızı ve savunma kalkanlarımızı yavaşça kenara bıraktığımızda, hakikatle barıştığımızda, hem kendi ruhumuzu hem de sevdiklerimizi özgürleştiririz.

Adresi

Merkez, Halaskargazi Cd., Şişli/İstanbul, Türkiye

Danışan Yorumları

Uzman hakkındaki yorumlarınızı belirterek başkalarına yardımcı olabilirsiniz.

Memnuniyet

Aslihur Doğrulanmış görüşme
Hatice hanımı birçok terapist arasından donanımını referans alarak tercih ettim. 18 yaşındaki kızım için kendisine ulaştık. Kızımın ciddi bir akran zorbalığı nedeniyle özgüven eksikliği ve psikiyatrist yönlendirmesiyle depresyon başlangıcı vardı. Kendisiyle sürece başladıktan sonra yorum yazmak istedim. Şu ana kadar 4 seans gerçekleştirdik. 4 seansta bile kızımdaki gelişmeleri görmek beni bir anne olarak çok mutlu etti. Kızım da Hatice hanımdan çok memnun ve terapilere devam ediyor olacak. Çok içten bir şekilde Hatice Hanımı herkese öneririm. Teşekkürler

Toplam 1 yorum.

Tüm yorumları gör

Uzmanın Cevapladığı Sorular

Lgbti

S... C...
Merhqba lgbt bireylere yonelik dqnışma vwriyormusunuz

kendm

S... S...
Merhaba ben sanirim zihinsel onceliklendirme yapiyorum gibi iyi bisi mi bu ? mesela aktivite yaparak kafami dagitiyorum ve bittikten sonra dusundugum overthinklemeyi artk yapmiyorum veya kucuk dusundugum olaylara “ hayatimda rolu ne “ bunu sonradan hatirlayacaak miyim diye dusunuyorum ve bitiryorum hemen birdaha aklima gelmiyor . bu duygu bastirma mi ? Arkadasim psikolog ve bana duygy bastiran insan bu sorulari da sormaz demisti bunu fark etmen ve hemen kafada bitirmen olgunluk zihinsel islevin iyi oldugnu demisti. oyle mi gercekten ? Yani kafada takmamak farkederek bitirmek iyi mi yoksa bastirmak mi ?

Toplam 2 soru.

Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir