“Konuşurken Heyecanlanıyorum! Sosyal Fobik miyim?

“Sadece bir saniye için gözlerinizi kapatın ve bir odaya girdiğinizi ve orada bazı arkadaşlarınızı ve meslektaşlarınızı gördüğünüzü düşünün, birden yere doğru bakıyorsunuz ve üzerinizde hiçbir giysinin olmadığının farkına varıyorsunuz”. Sosyal fobisi olan kişilerin bir toplumsal durumla karşılaştıklarında neler hissettiklerini bu senaryo çok iyi anlatmaktadır. “Büyük bir utanç duyarsınız, odadan kaçıp gitmek istersiniz, sanki ölecekmiş gibi olduğunuzu hissederseniz, hiç kimseyi yeniden görmek istemezseniz”. SF bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı konusunda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur. Kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren ya da bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Başkalarının kendileriyle ilgili olarak anksiyeteli, zayıf, kaçık ya da aptal gibi yargılarda bulunacağını düşünürler. Ellerinin ya da seslerinin titrediğinin farkına varacaklarıyla ilgili kaygılarından ötürü toplum önünde konuşmaktan korkabilirler ya da düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkalarıyla karşılıklı konuşurken aşırı kaygı duyabilirler. Diğer insanların ellerinin sallandığını görmesinden utanç duyacaklarından korktukları için başkalarının yanında yemekten, içmekten ya da yazı yazmaktan kaçınabilirler.
Sosyal fobinin tipleri var mıdır?
Sosyal fobi iki şekilde görülür. Korkular bir çok toplumsal durumları kapsıyorsa yaygın tip, bazı durumları kapsıyorsa (Başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek, konuşma yapmak gibi) yaygın olmayan tiptir.
“Konuşurken heyecanlanıyorum!” diyenlere sıklıkla rastlayabilir ve sizde bu heyecanı duyuyor olabilirsiniz. Aslında heyecan sağlıklı bir duygudur ve kontrol edilebildiğinde de performansa olumlu etki etmektedir. Ancak konuşurken heyecanlanmak kontrol edilemediğinde sosyal anksiyete yaşayan bireylerin sıklıkla yaşadığı olumsuz bir deneyime dönüşür.
Sosyal anksiyete yaşayan bireyler bir topluluğa hitap edeceklerinde kaygılanırlar. İlgi ve gözler üzerlerinde olduğunda, herkes onları dinlediğinde yoğun stres yaşarlar. Stres yaşamaları için ille de göz önünde olmalarına gerek yoktur. Heyecanlanmaları için seslerini başkalarının duyacağını bilmeleri de yeterlidir. Telefonla konuşmak, telekonferans yapmak, görüntülü konuşmak, mülakata girmek, sunum yapmak, sahnede olmak onlar için ürkütücü olabilir.
“Konuşurken heyecanlanıyorum” diyenler tabi ki yaptıkları her konuşmada heyecan duymazlar. En azından mevcut heyecanlarını sağlıklı düzeyde tutabildikleri ortamlar da olmaktadır. Sıklıkla konuştukları, kendilerini güvende hissettikleri kişilerle görüşürken heyecanlanmazlar veya bu heyecanı kontrol edebilirler.
Heyecanı tetikleyen çoğunlukla hata yapma, alay edilme, rezil olma korkularıdır. Bu korkularını tetikleyecek kişi ve ortamlar onlar için kaygı kaynağını oluşturmaktadır. Biri için bu kaygının nedeni anne-baba iken, başkası için akranları, öğretmeni, yöneticisi olabilir. İlerlemiş sosyal anksiyetede kişi konuşması gereken her ortamda ve kişiyle kaygı yaşayabilir.
Kekelemekten, söyleyeceklerini unutmaktan, seslerinin titremesinden korkarlar. Bunu daha önce bir veya birkaç kez deneyimlemişlerse korkuları çok daha yüksek ve kontrol etmesi güç olabilir. Başkalarının kendileriyle ilgili değerlendirmelerinin çoğunlukla olumsuz olduğunu ve alay içerdiğini düşünmektedirler. Özsaygıları, öz değerleri ve özgüvenleri daha düşük bireylerdir.
“Konuşurken Heyecanlanıyorum” Diyen Herkes Sosyal Anksiyete mi Yaşıyor?
Konuşurken heyecanlanmak neredeyse hepimizin yaşadığı bir durumdur. Burada yaşanan heyecanın bir sorun haline gelmesine neden olan kişinin yaşadığı sıkıntının derecesidir. Kontrol edilebildiğinde heyecan kişinin performansını olumlu yönde etkilemektedir. Sağlıklı heyecan kişinin konuşmasına daha iyi hazırlanmasına, daha fazla özen göstermesine neden olmaktadır. Kişinin daha coşkulu, hazırlıklı ve enerjik olmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla da heyecan kontrol edilebildiğinde olumlu etkiye sahiptir.
Heyecanlanıyor ama bu heyecanın performansınızı olumlu yönde etkilemesini sağlıyorsanız heyecanınızı kontrol edebiliyorsunuz demektir. “Konuşurken heyecanlanıyorum” diyor ama önemli konuşmalar yapmaktan geri durmuyor, size verilen görevlerden kaçınmıyorsanız bununla baş edebiliyorsunuz demektir. Dolayısıyla konuşurken heyecan duymak sosyal anksiyete tanısı için yeterli değildir. Sıklığı, yoğunluğu ve derecesi tanı için belirleyicidir.
“Konuşurken Heyecanlanıyorum” Diyen Bireylerde Görülen Diğer Sosyal Anksiyete Belirtileri Nelerdir?
Konuşurken yoğun heyecan duymak sosyal anksiyetenin önemli bir belirtisidir. Anksiyete yaşayan bireylerin duydukları heyecanın yoğunluğu performanslarını düşürmektedir. Konuşurken terler, kızarır, titrerler. Ellerini kollarını nereye koyacaklarını şaşırabilir ya da tamamen hareketsiz kalabilirler. Beden dilleri ile konuştukları senkron içerisinde değildir. Konuşmaları akıcı değildir ve tonlamalarını da doğru yapamazlar. Heyecanlarını kontrol etmeye çalışırken kısa ve net konuşur uzun cümlelerden kaçınırlar.
Uzun bir cümle kurmaları gerekirse cümleyi toparlamakta ve konuşmayı sonuca bağlamakta zorlanırlar. Çoğunlukla konuşma yapmalarını gerektirecek ortamlardan kaçınırlar. Alışveriş yaparken kasiyerle konuşmak, müşteri hizmetlerini aramak, mülakata katılıp kendilerini anlatmak onlar için oldukça zordur. Tanımadıkları insanlara bir şey sormaları gerektiğinde çok yoğun stres duyarlar. Otorite figürleriyle, öğretmen, müdür, yönetici gibi kişilerle konuşmakta zorlanırlar.
“Konuşurken heyecanlanıyorum” diyen bireyler konuşacaklarını zihinlerinde toplamaya çalışırken çoğunlukla diyalogları kaçırırlar. Bunu çoğunlukla grup içerisinde yaşarlar. Bir toplantıda veya sosyal bir etkileşim ortamında açılan bir konuya dahil olmak istediklerinde sıkıntı yaşarlar. Onlar ne söyleyeceğine karar verene kadar diğerleri başka konulara geçmiş olurlar. Yapacakları esprileri de sıklıkla düşünürler. Bu yüzden doğal akışında konuşamaz ve konuşulanlara da doğal tepki veremezler.
“Konuşurken heyecanlanıyorum” diyen bireyler bu heyecanlarını sessiz kalarak kamufle edebilirler. Heyecan yaşadıkları ortamlardan kaçınarak da kaygıyla baş etmeye çalışabilirler. Yüz yüze iletişim yerine mail veya mesaj ile iletişim kurabilirler. Alışverişlerini online yapabilirler. Banka işlerini ATM veya online uygulamalardan halledebilirler. Arkadaşlık kurmakta da zorluk yaşayabilirler. Bu ihtiyaçlarını da arkadaşlık sitelerinden karşılayabilirler.
Meslek olarak da potansiyelleri ne kadar yüksek olursa olsun konuşmalarını gerektirmeyecek işlere yönelebilirler. Ön planda olmayacakları, geri planda çalışacakları meslekleri tercih edebilirler.
İlerleyen durumlarda müdahale edilmezse yakın arkadaşlarla, aile bireyleriyle konuşurken de kişilerde bu heyecan açığa çıkabilir. Özellikle kendilerinden emin olmadıkları, eleştirilebilecekleri veya yeterince bilgi sahibi olmadıkları konular hakkında konuşurken heyecan yaşayabilirler.
Sosyal Anksiyete Yaşayan Bireyler Neden Konuşurken Heyecanlanıyor?
“Konuşurken heyecanlanıyorum” diyen bireyler konuşacakları konuyu önceden bildiklerinde ön hazırlık yapmaktadırlar. Kendileriyle baş başayken gayet akıcı konuşurlar. Yalnızken kendilerinden eminken yanlarına bir başkası geldiğinde bu güven ortadan kalkmaktadır. Konuşurken göz kontağı kurmaktan kaçınır, dikkatlerinin dağılmaması için çoğunlukla bakışlarını başka yerlere sabitlerler.
Karşılarındaki kişinin beden dilini okumaya çalışırlar. Çoğunlukla her bir mesajı olumsuz algılar ve karşılarındakini sıktıklarını düşünürler. “Benimle dalga geçecek, şu an hakkında kim bilir ne düşünüyor, kesin rezil oldum.” Gibi olumsuz çıkarımlarda bulunurlar.
“Konuşurken heyecanlanıyorum” diyen bireyler çoğunlukla mükemmeliyetçi ailede yetişmiş ve/veya aşırı korumacı tutumla büyütülmüştür. Çoğunlukla belirtiler ergenlik döneminde fark edilmeye başlanır. Okul fobisi yaşayan, çocukluğunda çoğunlukla arkadaşlık kuramayan, yalnız çocuklarda da sosyal anksiyete gelişmesi muhtemeldir.
Ebeveynleri tarafından fazla eleştirilen, gerçek dışı beklentilerle performansları zorlanan, rekabetçi yetiştirilen çocuklarda sosyal anksiyete gelişebilir. Bu bireyler çoğunlukla akranlarıyla ve başkalarıyla kıyaslanarak büyütülmüştür. Yetersizlik duyguları oldukça yüksektir. Ne yaparlarsa yapsınlar başkalarının beklentilerini karşılayamayacaklarını düşünebilirler. Alay edilmekten, başarısız olmaktan ve hatalarının bulunmasından endişe duyarlar. Kendilerine karşı oldukça olumsuz eleştirilerde bulunurlar.
Aile ve/veya öğretmenler tarafından çocuğun davranışları utangaçlık, çekingenlik veya terbiyeli, saygılı gibi değerlendirildiğinde tedavi gecikmektedir. Sosyal anksiyete ihmal edildiğinde farklı psikolojik rahatsızlıklara da neden olmaktadır. Depresyon sıklıkla ergenlikte ve yetişkinlikte sosyal anksiyeteye eşlik etmektedir.
Sigara, alkol, madde ilerleyen durumlarda bireylerin kaygılarıyla başa çıkmaları için baş vurdukları zararlı alışkanlıklar olabilir. Arkadaş edinmekte, evlenmekte, iş bulmakta, terfi almakta zorluk yaşayabilirler. Sosyal becerilerde kendilerini geliştirmekte oldukça zorlanırlar.
“Konuşurken Heyecanlanıyorum” Diyenler için Uygulanabilecek Öneriler
“Konuşurken heyecanlanıyorum” diyen bireylerin konuşurken çoğunlukla sesleri titrer, çocuksu veya ağlamaklı bir sesle konuşabilirler. Bu sesi fark ettikleri anda heyecanları hızla kaygıya dönüşür ve “şu an herkes benimle alay ediyor, ağlayacağımı düşünüyorlar.” Gibi olumsuz değerlendirmeler yapmaya başlarlar. Bireylerin seslerini daha doğru kullanmayı öğrenmesi gerekir.
İyi bir diksiyon konuşurken doğru nefesle konuşabilmeyi bilmekten geçer. Diksiyon eğitimi alarak bireyler yaşadıkları heyecanı da yönetmeyi öğrenirler. Kesintisiz konuşmak, nefes almadan konuşmak da konuşurken kişinin sesinde bozulmalara yol açar. Çabuk yorulur, nefessiz kalırlar. Konuşması akıcı olmaz. Diksiyon eğitimi ile birey diyafram nefesini kullanmayı ve daha uzun soluklu, akıcı konuşmalar yapmayı öğrenir. Tonlama ve doğru yerlerde es vermeyi de öğrenmiş olur.
Bir diğer önerimiz ise kişinin bol bol kitap okuması ve kelime hazinesini geliştirmesidir. Sesli okumalar yapmak da konuşma akıcılığına destek olacaktır. Ayna karşısında okuma yapmak veya bir konu kapsamında ayna karşısında konuşmak da yaşanan heyecanla başa çıkılmasını kolaylaştırır. Kişi böylece hem konuşmalarının ön provasını yapar hem kendi sesini dinler.
Ses kaydı yapmak, konuşmasını videoya alıp izlemekte kişinin heyecanını kontrol etmesini sağlar. Kişi kendi sesine ne kadar maruz kalırsa onu kabul etmesi de o kadar kolay olacaktır.
Konuşurken hareket etmek ve beden dilini kullanmak da kişiye güven verecektir. Hem de dinleyenin dikkati konuşulanla beraber hareketlere de yönelecektir. Özellikle sahnede olacaksanız ve topluluğa hitap edecekseniz sahnede yürüyebilirsiniz. Bir alanda hareketsiz durmaktansa hareket edebilirsiniz. Hareketleriniz ayrıca dinleyenlere de orada hakimiyetiniz olduğunu hissettirecektir.
Ayrıca konuşurken mümkünse ön hazırlık yapıp bir sunu hazırlayabilirsiniz. Sunumunuza görseller, konuşmanızı hatırlamanızı kolaylaştıracak kelimeler yazabilirsiniz. Videolarla, grafikler ve istatistiklerle dikkati üzerinizden alıp sunuma yönlendirebilirsiniz.
Negatif enerjinizi atmak ve heyecanınızı boşaltmak için nefes egzersizleri öğrenebilir, kaygılandıkça uygulayabilirsiniz. Spor yapabilir, suyun iyileştirici ve rahatlatıcı gücünü kullanabilirsiniz.
Konuşurken Heyecanlanıyorum Diyor ve Performansınızın Olumsuz Etkilendiğini Düşünüyorsanız Profesyonel Destek Almayı İhmal Etmeyin
Kaynak:abapsikoloji
Yayınlanma: 11.04.2025 10:40
Son Güncelleme: 11.04.2025 10:40
Depresif Bozukluklar
İlişki / Evlilik Problemleri
Sosyal Fobi
Stres / Kriz Yönetimi
+7
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans
Bunları da sevebilirsiniz...
Kelimesiz Anlaşabilmek: Gözlerin, Ses Tonunun ve Şefkatli Dokunuşun İyileştirici Gücü
Hayatın koşturmacası ve karmaşası içinde bazen en çok susarken konuşuruz. İster küçücük bir çocuk olalım ister hayatın sorumluluklarını omuzlamış yetişkin bir insan; içimizin en derin yerindeki o ortak arayış hiç değişmez: "Beni görüyor musun? Beni duyuyor musun? Benim varlığım senin için gerçekten değerli mi?"Bu sorulara verilen en hakiki, en sıcak ve en iyileştirici cevaplar, çoğu zaman süslü cümlelerde ya da upuzun nasihatlerde saklı değildir. Bir çocuğun gözünün içine bakarken yüzümüzde beliren o ılık gülümsemede, zor bir günün ardından eşimizin ya da dostumuzun omzuna koyduğumuz şefkatli bir elde veya bir sevdiğimizin sesindeki o sakin melodide gizlidir. Kelimelerin bittiği, duyguların bedene büründüğü bu derin alana psikolojide sözsüz iletişim diyoruz. Aslında bu, kalbin kendine has, pürüzsüz ve kelimesiz dilidir.Sinema tarihinin en sarsıcı yapıtlarından biri olan Kevin Hakkında Konuşmalıyız filmini hatırlayalım. Filmi izlerken çoğumuzun yüreğini sızlatan o derin mesafe, sadece yaşanan sarsıcı olayların ağırlığından kaynaklanmaz. Asıl sancı, anne ile çocuk arasındaki o gözle görülmeyen, kelimesiz bağın bir türlü kurulamayışında ve o sıcak aynalanmanın eksikliğinde yatar. Ancak bu hikayeye bakarken amacımız asla bir anneye ya da bir çocuğa parmak sallamak, "Nerede hata yapıldı?" diyerek suçlayıcı yargılara varmak olmamalıdır. Aksine bu hikaye, hepimize son derece şefkatli bir ayna tutar. Bize bir insanın doğduğu ilk andan itibaren en çok neye aç olduğunu hatırlatır: Kelimelerden çok önce gelen, bakışlarla, ses tonuyla ve güven veren temasla dokunulan bir ruh bağına…İlk İki Yılın Mucizesi: Kelimeler Yokken Kalp Nasıl Konuşur?Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk anlarda konuşamayız. Mantığımız, kavramlarımız ya da düzgün cümlelerimiz henüz yoktur. Ancak duyguları tüm çıplaklığıyla hisseden bir yüreğimiz ve çevremizdeki dünyayı algılayan son derece hassas bir bedenimiz vardır.Bebeklik ve erken çocukluk çağında bir insanın dünyayı güvenli bir yer olarak algılamasını sağlayan şey, ona söylenen mantıklı nutuklar ya da kurallar değildir. Bebek, annesinin ya da bakım vereninin gözlerindeki o sakin bakıştan, kucağında hissettiği sıcaklıktan ve ses tonundaki o yumuşak ritimden beslenir. Beden diliyle ve hislerle kurulan bu görünmez uyum, çocuğun zihninde ve kalbinde ömür boyu taşıyacağı derin bir güven duygusu inşa eder. Annenin yüzündeki tek bir yumuşak ifade, bebeğe hiç konuşmadan "Buradasın, güvendesin ve seni sevgiyle kucaklıyorum" der.Eğer bu ilk yıllarda göz temasıyla, sesin sıcaklığıyla ve şefkatli bir temasla yeterince buluşabilirsek; hayata ve insanlara güvenmeyi öğreniriz. Ancak bir şeyler eksik kaldığında ya da koşturmacaların arasında bu sözsüz bağ kopuklaştığında, insan yetişkinliğe doğru büyürken içinde tarifi zor bir yalnızlık ve güvensizlik taşımaya başlar.Büyüsek de İçimizdeki Çocuk Sözsüz Dili ArarPeki, yetişkin olduğumuzda hayatımızda ne değişir? Upuzun cümleler kurmayı öğreniriz, mantıklı açıklamalar yaparız, saatlerce süren tartışmalar yürütebiliriz. Fakat ne kadar büyürsek büyüyelim, ruhumuzun o en temel ihtiyacı hiç değişmez.Bir düşünün: Çok yorgun, kırgın ya da endişeli olduğunuz bir anda yanınıza gelen bir yakınınızın size uzun mantık dersleri vermesi mi içinizi ferahlatır, yoksa sadece gözlerinizin içine bakıp elinizi şefkatle tutması mı?Çoğu zaman aynı dili konuştuğumuz halde sevdiklerimizle bir türlü anlaşamadığımızdan yakınırız. Kelimelerimiz "Seni anlıyorum" derken; çatık kaşlarımız, bakışlarımızdaki uzaklık ya da bedenimizdeki katılık "Şu an seninle değilim" fısıltısını yayar. Karşımızdaki insan, kelimelerimizden ziyade bu sözsüz mesajı alır ve araya görünmez kırgınlıklar girer. Çünkü insan ruhu, kelimelerden çok daha hızlı bir şekilde bakışların, ses tonunun ve beden duruşunun samimiyetini okur.Sözsüz iletişim, sadece bir çocuğu büyütürken değil; iki yetişkinin aşkını, dostluğunu ve bağını korurken de en güçlü sığınaktır. Birbirine sevgiyle bakan iki insanın sessizliği, içinde hiç kırgınlık barındırmayan en güzel sohbetten bile daha derindir.Yargılamadan, Şefkatle Kendimize BakabilmekHayat her zaman pamuk ipliği gibi pürüzsüz ve sakin akmaz. Bazen kendi yorgunluklarımız, gündelik hayatın stresi, ekonomik kaygılar ya da geçmişimizden taşıdığımız kırgınlıklar yüzünden sevdiklerimize o sıcak bakışı vermekte zorlanabiliriz. Çocuklarımızın coşkusuna aynı neşeyle karşılık veremeyebilir, eşimizin gözlerinin içine bakacak enerjiyi kendimizde bulamayabiliriz.Bu durum son derece insani bir haldir. Amacımız kendimizi ya da başkalarını yetersizlikle suçlamak değil; bu durumu fark ettiğimiz an şefkatle durabilmektir. Kendimize şu soruyu sorabilmektir: "Şu an hayatın gürültüsüne çok mu sığındım? Sevdiklerimle arama gürültüden bir duvar mı ördüm?"Şifalanma, kusursuz olmakta değil; koptuğumuz an yeniden o sıcak bağı kuracak küçük adımları atabilmektedir.Sözsüz İletişimi Hayatımızda Yeşertecek Sade AdımlarGünlük hayatın koşturmacası içinde sevdiklerimizle ve kendimizle olan o sözsüz bağı yeniden güçlendirmek için atabileceğimiz birkaç yumuşak ve şefkatli adım:Göz Temasında Kalın: Sevdikleriniz sizinle konuşurken elinizdeki telefonu ya da işi bir kenara bırakın. Sadece birkaç saniyeliğine bile olsa gözlerinin içine bakarak "Şu an tamamen seninleyim" mesajını verin.Ses Tonunuzun Ritimini Fark Edin: Kelimeleriniz ne kadar nazik olursa olsun, sesinizin arkasındaki gerginliği karşı taraf hisseder. Biriyle konuşmadan önce derin bir nefes alarak ses tonunuza yumuşak bir melodi ve sıcaklık katmayı deneyin.Temasın Şifasından Korkmayın: Küçük bir dokunuş, omza koyulan şefkatli bir el ya da içten bir sarılma, bazen saatlerce süren açıklamalardan daha çok güven verir. Temas, bedenlerimizin "Güvendesin" deme şeklidir.Sessizliği Paylaşmayı Öğrenin: Biriyle yan yana dururken sürekli konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece aynı mekanda, sakin ve yargısızca bulunabilmek, sözsüz bağların en derin şeklidir.Kalbin Kelimesiz Diline YolculukSonuçta ister çocuk olalım ister yetişkin, hepimiz kelimelerin ötesinde anlaşılmak isteriz. Bir insanın hayatında bulabileceği en büyük zenginlik, bakışlarından ne hissettiğini anlayan, ses tonundaki kırgınlığı duyup sarılan ve yanında tek bir kelime etmeden güvende hissedebileceği insanların varlığıdır.Bugün sevdiklerinize ya da kendinize bakarken kelimelerin yükünü biraz olsun hafifletin. Bazen tek bir şefkatli bakış, bütün kırgınlıkları tamir etmeye yeter.
Hatice DIKDÜŞ 08.11.2026
ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?
ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?Online Terapi Yüz Yüze Terapi Kadar Etkili mi?Evet. Bilimsel araştırmalar, özellikle canlı görüntülü görüşmelerle gerçekleştirilen psikoterapilerin, araştırılan birçok psikolojik problemde yüz yüze terapi kadar etkili olduğunu göstermektedir.2024 yılında yayımlanan, 54 bilimsel araştırmayı ve 5.463 katılımcıyı kapsayan kapsamlı bir meta-analizde, terapist eşliğinde uzaktan uygulanan bilişsel davranışçı terapi ile yüz yüze uygulanan terapi arasında tedavi sonuçları bakımından bir fark bulunmamıştır.Kaygı ve depresif belirtiler başta olmak üzere çeşitli psikolojik güçlüklerde yapılan araştırmalar da online psikoterapinin etkili bir seçenek olduğunu desteklemektedir.Dolayısıyla online terapiyi yüz yüze terapinin daha az etkili veya eksik bir versiyonu olarak değerlendirmek doğru değildir.Online terapi, uygun danışanlarda ve uygun koşullarda, yüz yüze terapi kadar etkili bir psikolojik destek yöntemidir.Elbette her psikolojik güçlükte ve her danışan için aynı uygulama biçimi uygun olmayabilir. Bu nedenle terapi süreci kişinin ihtiyaçlarına göre değerlendirilir.Online Terapi Nasıl Yapılır, Etkili midir ve Avantajları Nelerdir?Psikolojik destek almak isteyen birçok kişinin aklında benzer sorular vardır: “Online terapi gerçekten işe yarıyor mu?”, “Psikologla aynı odada olmadan kendimi anlatabilir miyim?”, “Yüz yüze terapiyle aynı çalışmaları mı yapıyoruz?”Bu sorular oldukça anlaşılır. Çünkü terapi denildiğinde çoğumuzun zihninde bir psikologla aynı odada karşılıklı oturarak yapılan görüşmeler canlanır. Oysa günümüzde psikolojik destek alabilmek için mutlaka aynı fiziksel ortamda bulunmak gerekmiyor.Online terapi, psikolog ve danışanın güvenli bir görüntülü görüşme aracılığıyla bir araya geldiği, bilimsel temellere dayanan profesyonel psikolojik destek sürecidir.Peki, online terapide neler yapıyoruz? Yüz yüze terapiden farkı nedir? Online terapi gerçekten etkili midir?Online Terapide Neler Yapıyoruz?Online terapi yalnızca görüntülü konuşmaktan ibaret değildir. Yüz yüze terapide olduğu gibi belirli hedefler doğrultusunda ilerleyen, bilimsel yaklaşımların kullanıldığı ve profesyonel sınırların korunduğu bir süreçtir.İlk görüşmelerimizde sizi terapiye getiren sorunları, yaşamınızda karşılaştığınız güçlükleri, beklentilerinizi ve değiştirmek istediğiniz alanları anlamaya çalışıyoruz.Kaygı, panik atak, depresif belirtiler, tükenmişlik, aşırı düşünme, özgüven sorunları, ilişki problemleri, öfke ve stresle baş etme gibi birçok konuda online görüşmeler gerçekleştirebiliyoruz.Terapi sürecinde düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı birlikte değerlendiriyoruz. Sizi zorlayan durumlarda zihninizden neler geçtiğini, bedeninizde hangi tepkilerin ortaya çıktığını ve bu durumlar karşısında nasıl davrandığınızı anlamaya çalışıyoruz.Örneğin kaygı yaşadığınızda sürekli kötü senaryolar mı üretiyorsunuz? Belirsizlikten kaçınmak için her şeyi kontrol etmeye mi çalışıyorsunuz? Hata yapmaktan korktuğunuz için bazı şeyleri erteliyor musunuz?Bütün bunları birlikte değerlendiriyor, ihtiyaçlarınıza uygun çalışmalar planlıyoruz.Yani online terapide de yalnızca konuşmuyoruz. Duygularınızı anlamaya, düşüncelerinizle ilişkinizi değiştirmeye ve yaşamınızda yeni davranışlar geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz.Psikologla Güven İlişkisi Online Ortamda Kurulabilir mi?Terapinin en önemli unsurlarından biri, danışan ile psikolog arasında kurulan terapötik ilişkidir.Danışanın kendisini anlaşılmış, dinlenmiş, güvende ve yargılanmadan kabul edilmiş hissetmesi terapi sürecinde önemli bir yere sahiptir.Peki, bu ilişki ekran aracılığıyla kurulabilir mi?Evet. Araştırmalar, terapötik ilişkinin online görüşmelerde de güçlü biçimde kurulabildiğini göstermektedir.Online görüşmeler sırasında da duygularınızı ifade edebilir, yaşadığınız olayları paylaşabilir, düşüncelerinizi değerlendirebilir ve terapistinizle birlikte çalışabilirsiniz.Psikolog, ses tonunuzu, yüz ifadelerinizi, kullandığınız kelimeleri ve görüşme sırasında gözlemlenebilen duygusal tepkilerinizi değerlendirebilir.Fiziksel olarak aynı odada bulunmamak, terapötik ilişkinin kurulamayacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte online ortamda bazı bedensel ipuçlarının daha sınırlı gözlemlenebildiği de unutulmamalıdır.Online Terapinin Avantajları Nelerdir?Zamandan tasarruf: Terapiye ulaşmak için trafikte zaman geçirmeniz, ulaşım planlamanız veya uzun mesafeler katetmeniz gerekmez. Görüşmeye uygun bir ortamdan katılabilirsiniz.Mekândan bağımsızlık: Yaşadığınız şehirdeki psikologlarla sınırlı kalmadan ihtiyaçlarınıza ve çalışma alanlarına uygun bir uzman seçebilirsiniz.Esnek görüşme saatleri: Çalışma hayatı, aile sorumlulukları veya yoğun günlük program nedeniyle terapiye zaman ayırmakta zorlanan kişiler için uygun randevu saatleri planlanabilir.Terapi sürecinin devamlılığı: Taşınma, seyahat veya iş nedeniyle şehir değiştirme gibi durumlarda aynı psikologla görüşmeleri sürdürmek kolaylaşabilir.Kendi ortamınızda bulunma: Bazı kişiler kendilerini alışık oldukları bir ortamda daha rahat ifade edebilir. Özellikle terapiye başlamak konusunda çekinceleri olan kişiler açısından bu durum kolaylaştırıcı olabilir.Ulaşılabilirlik: Bulunduğu bölgede psikolojik destek seçenekleri sınırlı olan kişiler için online terapi önemli bir erişim olanağı sağlayabilir.Yurt dışında yaşayan ve kendi dilinde psikolojik destek almak isteyen kişiler için de online görüşmeler bir seçenek olabilir. Bu durumda ilgili ülkelerin mesleki ve hukuki düzenlemelerinin uygunluğu değerlendirilmelidir.Online Terapide ACT, Mindfulness ve Özşefkat Çalışmaları Yapılabilir mi?Evet. Online görüşmelerde yüz yüze terapide kullandığımız birçok psikolojik yaklaşım ve uygulamadan yararlanabiliyoruz.Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) çalışmalarında düşüncelerimizle aramıza mesafe koymayı, zorlayıcı duygulara alan açmayı ve değerlerimiz doğrultusunda davranmayı ele alıyoruz.Örneğin “Ya başarısız olursam?” düşüncesini kesin bir gerçek olarak kabul etmek yerine, zihnimizin ürettiği bir düşünce olarak fark etmeyi çalışabiliyoruz.Mindfulness çalışmalarında dikkatimizi şimdiki ana yönlendirmeyi, bedenimizdeki duyumları fark etmeyi ve yaşadığımız duyguları hemen değiştirmeye çalışmadan gözlemlemeyi öğreniyoruz.Topraklama egzersizleri, nefes farkındalığı ve duygu isimlendirme uygulamalarını online görüşmelerde birlikte gerçekleştirebiliyoruz.Özşefkat çalışmalarında ise kendimize yönelttiğimiz eleştirel dili, hata yaptığımızda kendimize nasıl davrandığımızı ve zorlandığımız anlarda daha destekleyici bir yaklaşım geliştirmeyi ele alıyoruz.Ayrıca görüşmeler arasında günlük yaşamda deneyebileceğiniz farkındalık çalışmaları, davranışsal uygulamalar ve kişisel değerlendirme egzersizleri planlayabiliyoruz.Önemli olan, çalışmaların hangi odada yapıldığı değil, ihtiyaçlarınıza uygun biçimde yürütülmesidir.Online Terapiye Katılmak İçin Nelere İhtiyacım Var?Online terapiye katılmak için internet bağlantısı, kameralı bir telefon, tablet veya bilgisayar yeterli olabilir.Görüşmelerinizi kendinizi rahat hissedebileceğiniz, başkalarının sizi duymayacağı ve dikkatinizin mümkün olduğunca bölünmeyeceği özel bir ortamda gerçekleştirmeniz önemlidir.Gizlilik, kişisel verilerin korunması ve mesleki etik ilkeler online terapide de geçerlidir.Bazı ağır kriz durumlarında, acil müdahale gerektiren koşullarda veya yeterli mahremiyet sağlanamadığında yüz yüze değerlendirme ya da farklı sağlık hizmetlerine yönlendirme gerekebilir.Sonuç: Değişen Görüşme Ortamı, Devam Eden Terapi SüreciOnline terapi ile yüz yüze terapi arasında bazı uygulama farklılıkları bulunsa da her iki yöntemde de temel amaç, kişinin yaşadığı güçlükleri anlamak ve psikolojik iyilik halini desteklemektir.Online terapide de duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve ilişkilerimizi ele alıyoruz. Kaygıyla, belirsizlikle, zorlayıcı yaşam olaylarıyla ve kendimize yönelik eleştirel düşüncelerle nasıl ilişki kurduğumuzu birlikte değerlendiriyoruz.Bilimsel araştırmaların gösterdiği gibi, online terapi uygun koşullarda yüz yüze terapi kadar etkili olabilir.Online terapide değişen, psikoloğunuzla buluştuğunuz ortamdır. Birlikte yürüttüğümüz psikolojik çalışmalar, profesyonel yaklaşım ve değişim hedefleri ise devam eder.Psikolojik destek almak için yaşadığınız güçlüklerin daha da artmasını beklemek zorunda değilsiniz.Uzman Psikolog Hasan ÇelikErgen, yetişkin ve çiftlerle online psikolojik görüşmeler.
Hasan ÇELIK 30.10.2026
Kaygı ve Panik Atak İçin 7 Günlük Uygulama Rehberi
ACT, Mindfulness ve Özşefkat ile 7 Günlük Uygulama RehberiKaygıyla baş etmek için çoğu zaman onu azaltmaya, kontrol etmeye veya zihnimizden uzaklaştırmaya çalışırız. Ancak kaygıdan kurtulmak için gösterdiğimiz yoğun çaba, bazen kaygıyla daha fazla meşgul olmamıza neden olabilir.Peki, kaygıyı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla ilişkimizi değiştirmeyi denesek?Aşağıdaki egzersizler, günlük yaşamda farkındalık geliştirmek, düşüncelerle aramıza mesafe koymak, kendimize daha şefkatli yaklaşmak ve kaygıya rağmen harekete geçebilmek amacıyla hazırlanmıştır.Buradaki hedef her zaman iyi hissetmek değil, zorlayıcı duygularla birlikte de yaşayabilmeyi öğrenmektir.1. Ayaklarını Yere Bas: Topraklama EgzersiziSüre: 1–2 dakikaKaygılandığınızda dikkatiniz gelecekteki olasılıklara kayabilir. Bu egzersiz, bulunduğunuz anla yeniden temas kurmanıza yardımcı olur.İki ayağınızı yere yerleştirin. Ayak tabanlarınızın zemine temasını, oturduğunuz sandalyeyi ve bedeninizin ağırlığını hissedin.Çevrenizdeki sesleri fark edin.Kendinize şöyle söyleyin:“Şu anda kaygı hissediyorum. Kaygım burada ve ben de buradayım.”Amacınız kaygıyı uzaklaştırmak değil, kaygı varken de çevrenizle bağlantı kurabilmektir.2. Zihnim Bana Ne Söylüyor?Süre: 1 dakikaZihnimiz bazen düşünceleri kesin gerçeklermiş gibi sunar.“Kesin başarısız olacağım.”“Beni kimse sevmiyor.”“Mutlaka kötü bir şey olacak.”Bu düşüncelerin başına şu ifadeyi ekleyin:“Şu anda zihnim bana ... söylüyor.”Örneğin: “Zihnim bana başarısız olacağımı söylüyor.”Ardından kendinize sorun:“Bu düşünceye inanmak zorunda mıyım, yoksa onun varlığını fark ederek ilerleyebilir miyim?”Bu uygulama ACT yaklaşımındaki bilişsel ayrışma becerisini destekler.3. Duyguma Bir İsim VeriyorumSüre: 1 dakikaGün içerisinde durup kendinize sorun:“Şu anda ne hissediyorum?”Kaygı mı? Korku mu? Utanç mı? Belirsizlik karşısında huzursuzluk mu?Duygunuzu mümkün olduğunca açık biçimde isimlendirin.“Şu anda kaygı hissediyorum ve göğsümde sıkışma fark ediyorum.”Duyguyu tanımlamak, onunla daha bilinçli ilişki kurmanıza yardımcı olabilir.Her duyguyu hemen değiştirmek zorunda değilsiniz.4. Beş Duyuyla Şimdiki Ana DönmekSüre: 2–3 dakikaBulunduğunuz ortamda:Görebildiğiniz 5 şeyi belirleyin.Dokunabildiğiniz 4 şeyi fark edin.Duyabildiğiniz 3 sesi dinleyin.Fark edebildiğiniz 2 kokuyu belirleyin.1 tadı fark edin.Bu uygulamayı evde, işte veya günlük yaşamın farklı anlarında yapabilirsiniz.Amaç zihnimizi zorla susturmak değil, dikkatimizi mevcut çevreye yönlendirmektir.5. Nefesimi Kontrol Etmeden İzliyorumSüre: 2 dakikaRahat bir pozisyonda oturun.Nefesinizi değiştirmeden girişini ve çıkışını gözlemleyin.Zihniniz başka düşüncelere gittiğinde bunu fark edin.Kendinize kızmadan dikkatinizi yeniden nefesinize yönlendirin.Burada başarılı olmak, hiç düşünmemek değildir. Dikkatinizin dağıldığını fark edip yeniden yönlendirebilmektir.Nefese odaklanmak rahatsızlık veriyorsa çevrenizdeki seslere odaklanabilirsiniz.6. Kaygı Günlüğü TutuyorumSüre: 3–5 dakikaGün içerisinde kaygılandığınız bir olayı seçin.Şu soruları yazılı olarak yanıtlayın:“Ne oldu?”“Zihnim bana ne söyledi?”“Bedenimde ne hissettim?”“Kaygı karşısında nasıl davrandım?”“Bu davranış uzun vadede bana yardımcı oluyor mu?”Burada önemli olan kendinizi eleştirmek değil, otomatik davranışlarınızı tanımaktır.Özellikle kaçınma, erteleme ve sürekli kontrol etme alışkanlıklarını fark etmeye çalışın.7. Dur, Fark Et, SeçSüre: 1 dakikaKaygı yükseldiğinde hemen tepki vermek yerine kısa bir duraklama oluşturun.Önce durun.Ardından zihninizden geçenleri ve bedeninizdeki duyumları fark edin.Son olarak kendinize sorun:“Şu anda kaygımın söylediğini mi yapıyorum, yoksa benim için önemli olan davranışı mı seçiyorum?”Bu küçük duraklama, otomatik tepkiler yerine daha bilinçli seçimler yapmanıza yardımcı olabilir.8. Düşüncelerimi Bulutlar Gibi İzliyorumSüre: 2 dakikaZihninizden geçen düşünceleri gökyüzündeki bulutlar gibi hayal edin.Her düşünceye bir isim verin:“Gelecekle ilgili endişe.”“Yetersizlik düşüncesi.”“Kontrol etme isteği.”Bulutları dağıtmaya veya durdurmaya çalışmayın.Düşüncelerin gelip geçmesine izin verirken dikkatinizi bulunduğunuz ana yönlendirin.Unutmayın: Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.9. Kaygıma Rağmen Küçük Bir AdımSüre: 5–10 dakikaKaygı nedeniyle ertelediğiniz bir davranışı belirleyin.Bir telefon görüşmesi, sosyal etkinlik veya uzun süredir bekleyen bir iş olabilir.Kendinize sorun:“Kaygım tamamen geçmese bile bugün hangi küçük adımı atabilirim?”Yapılabilir ve güvenli bir adım seçin.Bazen değişim, kendimizi hazır hissetmeyi beklemek yerine küçük bir davranışla başlar.10. Yakın Arkadaşıma Ne Söylerdim?Süre: 2 dakikaKendinizi eleştirdiğiniz bir anı düşünün.Aynı durumu sevdiğiniz bir arkadaşınız yaşasaydı ona nasıl yaklaşırdınız?“Bunu nasıl yapamazsın?” mı derdiniz, yoksa zorlandığını anlamaya mı çalışırdınız?Şimdi aynı cümleleri kendinize söylemeyi deneyin.Özşefkat, kendimizi haklı çıkarmak değil; zorlandığımız anlarda kendimize destek olabilmektir.11. Üç Adımlı Özşefkat MolasıSüre: 1–2 dakikaZorlandığınız bir anda üç cümleyi hatırlayın:Farkındalık: “Şu anda zorlanıyorum.”Ortak insanlık deneyimi: “Zorlanmak insan olmanın bir parçası.”Kendine nezaket: “Şu anda kendime nasıl destek olabilirim?”Bu cümleleri kendinize uygun sözcüklerle değiştirebilirsiniz.Amaç duyguyu bastırmak değil, zorlanırken kendinize daha destekleyici yaklaşmaktır.12. Gün Sonu Psikolojik Esneklik DeğerlendirmesiSüre: 3 dakikaGünün sonunda kendinize şu soruları sorun:“Bugün hangi durumlarda kaygı yaşadım?”“Kaygım beni hangi davranışlardan uzaklaştırmaya çalıştı?”“Kaygıma rağmen benim için önemli olan ne yaptım?”“Yarın kendime daha şefkatli nasıl yaklaşabilirim?”Gününüzü yalnızca ne kadar kaygılandığınıza göre değerlendirmeyin. Kaygı varken hangi davranışları seçebildiğinizi de fark edin.7 Günlük Uygulama PlanıPazartesi: Topraklama ve nefes farkındalığı.Salı: Zihnim bana ne söylüyor ve kaygı günlüğü.Çarşamba: Beş duyu egzersizi ve duyguları isimlendirme.Perşembe: Dur, fark et, seç uygulaması.Cuma: Bulut metaforu ve değerler doğrultusunda küçük adım.Cumartesi: Yakın arkadaşıma ne söylerdim ve özşefkat molası.Pazar: Gün sonu değerlendirmesi ve haftalık gözden geçirme.Son OlarakBu egzersizleri kusursuz uygulamak zorunda değilsiniz. Bazen dikkatiniz dağılabilir, bazen kaygınız artabilir veya uygulama sırasında hiçbir değişiklik hissetmeyebilirsiniz.Bunlar başarısız olduğunuz anlamına gelmez.Egzersizleri yalnızca kriz anlarında değil, günlük yaşamın sıradan zamanlarında da deneyebilirsiniz. Böylece farkındalık, kabul ve psikolojik esneklik becerilerini geliştirme fırsatı bulabilirsiniz.Önemli olan kaygının tamamen ortadan kalkması değil, kaygı varken de hayatımızda önem verdiğimiz şeylere yer açabilmektir.Uzman Psikolog Hasan Çelik
Hasan ÇELIK 30.10.2026


