1. Uzmanlar
  2. Harun Reşat YILDIRIM
  3. Blog Yazıları
  4. YAS DÖNEMİ VE YAS DÖNEMİ İLE BAŞ ETME STRATEJİLERİ

YAS DÖNEMİ VE YAS DÖNEMİ İLE BAŞ ETME STRATEJİLERİ

KAYIP VE YAS

KAYIP

Her birey ölümün kendisinden ve sevdiklerinden uzak olmasını ister fakat yaşamının farklı dönemlerinde kayıp veya kayıp tehdidi ile karşılaşabilir.

Sevilen ve güven duyulan kişilerin kaybedilmesi sonucunda bireyin yaşadığı keder, kaygı veya korku gibi yoğun duygular yasın ortaya çıkış biçimleridir.

Kaybın ardından yaşanan süreci farklı düzeylerde yansıtan üç farklı kavram bulunmaktadır:

-Kayıp yaşama, kişinin sevdiği birini kaybetmesiyle içinde bulunduğu durumu ifade eder.

-Matem, ölümden dolayı duyulan üzüntünün yaşandığı zamandır. Kaybedilen kişiye yeniden ulaşmaya çalışma, üzüntü ve yeniden yapılanma aşamalarından oluşur.

-Yas, kayıp yaşayan bireyin yaşamının her alanını ilgilendiren çok boyutlu zor bir süreçtir. Ancak, bir hastalık değildir. Kayba karşı gelişen doğal bir tepkidir. (Bildik, 2013)

YAS

Bireylerin ölüm sonrasında, yaşadığı kayba uyum sağlama sürecidir.

Yas tutmak; “herhangi bir yitim ya da değişikliğe verilen psikolojik yanıt, iç dünyamız ile gerçeklik arasında bir uyum sağlayabilmek için yaptığımız uzlaşmalar” olarak tanımlamıştır (Akt. Şenelmiş, 2006).

Bu süreçte yas tepkileri, fiziksel, davranışsal, bilişsel ve duygusal boyutlarda ortaya çıkabilir.

Yas süreci altı ile yirmi dört ay sürer ve zamanla yatışır. Bu sürecin daha uzun ve derin yaşanması yası patolojik bir boyuta ulaştırabilir.

Yas Tepkileri

Yas süreci kişiye özgü olup her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilir.

Kişi kaybı sakin bir şekilde kabul edebileceği gibi bu durumu ciddi bir kriz şeklinde de yaşayabilir.

Bu tür farklı tepkiler olabileceği gibi bireylerde görülen bazı fiziksel, bilişsel, duygusal ve davranışsal ortak tepkiler de görülebilir.

Bowlby' e göre kayıpla başa çıkmada sağlıklı veya sağlıksız yolların oluşu; ölen kişinin kimliği ve rolü, yas tutan kişinin yaşı ve cinsiyeti, kaybın şekli ve nedenleri, kayıp sonrası ortamın koşulları, yastaki kişinin kaybedilen kişiyle ilişkisi gibi nedenlere bağlı olabilir (Akt. Yıldız, 2004).

Patolojik Yas Tepkileri

Kronik Yas: Çok uzun bir süre ve yeterli bir sonuca ulaşamadan yas tutmanın sürdüğü bir haldir. On yıl ya da daha uzun sürer.

Gecikmiş Yas: Engellenmiş, bastırılmış ya da ertelenmiş yas olarak da tanımlanır. Burada geçmişte yaşanan kayıp sırasında gösterilmesi gereken tepki çeşitli sebeplerle ortaya konamadığı için ileriye taşınıp gereğinden şiddetli olarak yaşanmaktadır.

Abartılı Yas: Normal yas tepkisinin daha yoğun ve abartılı bir şekilde yaşanmasıdır.

Maskelenmiş Yas: Hastalar yakınmalarının kayıpla bağlantılı olabileceğinin farkında değillerdir. Kayıp sırasında ya yas yaşanmamıştır, ya da yasın ifade edilmesi bastırılmıştır.

Travmatik yas: Zamansız ve beklenmedik bir anda ve özellikle şiddet ya da korkunç bir olay sonucu meydana gelen ölümlerin ardından bireyde oluşan tepkiler ve bu tepkilere bağlı olarak bireyin yaşam alanlarındaki işlevselliğin önemli derecede olumsuz etkilenmesi olarak tanımlanabilir.

YAS TUTMA SÜRECİ

Şok: Kaybın olduğu/öğrenildiği ilk zamanlarda yaşanır ve kişi ölüm gerçeğiyle kısa bir süre hissizlik yaşar.

İnanmama ve inkâr: Kişi ölümü/kayıp gerçeğini bir süre reddederek hiçbir şey olmamış gibi davranabilir. Alkol, ilaç kötüye kullanımı, kendine zarar verici davranışlar gözlenir. Destek yetersizliğinde kronikleşme görülebilir.

Arzu etme: Kaybedilen kişinin geri dönmesi arzu edilir ve beklenir. Yalnızlık ve öfke gibi duygular bu sürecin önemli bir parçasıdır. Yaşanılan öfkenin en büyük sebeplerinden biri kişinin kendisini “neden ben” diye sorgulamasına bağlı olarak gelişir. Ancak bu öfke çevredekiler tarafından kişisel olarak algılanmamalı, bir çeşit duruma uyum sağlama çabası olarak nitelendirilmelidir.

Çaresizlik: Kayıp gerçeğinin kabullenilmesi ve sonuçlarının anlaşılmasıyla hissedilen çaresizlik yas tutma sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu aşamada hissedilen kaygı sonucu iş hayatında ve sosyal ilişkilerde güçlükler yaşanabilir.

Kabullenme ve hayatı düzenleme: Bu dönemde ölüm/kayıp gerçeği artık kabullenilmiştir. Yas tepkilerinin çeşitliliği ve yoğunluğunda azalmalar görülür. Normal yaşam fonksiyonları düzenlenir ve yeni ilişkiler ve projeler için yatırım yapılır.

Ergenlik Döneminde Ölüm Kavramı

Ergenlik döneminde benmerkezciliğin oluşu onların ölüme bakışını etkilemektedir.

Ergenin kendi kişisel biricikliğine olan inancı, kendisinin ölüm ile karşılaşmayacağı inancına dönüşebilmektedir. Buna bağlı olarak, kayıp yaşayan ergenler güçlü inkâr, öfke, suçlanma, üzüntü, sevdiğine kavuşma (intihar fikirleri) gibi duygusal tepkiler verebilmektedir. Olası belirtiler olarak da suça yönelme, ilaç, alkol kullanımı, bedensel yakınmalar, depresyon, intihar davranışları ve okul başarısızlığı gözlenebilmektedir (Akt. Sezer ve Kaya, 2009)

Kaybı Olan Çocuklara/ Ergenlere Nasıl Yardım Edebiliriz?

Kayıp durumlarında çocukla açık ve dürüst bir şekilde konuşulmalıdır.

Çocuğun gelişim dönemi dikkate alınarak kayıp hakkında uygun açıklamalar yapılmalıdır. Örneğin; dedesini kaybeden 4 yaşındaki bir çocuğa bu durum şu şekilde açıklanabilir; «Hatırlıyor musun geçen yaz bir tavşan almıştık ve sonra hastalandığı için ölmüştü. Aynı şey insanlar için de geçerlidir. Onlar da doğar, büyür, yaşlanırlar ve ölürler.»( Hastalığın, grip gibi hastalıklardan farklı olduğu vurgulanmalıdır.)

Bunun yerine, markete gitti ama gelecek, uzun bir yolculuğa çıktı ya da uyuyor demek oldukça yanlıştır. Bu durumlarda çocuk, anne-babası uyuduğunda ya da yolculuğa çıktığında buna karşı bir korku geliştirebilir.

Çocuğa kayıp haberi aniden verilmemeli, aşamalı bir şekilde söylenmelidir. (Kaza geçirme, hastaneye yatırılma vs.)

Çocuğun tepkileri paylaşılmalı ve ona destek olunmalı, sorduğu sorulara sabırla cevap verilmelidir.

Verilen cevaplar birbiriyle tutarlı olmalıdır.

Hayatta kalanların güvende oldukları söylenmelidir.

Çocuğun cenaze törenine katılması ve/veya mezarlık ziyareti yapması kaybın gerçekliğini anlaması için önemlidir.

Çocuklarla korkuları ve/veya suçluluk duyguları hakkında konuşulmalıdır. Çocuk üzülmesin diye çaba sarf edilmemeli aksine üzüntüsüne ortak olunmalıdır.

Kaybı takip eden dönemde çocuğun günlük aktivitelerinde bir değişiklik yapılmamalı ve ihtiyaçlarının karşılanmasında tutarlı bir tavır sergilenmelidir.

Çocuğun kayba tanık olması ve/veya kayıptan kendini sorumlu tutması durumunda psikolojik bir yardım alması gerekebilir.

Kayıp Sonrası Normal Yaşama Dönmede Okulların Rolü ve Önemi

Çocukların günlük yaşamlarının büyük bir çoğunluğunu geçirdikleri okullar, onların zihinsel ve sosyal becerilerinin gelişmesinde önemli rol oynayan ortamlardır. Okullar aynı zamanda, ana-babaların, çocuklarının gelişimi hakkında bilgi ve destek aldıkları en önemli birimlerdir.

BİR KAYIP SONRASINDA ANNE VE BABANIN YANI SIRA OKULLARIN VE ÖĞRETMENLERİN ÇOCUKLARIN YAŞAMLARINDA ÇOK ÖNEMLİ YERİ VARDIR ÇÜNKÜ

Öğretmenler, sadece çocukları eğitmek ve onlara belirli bilgi ve becerileri öğretmekle kalmazlar, aynı zamanda onların mutlu ve sağlıklı büyümelerine yardımcı olacak bir öğrenme ve gelişme ortamı yaratırlar.

Öğretmenler çocuklarla daha çok birlikte oldukları için, onların ihtiyaçlarını herkesten daha iyi bilir ve gerektiğinde onlara yardım edebilirler.

Öğretmenlerin yardımıyla daha ileri düzeyde psikolojik yardıma ihtiyacı olan çocuklar belirlenebilir.

İşte bu nedenlerden dolayı öğretmenler olarak sizler travmatik yaşantıların normalleştirilmesi ve okulların hem ana-babalara hem de çocuklara yardım ve destek sağlayan kurumlar haline gelmesinde önemli görevler üstlenebilirsiniz.

Ergenlik dönemindeki öğrencilere nasıl yardım edebilirsiniz?

Aile ve arkadaşlarıyla duygularını paylaşmalarına ve ifade etmelerine yardım edin.

Kabul, hoşgörü ve destek gösterin.

Gündelik faaliyetlere katılmalarını ve spor yapmalarını teşvik edin.

Okul başarılarıyla ilgili beklentilerinizi azaltın.

Öğretmenlere Öneriler

Çocukların kaybın nasıl ve neden olduğunu anlamalarına yardım edin.

Zor durumlar sonrasında insanların verdiği normal tepkiler hakkında onları bilgilendirin.

Çocuklarla birlikte onların duygusal olarak iyileşmelerine yardımcı olacak sınıf etkinlikleri düzenleyin.

Öğretim etkinliklerini çocukların ihtiyaçlarına göre uyarlayarak ve ihtiyacı olan çocuklara daha fazla eğitim desteği verin.

Çocuklar üzerinde özel iletişim teknikleri kullanın.

Sınıfta sıcak ve destekleyici bir sosyal ortam yaratın.

Çocukların kayıplarla, acı veren anılarla ve duygularla başa çıkmalarına yardımcı olacak etkinlikler düzenleyin.

Çocukların iyileşme sürecini kolaylaştırmak için okul ve aile arasındaki işbirliğini güçlendirin

Yayınlanma: 28.08.2025 13:06

Son Güncelleme: 28.08.2025 13:06

Psikolog

Harun Reşat

YILDIRIM

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
2 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
İlişki / Evlilik Problemleri
Depresyon ve Mutsuzluk
+8
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Modern Zamanın Suçluluk Duygusu

KENDİ HAYATININ BAŞROLÜNDEN ÇIRAKLIĞINA DÜŞMEK: "HAYIR" DİYEMEMEK VE SAĞLIKLI SINIRLARIN PSİKOLOJİSİModern insanın günlük yaşantısına uzaktan bir göz atalım: Sabah erkenden uyanıp işe yetişen, iş yerinde yöneticisinin ve iş arkadaşlarının tüm ricalarını —kendi iş yükü taşsa bile— tebessümle kabul eden, akşam arkadaş grubunun aslında hiç gitmek istemediği planına "Ayıp olmasın" diyerek katılan, hafta sonu ise ailesinin ondan beklediği tüm görevleri eksiksiz yerine getirmek için koşturan bir profil. Dışarıdan bakıldığında bu kişi; harika bir çalışan, mükemmel bir dost, fedakar bir evlat veya ebeveyndir. Herkes onun ne kadar "iyi niyetli" ve "uyumlu" olduğundan bahseder. Ancak bu parıltılı vitrinin arkasındaki mutfağa geçip o kişinin iç dünyasına baktığımızda karşılaştığımız manzara bambaşkadır: Derin bir zihinsel yorgunluk, geçmek bilmeyen bir kronik stres, içten içe büyüyen bir öfke ve en acısı da, "Ben kendi hayatımda neredeyim?" sorusunun yarattığı o büyük boşluk hissi.Eğer siz de hayatınızın merkezine başkalarının isteklerini koyup, kendi ihtiyaçlarınızı sürekli en arka sıraya itiyorsanız; "Hayır" demek istediğiniz anlarda boğazınız düğümleniyor ve yerini suçluluk duygusuna bırakıyorsa, çok temel bir psikolojik sınır ihlalinin kurbanı olabilirsiniz. Bizim gibi toplulukçu, onay odaklı ve bağ kurmanın "her şeye boyun eğmek" olarak algılandığı kültürlerde, sınır çizmek maalesef bir bencillik gibi etiketlenir. Oysa psikolojik gerçeklik bize tam tersini söyler: Sağlıklı sınırlar çizememek, bireyin kendi hayatının başrolünden çıkıp başkalarının hayatında bir çırağa dönüşmesine neden olur."Hayır" Demek Neden Bu Kadar Zor?Bir insana "Hayır" demek, teknik olarak sadece iki heceli basit bir kelimeyi telaffuz etmektir. Ancak iş eyleme dökmeye geldiğinde zihnimizde adeta devasa bir deprem yaşanır. Peki, neden bu kadar korkarız bu kelimeden? Bunun arkasında çocukluk yıllarımıza kadar uzanan derin kökler ve bazı temel psikolojik inançlar yatar:Sevilmeme ve Dışlanma Korkusu: Çocukluk döneminde sadece "söz dinlediğinde", "uyumlu olduğunda" veya "başkalarını memnun ettiğinde" sevgi ve onay görmüş bireyler, erken yaşta şu hatalı inancı geliştirirler: "Ben sadece başkalarının benden beklediğini yaparsam sevilmeye layık olurum. Kendi isteklerimi dayatırsam yalnız kalırım." Bu çocuksu onaylanma ihtiyacı (childish approval seeking), yetişkinlikte de peşimizi bırakmaz.Çatışmadan Kaçınma Refleksi: Pek çok insan için karşı tarafın hayal kırıklığına uğraması, öfkelenmesi veya surat asması katlanılamaz bir durumdur. İlişkideki en ufak bir gerginliği bir felaket gibi algılayan zihin, o anki huzuru korumak adına kendi sınırlarını feda eder. "Huzurumuz kaçmasın" diye söylenen her "Evet", kişinin kendi iç huzuruna indirdiği bir darbedir.Aşırı Sorumluluk Duygusu: "Hayır" diyemeyen kişiler genellikle başkalarının duygularından, mutluluğundan ve hatta başarısından kendilerini sorumlu hissederler. Arkadaşı üzgünse onu teselli etmek zorundadır, iş arkadaşı sıkıştıysa onun işini üstlenmelidir. Bu, taşınması imkansız bir psikolojik yüktür.Sınır Çizmemenin Ağır Faturası: Kronik Öfke ve TükenmişlikSınır çizemediğimizde, dış dünyaya karşı her zaman "iyi, kibar ve verici" görünürüz. Ancak halının altına süpürülen her bastırılmış duygu, içeride birikmeye devam eder. Kendinizden verdiğiniz her taviz, bir süre sonra karşı tarafa karşı gizli bir öfke (resentment) beslemenize neden olur. "Ben onun için her şeyi yapıyorum, neden o benim sınırlarımı görmüyor?" diye düşünürken bulursunuz kendinizi. Oysa acı gerçek şudur: Siz sınırlarınızı net bir şekilde çizmediğiniz sürece, insanların o sınırları çiğnemesinden dolayı onları suçlayamazsınız. İnsanlar, izin verdiğiniz sürece hayat alanınızı işgal ederler.Bu kısırdöngü zamanla kişiyi kronik yorgunluğa, depresif duygu durumuna ve nihayetinde psikolojik tükenmişliğe (burnout) sürükler. Kişi kendine, hobilerine, dinlenmeye vakit bulamaz hale gelir. Çünkü onun zamanı, enerjisi ve zihni zaten başkaları tarafından çoktan parsellenmiştir.Sağlıklı Sınır Nedir? (Ve Ne Değildir?)Sınır çizmek denildiğinde insanların aklına genellikle etrafına devasa, aşılmaz duvarlar örmek, insanları hayatından tamamen çıkarmak ya da kaba ve bencil biri olmak gelir. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Sağlıklı bir sınır, bir duvar değil; evinizin kapısı gibidir. Kapının ne zaman açılacağına, içeriye kimin, ne kadar süreyle gireceğine ve hangi şartlarda kalacağına siz karar verirsiniz. Sınır çizmek; karşı tarafa düşman olmak değil, kendi varlığınızı koruma altına almaktır. Sınır çizdiğinizde karşınızdaki insana aslında şu mesajı verirsiniz: "Seni seviyorum, sana değer veriyorum ama kendimi de en az senin kadar seviyor ve kendime de değer veriyorum."Adım Adım Sınır Çizme SanatıGeçmişten gelen o güçlü "herkesi memnun etme" kalıbını bir günde yıkmak elbette kolay değildir. Ancak bu, kas gibidir; egzersiz yaptıkça güçlenir. İşte hayatınızda sınır çizmeye başlamak için kullanabileceğiniz bazı psikolojik pratikler:Zaman Kazanın (Hemen 'Evet' Demeyin): Birisi sizden bir ricada bulunduğunda zihniniz otomatik olarak "Tabii ki yaparım" demeye meyillidir. Bu otomatik pilotu devre dışı bırakın. "Şu an programımı tam hatırlamıyorum, bir kontrol edip sana döneyim" diyerek kendinize düşünme alanı yaratın. O alanda gerçekten bunu isteyip istemediğinizi sorgulayın.Suçluluk Duygusuna Yer Açın: "Hayır" dediğinizde içinizde yükselecek olan o suçluluk ve huzursuzluk hissi çok normaldir. Bu hissi yok etmeye çalışmayın. O suçluluk duygusunun varlığına izin verin, onunla birlikte kalın ama yine de kendi değerleriniz doğrultusunda sınırınızı korumaya kararlı olun. Unutmayın, suçlu hissetmeniz yanlış bir şey yaptığınız anlamına gelmez; sadece eski ve sağlıksız bir alışkanlığı değiştirdiğiniz anlamına gelir.Gerekçesiz ve Net Olun: "Hayır" derken sayfalarca açıklama yapmak, mazeretler üretmek ya da yalan söylemek zorunda değilsiniz. Açıklama yaptıkça karşı tarafa sınırınızı esnetmesi için koz vermiş olursunuz. "Çok isterdim ama şu an buna ayıracak enerjim/zamanım yok" cümlesi son derece yeterli, net ve saygındır.Son Söz: Kendi Hayatınızın Direksiyonuna GeçmekHayat, başkalarının beklentilerini karşılayarak harcanamayacak kadar kısa ve kıymetlidir. Sürekli başkalarını memnun etmeye çalışarak geçirdiğiniz bir yaşamın sonunda, elinizde kalan tek şey kocaman bir pişmanlık ve yaşanmamış bir kendilik hissi olacaktır.Eğer siz de sınırlarınızı çizmekte zorlanıyor, "Hayır" demenin yarattığı o yoğun kaygı ve suçluluk duygusuyla baş edemiyorsanız, bu düğümü tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz. Psikolojik danışmanlık süreci; kendi ihtiyaçlarınızla yeniden tanışacağınız, çocuklukta kazandığınız o onaylanma prangalarından özgürleşeceğiniz ve hayatınızın direksiyonunu yeniden kendi elinize alacağınız güvenli, yargısız bir alandır. Kendinize bir iyilik yapın ve bugün, başkalarına "Hayır" derken kendinize kocaman bir "Evet" demenin ilk adımını atın. Çünkü siz, sınırlarınızla ve tüm özgünlüğünüzle değerlisiniz.
Nisa SAĞLAM 31.05.2026

İLİŞKİLERDE REKABET Mİ, TEKRAR MI? GÖRÜNMEZ BAĞLAR

İnsan ilişkileri, hayatın en karmaşık ama aynı zamanda en büyüleyici labirentlerinden biridir. Çoğumuz yetişkin birer birey olduğumuzda, kararlarımızı tamamen özgür irademizle, mantığımızla ve o anki isteklerimizle verdiğimizi düşünürüz. Hayatımıza alacağımız partneri seçerken kriterlerimiz bellidir: Saygı, sevgi, dürüstlük, ortak zevkler… Ancak süreç ilerledikçe, kendimizi hiç istemediğimiz halde tanıdık bir kısırdöngünün içinde buluveririz. "Neden hep benzer insanlar beni buluyor?", "Neden ilişkilerimde hep aynı noktada tıkanıyorum?" ya da "Neden en çok sevdiğim insanla en çok yaralandığım tartışmaları yaşıyorum?" gibi sorular, zihnimizde yankılanmaya başlar.Eğer siz de ilişkilerinizde adeta bir senaryonun sürekli yeniden vizyona girmesi gibi aynı duygusal çıkmazları yaşıyorsanız, yalnız değilsiniz. Aslında yetişkinlikte kurduğumuz o yetişkin bağları, çocukluğumuzun görünmez ipleriyle yönetiliyor. Psikoloji literatüründe bu görünmez iplere, dünyayı ve ilişkileri algılama biçimimizi şekillendiren derin inanç kalıpları, yani "Şemalar" diyoruz.Şema Nedir ve Hayatımıza Nasıl Sızar?Şemalar, çocukluk ve ergenlik döneminde anne-baba, kardeşler veya bakım veren diğer önemli figürlerle kurduğumuz ilişkiler neticesinde oluşan zihinsel haritalardır. Bir çocuğun dünyayı anlamlandırabilmesi için temel bazı duygusal ihtiyaçları vardır: Güvenli bağlanma, özerklik, kendini ifade edebilme özgürlüğü, kendiliğindenlik ve gerçekçi sınırlar. Bu temel ihtiyaçlar yeterince karşılanmadığında, çocuk zihni hayatta kalabilmek ve bu duygusal boşluğu doldurabilmek için bazı kalıplar geliştirir.Çocukken geliştirilen bu kalıplar, o yaşlarda bizi duygusal acıdan koruyan birer kalkan işlevi görse de, yetişkinlik dünyasına adım attığımızda ayağımıza dolanan birer prangaya dönüşür. Çünkü şemalar, adeta gözümüze taktığımız renkli bir gözlük gibidir. Gözlüğümüz ne renkse, karşımızdaki insanın davranışlarını da o renge boyayarak algılarız. İşin daha da çarpıcı yanı, zihnimiz bu şemaları doğrulamak için bizi bilerek veya bilmeyerek çocukluğumuzdaki duygusal iklimi yeniden yaratacak partnerlere doğru sürükler. Psikolojide "Şema Kimyası" olarak adlandırılan bu durum, bize aslında acı veren ama bir o kadar da "tanıdık" gelen dinamiğe doğru çekilmemize neden olur.İlişkileri Perde Arkasından Yöneten En Yaygın 3 ŞemaYetişkinlik ilişkilerinde en sık karşılaştığımız ve partner seçimlerimizi doğrudan sabote eden üç temel şemayı yakından inceleyelim:1. Terk Edilme Şeması: "Herkes Bir Gün Gider"Çocukluğunda ebeveyn kaybı, boşanma, bir ebeveynin uzun süreli hastalığı ya da daha da önemlisi duygusal olarak tutarsız bir anne-baba figürüyle büyüyen bireylerde bu şema sıkça görülür. Çocuk, sevginin kalıcı bir şey olmadığını, her an yalnız bırakılabileceğini öğrenmiştir.Bu şemaya sahip bir yetişkin ilişkisinde sürekli tetiktedir. Partnerinin telefonunu geç açması, bir akşam arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istemesi ya da bir anlık sessizliği, zihinde hemen şu alarmları çaldırır: "Beni artık sevmiyor, benden sıkıldı, gidecek." Kişi bu yoğun kaygıyla baş edebilmek için ya aşırı kıskançlık, denetleme ve partnerini boğma eğilimi gösterir ya da "O beni bırakmadan ben onu bırakayım" diyerek ilişkiyi kendi elleriyle sabote eder. Sonuçta yaşanan ayrılık, zihindeki o yıkıcı inancı doğrular: "Gördün mü, yine haklı çıktım, herkes bir gün gider."2. Kusurluluk / Yetersizlik Şeması: "Gerçek Beni Görürse Sevmez"Eğer çocukken sürekli eleştirildiyseniz, başkalarıyla kıyaslandıysanız, başarılarınız görmezden gelinip sadece hatalarınız öne çıkarıldıysa iç dünyanızda "Ben derinlerde bir yerde kusurluyum ve sevilmeye layık değilim" inancı kök salar.Bu şemayı taşıyan bireyler, ilişkilerinde gerçek duygu ve düşüncelerini açıkça ortaya koymaktan korkarlar. Sürekli olarak maskeler takarlar çünkü partnerlerinin onların "gerçek" halini gördüğünde uzaklaşacağına inanırlar. Eleştiriye karşı aşırı hassastırlar; partnerin yapıcı bir geri bildirimi bile bu kişilerde çok büyük bir öfke patlamasına ya da derin bir kabuğuna çekilmeye yol açabilir. Çoğu zaman da şema kimyası gereği, kendilerini sürekli eleştiren, değersizleştiren ve aşağılayan narsistik partnerleri seçerek çocukluktaki o tanıdık yetersizlik hissini yetişkinliklerinde de beslemeye devam ederler.3. Fedakarlık Şeması: "Kendi İhtiyaçlarım Önemsiz"Bu şema genellikle çocuk yaşta ebeveyninin sorumluluğunu almak zorunda kalmış, anne ya da babasının duygusal dert ortağı olmuş, kendi çocukluğunu yaşayamadan "büyümüş de küçülmüş" kişilerin şemasıdır. Kişi, sevilmek ve kabul görmek için kendi isteklerini yok sayıp, sürekli başkalarının ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğini öğrenmiştir.İlişkilerde bu dinamik, partnerini sürekli kurtarmaya çalışan, onun tüm sorumluluklarını sırtlanan, kendi sınırlarını çizemeyen "aşırı verici" bir rol olarak karşımıza çıkar. Kişi partneri adına her şeyi düşünür, her fedakarlığı yapar ama bir süre sonra içten içe derin bir öfke ve kırgınlık biriktirmeye başlar. "Ben onun için her şeyi yapıyorum ama o benim için kılını bile kıpırdatmıyor" cümlesi bu şemanın en net dışavurumudur. İlginçtir ki, fedakarlık şeması olan bireyler genellikle bencil, talepkar ve çocuksu partnerleri hayatlarına çekerek bu döngüyü sürekli kılarlar.Kısırdöngüyü Kırmak: Yetişkin Özümüzle Tanışmakİlişkilerimizdeki bu gizli yönetmenleri fark etmek, hayatımızın kontrolünü yeniden elimize almanın ilk ve en önemli adımıdır. Peki, geçmişin bu görünmez bağlarından sıyrılıp sağlıklı, dengeli ve huzurlu ilişkiler inşa etmek nasıl mümkündür?Fark Etmek ve Kabul Etmek: Bir ilişkide tartışma anında verdiğiniz tepkinin büyüklüğüne bakın. Eğer partnerinizin küçük bir davranışı sizde 10 üzerinden 9 şiddetinde bir öfke veya hüzün yaratıyorsa, orada incinen kişi bugünkü yetişkin haliniz değil, geçmişteki o kırgın çocuktur. O an tetiklenen şemanızı tanıyın.İçinizdeki Çocuğun Elinden Tutmak: Terk edilmekten korktuğunuzda, yetersiz hissettiğinizde ya da sınır çizemediğinizde kendinize şefkatle yaklaşın. Geçmişte alamadığınız o güveni, onayı ve sevgiyi bugün kendi kendinize verebileceğinizi zihninize hatırlatın. Siz artık çaresiz bir çocuk değil, kendi ayakları üzerinde durabilen bir yetişkinsiniz.Yeni ve Sağlıklı Deneyimlere Alan Açmak: Şemalarımız bizi hep tanıdık acılara yönlendirse de, bilinçli bir farkındalıkla bu kalıbı kırabiliriz. Size zarar veren dinamiklerden uzak durmayı seçmek, ilişkide sınır çizmeyi denemek ve hak ettiğiniz değeri size sunan insanlara şans vermek zihindeki eski nöron yollarını değiştirmenin tek yoludur.Son Söz: Terapi Odası Bir Dönüşüm SahnesidirTüm bu döngüleri tek başına fark etmek ve değiştirmek her zaman kolay olmayabilir. Çünkü şemalarımız o kadar derine kök salmıştır ki, onları hayatın tek gerçeği sanabiliriz. İşte bu noktada psikolojik danışmanlık süreci, kişinin kendi geçmişine güvenli bir mesafeden bakmasını sağlayan, kör noktalarını aydınlatan bir ayna görevi görür.Terapi odası; ilişkilerinizde kendinizi tekrar tekrar cezalandırdığınız o eski senaryoları yırtıp atacağınız, içinizdeki o incinmiş çocukla barışarak kendi hayat hikayenizi yeniden ve çok daha sağlıklı bağlarla yazacağınız bir dönüşüm alanıdır. Unutmayın; geçmişiniz, gelecekteki ilişkilerinizin kaderi olmak zorunda değildir. İçinizdeki bağları çözmeye hazır olduğunuzda, gerçekten sevilmenin ve sevmenin hafifliğini de keşfedeceksiniz.
Nisa SAĞLAM 31.05.2026

NEDEN BU KADAR ZOR-LANIYORUM? 😞

Yüklerini Tek Başına Taşımak Zorunda Değilsin: Değişimin Şefkatli ve Sistemik Yolculuğuna Merhaba! 👋8 yıllık mesleki tecrübem boyunca yüzlerce farklı hikayeye eşlik ettim ve eşlik etmeye büyük bir keyifle devam ediyorum. Her danışanımın yaşamı biricik olsa da, ruhun derinliklerinde yankılanan o ortak inancı hep duydum: "Çok yoruldum, hatta tükendim ama durmamalıyım!" Bugün bu yazıyı; omuzlarındaki yükün ağırlığı altında nefesi daralan, "Artık bir şeyler değişmeli ama nasıl yapacağım?" diyen yani nereden başlayacağını bilmeyen o yanın için yazıyorum. Hadi, benimle gel!"Her Şeyi Kendim Başarmalıyım" Yanılgısındasın...Günlük hayatının içinde bir "süper kahraman, kurtarıcı, yorulmak bilmeyen bir insanüstü canlı" gibi yaşamayı normalleştirmiş olabilirsin. En zor görevleri üstlenmesi gerektiğine inanan, kendini acımasızca eleştiren, çevresindeki herkesin sorununu dinleyip çözme sorumluluğu hissedip onları çözen, arkadaş grubunda her zaman "güçlü, dayanıklı, iyi" görünen o kişi sensin. Peki ya konu sana geldiğinde? Eve dönüp kendi kabuğuna çekildiğinde, içindeki o derin sıkışmışlık ve çaresizlik hissiyle baş başa kalıyorsun. Zihninde pek çok düşünce tekrar ediyor. Susmayan zihnin seni dinlendirmiyor. Yaşadığın zorlukları anlatmaya çoğunlukla çekiniyor, anlattığındaysa tam olarak anlaşıldığını hissetmiyor ve sana duyulmamışsın gibi geliyor. Kendini anlama ve kendinle anlaşma yolculuğunda doğru kişilerden destek almak senin hakkın.Pek çok danışanım; yardım istemeyi bir güçsüzlük, hassaslık veya bir tür eksiklik olarak kodlamış oluyor bana geldiğinde. Yardım istemek, sanki beyaz bayrak sallayıp teslim olmakmış gibi mi geliyor sana da? Bu yüzden de bütün yükü tek başına omuzluyor, her sorunu kendi başına mı çözmeye çalışıyorsun? Oysa gerçek şu ki; hiç kimse bu hayatı tek başına kusursuz bir şekilde göğüslemek için tasarlanmadı. Anlaşılmamaktan dolayı ne kadar yorgun olduğunu, sesini duyuramadığın için ne kadar tükendiğini; biliyorum, duyuyorum ve görüyorum! Duygularını hep bastırıp ertelediğin için bugün bu kadar "dolu" hissediyorsun.Değişimin Doğası Neden Bu Kadar Zor? 😓Değişmek istiyorsun, hem de çok... Ama bir yanın sanki görünmez iplerle seni olduğun yere bağlıyor. En güçlü özelliklerinden biri planlar oluşturmak ama harekete geçmek çok zor olduğu için erteleyip duruyorsun. Motivasyon oluşturmakta güçlük çekiyorsun. Olman gereken kişiyi ve yapman gerekenleri biliyorsun, bunda bir sorun yok. Ama harekete geçmek çok zor. Bu çelişki seni suçlu hissettirmesin. Değişmenin doğası gereği zordur ve bilinmeyene karşı direnç göstermek insanın en doğal savunma mekanizmasıdır. Zihnimiz, mutsuz olsa bile "tanıdık" olan acıyı, sonunun ne olacağını bilmediği bir huzura tercih edebilir.Henüz sorunlarınla baş etmenin yeni yollarını öğrenmedin. Bu bir yetersizlik değil, sadece kendine bir süre vermen gerektiğinin göstergesi. Mevcut şartların ve geçmişten getirdiğin alışkanlıkların, şu anki "seni" oluşturdu. Ancak şu an olman ve yapman gerektiğini düşündüğün şeyler, belki de kişiliğine veya mevcut hayat şartlarına uygun olmayan şeyler olabilir. Bu yüzden harekete geçmeye ekstra bir direnç oluşturuyor olabilirsin. Geçmişteki hedeflerin geçmişteki versiyonuna uygundu. Şimdiye göre güncellemeye ihtiyaç duyuyor olabilirsin. Başkalarının beklentilerine göre biçilmiş bir elbiseyi giymeye çalışıyorsan, o elbise sana dar gelir; dikişleri patlayıp nefesini kesebilir. Düşüncelerinin ve her gün hissettiğin o yoğun duyguların arkasındaki gerçek ihtiyacını görmediğin sürece bu döngü tekrarlayacak.Mükemmeliyetçilik ve "Ya Hep Ya Hiç" Tuzağı 🤔Psikolojik danışmanlıkta sıkça üzerinde durduğum bir kavram: düşünce hataları. Bu isim bile seni bir miktar tedirgin edebilir ama etmisin. Herkes zaman zaman yapabiliyor bunu. Önemli olan bunlara aşina olup ne zaman neyi yaptığını öğrenmek ve sağlıklı yöntemlerle değiştirmek. Günlük hayatta bunu en çok "Pazartesi Sendromu" veya "Yeni Sayfa Açma" takıntılarında görürüz. Gerçekçi olalım; pazartesiden itibaren bambaşka bir hayata bir anda geçmeyeceksin, hiçbir hazırlık yapmadan eski alışkanlıklarını bir kenara bırakmak imkan dahilinde değil ne yazık ki."Bu ay 10 kilo vermeliyim", "Artık hiç sinirlenmemeliyim", "Hiç hata yapmamalıyım", "İlişkimizde hiç sorun yaşamamalıyız" gibi meli-malı zorunlulukları kendine koyduğun en büyük engellerden olabilir mi? Bu kusursuz, hatasız, mükemmel olmayı kovalama çabası; seni daha fazla hayal kırıklığına uğratacak. Bu noktada devreye giren mekanizma: "Ya Hep Ya Hiç" mekanizması. Eğer her şey mükemmel olmayacaksa, hiç olmasın daha iyi! Oysa hayat, siyah ve beyazdan ibaret değil ki... Hayat çoğunlukla o geniş gri alanlarda, hatalarla ve düşüp kalkmalarla daha sağlıklı. Yüksek standartları elde edemediğinde hissettiğin o başarısızlık duygusu aslında senin beceriksizliğin değil; çıtayı o anda gerçekleşmeyecek bir yere koymandan kaynaklanıyor olabilir.Peki, Gerçekten Neye İhtiyacın Var? ❤️‍🩹Sistemik bir bakış açısıyla; sen kendinle birlikte çevrenin bir parçasısın. Ailen, partnerin, işin/okulun, sosyal çevrenle birlikte hayatın senin sistemin ve sen bu sistemin en önemli parçasısın. Sistemindeki dengeler ve değişimler seni direkt olarak etkiliyor. Bu yüzden iyileşme, sadece "bir sorunu çözmek" değil, sistem içindeki yerini fark etmek, güncellemek ve yeniden tanımlamaktır.Şu an ihtiyacın olan şey;Duygu ve düşüncelerinin sana ne fısıldadığını duymak: O yoğun öfke aslında üzüntü mü? Yoksa hayal kırıklığı mı? O bitmek bilmeyen yorgunluk aslında bir hayır deme ihtiyacı mı?Davranışlarını regüle etmek: Duyguların seni yönetmesine izin vermek yerine, duygularını yaşamayı ve onlarla birlikte hareket etmeyi öğrenmek.Kendinle anlaşmak: Başkalarına gösterdiğin o şefkatli yüzü artık kendine dönmek.Motivasyonu beklemeden yaşamak: Değişmek için "içinden gelmesini" beklemektense disiplini kendi içinde oluşturarak yola koyulmak. Ertelemeden, küçük adımlarla hayatın içine karışmak.Dengeyi bulmak: Bazen sadece durup dinlenmeye, bazen sadece eğlenmeye, bazen de gelişmek için çaba sarf etmeye izin vermek.Nasıl Bir Yol İzlemeliyiz? 👍İlk adım, kendine zaman vermek. Hedefleri oluşturmak, somut adımlar belirlemek ve bunu sürece yaymak; bu yolculuğun en sağlıklı adımları. Kendi hızına saygı duymayı öğrenmeyi ve öz şefkatini artırmayı psikolojik danışmanlık alarak öğrenebilirsin. Psikolojik danışmanlık süreci, sana dışarıdan birilerinin ne yapman gerektiğini söylemesi değil; senin içindeki o gücü ve çözüm yollarını birlikte keşfetmemiz ve uygularken yanında profesyonel bir desteği hissetmen.Bu süreçte profesyonel bir destek almak, zayıflık değil, kendi hayatına sahip çıkma cesareti. Tek başına halletmeye çalıştığın şeyler seni tüketti; şimdiyse bu yükü paylaşma ve o sıkışmışlık hissinden çıkma vakti geldi. Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeyi bıraktığında, sınırlarını sağlıklı bir şekilde çizmeyi öğrendiğinde ve "mükemmel" olma zorunluluğundan özgürleştiğinde, hayatın ne kadar hafifleyebileceğine şaşıracaksın.Unutma; anlaşılmak iyileştirir, öz şefkat dönüştürür. Yetkin ve sistemli bir psikolojik destek, hedeflerine ulaşmana yardım eder. Sen, olduğun halinle değerli ve biriciksin. Bu yolculukta yalnız yürümek zorunda değilsin. Ben buradayım!Bana ulaşıp merak ettiklerini sorabilirsin.Sevgiler 💖,Psikolojik Danışman & Aile - İlişki Danışmanı Sinem Akpeçe
Sinem AKPEÇE 29.04.2026