İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Tuğba ÖZYÜREK
  3. Blog Yazıları
  4. Bilinçli Erken Ebeveynliğin 9 Prensibi

Bilinçli Erken Ebeveynliğin 9 Prensibi

Karen Melton’a ait makelenin çevirisi siz ebeveynlerimizin karşısında, bilinçli ebeveynliğe dair bilgilerin yanında erken dönem ebeveynlik hakkında bilgiler edineceksiniz. Bilinçli Erken Ebeveynliğin 9 prensibi maddeler halinde anne ve babalarımıza ihtiyaçları olan bilgileri aktarmaktadır. Ayrıca bu alanda çalışan biri olarak konu hakkında fikirlerimi de yazının sonunda bulabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim.

Bilinçli erken ebeveynlik, çocukların gelişimleri için ihtiyaç duyduğu gıdayı ve tüm seviyelerde somutlaştırmalı gerçekleştirmelerini sağlar. Erken ebeveynlik gebe kalmadan önce başlar, bu da bizim somutlaştırma yolculuğumuzun başlangıcıdır. Bilinçli erken ebeveynlik içe doğru bakma, bilinç artırma ve ileri düşünmedir. Ebeveynliğin derinlemesine spiritüel, psikolojik ve duygusal bir yolculuk olduğunu destekler ve her bebeğin yaşam yolculuğunu kutsal ruh yolculuğu olarak görür. Bizler gebelikle fiziksel dünyaya gelmeden öncesinde bilinçli ve duyarlı varlıklarız. Bedenimize girdiğimizde bu bilinci yitirmeyiz. Bilinci erken ebeveynliğin merkezine yerleştirdiğimizde, ebeveynlik ve bebekler ile ilgili algımız değişir. Bir bebek hayata geldiğinde ya da sizin hayatınıza bir bebek girdiğinde, her birimiz derinlemesine ilişkisel, spiritüel ve dönüşümsel bir süreç içine gireriz.

İster gebelik öncesi veya gebelik sürecinde olun, ister çocuğunuz doğmuş olsun bu dokuz prensibi uygulamaya başlayabilirsiniz. Bu prensipler en büyük gizemlerden biri hakkında zengin ve derinlemesine bilgi sahibi olmamızı sağlar: gebelikten öncesinden Doğuma kadarki yaşam yolculuğumuzu. En derin temellerinizin nasıl atıldığını, erken bilincinize istemli olarak nasıl ulaşabileceğinizi, nasıl bilinçli olabileceğinizi ve iyileşebileceğinizi öğrenmeye başlayın.

Bilinen ebeveynlikte ve genel kültürde henüz bir bilinç oluşturmamış olduğundan bu prensiplerin bazıları çok yeni görünebilir. Bir başkasının ayakkabılarını giyiyormuşçasına alışılmadık ve rahatsız edici hissettirebilir. Dayanın, siz ve aileniz için kesinlikle değer.

Hayata yolculuk kutsaldır; hoş karşılandığını, güvende olduğunu hisseden, somutlaştıran ve değişime açık olan güvenli çocuklar yetiştirebilirsiniz. Bir ebeveyn olarak neler yapacağınıza ilişkin seçimler sizin elinizdedir. Her zaman kendi ebeveynlik hislerinizi takip etmeyi unutmayın.

Gebelik öncesinden bebekliğe kadar bilinçli, duyarlı ve en savunmasız durumdayızdır. En erken başlangıcımızda ve hatta ebeveynlerimizin gözünde daha bir pırıltıyken dahi sevilmeye, hoş karşılanmaya ihtiyaç duyarız.

Prensipler

Güçlendirilmiş erken ebeveynlik, bağlanma ve bilince doğru yolculuğunuzun tadını çıkarın! (İçinizdeki bebeği/embriyoyu tanımlamak için ‘küçük’ ve rahimdeki ya da doğmuş asıl bebeği tanımlamak için ‘bebek’ sözcüklerini kullandım.)

1. Gebelikten önce bilinçli varlıklarız

Gebelik öncesinden itibaren bilinçli, duyarlı varlıklarız. Erken bilinçlilikten itibaren yaşama yolculuğu tecrübe etmeye başlarız. Fiziğe büründüğünüzde -enerji ve maddenin doğumla birlikte buluşmasında- soma yani vücut ile de bu yolculuğu tecrübe etmeye başlarsınız. Buraya gelmek konusunda kendi arzunuz olabilir ya da ebeveynlerinizi seçmiş olma anlayışınız olabilir. Bazılarımız burada olmak konusunda karışık duygular içinde olabilir ve kaynağa dönmeyi arzulayabilir. Erken Bilinciniz kişiliğinizin bir parçası olarak kalmaya devam eder ve her aşamada üzerinizde derin nüfuzu bulunur. Sizinle birlikte yaşar ve ben ona ‘Küçük’ diyorum. Sizin küçüğünüz erken yolculuğunuzu hatırlar ve yaşamınız boyunca kişiliğinizin nüfuzlu bir parçası olarak kalır.

Gelin birlikte erken bilincin ve duyarlılığın erken ebeveynlik uygulamasının merkezinde olduğu; size, çocuklarınıza, ailenize ve topluma derinlemesine faydalı olan bir dünya yaratalım.

2. Hepimizin içinde bir Küçük var

İçinizdeki küçük, doğmamış bebek haliniz. Kaynaktan doğuma kadar ki anılarınızı ve izlerinizi taşımakta. O sizi tüm kutsal ve gizemli olanla yeniden bağlantıya geçirir. Size asıl bilincinizi ve burada olmanızdaki asıl amacı hatırlatır. Beden sisteminiz tarafından kolayca erişilebilir, yaşam, insanlar, güvenlik, ilişkiler, spiritüellik, somutlaştırma seviyeleri, bağlanma, ebeveynlik ve çok dahası hakkındaki inanç ve hisleriniz üzerinde derin nüfuzu vardır. İçinizdeki küçüğü tanımanın sağlıklı erken ebeveynlik, bilinçli gebe kalma, gebelik ve doğum için oldukça önemlidir. Kendiniz hakkında daha derinlemesine bir anlayışa sahip

olma, daha tutarlı hissetmenize ve erken bilincin doğasını içten dışa anlamanıza yardımcı olabilir. Çocuğunuzu hayata nasıl getirdiğinizi bilinç dışı olarak etkileyebilir.

3. Ebeveynliğe atıldığınızda küçüğünüz daha sesli konuşur

Gebeliği düşündüğünüz veya gebelik hayali kurduğunuz noktada, kendi erken izleriniz(küçüğünüz) aktive olur ve uyanır. Küçüğünüzün gebe kalma, gebelik ve doğum deneyiminizde etkileri olabilir. Eğer yaşama gelişte zor ya da travmatik bir yolculuk geçirdiyseniz, gebe kalmadan öncesinden doğuma kadarki süreçte küçüğünüz bilinçaltı izlerinizi harekete geçirmenize sebep olabilir. Gebe kalmadan önceki dönem, yaşama geliş yolculuğunuzu bilinçli bir şekilde keşfetme ve küçüğünüzü tanıma açısından en iyi zamandır. Yeni kaynaklar oluşturmak ve daha bilinçli karar almak için; erken ebeveynlik süresince sizi etkileyebilecek erken tetikleyicilerin farkında olmak iyidir. Çoğu ebeveyn çocuklarında kendi travmalarını, streslerini ve zorluklarını tekrarlamak istemezler. Önleyici ebeveynlik uygulayın ve çocuğunuza optimal bir ortam sağlayın. Bilinçli bir ebeveyn olmak için tamamen iyileşmiş olmak zorunda değilsiniz. Kendiniz hakkında bilinçlenmeniz, çocuğunuza aktarılmaması adına gerekli olanları iyileştirmeniz ve bunları yapmak için gerekli kaynakları oluşturmanız sizi yeterince iyi ebeveyn yapacaktır. Küçüğünüzü tanımanız güçlendirilmiş erken ebeveynliğin anahtarıdır.

4. Erken izlerimiz bizi derinlemesine etkiler

En derin temellerinizin atıldığı gebelik öncesinden yeni doğan haline gelişinize kadarki dönemde inanılmaz ölçüde algılarınız açık ve savunmasızsızındır. Bu durum bilinçli erken ebeveynlik bakış açısına göre oldukça iyi bir şeydir. Çünkü çocuğunuzun gelişebilmesinde ve sağlığında muazzam nüfuzunuzun olabileceği anlamına gelir. Sağduyulu ve gelişime açık çocuklar yetiştirebilir, yeni bilgiler ve iç kaynaklar oluşturabilirsiniz. Çocuğunuzda bilinçli bir şekilde olumlu ve sağlıklı izler oluşturabilirsiniz. Yaşam, aileniz, güvenli bir dünyada olup olmadığınız ve temel inançlarınız hakkındaki inanç ve algılarınız gebelik öncesinden doğuma kadarki süreçte şekillenir. Bu inançlar siz farkında olmadan duygusal, enerjik ve oldukça bilinçsiz olan bilinçaltınızda tutulur. Bilinçaltı anıları davranışlarımızı ve yaşam, insanlar, kendimiz, ebeveynlik vb hakkında nasıl hissettiğimizi etkiler. Yaşamın her seviyesinde izler oluşur, duygusal, psikolojik, fiziksel, hücresel, değişken, spiritüel, ruhani,

atadan kalma ve kültürel izler. İzler tüm yaşlarda iyileştirilebilir, yeniden şekillendirilebilir ve entegre edilebilir.

5. Güvenli bağlanma gebe kalmadan önce başlar

Bebeğiniz henüz bir hayal, arzu ve gözlerinizdeki bir parıltıyken ona gebe kalıyorsunuzdur. Bebek-özler hayallerinizin çağrısına kulak verirler ve genellikle enerji alanınızda girebilmeleri oluşacak bir fırsatı beklerler. Hayaliniz ve bebeğiniz henüz bir forma sahip değildir ancak potansiyel ve olasılık taşırlar, bu da doğurganlığı artırır.

Gebe kalmadan önce bebeğinizle aranızda bilinçli iki yönlü bağlantı kurmanın bir olasılığı da bağlanmaya başlamaktır. Pek çok anne bu bağlantıyı içgüdüsel ve doğal olarak hisseder, ve hatta daha bebeğe gebe kalmadan ya da fiziksel özelliklerini görmeden ismini ve cinsiyetini bilebilir. Gebe kalmaya ve ebeveynliğe açıldığınız bu kutsal anlarda sezgileriniz yükselir. Bu, bebeğinizle dua, meditasyon, hayalde canlandırma gibi yollarla bağlantı kurmaya başlamak ve ona bir hoş geldin davetiyesi göndermek için harika bir zamandır. Öz ve yaşam döngüsünün bu kutsal kısmını onurlandırmak Rahim Bağı’nın başlangıcını oluşturur.

Bilinçli gebe kalma, ebeveynliğinizin etkililiğinin yanı sıra bebeğinizin gelişimini de büyük ölçüde artırır. Kadınlar, bebeğin her seviyede beslenip yetiştirilerek geliştiği rahimdir – ruhumuz, fiziksel bedenimiz, enerji bedenimiz, ve atalarımız (eğer yumurta/sperm bağışı aldıysanız onların da ataları dahildir) Rahim bağını oluşturur. – Rahim Bağını bilinçli olarak beslemek Rahim anlayışımızı derinleştiren ve genişleten proaktif bir erken ebeveynlik yaklaşımıdır. Annemiz; yetiştiğimiz, vücut bulduğumuz ve yaşama dair en derin derslerimizi aldığımız topraktır. Gebelik öncesinde ve gebelikte anneye yakın olanlar, buna kardeşler ve diğer ebeveyn de dahil, Rahim Bağının bir parçasıdır ve bir bebeğin doğuşunda, bir ruhun hoş karşılanışında oynadıkları rol hakkında bilinçlenebilirler.

Özellikle anneler, güvenle bağlanmış, istendiğini, güvende olduğunu ve sevildiğini hisseden çocuklar yaratmada pozitif anlamda oldukça nüfuzlu olabilirler.

6. Gebelik boyunca bağ oluşturun

Edinebileceğiniz en yakın ilişki annenizledir, özellikle de onun bedeninde ve zihninde büyürken. Hamilelik boyunca doğum öncesi bağını oluşturma pratikleri, anne ve rahimdeki bebek arasındaki iki yönlü bağlantı akışını besler. Erken bağlanma sayesinde her ikinizin hayatı da çok yönlü olarak iyileşir. Bebeğinize bilinçli ve düzenli ilgi göstermeyi öğrenerek ve onu en baştan itibaren dinleyerek onda sakinlik, emniyet ve güvenlik duygularını geliştirebilirsiniz. O büyüdükçe, sevgi bağınız her hücresine ve uzvuna işlenir. Bilinçli Doğum öncesi bağlanma, erken güvenli bağlanmayı teşvik eder ve bebeğinizin hoş karşılandığı hissine sahip olmasını sağlar. Güvenli bağlanma bebeğinize koruyucu bir tampon bölge oluşturur ve çocuklarda esnekliği destekler. Yaşamınızda her ne olursa olsun bebeğinizin tampon bölgesi- sevgi yastığı her daim var olacaktır; bu onun hayatın tüm fırtınalarına göğüs verebilmesini sağlayacaktır. Bir ebeveyn olarak çocuğunuzu bu güzel ve basit yöntemle her ikiniz için de zenginleştirici şekilde koruyabileceğinizi bilmek oldukça rahatlatıcıdır. Ve bir de bonusu var; bebeğinizi tam bir yıl önceden tanımaya ve öğrenmeye başlarsınız!

Doğum öncesi bağlanma aynı zamanda doğum anını da olumlu ektiler; güçlü ve sağlam kurulmuş bağınız sizi ve bebeğinizi doğumun merkezine yerleştirerek kendinize güven ve güçlenmiş hissi verir. Bu bağı oluşturduğunuzda bebeğinizin durumunu bilen kişi siz olursunuz. Otorite ve ana yetiştirici unsur sizsinizdir. Bebeğinize doğum süresince neler olup bittiğini anlatan kişisinizdir. Bu, özellikle de doğum planlandığı gibi gitmediğinde, müdahale gerektiğinde ve sezaryen durumlarında çok yardımcı olur. Doğum bir yakınlık hadisesidir; istediğiniz şekilde bir doğum gerçekleştirmek ve olası zorlukları önlemek ya da azaltmak adına yakınlık bağınızı kullanmak için mükemmel bir fırsattır. Sağlam kurulmuş bağınızı bu yönde kullanmak, sağlığı, huzuru, güçlülüğü ve kendine güveni destekleyen bebek ve anne için çok farklı bir doğum deneyimi oluşturur. Doğum öncesi bağlanmayı deneyimleyen bebekler, “…ileri düzeyde görsel, işitsel, dilsel ve motor gelişimi gösterirler. Genel olarak, daha iyi uyurlar ve tetikte olurlar, kendine güven ve tatmin olma seviyeleri bu bağı uterusta kuramamış bebeklerden daha fazladır. Doğum öncesi bağı kurabilen ailelerdeki doğumlarda daha az müdahale gereksinimi, daha gelişmiş ve güçlü bebekler gözlemlenir.” Kate White ve Myrna Martin, New Edge Science sayı 36. Doğum öncesi bağlanma (BA) araştırmaları, doğum öncesi bağ kurulduğunda , doğum sonrası depresyonun neredeyse tamamen ortadan kalktığını göstermektedir.

7. Anılarınızı, içgüdülerinizi ve sezgilerinizi dinlemeyi öğrenin

Bebekler ve çocuklar yaşama yolculukları hakkında bizimle sürekli bir iletişim içindedirler. İçinizdeki küçüğü ve doğmuş ya da doğmamış bebeğinizin sesini duymak için genişletilmiş bir bellek anlayışına ve yeni bir tür dinleme alışkanlığına ihtiyacınız vardır. Bunun için bedeninizle, içgüdülerinizle ve sezgilerinizle bağlantı kurmalı; kendinize güvenmeyi öğrenmeniz gerekir.

Bellek bizim bütünümüzde varlık ve ifade bulur. Bellek anlayışınızı genişleterek daha duyarlı hale gelebilirsiniz. Bebekler bizimle çeşitli yollarla konuşur; ağlamalarıyla, hareketleriyle, rahatlık/rahatsızlık seviyeleriyle, somut varlıklarıyla, hareket şemalarıyla, sinir sistemi döngüleriyle, dokunsal hassaslıklarıyla, sindirim problemleriyle, beslenmeleriyle, uyumalarıyla ve ağlama davranışlarıyla gibi… Dinlemede kalın ki bebeğiniz duyulabilsin, dahil olabilsin ve iyileşebilsin.

Çocuklar erken yolculuklarında daha az ağlama sergilerler, çünkü daha fazla hareket, sözcük kullanımı ve oyun alanları bulunur. Empatik bir oyun ortamında, tanıklık edildiği ve derinden işitildiği müddetçe, kendi hikayelerini anlatırlar. Çocuklar enerjiye oldukça odaklıdırlar ve içgüdü ve sezgileriyle temas halindedirler. İnsanlar duyarlı olduklarında bunu anlarlar ve ihtiyaç duyduklarında yardım edeceklerini bilirler. Çocuğunuzun yaşama gelişte kendi deneyimlerinin olduğunu anlar ve bunu dinlemek istediğinizi iletirseniz, ona paha biçilmez bir hediye bahşetmiş olursunuz.

Bir yetişkin olarak siz, erken izlerinizin bağlanma tarzınız/dinamiklerinize, ilişki dinamiklerinize, sağlığınıza, inançlarınıza, algınıza, bulunma seviyenize, hareket şemanıza, fiziksel sorunlarınıza, ebeveynliğinize, spiritüelliğinize ve sinir sistemi durumunuza yansıdığını görebilirsiniz.

Bebeğinize gebe kalmadan önce dahi kendi erken izleriniz ebeveyn olmak konusundaki duygularınıza nüfuz edebilir ve doğurganlığınızı etkileyebilir. Sizin doğum deneyiminiz nasıl bir doğum yapacağınızı etkileyebilir. İlk üç ayda uterusta size bir şey olduysa, bu durumu

bilinç dışı olarak siz de ilk üç ayda tekrar yaratabilir ve bu çözümlenmemiş travmayı çocuğunuza aktarabilirsiniz.

8. Bir Erken ebeveynlik becerisi olarak ayırt etme

Ayırt etme, kendi duygularımız ve problemlerimizi bebeğimiz, çocuğumuz ve bizim için önemli olan diğer yakınlarımızınkilerden ayırmamızı sağlar. Bu temel bir ebeveynlik aracıdır çünkü anne rahminde dahi çocuklar, ebeveynlerinin sorunlarını benimseme eğilimi gösterirler. Küçükken ebeveynlerinizin tartışmasının sizin suçunuzmuş gibi hissettiğinizi hatırlarsınız belki? Bu sorunları çok derinden benimser ve bizimle ilgili olduğuna ya da bizim yüzümüzden olduğuna inanırız – eğer daha farklı olsaydım, bazı şeyleri daha farklı yapsaydım ya da daha iyi olsaydım diye düşünürüz. Aslında bizi aşan ve elimizden bir şey gelmeyecek sorunları çözmenin bizim sorumluluğumuz olduğuna gerçekten inanarak büyürüz. İşte tam burada ayırt edici ebeveynlik paha biçilemez bir hal alır.

Ayırt etme, doğmuş ve doğmuş çocuklarımızı ailedeki duygusal ve psikolojik karmaşayı yersiz olarak benimsememesi bakımından destekler ve sağlıklı ilişki alışkanlıkları kazandırır. Bir ebeveyn olarak bebeğinize zarar veriyor olma hissi duymadan kendi duygusal yaşantınız olmasını sağlar. Gebe kalmadan önce ayırt etmeyi bir ebeveynlik aracı olarak kullanmaya başlayın ve tüm ebeveynliğiniz süresince kullanın. “Ben kendi hislerimi yaşıyorum, bunun seninle ve seninde bununla bir ilgisi yok.” Şeklinde devamlı ayrımsama yaparak mükemmel ebeveyn olmak zorunda olduğumuz düşüncesinden uzaklaşabiliriz. Çocuklarımıza kendileri olmaları için gerekli alanı bırakarak ve bizim sorunlarımızı benimsememelerini sağlayarak gerçek ebeveynler olabiliriz.

Ayırt etme ile beraber bir diğer gerekli beceri ise tamir etmedir. İstediğiniz gibi bir ebeveyn olamadığınız, öfkenize yenildiğiniz, çocuğunuza veya onun önünde bir başkasına incitici bir şey söylediğiniz zamanlarda oluşan ihlalleri tamir etmek için zaman ayırın. Örn. “Üzgünüm, sinirimi senden çıkardım, seninle ilgili değildi, bu tamamen benim öfkemden kaynaklıydı.” Bir ihlale tanıklık ettiğinde neler hissettiğini dinlemek tamir etme sürecine oldukça yardımcı olur. Tamir etme ve ayırt etme oldukça iyi birer partnerdirler. Örn. İlk üç ayında kızının kürtajla alınmasını isteyen bir babanın, bebeğin rahimde bilinci olduğunu öğrendiğinde onunla rahimdeyken bağ kurması, duygusal bir savunmasızlık ve gözyaşlarıyla ondan özür

dilemesi ve bunun onunla değil kendi hisleriyle ve sorumluluk korkusuyla ilgili olduğunu söylemesi.

Bu basit ama güçlü ebeveynlik becerilerini kullanmak için asla çok erken değildir. Her yaştan çocukla ve yetişkin ilişkilerinde başarıyla uygulanabilir.

9. Somutlaşmayı/vücut bulmayı destekleme

Yaşama yolculuğunuz, somutlaşmaya deneyimimizin önemli bir parçasıdır. Sizin ve annenizin başına gelenler bedeninizle olan ilişkinizi etkiler. Kendi deneyimlerinizi ediniyor ve çevrenize kendi tepkilerinizi oluşturuyorsunuz. Büyüdükçe size olanlar ve çevreninizde olan olaylar tarafından etkileniyorsunuz. Olaylar, stres ve travma gelişiminizi, ne kadar somutlaşabileceğinizi etkiler. Olabildiğince somutlaşmak önemlidir çünkü hayatınızda tam anlamıyla var olmanızı ve kendi bedeninizde evinizde hissetmenizi sağlar. Ebeveynler ve bebeklerin/çocukların etrafındaki herkes bu önemli bilgiye sahip olmalıdır ki, tam somutlaşmayı destekleyici ortamı hazırlayabilelim.

Hepimiz terketmiş, ışıkları açık bırakıp gitmiş kişilerle karşılaşmışızdır. Kendi bedeninde çeşitli derecelerde var olamayan pek çok bebek, çocuk ve yetişkin tanıdım. Genellikle önceden olmuş bir şeyin izlerinin, bedenden kopukluk ve bağlantısızlık yoluyla kendini göstermeye devam etmesi yüzünden var olma güçlüğü yaşamaktalar. Bir kişinin var olamamasının arkasında her zaman için işitilmesi ve onurlandırılması gereken bir hikaye yatar. Geçmiş olayların iyileştirilmesi ve entegre edilmesi; tam somutlaştırmalı, hafifletmeyi ve rahatlamayı destekler.

Ani yıkım, travma, doğum sonrası anneden uzun süreli ayrılma ve tıbbi müdahaleler somutlaştırmayı etkileyebilir. Somutlaştırmadaki erken kesintiler sebebiyle sağlığınız olumsuz etkilenebilir, çünkü olaylar ve travmalar bedeninizde kayıt edilir ve saklanır. Gebelik öncesi ve sırası somatik çalışmalar, kopukluk şemasını çözümlemekte yardımcı olur, daha büyük kapasite sağlar ve hayatlar değiştirir. Çoğunlukla insanlar somutlaşma sorunuyla yaşar ve bunun çözümlenebilir bir erken iz olduğunun farkına varmaz. Erken izler ‘ben buyum’ veya ‘hayat işte böyle bir şey’ gibi cümleler kurdurtabilir. Oysa ki onlar aslında size olan bir şeyle ilgilidir, gerçekte siz değildir. Doğru destek ve farkındalıkla ve yaşam yolculuğunu daha ileriye taşıma istekliliğiyle her daim somutlaşabiliriz.

Somutlaşma izleri, neden bebeklerin rahimdeyken iyileşmeleri gerektiğini savunduğumun sebeplerinden biridir. İhlaller ve travma rahimde iyileştirilebilir ve böylece doğmamış bebeğiniz çözümlenmemiş bir deneyimin içinde büyümeye devam etmek zorunda kalmaz ve güvende hissederek tamamen somutlaşmış bir varlık haline gelebilir.

Sonuç:

Rahim bağını, bilinçli erken ebeveynliği, bilinçli gebeliği beslemek ve Doğum öncesi bağlanma ile bebeğinize bir sevgi yastığı oluşturmak tam somutlaşmayı destekler. İhlalleri onarmak, ayırt etmek ve özüne bakmaya istekli ebeveynler gelişen ve esnek çocuklar yetiştirmeye yardımcı olur. Hatırlayın gebelikten itibaren bir ebeveynsiniz, ve hatta daha öncesinden. Bununla ilgili neler yapmayı seçeceğiniz sizin elinizde. Umuyorum ki, erken bağlanmayı ve bebeğinizin ve içinizdeki küçüğün büyülü bilincine kulak vermeyi seçeceksiniz. Çocuklar ve yetişkinler olarak bizler, içimizdeki erken bilinci taşıyoruz ve buna erişmek bedenimizle, doğum öncesi ve sonrası somatik çalışmalarla oldukça kolay. Ebeveynlik, yaşam ve onun gizemleri hakkındaki en derin eğitim olma özelliğini taşır. Ebeveyn olarak siz ne denli somutlaşırsanız çocuklarınızın somutlaşma potansiyeli de o denli artar. Çocuğunuza hayata en iyi başlangıcı sağlamayı seçebilirsiniz ve bundan hem tüm aileniz hem de tüm gezegen faydalanır.

Karen Milton’ un hikayesi

Ben planlanmamış bir bebektim. Annem bekar bir katolikti; hamile kalmak onun için evlenmek ve ayıplanmak demek oluyordu, başka seçenek yoktu. 1950lerin Galler’inde kürtaj yasal değildi ve pek çok kadın kendisine kürtaj yapıyordu. Tabii annem de ben beş haftalıkken bunu denemişti.

23 yaşımda, rastgele gözümün önünden geçen bir film şeridi ile ‘gördüm’; görsel, enerjik ve tüm bedenle hissedilen bir deneyimle gördüm ki, rahimdeki travmam hayatımın her alanını derinden etkiliyormuş. Daha öncesinde bir saniye bile kuşkuya düşmediğim derin ve tartışmasız bir gerçeği öğrenmiş gibi hissettim. O günden sonra tedavi ve bilgi aramak için göreve çıktım ancak bu görev meyvelerini 40 yaşımda Kaliforniya’ya taşınana kadar vermedi. Şimdi 58 yaşımdayım ve kendi yolculuğumdan ve de somatik Doğum öncesi ve sırası psikoloji ve sağlık alanı sayesinde edindiğim tedaviden çok şey öğrendim. Bu çalışma kendim halkında pek çok şeyi anlamlandırmama ve vücuda gelmek için neler gerektiğini kavramama yardım etti. Doğum öncesi travmamı entegre ettim ve iyileştirdim ve tüm hayatım boyunca gizlenen korku ve aşırı ihtiyatı ortadan kaldırdım. Yine de erken travmam sağlığımı bozdu çünkü çok ekstremdi. Bunu sizlere söylemekteki amacım, sizi erken travmayı önlemeye ve optimal Rahim ortamını hazırlamaya teşvik etmek. Önlemek her zaman için en iyi seçenektir. Yine de stres ve travma hayatın bir parçasıdır. Şanslıyız ki gerekli tedavi elimizde mevcut. Eğer tedaviyi bebekken ya da çocukken alabilseydim,

hayatım ve sağlığım çok daha farklı yönde ilerlerdi. Ancak yaşamımın ileri safhasında bu tedaviyi alabilmiş olmayı da en büyük kutsanmışlıklarımdan biri sayıyorum .

Hepinize sevgiler, özellikle de içinizde işitilmeyi, sevilmeyi ve elinden tutulmayı bekleyen tüm küçüklere.

Bilinçli ve Erken Ebeveynlik Hakkında Düşüncelerim

Doğum öncesi bağlanma anne ve bebek için besleyici olduğu gibi, bu bağlama ile de stress ve travmaya karşı tampon görevi sağlar. Hepimiz bazen stress ve travma ile başa çıkmak/uğraşmak zorundayız. Bu yüzden bağlanma, çocuklarımız için stresi azaltmanın etkili yollarından biridir.

Genellikle tüm ebeveynler, gebelikle birlikte erken ebeveynlikle ilgili bilgiler edinmeye deneyimler yaşamaya başlarlar. Bu gebeliğin herhangi bir sürecinde orta çıkmaktadır. Aslında bu hazırlıklara gebe kalmadan once hazırlanmak bir sonraki adım olan doğum öncesi bağlanmaya yardımcı olucaktır.

Bebeğiniz bilinçli ve duyarlı oluşu sizin erken ebeveynlik döneminizde onu hayatınızın neresine yerleştirdiğinize bağlıdır. Ve aslında bu iki yönlü bir iletişim ve etkileşimdir, sizden bebeğinize bebeğinizden size doğru… aileler hamile kalmayı, gebeliği ya da doğum sonrasını düşünmeye başladıklarında kendi içsel yolculuklarına dönmeye başlarlar bu çok normaldir. Anne ve babanın yaşamının bu yönünü geliştirmez bilinçsiz kalırsa, kendi yaşadıkları izleri tekrarlayabilirler.

Dah güçlü ve bilinçli hamilelik-doğum deneyimi için, anne- baba olmadan once kendi hayat hikayelerini keşfetmelerini destekliyorum. Ve böylece stresli ya da travmatik durumları bilinçsiz olarak tekrar etmeyi engellerler. Nesilden nesile aktarılan dinamiklerin, değiştirilebileceğinin ya da durdurulabileceği erken ebeveynlik modelinin bir parçasıdır. Bunun iyi yanı atalarımızdan aktarılan dinamiklerin onlar sayesinde de iyileşebileceğinizdir.

Doğum öncesi bağlanmanın oluşturulması, rahim içindeki optimal büyümesine, nörolojik, duygusal, psikolojik ve ruhsal olarak en uygun gelişimi destekler.

Ayrıca bebeğinize stresli-travmatik olay sırasında söylemeniz gereken önemli şeyler vardır;(Karen Milton)

1. bunu sen yapmadın/buna sen sebep olmadın.

2.bu senin suçu değil.

3.seninle ilgili değil(doğruysa) ve bunun hakkında hiç bi rşey yapmak zorunda değilsin.

Örneğin, annenin kendisiyle ya da başka şeylerle ilgili zor durumda olması buna bağlı olarak zor duygular yaşayabilir. Eğer anne terapide çalışıyorsa, bebeği ile bağlantı kurabilir ve bunu

avantaja çevirebilir. ‘Annecim şu an bazı duygular sana işliyor olabilir. Senin hakkında değiler, onlar hakkında hiçbir şey yapmak zorunda değilsin.’

Ya da anne ve baba kavga ediyorsa, gene bebekle bağlantı kurulabilir ve ‘Biz kavga ediyoruz ve bu seninle ilgili değil, bizden kaynaklı ve konuşarak bunu çözeceğiz, sen birşey yapmak zorunda değilsin’ gibi cümleler ile hem bebeğinize, hemde kendi iniş ve çıkışlarınıza yardımcı olabilirsiniz.

Hamilelik sırasında çok acı verici duygularınızı bebeğiniz fark eder, bebeğinizle sürekli iletişimi açık tutun. Böylelikle, bebeğinizle güvenli bağınızı güçlendirecek ve dayanıklılığını arttıracaksınız. Değişen duygularınız ve yaşam olaylarınızı bebeğinizden ayırırsanız onun rahatlamasına yardımcı olur.

Yayınlanma: 21.09.2020 07:37

Son Güncelleme: 15.02.2022 08:45

#ilişkiler#evlilik#terapi#aile terapisi#ebeveynlik#aile#anne baba olmak#anne bebek iletişimi#baba bebek iletişimi#çocuk psikolojisi#erken ebeveynlik#gebelik#gebelik psikolojisi#hamilelikte korkular#psikolojik destek#çift terapisi
Psikolog

Tuğba

ÖZYÜREK

Psikoterapist

( )( )( )( )( )0 Yorum
Fobiler
Travma ve İlişkili Bozukluklar
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
Aşkın Bilimsel Rehberi: Sağlıklı İlişkiler Kurmanın Sırları

Aşkın Bilimsel Rehberi: Sağlıklı İlişkiler Kurmanın Sırları

Merhaba! Sağlıklı ve mutlu bir ilişki kurmak hepimizin hayali. Psikolog olarak, sağlıklı ilişkiler kurma konusunda yapılan bilimsel araştırmalara dayanan bazı önemli ipuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum. İlişkilerinizi güçlendirecek bazı basit ama etkili adımlara birlikte bakalım.1. İletişim ve Duygusal İfadeAraştırmalar, etkili iletişimin sağlıklı ilişkilerin temelinde olduğunu göstermektedir. Bir çalışmada, iletişim becerilerinin ilişkilerin uzun ömürlülüğünde belirleyici bir rol oynadığı bulunmuştur (Gottman & Levenson, 2000). Açık ve dürüst iletişim, partnerler arasında duygusal bağın güçlenmesini sağlar.Aktif Dinleme: Partnerinizin söylediklerine gerçekten odaklanarak dinleyin. Göz teması kurarak ve beden dilinizi kullanarak karşınızdaki kişiye onu dinlediğinizi hissettirin. Aktif dinleme, sadece duygusal bağı güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda yanlış anlamaların önüne geçer.Duygularınızı Paylaşın: Hislerinizi ve düşüncelerinizi açıkça ifade edin. İçinizde biriktirmek yerine, nazik ve yapıcı bir şekilde duygularınızı paylaşmak, partnerinizin sizi anlamasına yardımcı olur. Duygularınızı paylaşmak, karşılıklı anlayışı artırır ve çatışmaları azaltır. Bu, uzun vadede ilişkinizin sağlam temeller üzerinde yükselmesini sağlar.2. Güven ve SadakatGüven, sağlıklı ilişkilerin olmazsa olmazıdır. Güven eksikliği, ilişkilerde ciddi sorunlara yol açabilir. Mikulincer ve Shaver (2007), güvenin romantik ilişkilerdeki bağlanma stilleri üzerindeki etkisini araştırmış ve güvenin ilişkilerdeki bağlılığı artırdığını göstermiştir.Dürüstlük: Her zaman dürüst olun ve partnerinize karşı açık olun. Yalan söylemek, güvenin sarsılmasına neden olabilir ve ilişkide onarılması zor yaralar açabilir. Dürüstlük, ilişkideki güvenin temel taşıdır.Sözlerinizi Tutun: Verdiğiniz sözleri yerine getirmek, güveni pekiştirir. Küçük jestler ve samimi davranışlarla güven inşa edin. Güven, zamanla ve tutarlılıkla inşa edilir. Örneğin, önemli olayları hatırlamak veya partnerinizin ihtiyaçlarına duyarlı olmak, güvenin pekişmesine yardımcı olur.3. Ortak Değerler ve HedeflerSağlıklı ilişkiler, ortak değerler ve hedefler üzerine inşa edilir. Bu, ilişkilerin uzun vadede sürdürülebilir olmasını sağlar. Bir çalışmada, ortak ilgi alanlarının ve hedeflerin, ilişkilerdeki memnuniyeti artırdığı bulunmuştur (Schwarz & Hassebrauck, 2012).Gelecek Planları: Gelecek hakkında açıkça konuşarak ortak hedefler belirleyin. Ortak bir vizyona sahip olmak, ilişkide daha derin bir bağ kurulmasını sağlar. Gelecek planları yapmak, çiftlerin birlikte büyümesine ve gelişmesine yardımcı olur.Ortak İlgi Alanları: Birlikte yapmaktan keyif aldığınız aktiviteler bulun. Bu, ilişkinizi daha eğlenceli ve tatmin edici hale getirebilir. Aynı zamanda yeni şeyler denemekten çekinmeyin; birlikte farklı deneyimler yaşamak ilişkinizi canlandırabilir. Ortak hobiler, ilişkinizde bağ kurmanızı sağlar ve ortak zaman geçirmenin tadını çıkarmanıza yardımcı olur.4. Empati ve Duygusal DestekEmpati, partnerinizin duygularını anlamak ve ona destek olmak anlamına gelir. Empati, ilişkilerdeki duygusal bağlılığı artırır (Reis & Shaver, 1988).Destekleyici Olun: Partnerinizin zor zamanlarında yanında olun ve onu destekleyin. Duygusal destek, ilişkinizin sağlam temeller üzerinde yükselmesine yardımcı olur. Örneğin, stresli bir günün ardından partnerinize destek olmak için dinleyici olun ve onun duygularını anlamaya çalışın.Anlayışlı Olun: Partnerinizin duygularına ve düşüncelerine saygı gösterin. Farklı bakış açılarına sahip olmanın ilişkinizi zenginleştirebileceğini unutmayın. Anlayış ve hoşgörü, her ilişkinin ihtiyaç duyduğu önemli unsurlardır. Partnerinizin bakış açısını anlamaya çalışmak ve ona empati göstermek, ilişkinizi derinleştirir.5. Kendi Kendine YeterlilikSağlıklı bir ilişkide, bireylerin kendi kişisel alanlarına ve ilgi alanlarına da sahip olmaları önemlidir. Kendi kendine yeterlilik, ilişkide dengeyi sağlar ve bireylerin kişisel gelişimini destekler (Deci & Ryan, 2000).Kendi İlgi Alanlarınız: Kendi hobileriniz ve ilgi alanlarınız olsun. Bu, kişisel tatmininizi artırır ve ilişkinizi daha dengeli hale getirir. Kendi ilgi alanlarınıza zaman ayırmak, kişisel gelişiminizi destekler ve ilişkinize taze bir enerji getirir.Bağımsızlık: Kendi başınıza zaman geçirmek, ilişkinizi daha sağlıklı kılar. Partnerinizle birlikte vakit geçirmek kadar, kendinize de zaman ayırmak önemlidir. Bu, bireysel gelişiminizi destekler ve ilişkinize taze bir enerji getirir. Bağımsızlık, her iki partnerin de kendi kimliklerini korumasına yardımcı olur ve ilişkinin daha sağlıklı olmasını sağlar.Bonus: İlişkisel Merhamet ve ŞefkatBir ilişkinin başarısı için önemli bir diğer faktör ise ilişkisel merhamet ve şefkattir. İlişkisel merhamet, partnerinize karşı şefkatli ve anlayışlı olmayı içerir. Bir araştırmaya göre, ilişkisel merhamet gösteren çiftlerin, ilişkilerinde daha fazla tatmin ve bağlılık yaşadıkları bulunmuştur (Neff & Beretvas, 2012).Şefkatli Olun: Partnerinizin hatalarını affedin ve ona karşı şefkat gösterin. Merhametli davranışlar, ilişkinizdeki duygusal bağın güçlenmesini sağlar. Şefkatli olmak, partnerinizin duygusal ihtiyaçlarını anlamak ve onlara duyarlı olmak anlamına gelir.Anlayışlı Olun: Partnerinizin zor zamanlarında ona anlayışla yaklaşın. Bu, hem partnerinizin hem de ilişkinizin sağlığını olumlu yönde etkiler. Anlayışlı olmak, ilişkinizdeki stresi azaltır ve karşılıklı saygıyı artırır.Sağlıklı romantik ilişkiler kurmak, hem kişisel hem de karşılıklı çaba gerektirir. Bu bilimsel ipuçları ve stratejiler, ilişkinizi daha güçlü ve tatmin edici hale getirmenize yardımcı olabilir. Unutmayın, her ilişkinin kendine özgü dinamikleri vardır ve her çiftin birlikte keşfedeceği bir yolculuk vardır.Daha fazla destek ve danışmanlık için buradayım. Sağlıklı ve mutlu ilişkiler dileğiyle!Sevgiyle kalın!Nalan Esra PelitKaynaklar:Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The "what" and "why" of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227-268.Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (2000). The timing of divorce: Predicting when a couple will divorce over a 14-year period. Journal of Marriage and Family, 62(3), 737-745.Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. Guilford Press.Neff, K. D., & Beretvas, S. N. (2012). The role of self-compassion in romantic relationships. Self and Identity, 12(1), 78-98.Reis, H. T., & Shaver, P. (1988). Intimacy as an interpersonal process. In S. Duck (Ed.), Handbook of personal relationships: Theory, research and interventions (pp. 367-389). Wiley.Schwarz, S., & Hassebrauck, M. (2012). Relationship satisfaction in couples: A longitudinal study on the role of gratitude and appreciation. Personal Relationships, 19(1), 1-15.
Daha Sakin Bir Sen: Öfke Kontrolü Nedir, Belirtileri Nelerdir ve Neler Yapılmalıdır?

Daha Sakin Bir Sen: Öfke Kontrolü Nedir, Belirtileri Nelerdir ve Neler Yapılmalıdır?

Öfke: Doğal Ama Yönetilmesi Gereken Bir DuyguÖfke, tıpkı mutluluk, üzüntü ya da korku gibi doğal bir duygudur. Ancak diğer duygulardan farkı; kontrol altına alınmadığında hem kişiye hem çevresine zarar verebilmesidir. Günlük yaşamda birçok insan, farkında olmadan öfkesinin kontrolünü kaybedebilir. Bu durum ilişkilerde çatışmalara, iş yerinde verimsizliğe ve psikolojik sağlığın bozulmasına yol açabilir. Özellikle yoğun iş temposu ve sosyal baskılar, öfke patlaması riskini artırır. Bu nedenle, öfke yönetimi teknikleri öğrenmek hem kişisel hem de sosyal yaşam kalitesini yükseltmek için kritik önem taşır.Peki, öfke kontrolü nedir?, belirtileri nelerdir ve daha sakin bir sen mümkün mü?Bu yazıda öfkenin ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, hangi sinyalleri verdiğini ve onu sağlıklı yollarla nasıl yöneteceğinizi tüm yönleriyle ele alacağız.Öfke Kontrolü Nedir?Öfke kontrolü, bireyin sinirlendiği ya da öfkelendiği bir durumda verdiği tepkileri fark etmesi, anlamlandırması ve bu tepkileri uygun yollarla ifade edebilmesidir. Bu süreç, duygularla baş etme becerilerinin gelişmesini ve bireyin hem kendisine hem de çevresine zarar vermeyecek şekilde davranmasını sağlar. Ayrıca, duygusal zeka geliştirme ve stres yönetimi becerileri öfke kontrolünde oldukça etkilidir. Bu beceriler sayesinde, kişi duygu ve düşüncelerini daha sağlıklı şekilde ifade ederek çatışmaları en aza indirebilir.Öfkenin Belirtileri Nelerdir?Öfke sadece bir duygu değil, aynı zamanda fizyolojik ve davranışsal tepkilerle de kendini gösteren bir durumdur. İşte öfkenin başlıca belirtileri:Fiziksel Belirtiler:Kalp atışında hızlanmaNefes alışverişinde artışKaslarda gerginlikYüz kızarmasıTerlemeDavranışsal Belirtiler:Bağırmak, küfretmekEşyaları fırlatmak ya da kapıları çarpmakFiziksel şiddete eğilimSosyal ilişkilerde mesafe koymakSessiz kalma ya da pasif-agresif davranmakDuygusal Belirtiler:Kontrolsüz öfke patlamalarıSürekli huzursuzluk hissiDeğersizlik ya da anlaşılmama duygusuSuçluluk ve pişmanlıkÖfke Kontrolü Neden Önemlidir?Kontrolsüz öfke; aile içi ilişkilerde kırgınlıklar yaratabilir, iş hayatında performans düşüklüğüne yol açabilir ve fiziksel sağlık sorunlarını tetikleyebilir. Uzun süreli bastırılan ya da yanlış yönlendirilen öfke; depresyon, anksiyete ve psikosomatik hastalıklara neden olabilir. Günlük hayatta uygulanan gevşeme teknikleri ve nefes egzersizleri gibi yöntemler, öfkenin tetiklenmesini önlemeye yardımcı olur. Psikoloji alanında yapılan araştırmalar, öfke kontrolünü öğrenmenin, bireyin yaşam doyumunu artırdığını ve öz-farkındalık geliştirmeye katkı sağladığını göstermektedir.Öfke Kontrolü Nasıl Sağlanır?İşte “öfke kontrolü nasıl yapılır?” sorusuna yanıt olabilecek etkili yöntemlere aşağıda detaylıca bakabiliriz:Tetikleyicileri Tanıyın: Öfke genellikle belli olaylarla tetiklenir: haksızlık, görmezden gelinme, alay edilme ya da yoğun stres. Kendi tetikleyicilerinizi fark etmek, ilk adımı oluşturur. Örnek: “Trafikte sıkıştığımda ya da iş yerinde fikirlerim yok sayıldığında sinirleniyorum.”Zihinsel Mola Verin: Zihni sakinleştirmek için molalar vermek ve zihnin kendisini dinlemesine imkan tanımak önemlidir.Öfkenizi kontrol etmekte zorlandığınız anlarda kısa bir mola verin. Fiziksel ortamdan uzaklaşmak ve birkaç dakika yalnız kalmak, tepkinizi daha sağlıklı hale getirebilir.Derin Nefes ve Gevşeme Egzersizleri: Nefes almak sadece bedeni değil, zihni de rahatlatır. 4-7-8 nefes tekniği gibi basit tekniklerle öfke anında kendinizi regüle edebilirsiniz.“Sen” Dili Yerine “Ben” Dili Kullanmanın: Sen dili yerine ben dilini deneyerek dilinizi suçlayıcı dilden daha sakin bir dile yaklaştırabilirsiniz.İletişim sırasında suçlayıcı olmaktan kaçının. “Sen hep böylesin!” demek yerine, “Bu durumda kendimi değersiz hissediyorum” gibi ifadeler kullanmak çatışmaları azaltır.Fiziksel Aktiviteye Zaman Ayırın: Spor yapmak, biriken stresi boşaltmanın etkili bir yoludur. Düzenli egzersiz, endorfin salgısını artırarak ruh halini olumlu yönde etkiler ve sinir sistemini sakinleştirir. Günlük yürüyüşler, yoga veya tempolu egzersizler, sinir sistemini rahatlatır ve öfke kontrolünü kolaylaştırır.Profesyonel Destek Alın: Bireysel terapi, öfkenizin altında yatan duygu ve düşünceleri keşfetmenize yardımcı olur. Bir psikologla çalışmak, hem iç görü kazanmanızı hem de öfkeyle baş etme stratejileri geliştirmenizi sağlar. Öfke kontrolü terapisi ve psikolojik danışmanlık, uzun vadede kalıcı çözümler sunar.Daha Sakin Bir Sen Her Zaman Mümkün!Unutmayın, öfkenizi bastırmak değil, anlamak ve yönetmek sağlıklı olan yoldur. Kendinize karşı şefkatli ve sabırlı olun. Her insan zaman zaman öfkelenebilir; önemli olan bu duygunun sizi yönetmesine izin vermemektir. Duygusal zeka geliştirme, stres yönetimi ve öfke kontrolü egzersizleri ile “daha sakin bir sen” mümkündür. Bu süreç farkındalık, pratik ve istekle gelişir. Böylece hem kendinizle hem de çevrenizle daha uyumlu ilişkiler kurabilirsiniz.Öfke kontrolü, duygusal sağlığın ve ilişkilerinin kalitesi için kritik bir beceridir. Unutma, bu yolculukta destek almak, güçlü ve sağlıklı adımlar atmanı sağlar. Kendi iç dünyanı anlamak ve daha sakin bir hayat sürmek için hemen iletişime geçebilirsin. İstersen, seninle birlikte öfke yönetimi konusunda etkili yöntemleri deneyimleyelim ve daha huzurlu bir yaşam için birlikte çalışabiliriz.Eğer sen de öfke kontrolü konusunda zorlandığını düşünüyorsan, yalnız değilsin. Öfke duygusunu yönetmek bazen zorlayıcı olabilir ve bu süreçte profesyonel destek almak oldukça faydalıdır. psikologmerkezi.com üzerinden bana kolayca ulaşabilir, ücretsiz olarak sorularını iletebilir ve ihtiyaç duyarsan bireysel seanslar alabilirsin. Burada, öfkenin altında yatan sebepleri birlikte keşfedip, sana özel etkili baş etme stratejileri geliştirebiliriz.Seans almak için hazırsan başlayabiliriz.Kaynakça:Spielberger, C. D. (1999). State-Trait Anger Expression Inventory (STAXI). Psychological Assessment Resources.Novaco, R. W. (2000). Anger and psychopathology. In M. Lewis & J. M. Haviland-Jones (Eds.), Handbook of Emotions.American Psychological Association (APA). (2022). Controlling Anger Before It Controls You.Türk Psikologlar Derneği. (2023). Öfke ile Başa Çıkma Rehberi.Cognitive Behavioral Therapy for Anger Management – NHS UK (2021)
Kabullenememek: Görmezden Geldikçe Büyüyen Bir Acı

Kabullenememek: Görmezden Geldikçe Büyüyen Bir Acı

Hayatta bazen öyle anlar olur ki, olanı olduğu gibi kabul etmek en zor şey haline gelir. Yaşadığımız bir olay, hissettiğimiz bir duygu ya da içimize sinmeyen bir gerçekle yüzleşmek… Bazen o kadar ağır gelir ki, zihnimiz hemen devreye girer:Bu gerçek olamaz...Bunu hak etmedim...Böyle olmamalıydı...İşte tam da burada başlar içsel savaş. Zihin bir yandan inkâr eder, kalp bir yandan ağrır. Ve biz bu ikisinin arasında kalakalırız. Kabullenememek bir savunmadır aslında. Bizi korumaya çalışan, acıyı biraz daha ertelemeye çalışan bir refleks. Ancak her bastırılan duygu gibi, bu da içimizde büyür. Göz ardı ettikçe bizi daha çok zorlayan bir yük haline gelir.“Bu böyle olmamalıydı…”Kabullenemediğimiz şey sadece yaşadıklarımız değil; bazen kendimiz de olabiliriz. Bir davranışımız, bir seçimimiz, bir özelliğimiz... “Ben böyle biri değilim” deriz, “Bunu nasıl yaptım?” deriz ya da “Keşke öyle olmasaydı.” Bu sözlerin arkasında pişmanlık da olabilir, hayal kırıklığı da hatta öfke bile…Kabullenemediğimiz şeyler çoğu zaman günlük hayatımıza da yansır. Örneğin, biten bir ilişkiyi kabullenemediğimizde kendimizi sürekli geçmişte yaşarken buluruz. İş yerinde yaşanan bir haksızlığı kabullenemediğimizde içten içe öfkemizi büyütürüz. Sevdiğimiz birinin artık hayatımızda olmadığını kabullenemediğimizde yas sürecine adım atamaz, içimize kapanırız. Bu örnekler çoğaltılabilir çünkü kabullenememek hayattan uzaklaştırır. Gerçeklikten koparır. Olanla barışamayınca, olmayana tutunuruz.Kabullenmek, pes etmek değildir!Çoğu kişi kabullenmeyi bir yenilgi gibi görür. Oysa kabullenmek, olanı olduğu gibi görmek ve onunla birlikte yaşamanın yollarını bulmaktır. Direnmeyi bırakıp, yavaş yavaş iyileşmeye yer açmaktır. “Evet, bu oldu. Ama ben bununla ne yapabilirim?” sorusunu sorabildiğimiz anda başlar aslında değişim.Kabullenmek, hayata yeniden temas etmektir. Kendini olduğu gibi görmeye, hissettiklerini tanımaya ve içinden geçtiğin süreçlere saygı duymaya başlamak demektir. Bu, çok kıymetli bir adımdır.Peki, neden bu kadar zor?Çünkü insanız. Ve insan olmak bazen acı verir. Her şey kontrolümüzde olsun isteriz. Kalbimiz kırılmasın, hatalar yapmayalım, sevdiğimiz insanlar hep yanımızda olsun... Ama hayat böyle değildir. Ve bu gerçek, her zaman kolay kabullenilmez.Ayrıca çoğu zaman kendimizi güçlü hissetmek zorunda hissederiz. "Ben böyle bir şeyle baş edemem" demek, zayıflık gibi gelir. Oysa en büyük güç bazen çaresizliğimizi kabul edebilmektir. Çünkü ancak kabul ettiğimiz şeyleri dönüştürebiliriz.Duygularla yüzleşmek, içsel direnci kırmak kolay değildir. Bu yüzden birçok kişi, acıyı bastırmak için meşguliyet üretir. Yoğun çalışır, duygulardan uzak durur, eğlencenin içinde kaybolur. Ama ertelenen hiçbir duygu yok olmaz. Uygun bir zaman, bir tetikleyiciyle yeniden kendini hatırlatır. Bu da zamanla daha büyük bir zihinsel yük oluşturur.Unutulmamalıdır ki:Bazen insanlar dışarıdan bakıldığında son derece güçlü, sakin ve kontrollü görünebilir. Ancak iç dünyasında neler olup bittiğini kimse bilmez. “İyiyim” demek kolaydır çünkü gerçek duyguları anlatmak, bazen onları kendine bile itiraf etmek zordur. Ama bastırılan her şey bir yerde kendini gösterir: bir gece aniden gelen ağlama hissinde, durduk yere ortaya çıkan öfke patlamalarında ya da hiçbir şeyden keyif alamadığın o sessiz günlerde…Kabullenememek çoğu zaman duyguların üzerini örtmek gibi görünür, ama aslında o duygular içimizde kendi yolunu bulup dışarı çıkmanın bir yolunu arar. Oysa her duygunun görülmeye, duyulmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı vardır. Bu yüzden kabullenmek, sadece zihinsel bir süreç değil, aynı zamanda kalbe de temas eden bir içsel yolculuktur.Hayatın bazı dönemleri zordur ve insan bazen nereye tutunacağını bilemez. İşte o anlarda biriyle konuşmak, sadece dinlenmek bile çok şey değiştirebilir. İçinden çıkamadığın duyguları paylaşabildiğinde, o yük hafifler. Ve bu hafiflik, zamanla yerini daha sağlam bir iç dengeye bırakır. Zamanla fark edersin ki; bu denge seni aradığın huzura biraz daha yakınlaştırmış ve kara bulutlar artık senin üzerinden kalkmaya başlamıştır.Kabullenmek, psikolojik sağlamlığımız açısından etkili bir nokta olmakla beraber, insanı olgunlaştıran da bir eylemdir. Bu süreç; kişinin kendini tanımasını, duygularıyla yüzleşmesini ve gerçeklerle barışmasını sağlar. Ancak bazı durumlarda bu eylemi gerçekleştirmek, bireyin destek almadan üstesinden gelemeyeceği kadar zorlayıcı olabilir. Özellikle birey bu süreci yaşarken denge kavramını unutmamalıdır; zira bu denge, hem içsel huzur hem de sağlıklı ilerleyiş için temel bir gerekliliktir.Değiştiremeyeceklerimizi kabullenmek bir olgunluksa, değiştirebileceklerimizi fark etmek bir gelişimdir. Hayat, bu ikisi arasındaki dengeyi kurabilme sanatıdır ve bu dengeyi kurabilen birey, yaşamın zorlukları karşısında daha dirençli ve esnek bir duruş sergileyebilir.Terapi bu noktada ne sağlar?İçinde taşıdığın ama adını koyamadığın duygularla yüzleşmek, çoğu zaman tek başına zorlayıcıdır. Bu noktada terapi, sana yargılanmadan dinleneceğin, duygularını anlamlandırabileceğin ve kendi hızında ilerleyebileceğin güvenli bir alan sunar.Ben seanslarımda bilişsel davranışçı terapi ve çözüm odaklı terapi yaklaşımlarını esas alıyor, her süreci danışanın ihtiyacına göre esnek bir şekilde yapılandırıyorum. Terapiye başlamadan önce 5-10 dakikalık kısa bir ön görüşme fırsatı tanıyorum. Bu süreç, senin neye ihtiyaç duyduğunu birlikte anlamak için ilk adımdır. Seanslarımız ortalama 50 dakika sürer.Güven, açıklık ve birlikte yol alma duygusu benim için bu sürecin temelini oluşturur. Çünkü biliyorum ki birinin sadece seni anlamaya çalışması bile bazen çok şey değiştirir.Belki de ilk adım sadece fark etmektir...Kendine sormayı deneyebilirsin: “Hayatımda kabullenmekte zorlandığım ne var?”, “Beni en çok yoran duygu ne?”, “Ne zaman gerçekten kendimle yüzleştim?”Eğer bu sorular sende bir şeyleri harekete geçiriyorsa, yalnız olmadığını bilmeni isterim. Bu duygularla birlikte yaşamanın daha sağlıklı yolları var. Ve bu yolları birlikte keşfetmek mümkün.Hazır hissettiğinde, bu yolculukta sana eşlik etmekten memnuniyet duyarım :)
Tayfun AKGÜN 01.08.2025