İçeriğe geç

ADLER- BİREYSEL PSİKOLOJİ-



ADLER- BİREYSEL PSİKOLOJİ


1.      BÖLÜM: GİRİŞ



Bireyin psikolojisinin temel amacı bireyin topluma uyumudur. Birey ancak toplumla iç içe girerek birey niteliğini kazanır. Bireysel psikolojinin asıl amacının semptomları ortadan kaldırmaktan ziyada bireyin hayat tarzını değiştirebilmek olduğunu savunur (Adler, 2000).

Sosyal ilgi: insan sosyalliğe muhtaçtır. İnsanı incelemek istiyorsak içinde bulunduğu toplumu incelememiz gerekir. Sosyal ilgi doğuştan gelir. İlk sosyal ilgi ailede başlar aile bu ilginin diğer çevreye yayılmasını sağlar bu yüzden içten bir sevgi göstererek ona model olmalıdır.

Çocuk ihmal edildiğini düşünürse özerkleşmesi ve iş birliği yapması zorlaşacaktır.

Çocuk ilk ilgiyi annesinde arar ikinci ilgi beklentisi babadadır. Eğer bu beklentileri karşılanmazsa başka ilgi verebilecek birilerine yönelebilir. İdeal baba ise anne ile eşit derecede katkıda bulunandır.

Duygusal uzaklık ve babaya özgü otoritizm sağlıklı sosyal ilginin gelişmesini engeller.

·         Anne ve baba arasındaki mutsuz ilişki varsa sosyal ilginin gelişmesi çok azdır.

·         Yaşamımız ancak başkalarının yaşamına değer kattığımız ölçüde değerlidir.


2.      BÖLÜM: AŞAĞILIK VE ÜSTÜNLÜK KOMPLEKSİ


2.1 Aşağılık duygusu: Adler aşağılık duygusunun çocuklukta başladığını söyler. Bu yüzden yaşamın ilk 6 yılının önemli olduğunu vurgulamıştır. Adler (2000) çocuğun yalana başvurmasını kendisini zayıf hissetmesinden kaynaklanabileceğini savunur. Çocuk doğruyu söylüyorsa zaten zayıflık duygusu da yoktur düşüncesindedir.

Adler (1998), aşağılık duygusu ve üstünlük çabası görülebileceğini şu sözleri ile ifade eder:


’’…Çocuklarda aşırı aşağılık duygusunu kamçıladığı anormal bir hırs göze çarpar; aşağılık duygusu adeta ruhunu zehirler çocuğun, onu sürekli bir hoşnutsuzluğun kucağına iter. Kafamızda belli karakter özellikleri ve yapaylıklarla örülmüş olarak tasarlayabileceğimiz bu hırs bireyi aşırı duyarlıkla donatır, onu incinmelere ya da yıkımlara karşı tetikte bulunmaya zorlayan sürekli aktif bir uyaran rolünü oynar.’’

Bağımlı olan çocuk bunu üstünlük çabasıyla telafi etmeye çalışır. Ve insanlar yaptığı her şeyde aslında üstünlük çabası için yaparlar. Bunu başaramayınca birey, sinirli ya da ben merkezli dediğimiz kişilere dönüşür.

Çocukluktaki aşağılık kompleksine yol açan durumlar: Organ zayıflığı, şımartma, ilgisizlik (Adler, 1998).

  1. ·         İnsan doğuştan bununla doğar.
  2. ·         İnsanlar zayıf yönlerini ödünleme yoluna giderler.
  3. ·         Ödünleme sadece fiziksel yetersizlik değil duygusal yetersizlikte de olur.



2.2 Üstünlük kompleksi: Aşağılık duygusuna yol açan sebebi birey aşırı ödünleme yaparsa üstünlük kompleksi oluşur: kendini beğenmiş, ben merkezli, kibirli, alaycı olurlar. Üstünlük kompleksi olan herkeste aşağılık kompleksi aşağılık kompleksi olan herkeste üstünlük kompleksi azda olsa vardır bu onda gizlidir.

Adler ilk başta üstünlük kompleksine saldırganlık daha sonra güç en son ise üstünlük kompleksi demiştir.

Üstünlük kompleksine güç dediği zamanlarda erkeksi protesto denilen kavramı geliştirdi. Bu kavram ödünleme amaçlı toplumun kabul ettiği erkekliğini göstermedir.

  • ·         İnsan yaşamının nihai hedefi, saldırgan olma, güçlü olma, üstün olma dedi.
  • ·         Üstünlük çabası doğuştan gelir.
  • ·         Evrenseldir.
  • ·         Pozitif(diğer insanların refahın üzerine) ve negatif yönü(bencilce düşünme) olabilir.
  • ·         Birey enerji ve çaba harcamalıdır.



3.      BÖLÜM: KİŞİLİK


3.1 Kişilik Yapısı


Bilinç ve bilinçdışı aynı yönde ilerler. Aralarında kesin ayrım yoktur.


3.2 Kişiliğin Gelişimi


Adler’de de Freud gibi ilk 6 yıl önemlidir. Âmâ cinselliği üstünlük çabası olarak görmüştür. Her insan aşağılık kompleksiyle doğar.

Kişilik bireyin kendi öznel algısına göre değişir.

İnsanlar üstünlük çabası yüzünden yaşam hedefler oluştururlar. Hedef oluştururken birey kendi öznel algısına göre oluşturur. Birey kendi oluşturduğu geleceğe yönelir ve bunu ilk 5 yılda karar verir (Gençtan, 1993).


Kurgusal hedef: insanlar hedef koyabilmek için bir şeyler uydurur. Örneğin iyi olmak için cennet var denilir ama kanıt yoktur. Kurgusaldır (Corey, 2015).

Yaşam tarzı: hedeflere ulaşmak için kişinin izlediği yoldur.4-5 yaşlarında oluşur.

Yaratıcı güç: her insan kendi yaşamını oluşturacak güce sahiptir insan özgür ve yaratıcıdır. ve davranışlarından sorumludur.


4.      BÖLÜM: DOĞUM SIRASI:


Çocuklar arasında ideal yaş farkı 3 tür (Gençtan, 1993)



4.1 İlk çocuk: ilk çocuk olmanın verdiği mutluluk hakimdir. Çünkü ailesinin ilk tattığı duygular onun üzerindedir. İlk çocuktan sonra doğan kardeş ile birlikte en büyük çocuk olma duygularını bir arada yaşar. İlgi artık diğer kardeştedir. Bu yüzden tahtını yitirmiş kral olarak tanımlanır (Gençtan, 1993). Bu durumda çocuk annesi karşı nefret duygusu geliştirebilir. Bu durumda sevgisi babaya yönelir. Babadan da sevgi alamayan çocuğun suça yönelmesi aslında o çocuğun isyanıdır bu sevgiyi 3. Şahıslara yöneltim kötü yollara sapabilir. Bu yüzden çocuklar suç işleseler bile hatalarını izah edip onları olumlu olarak cesaretlendirmeliyiz. (Adler, 2000). Aşağılık duygusundan kurtulabilmek için çocuk diğer yerini alan kardeşlere otorite rolünde karşılık verir. Bu sorumluluklarının farkında, tutucu, temkinli, mükemmeliyetçi bir kişiliğe bürünmesine sebep olur.


4.2 İkinci çocuk: ikinci çocuk doğumundan itibaren ailesinin sevgisini kendisinden büyük olan kardeşi ile paylaşmaktadır. Bu ondaki rekabet duygusunu artırarak büyük kardeşin eksik olduğu yönleri üzerine kendisini geliştirebilir. Bu durumda ilk çocuk ve ikinci çocuk genellikle ters özelliklere sahip olur (akt. Corey, 2015).


4.3 Ortanca çocuk: en sorunlu çocuktur. Kendisinden büyüğe yetişmeye çalışır ama aynı zamanda ilgi odağı olma durumunu kendisinden küçük kardeşine kaptırmıştır. Adler bu durumda olan bir çocuğun ablası ile yarışa girebileceğini başarısız olma durumunda ise aşağılık kompleksine bürünebileceğini savunur (Adler, 2000). Adler cesareti kırılmış olan çocuğun zekâsında sorun olmadığını düşünerek sadece cesaretlendirilmesi ve teşvik edilmesi gerektiğini savunur. Onu yüreklendirdikten sonra çocuğun başarısı diğer akranlarına yetişince herkesle aynı sınava girebilir. Ama çocuk aşağılık kompleksinden kurtulmadan sınava sokulursa yapılan teşviklerin boşa gideceğini düşünür (Adler, 2000).


4.4 En küçük çocuk: ailenin en yeni gözdesi olduğu için bütün ilgi onun üstündedir. Bu çocuklar kendilerinden büyük yollarını bulmaş olan kardeşe sahip olduğu için kendi yollarını kendisi çizme eğilimindedirler. Genellikle enler en küçük çocuktan çıkar (akt. Corey, 2015. En zeki, en sanatsal, en sportif…  


4.5 Tek çocuk: şımartılarak büyür. Hep ilgi odağı olduğu için sorunlarını kendi kendine çözmekte ve sosyal ilişki içerisine girmekte zorlanabilirler. Buda onaylanma duygusunu beraberinde getirir (akt. Corey, 2015).


5.      BÖLÜM: DANIŞMA SÜRECİ


Sağaltım tekniğinde Adler bireyi etiketlemeden danışma yapılması gerektiğine değinmiştir. Danışanın olguyu yorumlarken tecrübelerden yararlanılması gerektiğini savunmuştur. Buda bilim dışı olan bir uygulamaya işe kattığını göstermektedir (Adler,1996). Danışma süreci danışanın topluma uyumunu kolaylaştıracak öğretileri edinmesi üzerine kurulur. Danışanı cesaretlendirme bunun en önemli unsurudur. Terapist bu süreçte yanlış düşünce ve değer yargılarını gözlemler (akt. Corey, 2015).


5.1 Teknikler


a)Birinci aşama: ilişki: sorundan çok geçmiş yaşantılar hakkında bilgi alınır. Danışanı tanımaya odaklanır. Bu tanıma için danışman iyi bir gözlemci olmalıdır. Sözlü sözsüz hangi mesaj var ise danışman için önemlidir. İyi bir ilişki kurmadan danışan da cesaretlendirme eylemi gerçekleştirilemez. Bunun için danışanın duygularını ve inançlarını iyi anlamamız gerekir.


b)İkinci aşama: değerlendirme analiz: aile ve toplum dinamikleri incelenir. Bu incelemede danışan kişileri kendi gözünden tanımlar. Kardeşler arasındaki yaş farkına önem verir. Kardeşler karşılaştırmalı olarak danışmanın gözünden incelenir. Bu aslında danışmanın yaşam biçimlerini görmesini sağlar (akt. corey, 2015). Adler rüya analizini teknik olarak kullanmıştır ama Freud gibi sembollere anlam yüklemekten ziyada olayın bütününe bakıp yaşanmışlıklara odaklanarak yorumlamıştır (akt. Sharf, 2016). danışman ilk anılara odaklanır. Adlercilere göre hiç gereksiz bir anı yoktur. Bu yüzden terapi boyunca anıları toplamaya çalışırlar (akt. corey, 2015). Bu oturum daha sora özetlenir ve danışana okunur. Bireyler anlatımlarında temel hatalara başvururlar:

·         Aşırı genelleme

·         Yanlış veya imkansız hedefler

·         Yaşamın ve yaşam taleplerinin yanlış algılanması

·         Bireyin kendi değerini yadsıması

·         Hatalı değerler (corey, 2015).


c)Üçüncü aşama danışanların yorumlarının açıklanması: Adler de bireyi cesaretlendirmek önemlidir bu cesaretlendirme doğru yorumlama, kendini açma şeklinde olabilir (corey, 2015).


d)Dördüncü aşama: yeniden düzenleme      

-anındalık: duygu içerik yansıtmasının anında yapılmasıdır.

-Mış gibi yapma: danışan rahatsız olduğu durumdan kurtulmak için ne yapması gerekiyorsa onu o an danışmana sergiler danışman ise eksikleri bulur.

-Kendini yakalamak: fark etmesini sağlamak için danışmanın yaptığı bir nevi yüzleştirmedir

-görüntü yaratma: danışanın istediği durumu gözünde canlandırmasıdır.

-Danışanın çorbasına tükürmek: bu aslında yapma demek yerine yapılmayacak duruma sokmaktır.

-Katran bebekten kaçınmak: Danışan Danışmanı istediği düşünceye çekmeye çalışabilir danışman bundan uzak durmalı. Danışanı onaylamak yerine onu cesaretlendirmelidir.

-düğmeye bas tekniği: danışanın olumsuz anısını gözünde canlandırması istenir. Daha sonra olumlu istenir sonra tekrar olumsuz istenir. Bu aslında danışanın canlandırma yönünü isteyerek şekillendire bileceğimizi gösterir.


6. BÖLÜM: SINIRLILIKLARI VE GÜÇLÜ YÖNLERİ


6.1 Sınırlılıkları: Tahminlerin ölçüle bilirlik açısından sıkıntısı vardır. insanların düşüncelerine önem vermiştir buda çevreyi göz ardı etmesine sebep olmuştur. Çevre bireyi şekillendirmektense bireyin çevreye şekillendirdiğinizden bahseder (gençtan, 1993).


6.2 güçlü yönleri: çok net tahminlerde bulunmuştur. Cesaretlendirme tekniği hastaların öngörü kazanmasına yardımcı olduğu için işlevseldir (akt. shaf, 2016).Bireyi düşüncelerinin önemine vurgu yapar ve bireyin biricikliğine odaklanır. Bu da her insanı özel ve değerli kılar.





KAYNAKÇA

Adler, A. (1996). Psikolojik aktivite. (Çorakçı Dişbudak B. çeviren). İstanbul: say yayınevi, 2000

Adler, A. (1998). Çocuk eğitimi. (Şipal K. çeviren). İstanbul: cem yayınevi

Adler, A (2000). Eğitimi zor çocukların Psikolojisi. (Türkeli Y. çeviren). İstanbul: kariyer yayıncılık

Corey, G. (2015). Psikolojik Kuram ve danışma uygulamaları. Ankara: Mentis Yayıncılık

Gençtan E., (1993), Psikanaliz ve sonrası, İstanbul : remzi kitapevi, 1995

Murdock L. N. (2016). Psikolojik danışma ve psikoterapi Kuramları. (Akkoyun F.çev.). Nobel yayıncılık. Ankara

Shaf S. R. (2016). Psikoterapi ve psikolojik danışma kuramları. (Voltan Acar N. çeviri). Ankara: Nobel yayıncılık



Yayınlanma: 06.12.2021 09:38

Son Güncelleme: 06.12.2021 09:38

Psikolog

Tuğba

BABUCCU

Psikolojik Danışman

Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Kelimesiz Anlaşabilmek: Gözlerin, Ses Tonunun ve Şefkatli Dokunuşun İyileştirici Gücü

Hayatın koşturmacası ve karmaşası içinde bazen en çok susarken konuşuruz. İster küçücük bir çocuk olalım ister hayatın sorumluluklarını omuzlamış yetişkin bir insan; içimizin en derin yerindeki o ortak arayış hiç değişmez: "Beni görüyor musun? Beni duyuyor musun? Benim varlığım senin için gerçekten değerli mi?"Bu sorulara verilen en hakiki, en sıcak ve en iyileştirici cevaplar, çoğu zaman süslü cümlelerde ya da upuzun nasihatlerde saklı değildir. Bir çocuğun gözünün içine bakarken yüzümüzde beliren o ılık gülümsemede, zor bir günün ardından eşimizin ya da dostumuzun omzuna koyduğumuz şefkatli bir elde veya bir sevdiğimizin sesindeki o sakin melodide gizlidir. Kelimelerin bittiği, duyguların bedene büründüğü bu derin alana psikolojide sözsüz iletişim diyoruz. Aslında bu, kalbin kendine has, pürüzsüz ve kelimesiz dilidir.Sinema tarihinin en sarsıcı yapıtlarından biri olan Kevin Hakkında Konuşmalıyız filmini hatırlayalım. Filmi izlerken çoğumuzun yüreğini sızlatan o derin mesafe, sadece yaşanan sarsıcı olayların ağırlığından kaynaklanmaz. Asıl sancı, anne ile çocuk arasındaki o gözle görülmeyen, kelimesiz bağın bir türlü kurulamayışında ve o sıcak aynalanmanın eksikliğinde yatar. Ancak bu hikayeye bakarken amacımız asla bir anneye ya da bir çocuğa parmak sallamak, "Nerede hata yapıldı?" diyerek suçlayıcı yargılara varmak olmamalıdır. Aksine bu hikaye, hepimize son derece şefkatli bir ayna tutar. Bize bir insanın doğduğu ilk andan itibaren en çok neye aç olduğunu hatırlatır: Kelimelerden çok önce gelen, bakışlarla, ses tonuyla ve güven veren temasla dokunulan bir ruh bağına…İlk İki Yılın Mucizesi: Kelimeler Yokken Kalp Nasıl Konuşur?Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk anlarda konuşamayız. Mantığımız, kavramlarımız ya da düzgün cümlelerimiz henüz yoktur. Ancak duyguları tüm çıplaklığıyla hisseden bir yüreğimiz ve çevremizdeki dünyayı algılayan son derece hassas bir bedenimiz vardır.Bebeklik ve erken çocukluk çağında bir insanın dünyayı güvenli bir yer olarak algılamasını sağlayan şey, ona söylenen mantıklı nutuklar ya da kurallar değildir. Bebek, annesinin ya da bakım vereninin gözlerindeki o sakin bakıştan, kucağında hissettiği sıcaklıktan ve ses tonundaki o yumuşak ritimden beslenir. Beden diliyle ve hislerle kurulan bu görünmez uyum, çocuğun zihninde ve kalbinde ömür boyu taşıyacağı derin bir güven duygusu inşa eder. Annenin yüzündeki tek bir yumuşak ifade, bebeğe hiç konuşmadan "Buradasın, güvendesin ve seni sevgiyle kucaklıyorum" der.Eğer bu ilk yıllarda göz temasıyla, sesin sıcaklığıyla ve şefkatli bir temasla yeterince buluşabilirsek; hayata ve insanlara güvenmeyi öğreniriz. Ancak bir şeyler eksik kaldığında ya da koşturmacaların arasında bu sözsüz bağ kopuklaştığında, insan yetişkinliğe doğru büyürken içinde tarifi zor bir yalnızlık ve güvensizlik taşımaya başlar.Büyüsek de İçimizdeki Çocuk Sözsüz Dili ArarPeki, yetişkin olduğumuzda hayatımızda ne değişir? Upuzun cümleler kurmayı öğreniriz, mantıklı açıklamalar yaparız, saatlerce süren tartışmalar yürütebiliriz. Fakat ne kadar büyürsek büyüyelim, ruhumuzun o en temel ihtiyacı hiç değişmez.Bir düşünün: Çok yorgun, kırgın ya da endişeli olduğunuz bir anda yanınıza gelen bir yakınınızın size uzun mantık dersleri vermesi mi içinizi ferahlatır, yoksa sadece gözlerinizin içine bakıp elinizi şefkatle tutması mı?Çoğu zaman aynı dili konuştuğumuz halde sevdiklerimizle bir türlü anlaşamadığımızdan yakınırız. Kelimelerimiz "Seni anlıyorum" derken; çatık kaşlarımız, bakışlarımızdaki uzaklık ya da bedenimizdeki katılık "Şu an seninle değilim" fısıltısını yayar. Karşımızdaki insan, kelimelerimizden ziyade bu sözsüz mesajı alır ve araya görünmez kırgınlıklar girer. Çünkü insan ruhu, kelimelerden çok daha hızlı bir şekilde bakışların, ses tonunun ve beden duruşunun samimiyetini okur.Sözsüz iletişim, sadece bir çocuğu büyütürken değil; iki yetişkinin aşkını, dostluğunu ve bağını korurken de en güçlü sığınaktır. Birbirine sevgiyle bakan iki insanın sessizliği, içinde hiç kırgınlık barındırmayan en güzel sohbetten bile daha derindir.Yargılamadan, Şefkatle Kendimize BakabilmekHayat her zaman pamuk ipliği gibi pürüzsüz ve sakin akmaz. Bazen kendi yorgunluklarımız, gündelik hayatın stresi, ekonomik kaygılar ya da geçmişimizden taşıdığımız kırgınlıklar yüzünden sevdiklerimize o sıcak bakışı vermekte zorlanabiliriz. Çocuklarımızın coşkusuna aynı neşeyle karşılık veremeyebilir, eşimizin gözlerinin içine bakacak enerjiyi kendimizde bulamayabiliriz.Bu durum son derece insani bir haldir. Amacımız kendimizi ya da başkalarını yetersizlikle suçlamak değil; bu durumu fark ettiğimiz an şefkatle durabilmektir. Kendimize şu soruyu sorabilmektir: "Şu an hayatın gürültüsüne çok mu sığındım? Sevdiklerimle arama gürültüden bir duvar mı ördüm?"Şifalanma, kusursuz olmakta değil; koptuğumuz an yeniden o sıcak bağı kuracak küçük adımları atabilmektedir.Sözsüz İletişimi Hayatımızda Yeşertecek Sade AdımlarGünlük hayatın koşturmacası içinde sevdiklerimizle ve kendimizle olan o sözsüz bağı yeniden güçlendirmek için atabileceğimiz birkaç yumuşak ve şefkatli adım:Göz Temasında Kalın: Sevdikleriniz sizinle konuşurken elinizdeki telefonu ya da işi bir kenara bırakın. Sadece birkaç saniyeliğine bile olsa gözlerinin içine bakarak "Şu an tamamen seninleyim" mesajını verin.Ses Tonunuzun Ritimini Fark Edin: Kelimeleriniz ne kadar nazik olursa olsun, sesinizin arkasındaki gerginliği karşı taraf hisseder. Biriyle konuşmadan önce derin bir nefes alarak ses tonunuza yumuşak bir melodi ve sıcaklık katmayı deneyin.Temasın Şifasından Korkmayın: Küçük bir dokunuş, omza koyulan şefkatli bir el ya da içten bir sarılma, bazen saatlerce süren açıklamalardan daha çok güven verir. Temas, bedenlerimizin "Güvendesin" deme şeklidir.Sessizliği Paylaşmayı Öğrenin: Biriyle yan yana dururken sürekli konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece aynı mekanda, sakin ve yargısızca bulunabilmek, sözsüz bağların en derin şeklidir.Kalbin Kelimesiz Diline YolculukSonuçta ister çocuk olalım ister yetişkin, hepimiz kelimelerin ötesinde anlaşılmak isteriz. Bir insanın hayatında bulabileceği en büyük zenginlik, bakışlarından ne hissettiğini anlayan, ses tonundaki kırgınlığı duyup sarılan ve yanında tek bir kelime etmeden güvende hissedebileceği insanların varlığıdır.Bugün sevdiklerinize ya da kendinize bakarken kelimelerin yükünü biraz olsun hafifletin. Bazen tek bir şefkatli bakış, bütün kırgınlıkları tamir etmeye yeter.

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?Online Terapi Yüz Yüze Terapi Kadar Etkili mi?Evet. Bilimsel araştırmalar, özellikle canlı görüntülü görüşmelerle gerçekleştirilen psikoterapilerin, araştırılan birçok psikolojik problemde yüz yüze terapi kadar etkili olduğunu göstermektedir.2024 yılında yayımlanan, 54 bilimsel araştırmayı ve 5.463 katılımcıyı kapsayan kapsamlı bir meta-analizde, terapist eşliğinde uzaktan uygulanan bilişsel davranışçı terapi ile yüz yüze uygulanan terapi arasında tedavi sonuçları bakımından bir fark bulunmamıştır.Kaygı ve depresif belirtiler başta olmak üzere çeşitli psikolojik güçlüklerde yapılan araştırmalar da online psikoterapinin etkili bir seçenek olduğunu desteklemektedir.Dolayısıyla online terapiyi yüz yüze terapinin daha az etkili veya eksik bir versiyonu olarak değerlendirmek doğru değildir.Online terapi, uygun danışanlarda ve uygun koşullarda, yüz yüze terapi kadar etkili bir psikolojik destek yöntemidir.Elbette her psikolojik güçlükte ve her danışan için aynı uygulama biçimi uygun olmayabilir. Bu nedenle terapi süreci kişinin ihtiyaçlarına göre değerlendirilir.Online Terapi Nasıl Yapılır, Etkili midir ve Avantajları Nelerdir?Psikolojik destek almak isteyen birçok kişinin aklında benzer sorular vardır: “Online terapi gerçekten işe yarıyor mu?”, “Psikologla aynı odada olmadan kendimi anlatabilir miyim?”, “Yüz yüze terapiyle aynı çalışmaları mı yapıyoruz?”Bu sorular oldukça anlaşılır. Çünkü terapi denildiğinde çoğumuzun zihninde bir psikologla aynı odada karşılıklı oturarak yapılan görüşmeler canlanır. Oysa günümüzde psikolojik destek alabilmek için mutlaka aynı fiziksel ortamda bulunmak gerekmiyor.Online terapi, psikolog ve danışanın güvenli bir görüntülü görüşme aracılığıyla bir araya geldiği, bilimsel temellere dayanan profesyonel psikolojik destek sürecidir.Peki, online terapide neler yapıyoruz? Yüz yüze terapiden farkı nedir? Online terapi gerçekten etkili midir?Online Terapide Neler Yapıyoruz?Online terapi yalnızca görüntülü konuşmaktan ibaret değildir. Yüz yüze terapide olduğu gibi belirli hedefler doğrultusunda ilerleyen, bilimsel yaklaşımların kullanıldığı ve profesyonel sınırların korunduğu bir süreçtir.İlk görüşmelerimizde sizi terapiye getiren sorunları, yaşamınızda karşılaştığınız güçlükleri, beklentilerinizi ve değiştirmek istediğiniz alanları anlamaya çalışıyoruz.Kaygı, panik atak, depresif belirtiler, tükenmişlik, aşırı düşünme, özgüven sorunları, ilişki problemleri, öfke ve stresle baş etme gibi birçok konuda online görüşmeler gerçekleştirebiliyoruz.Terapi sürecinde düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı birlikte değerlendiriyoruz. Sizi zorlayan durumlarda zihninizden neler geçtiğini, bedeninizde hangi tepkilerin ortaya çıktığını ve bu durumlar karşısında nasıl davrandığınızı anlamaya çalışıyoruz.Örneğin kaygı yaşadığınızda sürekli kötü senaryolar mı üretiyorsunuz? Belirsizlikten kaçınmak için her şeyi kontrol etmeye mi çalışıyorsunuz? Hata yapmaktan korktuğunuz için bazı şeyleri erteliyor musunuz?Bütün bunları birlikte değerlendiriyor, ihtiyaçlarınıza uygun çalışmalar planlıyoruz.Yani online terapide de yalnızca konuşmuyoruz. Duygularınızı anlamaya, düşüncelerinizle ilişkinizi değiştirmeye ve yaşamınızda yeni davranışlar geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz.Psikologla Güven İlişkisi Online Ortamda Kurulabilir mi?Terapinin en önemli unsurlarından biri, danışan ile psikolog arasında kurulan terapötik ilişkidir.Danışanın kendisini anlaşılmış, dinlenmiş, güvende ve yargılanmadan kabul edilmiş hissetmesi terapi sürecinde önemli bir yere sahiptir.Peki, bu ilişki ekran aracılığıyla kurulabilir mi?Evet. Araştırmalar, terapötik ilişkinin online görüşmelerde de güçlü biçimde kurulabildiğini göstermektedir.Online görüşmeler sırasında da duygularınızı ifade edebilir, yaşadığınız olayları paylaşabilir, düşüncelerinizi değerlendirebilir ve terapistinizle birlikte çalışabilirsiniz.Psikolog, ses tonunuzu, yüz ifadelerinizi, kullandığınız kelimeleri ve görüşme sırasında gözlemlenebilen duygusal tepkilerinizi değerlendirebilir.Fiziksel olarak aynı odada bulunmamak, terapötik ilişkinin kurulamayacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte online ortamda bazı bedensel ipuçlarının daha sınırlı gözlemlenebildiği de unutulmamalıdır.Online Terapinin Avantajları Nelerdir?Zamandan tasarruf: Terapiye ulaşmak için trafikte zaman geçirmeniz, ulaşım planlamanız veya uzun mesafeler katetmeniz gerekmez. Görüşmeye uygun bir ortamdan katılabilirsiniz.Mekândan bağımsızlık: Yaşadığınız şehirdeki psikologlarla sınırlı kalmadan ihtiyaçlarınıza ve çalışma alanlarına uygun bir uzman seçebilirsiniz.Esnek görüşme saatleri: Çalışma hayatı, aile sorumlulukları veya yoğun günlük program nedeniyle terapiye zaman ayırmakta zorlanan kişiler için uygun randevu saatleri planlanabilir.Terapi sürecinin devamlılığı: Taşınma, seyahat veya iş nedeniyle şehir değiştirme gibi durumlarda aynı psikologla görüşmeleri sürdürmek kolaylaşabilir.Kendi ortamınızda bulunma: Bazı kişiler kendilerini alışık oldukları bir ortamda daha rahat ifade edebilir. Özellikle terapiye başlamak konusunda çekinceleri olan kişiler açısından bu durum kolaylaştırıcı olabilir.Ulaşılabilirlik: Bulunduğu bölgede psikolojik destek seçenekleri sınırlı olan kişiler için online terapi önemli bir erişim olanağı sağlayabilir.Yurt dışında yaşayan ve kendi dilinde psikolojik destek almak isteyen kişiler için de online görüşmeler bir seçenek olabilir. Bu durumda ilgili ülkelerin mesleki ve hukuki düzenlemelerinin uygunluğu değerlendirilmelidir.Online Terapide ACT, Mindfulness ve Özşefkat Çalışmaları Yapılabilir mi?Evet. Online görüşmelerde yüz yüze terapide kullandığımız birçok psikolojik yaklaşım ve uygulamadan yararlanabiliyoruz.Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) çalışmalarında düşüncelerimizle aramıza mesafe koymayı, zorlayıcı duygulara alan açmayı ve değerlerimiz doğrultusunda davranmayı ele alıyoruz.Örneğin “Ya başarısız olursam?” düşüncesini kesin bir gerçek olarak kabul etmek yerine, zihnimizin ürettiği bir düşünce olarak fark etmeyi çalışabiliyoruz.Mindfulness çalışmalarında dikkatimizi şimdiki ana yönlendirmeyi, bedenimizdeki duyumları fark etmeyi ve yaşadığımız duyguları hemen değiştirmeye çalışmadan gözlemlemeyi öğreniyoruz.Topraklama egzersizleri, nefes farkındalığı ve duygu isimlendirme uygulamalarını online görüşmelerde birlikte gerçekleştirebiliyoruz.Özşefkat çalışmalarında ise kendimize yönelttiğimiz eleştirel dili, hata yaptığımızda kendimize nasıl davrandığımızı ve zorlandığımız anlarda daha destekleyici bir yaklaşım geliştirmeyi ele alıyoruz.Ayrıca görüşmeler arasında günlük yaşamda deneyebileceğiniz farkındalık çalışmaları, davranışsal uygulamalar ve kişisel değerlendirme egzersizleri planlayabiliyoruz.Önemli olan, çalışmaların hangi odada yapıldığı değil, ihtiyaçlarınıza uygun biçimde yürütülmesidir.Online Terapiye Katılmak İçin Nelere İhtiyacım Var?Online terapiye katılmak için internet bağlantısı, kameralı bir telefon, tablet veya bilgisayar yeterli olabilir.Görüşmelerinizi kendinizi rahat hissedebileceğiniz, başkalarının sizi duymayacağı ve dikkatinizin mümkün olduğunca bölünmeyeceği özel bir ortamda gerçekleştirmeniz önemlidir.Gizlilik, kişisel verilerin korunması ve mesleki etik ilkeler online terapide de geçerlidir.Bazı ağır kriz durumlarında, acil müdahale gerektiren koşullarda veya yeterli mahremiyet sağlanamadığında yüz yüze değerlendirme ya da farklı sağlık hizmetlerine yönlendirme gerekebilir.Sonuç: Değişen Görüşme Ortamı, Devam Eden Terapi SüreciOnline terapi ile yüz yüze terapi arasında bazı uygulama farklılıkları bulunsa da her iki yöntemde de temel amaç, kişinin yaşadığı güçlükleri anlamak ve psikolojik iyilik halini desteklemektir.Online terapide de duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve ilişkilerimizi ele alıyoruz. Kaygıyla, belirsizlikle, zorlayıcı yaşam olaylarıyla ve kendimize yönelik eleştirel düşüncelerle nasıl ilişki kurduğumuzu birlikte değerlendiriyoruz.Bilimsel araştırmaların gösterdiği gibi, online terapi uygun koşullarda yüz yüze terapi kadar etkili olabilir.Online terapide değişen, psikoloğunuzla buluştuğunuz ortamdır. Birlikte yürüttüğümüz psikolojik çalışmalar, profesyonel yaklaşım ve değişim hedefleri ise devam eder.Psikolojik destek almak için yaşadığınız güçlüklerin daha da artmasını beklemek zorunda değilsiniz.Uzman Psikolog Hasan ÇelikErgen, yetişkin ve çiftlerle online psikolojik görüşmeler.
Hasan ÇELIK 30.10.2026

Kaygı ve Panik Atak İçin 7 Günlük Uygulama Rehberi

ACT, Mindfulness ve Özşefkat ile 7 Günlük Uygulama RehberiKaygıyla baş etmek için çoğu zaman onu azaltmaya, kontrol etmeye veya zihnimizden uzaklaştırmaya çalışırız. Ancak kaygıdan kurtulmak için gösterdiğimiz yoğun çaba, bazen kaygıyla daha fazla meşgul olmamıza neden olabilir.Peki, kaygıyı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla ilişkimizi değiştirmeyi denesek?Aşağıdaki egzersizler, günlük yaşamda farkındalık geliştirmek, düşüncelerle aramıza mesafe koymak, kendimize daha şefkatli yaklaşmak ve kaygıya rağmen harekete geçebilmek amacıyla hazırlanmıştır.Buradaki hedef her zaman iyi hissetmek değil, zorlayıcı duygularla birlikte de yaşayabilmeyi öğrenmektir.1. Ayaklarını Yere Bas: Topraklama EgzersiziSüre: 1–2 dakikaKaygılandığınızda dikkatiniz gelecekteki olasılıklara kayabilir. Bu egzersiz, bulunduğunuz anla yeniden temas kurmanıza yardımcı olur.İki ayağınızı yere yerleştirin. Ayak tabanlarınızın zemine temasını, oturduğunuz sandalyeyi ve bedeninizin ağırlığını hissedin.Çevrenizdeki sesleri fark edin.Kendinize şöyle söyleyin:“Şu anda kaygı hissediyorum. Kaygım burada ve ben de buradayım.”Amacınız kaygıyı uzaklaştırmak değil, kaygı varken de çevrenizle bağlantı kurabilmektir.2. Zihnim Bana Ne Söylüyor?Süre: 1 dakikaZihnimiz bazen düşünceleri kesin gerçeklermiş gibi sunar.“Kesin başarısız olacağım.”“Beni kimse sevmiyor.”“Mutlaka kötü bir şey olacak.”Bu düşüncelerin başına şu ifadeyi ekleyin:“Şu anda zihnim bana ... söylüyor.”Örneğin: “Zihnim bana başarısız olacağımı söylüyor.”Ardından kendinize sorun:“Bu düşünceye inanmak zorunda mıyım, yoksa onun varlığını fark ederek ilerleyebilir miyim?”Bu uygulama ACT yaklaşımındaki bilişsel ayrışma becerisini destekler.3. Duyguma Bir İsim VeriyorumSüre: 1 dakikaGün içerisinde durup kendinize sorun:“Şu anda ne hissediyorum?”Kaygı mı? Korku mu? Utanç mı? Belirsizlik karşısında huzursuzluk mu?Duygunuzu mümkün olduğunca açık biçimde isimlendirin.“Şu anda kaygı hissediyorum ve göğsümde sıkışma fark ediyorum.”Duyguyu tanımlamak, onunla daha bilinçli ilişki kurmanıza yardımcı olabilir.Her duyguyu hemen değiştirmek zorunda değilsiniz.4. Beş Duyuyla Şimdiki Ana DönmekSüre: 2–3 dakikaBulunduğunuz ortamda:Görebildiğiniz 5 şeyi belirleyin.Dokunabildiğiniz 4 şeyi fark edin.Duyabildiğiniz 3 sesi dinleyin.Fark edebildiğiniz 2 kokuyu belirleyin.1 tadı fark edin.Bu uygulamayı evde, işte veya günlük yaşamın farklı anlarında yapabilirsiniz.Amaç zihnimizi zorla susturmak değil, dikkatimizi mevcut çevreye yönlendirmektir.5. Nefesimi Kontrol Etmeden İzliyorumSüre: 2 dakikaRahat bir pozisyonda oturun.Nefesinizi değiştirmeden girişini ve çıkışını gözlemleyin.Zihniniz başka düşüncelere gittiğinde bunu fark edin.Kendinize kızmadan dikkatinizi yeniden nefesinize yönlendirin.Burada başarılı olmak, hiç düşünmemek değildir. Dikkatinizin dağıldığını fark edip yeniden yönlendirebilmektir.Nefese odaklanmak rahatsızlık veriyorsa çevrenizdeki seslere odaklanabilirsiniz.6. Kaygı Günlüğü TutuyorumSüre: 3–5 dakikaGün içerisinde kaygılandığınız bir olayı seçin.Şu soruları yazılı olarak yanıtlayın:“Ne oldu?”“Zihnim bana ne söyledi?”“Bedenimde ne hissettim?”“Kaygı karşısında nasıl davrandım?”“Bu davranış uzun vadede bana yardımcı oluyor mu?”Burada önemli olan kendinizi eleştirmek değil, otomatik davranışlarınızı tanımaktır.Özellikle kaçınma, erteleme ve sürekli kontrol etme alışkanlıklarını fark etmeye çalışın.7. Dur, Fark Et, SeçSüre: 1 dakikaKaygı yükseldiğinde hemen tepki vermek yerine kısa bir duraklama oluşturun.Önce durun.Ardından zihninizden geçenleri ve bedeninizdeki duyumları fark edin.Son olarak kendinize sorun:“Şu anda kaygımın söylediğini mi yapıyorum, yoksa benim için önemli olan davranışı mı seçiyorum?”Bu küçük duraklama, otomatik tepkiler yerine daha bilinçli seçimler yapmanıza yardımcı olabilir.8. Düşüncelerimi Bulutlar Gibi İzliyorumSüre: 2 dakikaZihninizden geçen düşünceleri gökyüzündeki bulutlar gibi hayal edin.Her düşünceye bir isim verin:“Gelecekle ilgili endişe.”“Yetersizlik düşüncesi.”“Kontrol etme isteği.”Bulutları dağıtmaya veya durdurmaya çalışmayın.Düşüncelerin gelip geçmesine izin verirken dikkatinizi bulunduğunuz ana yönlendirin.Unutmayın: Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.9. Kaygıma Rağmen Küçük Bir AdımSüre: 5–10 dakikaKaygı nedeniyle ertelediğiniz bir davranışı belirleyin.Bir telefon görüşmesi, sosyal etkinlik veya uzun süredir bekleyen bir iş olabilir.Kendinize sorun:“Kaygım tamamen geçmese bile bugün hangi küçük adımı atabilirim?”Yapılabilir ve güvenli bir adım seçin.Bazen değişim, kendimizi hazır hissetmeyi beklemek yerine küçük bir davranışla başlar.10. Yakın Arkadaşıma Ne Söylerdim?Süre: 2 dakikaKendinizi eleştirdiğiniz bir anı düşünün.Aynı durumu sevdiğiniz bir arkadaşınız yaşasaydı ona nasıl yaklaşırdınız?“Bunu nasıl yapamazsın?” mı derdiniz, yoksa zorlandığını anlamaya mı çalışırdınız?Şimdi aynı cümleleri kendinize söylemeyi deneyin.Özşefkat, kendimizi haklı çıkarmak değil; zorlandığımız anlarda kendimize destek olabilmektir.11. Üç Adımlı Özşefkat MolasıSüre: 1–2 dakikaZorlandığınız bir anda üç cümleyi hatırlayın:Farkındalık: “Şu anda zorlanıyorum.”Ortak insanlık deneyimi: “Zorlanmak insan olmanın bir parçası.”Kendine nezaket: “Şu anda kendime nasıl destek olabilirim?”Bu cümleleri kendinize uygun sözcüklerle değiştirebilirsiniz.Amaç duyguyu bastırmak değil, zorlanırken kendinize daha destekleyici yaklaşmaktır.12. Gün Sonu Psikolojik Esneklik DeğerlendirmesiSüre: 3 dakikaGünün sonunda kendinize şu soruları sorun:“Bugün hangi durumlarda kaygı yaşadım?”“Kaygım beni hangi davranışlardan uzaklaştırmaya çalıştı?”“Kaygıma rağmen benim için önemli olan ne yaptım?”“Yarın kendime daha şefkatli nasıl yaklaşabilirim?”Gününüzü yalnızca ne kadar kaygılandığınıza göre değerlendirmeyin. Kaygı varken hangi davranışları seçebildiğinizi de fark edin.7 Günlük Uygulama PlanıPazartesi: Topraklama ve nefes farkındalığı.Salı: Zihnim bana ne söylüyor ve kaygı günlüğü.Çarşamba: Beş duyu egzersizi ve duyguları isimlendirme.Perşembe: Dur, fark et, seç uygulaması.Cuma: Bulut metaforu ve değerler doğrultusunda küçük adım.Cumartesi: Yakın arkadaşıma ne söylerdim ve özşefkat molası.Pazar: Gün sonu değerlendirmesi ve haftalık gözden geçirme.Son OlarakBu egzersizleri kusursuz uygulamak zorunda değilsiniz. Bazen dikkatiniz dağılabilir, bazen kaygınız artabilir veya uygulama sırasında hiçbir değişiklik hissetmeyebilirsiniz.Bunlar başarısız olduğunuz anlamına gelmez.Egzersizleri yalnızca kriz anlarında değil, günlük yaşamın sıradan zamanlarında da deneyebilirsiniz. Böylece farkındalık, kabul ve psikolojik esneklik becerilerini geliştirme fırsatı bulabilirsiniz.Önemli olan kaygının tamamen ortadan kalkması değil, kaygı varken de hayatımızda önem verdiğimiz şeylere yer açabilmektir.Uzman Psikolog Hasan Çelik
Hasan ÇELIK 30.10.2026