İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Nuray ER
  3. Blog Yazıları
  4. Sevgi Dilleri: İlişkilerin Gizli Anahtarı

Sevgi Dilleri: İlişkilerin Gizli Anahtarı

Sevgi Dilleri: İlişkilerin Gizli Anahtarı

Giriş

Her çocuğun içinde, sevgiyle doldurulmayı bekleyen görünmez bir hazne vardır. Bu hazne, yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanmasıyla dolmaz; asıl ihtiyaç, duygusal olarak sevilmek, değer görmek ve anlaşılmaktır. Çocuklukta sevgiyle doyurulan bir birey, ileriki yaşantısında hem kendisiyle hem de başkalarıyla sağlıklı, güvenli ve doyumlu ilişkiler kurma potansiyeline sahip olur. Sevgiyle büyüyen çocuk, ileride sevgisini daha rahat ifade edebilen ve karşısındaki insanlara da bu duyguyu sunabilen bir yetişkine dönüşür.

Ancak günümüzde birçok birey, hem çocukluk yıllarında hem de yetişkinlikte, “sevgisiz hissetme” duygusuyla mücadele etmektedir. Oysa pek çok ebeveyn çocuklarını sevdiğini söyler; birçok çift de birbirine sık sık aşkını ilan eder. Peki, o halde neden bireyler hâlâ “yeterince sevilmediğini” hisseder? Neden ilişkilerde bu kadar çok duygusal kopukluk yaşanır?

Bu sorunun yanıtı, çoğunlukla sevgiyi ifade etme ve alma biçimlerinde gizlidir. Sevgi var olabilir, ancak doğru ifade edilmezse karşı tarafa ulaşamayabilir. İşte bu noktada devreye sevgi dilleri girer.

Sevgi Neden Bazen Hissedilemez?

İletişim yalnızca sözcüklerden ibaret değildir; jestlerimiz, davranışlarımız, zaman ayırış biçimimiz ve dokunuşlarımız da karşımızdaki kişiye bir mesaj verir. Ancak bu mesajlar herkes tarafından aynı şekilde anlaşılmaz. Tıpkı farklı diller konuşan insanlar gibi, bireylerin sevgiyi anlama ve gösterme yolları da farklılık gösterir. Bazen iki insan da birbirini çok sever, ancak sevgilerini farklı şekillerde ifade ettikleri için aralarında duygusal bir kopukluk yaşanabilir. Bu durum, sevgi eksikliğinden çok sevgi dilinin uyuşmazlığından kaynaklanır.

Amerikalı evlilik danışmanı ve yazar Dr. Gary Chapman, uzun yıllar boyunca çiftlerle yaptığı çalışmalar sonucunda, bireylerin sevgiyi ifade etme ve alma biçimlerinin belirli kategorilere ayrılabileceğini fark etmiştir. Bu çalışmalar neticesinde ortaya koyduğu “Beş Sevgi Dili” kuramı, günümüzde hem kişisel gelişim hem de ilişkisel psikoloji alanında yaygın olarak kabul gören bir model haline gelmiştir.

Beş Temel Sevgi Dili

Chapman’a göre, her bireyin baskın bir ya da birkaç sevgi dili vardır. Kendi sevgi dilimizle sevildiğimizde daha çok anlaşıldığımızı, değer gördüğümüzü ve güvende olduğumuzu hissederiz. Ancak karşımızdaki kişinin dili farklıysa, sevgi ifadeleri boşa gidiyor gibi hissedilebilir.

Aşağıda bu sevgi dillerini detaylarıyla ele alalım:

1. Onay Sözleri (Sözlü Takdir ve Teşvik)

Bu sevgi dili, bireyin sözlü ifadelerle sevildiğini hissetme ihtiyacına dayanır. Takdir edilmek, güzel sözler duymak, teşvik edilmek bu kişiler için önemlidir.

Örnek cümleler:

  • “Seninle gurur duyuyorum.”
  • “Sana minnettarım.”
  • “Bu projede gerçekten harika bir iş çıkardın.”
  • “Seni çok seviyorum, iyi ki varsın.”

Bu dili konuşan kişiler için sevgiyi göstermek, çoğu zaman bir “söz” kadar yakındır. Ancak karşı taraf bu dili konuşmuyorsa, sevgisini sadece davranışla ifade etmeye çalıştığında bu kişiler kendilerini sevilmemiş hissedebilir.

2. Nitelikli Beraberlik (Kaliteli Zaman)

Bu sevgi dili, birlikte zaman geçirmekten ve bu zamanın kaliteli olmasından beslenir. Burada önemli olan sadece fiziksel olarak aynı ortamda bulunmak değil, duygusal olarak da orada olmaktır.

Bu kişiler için;

  • Telefonu kenara bırakmak,
  • Göz teması kurmak,
  • Dinleyici olmak,
  • Ortak aktiviteler yapmak çok kıymetlidir.

Örneğin birlikte yürüyüşe çıkmak, film izlemek, derin sohbetler etmek bu bireyler için “seviliyorum” hissini besler. Kendiyle ilgilenilmeyen, göz teması kurulmadan geçen anlar ise uzaklaşmış hissettirir.

3. Armağan Alma (Hediyelerle Sevgi İfadesi)

Bu sevgi dili, yalnızca maddi değeri yüksek hediyelerle ilgili değildir. Düşünülmüş, özel, anlamlı küçük armağanlarda bu kişiler için büyük anlam taşır. Asıl önemli olan, “benim için bir şey seçti” ya da “beni düşündü” duygusudur.

Örnekler:

  • Anlamlı bir kitap,
  • Doğum gününde yazılmış bir not,
  • Beklenmedik bir zamanda alınmış bir kahve,
  • Çocukluğuna dair nostaljik bir eşya.

Bu dili konuşan biri için hediye, sevginin somutlaştırılmış halidir. Ancak bu dilin partnerinde karşılık bulmaması durumunda, sevgiyi göremediğini düşünebilir.

4. Hizmet Davranışları (Yardım ve Destekle Sevgi)

“Sevgi emektir” diyenlerin dili genellikle budur. Bu sevgi dili, karşı tarafa yardımcı olma, onun yükünü hafifletme ya da ihtiyaçlarını fark edip harekete geçme üzerine kuruludur.

Örnek davranışlar:

  • Ev işlerinde yardımcı olmak,
  • Aracını yıkamak,
  • İşe bırakmak,
  • Gün sonunda sevdiği yemeği yapmak.

Bu kişilere göre; “Seni seviyorum” demekten çok, “Senin için şunu yaptım” demek sevgi göstergesidir. Ancak partner bu dili konuşmuyorsa, bu çabaları görmeyebilir ya da sıradanlaştırabilir.

5. Fiziksel Temas (Dokunarak Sevgi İletimi)

Bazı bireyler için fiziksel temas, sevginin en etkili anlatım biçimidir. El ele tutuşmak, sarılmak, saçını okşamak, yanağına dokunmak gibi temaslar bu kişileri duygusal olarak besler.

Ancak bu temas, kişisel sınırlara saygılı biçimde olmalıdır. Fiziksel temas sevgi dili olan biri, bu dokunuşların azlığını ya da mekanikleşmesini “soğukluk” olarak algılayabilir.

Fiziksel temasın yokluğu, bu bireylerde değersizlik ya da reddedilme duygularına neden olabilir. Dolayısıyla partnerin temas konusundaki hassasiyetlerine dikkat etmek oldukça önemlidir.

Sevgi Dilimizi Nasıl Keşfederiz?

Her birey, zamanla hangi davranışlardan daha çok etkilendiğini gözlemleyerek kendi sevgi dilini keşfedebilir. Bu konuda yardımcı olabilecek bazı sorular şunlar olabilir:

  • Birisi size sevgisini gösterdiğinde nasıl daha çok etkileniyorsunuz?
  • Sizi daha çok ne mutlu eder: Güzel sözler mi, hediyeler mi, yardım mı?
  • Partnerinizin hangi davranışlarını sevgi göstergesi olarak algılıyorsunuz?
  • Hangi davranışlar sizi daha çok kırıyor ya da boşlukta hissettiriyor?

Ayrıca, sevgi dili çocukluk döneminizde sevgiye nasıl maruz kaldığınızla da yakından ilişkilidir. Çocukken hangi tür davranışlar size sevgi gibi geliyordu? Bunları düşünerek de kendi sevgi dilinizi analiz edebilirsiniz.

Sonuç: Sevgi Hep Vardı, Ama Farklı Dillerdeydi

İlişkilerdeki en temel sorunlardan biri, tarafların aynı dili konuşmadan birbirlerini anlamaya çalışmalarıdır. Sevgi de bir dildir. Ve herkes, en çok kendi sevgi diliyle sevilmek ister.

İster çocuklarla ister partnerlerle kurulan ilişkilerde, sevgi dillerinin farkında olmak, daha sağlam, şefkatli ve doyurucu ilişkiler kurmanın anahtarıdır. Sevgi dillerini bilmek, hem verilen sevgiyi daha görünür kılar hem de karşı tarafın ihtiyacına göre hareket etmemizi sağlar.

Unutmayalım ki: Sevgi, vermekle tükenmeyen bir hazinedir. Ancak bu hazineyi paylaşabilmek için önce onun dilini öğrenmemiz gerekir.

Siz de bugünden itibaren hem kendi sevgi dilinizi hem de sevdiklerinizinkini keşfetmeye ne dersiniz?

Sevgiyle…

Yayınlanma: 09.10.2025 06:39

Son Güncelleme: 09.10.2025 06:40

#ilişkiler#toksik ilişki#mutlu ilişkiler#çift terapisi#aile terapisi#mutlu evlilik
Psikolog

Nuray

ER

Uzman Psikolog

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Depresif Bozukluklar
Akran Zorbalığı
Bağımlılıklar
+7
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Bağlanma Türleri ve İlişkilerimizi Üzerindeki Etkisi; Etkileriyle Nasıl Baş Ederiz?

Bağlanma Türleri ve İlişkilerimizi Üzerindeki Etkisi Bağlanma Teorisi (Bağlanma Kuramı), 1950’lerde İngiliz Psikanalist John Bowlby tarafından yaratılan ve Amerikalı Psikolog Mary Ainsworth tarafından genişletilen bir teoridir. Bağlanma Teorisine göre bebeklikten itibaren birincil bakım verenle yaşanan ilişkisel deneyimler ve kurulan bağ; kişinin gelecekteki yaşantısında ilişkileri nasıl geliştireceği, ne gibi tutum ve davranışlar göstereceğini belirlemektedir. Bakım veren ile erken yaşamda edilen tecrübeler ile oluşan bağlanma türü, yetişkinlik hayatında da ilişkilerde etkili olmaya devam eder. Bu teoriye göre 4 adet bağlanma stili tanımlanır; Güvenli Bağlanma Kaçıngan Bağlanma (Güvensiz Bağlanma)Kaygılı Bağlanma (Güvensiz Bağlanma) Düzensiz Bağlanma(Güvensiz Bağlanma)Hadi gelin birlikte bu stilleri inceleyelim. Güvenli Bağlanma Çocukluk döneminde birincil bakıcısıyla arasında yakın ilişki olan, herhangi bir koşula bağlanmadan onaylanma ve güvence isteyebilen bireyler; gelecekte güvenli bağlanma stili geliştirirler. Güvenli bağlanmada bakım veren (ebeveyn) çocuğun ihtiyaçlarını (fiziksel, duygusal) mümkün olan en kısa sürede koşulsuzca cevaplar. Peoples’e göre; “Çocuklar birincil bakıcılarından güveni, güvenli bağlanmayı almanın yanı sıra birincil bakıcıların bizzat kendisini de model alır ve yetişkinlik döneminde ortaya çıkacak olan güvenli bağlanma böylece filizlenmeye başlar.”Güvenli Bağlanma ÖzellikleriDuygusal Erişilebilirlik Yakınlık Kurabilme KapasitesiÇatışma YönetimiYalnızlıkla Barışık OlmakSınır ÇizebilmekÖz sevgi ve Öz saygı Etkili İletişim Becerileri Güven Duygusuna Sahip Olmak Duygu DüzenleyebilmekYardım Arayabilme Kapasitesi Kendi OlabilmePeki Güvenli Bağlanmanın ilişkiye yansıması nasıldır? Çocukluğunda güvenli bağlanan kişiler kendiyle de hayatla da güvenli bağlanır. Hem romantik ilişkilerinde hem de hayatında kurdukları diğer ilişkilerde güvenli bağlanırlar.Güvenli bağlanma stiline sahip kimseler sağlıklı ilişkiler kurma eğilimindelerdir. Sorun çözme becerileri gelişmiştir. Dışarıdan gözlemlendiğinde pozitif, güvenilir ve partnerlerine karşı sevgi dolu olduklarını fark ederiz. Güvenli bağlandıkları için ilişkilerinde kıskançlık ve güven problemleri pek açığa çıkmaz. Güvenli bağlanan kişiler sevilebilir olduklarına inanırlar. Bu inanç sayesinde dış bir onaylanmaya ihtiyaç duymazlar. Güvenli bağlanan kişiler duygu ve düşüncelerini ifade etmekte problem yaşamazlar. İlişkilerindeki sorunları dile getirmek ve çözüm üretmek konusunda problem yaşamzlar. Sevgiyi ifade etmek ve kabul etmekten çekinmezler.Kaçıngan Bağlanma Çocukluk döneminde, katı veya duygusal olarak mesafeli veya etrafta pek olmayan bakım verene sahip kişiler kaçıngan bağlanma geliştirirler. Bakım verenin eksikliği veya yetersizliği çocukta ileriye dönük bağlanma ve güven problemleri ortaya çıkarmaktadır. Çocukluklarında ihmal edildikleri için kendi kendilerine yetmeyi öğrenmek mecburiyetinde kalırlar. Bu sebeple güçlü bir bağımsızlık duygusuna sahip olurlar. Çocuklukta güçlü bir bağımsızlık duygusu benimsemekten kaynaklı insan ilişkilerinde kişi problem yaşar. Kaçıngan Bağlanma Özellikleri İlişkilerde belirgin bir mesafe koymaYakınlıktan kaçınma Güçlü bir bağımsızlık duygusuFiziksel ve duygusal yakınlıktan kaçınmaBaşkalarını küçümser tavırlarDuygularını ifade etmekte güçlük çekmeGüven duymakta zorlanmaKimseye ihtiyaç duymadığı ve duymayacağı inancıYalnızlığı tercih etmek Bağlanma korkusuPeki Kaçıngan Bağlanmanın ilişkiye yansıması nasıldır? Kaçıngan bağlanan kişi, partnerine ihtiyaç duymaktan ve bağlanmaktan kaçınırlar. Birilerine bağlı olmayı kontrol kaybı ve zayıflık olarak yorumlayabilirler. Kaçıngan bağlananlar duyguları noktasında çok net değildirler ve iletişime genellikle kapalıdırlar. Sevgiyi bir kol mesafesinde tutarlar. Partnerin duygularıyla baş etmek ve karşılık vermekte zorlanırlar. Bu bağlanma stili, bireylerin ilişkilerinde sağlıklı ve güvenli bir bağ kurmalarını zorlaştırır.Kaygılı BağlanmaÇocuklukta ihtiyaçlarına karşılık vermeyen tutarsız bakım verenlere sahip kişiler kaygılı bağlanma geliştirirler. Ebeveynlerinden aldıkları tutarsız mesajlar yüzünden ne istemeleri, ne beklemeleri konusunda sorun yaşayan, kafası karışık çocuklardır. Bu tutarsızlık yetişkin ilişkilerinde terk edilme ve reddedilme korkusu yaşamalarına neden olur. Yakın ilişkilerde bağımlı bir tavır sergilerler. Düşük öz sevgiye sahip olduklarından kendilerine laik görmedikleri o sevgiyi duymaya ihtiyaç duyarlar. Sevildiğinin onaylanmasına ihtiyaç duyarlar. İlişkilerinde kaygı ve kıskançlığı yoğun şekilde yaşarlar.Kaygılı Bağlanma Özellikleri Yoğun kıskançlıkDüşük özgüvenYalnız kalmakta zorlanmaBaşkalarından onay alma ihtiyacıGüven problemleriTerk edilme korkusuReddedilme korkusuKendini sevilmeye değer biri görmemeEleştiri kaldıramamaDüzensiz BağlanmaDüzensiz bağlanmaya sahip kişiler yakın ilişkilerinde güven problemi yaşarlar ve son derece tutarsız davranışlar gösterirler. İki uç noktada seyrederler; bağımsız ve mesafeli ya da duygusal ve yapışkan. Birincil bakım vereni tutarsız kişilerdir. Çocuk için hem rahatlık hem de korku kaynağıdırlar. Bu nedenle çocuklarda düzensiz davranışlar gözleniyor. Çocukluk travmaları, ihmal ve istismar bu bağlanma türüne neden olan başlıca etmenlerdir.Düzensiz Bağlanma ÖzellikleriGüven problemiYüksek anksiyeteKafa karıştırıcı davranışlarReddedilme korkusuDuyguları düzenlemede problemKaçıngan ve kaygılı bağlanma stillerinin belirtilerini gösteriyor olmaSonuç olarak ; Çocuklukta geliştirilen bağlanma stilinin ilerideki ilişkilerimiz için kesin bir belirleyici olarak düşünmek yanlış olur. Çocukluk döneminde geliştirilen bağlanma biçimi yetişkinlikte farklılaşabilir. Güvenli bağlanan bir çocuk yetişkinlikte ilişkilerinde kaçıngan bağlanma gösterebilir. Kişinin mizacı ve geçirdiği ilişki deneyimleri veya gözlemleri de bağlanma türlerinde etkili olabilmektedir. Sonuç olarak erken dönem bağlanma stilimiz yetişkin hayatımızda ilişkilerimizde birebir etkili olmasa da katkı payının olduğu yadsınamaz.Çocukluğumuzda bağlanma figürümüz ebeveynlerimiz yani bakım verenlerimizdir. Gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde ise bağlanma figürü romantik partnerler ve arkadaşlar olarak gözlenir. Yaşamın farklı dönemlerinde farklı bağlanma figürleri ortaya çıktığı için çocukluk çağındaki bağlanma stili kalıcı ve telafi edilemez değildir. Çocukluktaki bağlanma şeklimiz, ilerideki kuracağımız tüm ilişkilerimizde aynı tipte ve düzeyde gözlenecek kadar belirleyici değildir. Ancak tabii ki etkilidir; kişi, bağlanma stiline uygun bir partner seçmeye meyillidir. O nedenle, bu konuda farkındalık kazanmak ve üzerine çalışmak ilişkilerimiz için faydalı olacaktır. Psikolojik danışmanlık almak bakım vereniniz ile kurduğunuz bağlanma stilinizi keşfetmeyi ve bunun üzerine çalışarak güvenli bağlar geliştirmenize ve daha sağlıklı ilişkiler kurmanıza olanak sağlar. Bağlanma stilinizi keşfetmek ve daha sağlıklı ilişkiler kurmayı öğrenmek için benimle iletişim kurabilirsiniz. Kaynakça Here is How to Identify Your Attachment Style, psychcentral.com, 2021Çankaya,T.(2022).Bağlanma Stilleri Nelerdir? Bağlanma Stilleri ve Romantik İlişkilere Etkisi. Hiwellapp.com
İrem EROL 11.12.2024

Aranmakta olan Mut-lu-luk

Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)Herkese merhabalar…Umarım herşey yolundadır, değilse de yoluna girmesini ümit ediyorum.Mutluluk ve mutlu olmak hakkında paylaşmak istediklerim var.Biz insanoğlunun peşinden koştuğu belli başlı şeyler var bunlardan biride, mutluluk.Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)İlk mutluluktan bahsedelim sonrasında mutluluk için ihtiyacımız olanlara değinelim.Mutluluk, bir durum ya da kişiye karşı duyunlar histir. Mutluluk çoğunlukla zihnimizdeki mutluluk resmi ile eşleşiyorsa hissedebildiğimizdir. Bu da nedemek? Kişi yaşamının her karesine dair zihninde bir resim oluşturmuştur. Başarıya, güvene, sevgiye, aşka, ve tabi mutluluğa dair. Zihnimizdeki resme uymayan her bir başlık eşleşmediğinde ne mutluyuz ne de başarılıyızdır. Çünkü sana gelen mutluluk zihnindeki resimle eşleşmemiştir.Neden bu kadar mutlu olmaya odaklıyız? Neden yaşamın her karesinde çok mutlu olmayı dilemekteyiz? Var olan mutluluklarımızla neden yetinmeyip dahasını istemekteyiz? Geçmişteki mutluluğumuzu gelecekte de aramak neden? Başkalarının mutluluklarıyla mutlu olmak niye bu kadar zor? Sanal dünyanın gerçek olmayan mutlulukları bizi niye bu kadar zorda bırakmakta? Ünlü, ünsüz, fenomenlerin mutluluklarına neden bu kadar özenmekteyiz? Hayat sürekli başrol dizi ya da film oyuncusu olmaktan mı ibarettir? Yan karakter olmak görülmez olmak demek midir? Ya da mutluluklarımız gösteriş mi olmak zorundadır? Sessiz yaşanan mutluluklar yeterli değil midir?Ve dahası sorular bizlerin kendi mutluluğumuza dair engellerimizdir.Mutluluk seninle olsun istiyorsan;1- Kanaat et!Sahip oldukların ve olacaklarına kaanat et. 1 kalbin varsa 2.sini isteme, sahip olduğunla mutluluğu ara, yetin.Bir kabiliyetin varsa onun üzerinde yoğunlaş, şu kişi bunuda yapıyor bende yapayım deme, aç gözlülük etme.Bir ailen varsa varlığına kanaat et, zenginliğini sahip olduklarınla hisset, sahip olamadıklarına hırslanıp hasetlenme, onların için çaba etmen yeterli.2-Şükret/İyiki de! Bu şükür yaratıcıya duyulan minneti dile getirmek olabilir. Yanındakinin varlığına dair şükür olabilir. Hayatın defterinde mutlaka iyikilerin yazılıdır, onları gözden geçirmeyi dene. Unuttuğun iyikilerin seni yürüdüğün yolda yaptıkların ve yapacaklarına dair inancını güçlendirecektir.3-Ne geçmişte takılı kal! Ne de geleceği yasla karşıla! Geçmişte yaşadıklarımızı, geleceğimizde biçtiğimiz hasatımızdır. ‘Ne ekersen onu biçersin‘ tamda buraya uygun bir cümle diyebiliriz. Acılarımızın kaynağı, öncelikle kendi içimizde hapsolmuşluğumuzdan kendimizi nasıl kurtaracağımızı söyleyen cümlelerimiz, daha da kendimize hapsolmuş hissetmemize neden olur. Seçimlerimizi sıkıntılı yaşam seviyesinde yaptığımız sürece, çözümlerimizin kökleri sorunun içinde olacaktır. Şimdide ektiğin sağlıklı tohumun geleceğinin sağlıklı hasatıdır. Geçmişle barışmak, geçmişe öfkelenip göndermek, yeni bir geçmiş oluşturmak senin elinde. Çıkamıyorsan bu kısır döngüden psikolojik destek al ve kendini şifalandır.4-Hayatındaki kalabalıktan kurtul! Hayatındaki kişileri, mekanları, işleri, planları, yediklerini, içtiklerini, izlediklerini, tercihlerini ve seçimlerini un eleğinden ele zamanın geldi. Zaman varki bunlar arasında kendini kaybettiğin, bulamadığın kalabalıktan kendini dinleyemediğin ya da zorunlu bırakıldıklarını düşün yapmak zorunda oldukların, maruz kalmak zorunda oldukların. Hayat eleğini kullan ve yığın arasında çık. Seni hakikaten mutlu eden arkadaşın ile beraber ol, zorunda bırakıldığın sen olmadığını hissettiğin o topluluktan sıyrıl. Ait hissettiğine yönel. Seni iyiliğe teşvik eden, pozitif zihnin yaşam sürdüğü yere yönel. Bırak senelik planlar yapmayı, 12 ay 365 günün olduğunu düşün.5- Keşke demeyi bırak! ‘Keşke bende, keşke sende’ başlayan cümlelerini azalt, hatta bırak. Tercihlerinin iyi yanlarınıda gör, olumsuz yanlarının seni geliştirmesine izin ver. Bırak gözünün üzerindeki kaşa söylenmeyi… Bir kerede izin ver noktalama ve yazım hataları yapmana… Keşke dedikten sonra pişman olmayı bırak. ‘Keşke’nin hayatını demoralize etmesine izin verme. Olumsuza odaklanıp, olumluyu görmezden gelme.Bunlardan biri veya birden çoğu seni anlatıyor olabilir. Hiç biride değil demek sürece direnmek demektir. Görmezden gelmek, yüzleşmek istememektir. Umutsuzca mutluluğu aramak mutsuzluğun devamıdır. Mutluluğun kendini aranması gerekmez. O kendisidir.Çok uzatmadan sonuna geldiyseniz yazının, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Daha çok yazılar yazabilmem için desteklerinizi beklerim. Sizlerin desteği benim yazma cesaretim…Sevgiler…
Nedir Bu Bir Barış, Bir Ayrıl İlişki Dinamiği?

Nedir Bu Bir Barış, Bir Ayrıl İlişki Dinamiği?

İlişki dendiği zaman aklınıza neler geliyor? Aslında çoğu insana bu soruyu sorduğunuz zaman benzer cevaplar alma olasılığınız oldukça yüksektir. Birbirini tanımayan iki kişi tanışır, birbirlerini daha yakından tanımak isterler, derin bir bağ kurma arzusu ortaya çıkar, bir ilişkiye başlarlar. Zaman geçtikten sonra ya ayrılırlar ya da ilişkiye devam ederler. Ancak yapılan son araştırmalar, genç yetişkinlerin %60’ından fazlasının bir ayrıl, bir barış ilişki dinamiği içerisinde bulunduğunu ortaya çıkardı. Bu oranın gün geçtikçe artmaya devam etmesi, ilişkilere dair bakış açılarımızı değiştirmeye, yeniden şekillendirmeye başlıyor ve ilişkilerin doğasına dair kafamızda yeni soru işaretlerinin, kafa karışıklıklarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Son dönemlerde bir ayrıl, bir barış ilişkilerinin dizilerde, filmlerde ve sosyal medyada oldukça sık kullanıldığını görüyoruz. Aynı zamanda yakın çevremizde de bu ilişki dinamiğine şahit olmamız, özellikle genç yetişkinlerde ilişki bittikten sonra tekrardan barışmalarının sebebinin birbirleri için çok eşsiz, özel olduklarından ve ilişkilerinin daha da güçlendiğine dair gerçekçi olmayan inançlardan kaynaklı olduğuda gözlemleniyor. O halde konumuza geçmeden önce hemen bir yanlış bilgiyi düzeltelim. Çatışmalardan uzlaşmacı ve sağlıklı bir biçimde çıkmak ilişkileri güçlendirir, ayrılıklar değil!Her ilişki içerisinde kavgalar edilir, çatışmalar meydana gelir, bunların yaşanması da sağlıklı olandır zaten. Sağlıklı bir ilişki için önemli olan bu çatışmalarda yapıcı ve uzlaşmacı bir tavır sergileyerek, var olan probleme karşılıklı olarak çözüm bulabilmektir. Ayrılık kararı, ilişki içerisinde çözülmesi için elinizden gelen her şeyi yaptığınız ve artık problemleri çözüme kavuşturamayacağınızı anladığınız zamanlarda, üstüne uzun bir süre düşündükten ve emin olunduktan sonra alınması gereken bir karardır. Şimdi, hep birlikte bir barış, bir ayrıl ilişki dinamiğini inceleyelim.Nedir bu bir barış, bir ayrıl ilişki dinamiği? Bu ilişki dinamiği de genel olarak bize aşina olan ilişkilere benzer olarak başlar. Partnerler tanışır, birbirlerini daha yakından tanımak isterler. Bir ilişkiye başlamaya karar verirler sonrasında çeşitli sebeplerden ötürü partnerler ilişkilerini sonlandırırlar. Belli bir müddet zaman geçtikten sonra tekrardan barışırlar. Burada partnerlerin birbirinden ayrı olarak geçirdikleri süre kısa olabileceği gibi ayrılık uzun süreli de alabilir. İşte tam olarak burada ilişki yeniden başladığı gibi aynı zamanda bir döngüde başlamış olur. En önemli faktör partnerlerin bu dinamiği sistematik bir biçimde tekrarlamalarıdır. Yapılan bir çok çalışmaya göre bir barış, bir ayrıl ilişki dinamiği içerisinde bulunmak, hem ilişkiye hem de ilişki içerisindeki kişilere ciddi psikolojik zararlar verebiliyor ve bu zararların yarattığı olumsuz etkiler kişilerin hayatlarını uzun vadeli olarak etkileyebiliyor. Bu döngü ortaya çıktığında ve ayrılıp, barışmaların sıklığı artmaya başladıkça, çiftler arasındaki çatışmalar fazlalaşıyor, iletişim problemleri daha çok ortaya çıkmaya başlıyor, ilişkiye ve partnere dair güven problemleri ortaya çıkıyor. Partnere karşı hissedilen duygularda değişimler meydana geliyor, kişi kendi hissettiklerinden, duygularından emin olamıyor ve kafa karışıklıkları yaşamaya başlıyor. Bu dinamik böyle devam ettikçe, kişi kendine ve ilişkiye dair yabancılaşmaya başlıyor. Sağlıklı bir ilişkinin nasıl yaşanması gerektiğini unutabiliyor ve bir gün bu kısır döngüyü kırdığı zaman gelecek ilişkilerinde de yakınlık korkusu geliştirip, gelecekteki partnerine de güvenli bağlanamayabiliyor. Aslına bakacak olursak, bir ayrıl bir barış ilişki dinamiği içerisinde bulunmak var olan ilişkiyi tehdit ettiği gibi, kişinin gelecekte var olabilecek ilişkilerine dair de bir tehdit unsuru oluşturur hale geliyor. Derinlemesine bakmak gerekirse, bu tarz ilişki dinamikleri kendi bünyeleri içerisinde bir tür duygusal ve fiziksel suistimali de içeriyorlar. Kişiler birbirlerinden ayrı kalamayacaklarına dair gerçekçi olmayan inançlar geliştirmelerinden ötürü ayrı kalamıyorlar ancak beraber olduklarında da birbirlerine iyi gelmek yerine kötü gelmeye başlıyorlar. Böyle bir ilişki dinamiği içerisinde bulunmak ve ilişkinin yarattığı olumsuz duygularla baş etmekte güçlük çeken bazı kişilerde uzun vadede anksiyete ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar meydana gelmeye başlıyor.İlişki nasıl bu döngüye giriyor? Yapılan araştırmalara göre partnerlerin sağlıklı bir şekilde ayrılık konuşması yapmamaları, ara vermeye dair yapılan konuşmalar, barışma için açık kapı bırakılması, ilişki içerisindeki var olan sorunların açık bir şekilde konuşulmaması, neden ayrılık kararı alınacağına dair herhangi bir konuşmanın yapılmaması, partnerlerin birbirlerine net bir şekilde veda etmemeleri bu döngüyü başlatan faktörler arasında yer alıyor.Partnerimizle neden tekrardan barışıyoruz? Bu sorunun cevabı genellikle kişiden kişiye göre değişkenlik gösteriyor, bir çok kişi farklı sebeplerden eski partnerlerine geri dönme kararı alıyor. Ancak yapılan çalışmalara göre çoğu insanın eski ilişkilerine geri dönerken benzer şeyleri hissettikleri ve düşündükleri bulunmuştur. Bunların başında; kişilerin eski partnerine karşı hala içinde var olan hisleri, duyguları, eski partnerinin hayatının aşkı olduğuna dair düşünceler, yeni biriyle tanışmanın ve ilişkiye başlamanın zor olduğuna dair gerçek dışı inançlar.Bu döngüyü kırmak mümkün mü? Yapılan çalışmalar bize bu döngüyü kırmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Ama nasıl? Partnerlerin ayrı kaldıkları süre boyunca ilişkiyi nasıl daha güçlü ve sağlıklı bir hale getirebileceklerine dair derinlemesine düşünmeleri gerekiyor. Aynı zamanda ilişkiye dair, kendilerine dair, partnerlerine dair yeni kararlar almaları gerekiyor. Bir bakıma ilişki içerisindeki çatışmalara yol açan olumsuz davranışlarını, eylemlerini, düşüncelerini tespit edip, kendilerinde değişime gitmeleri gerekiyor. Özellikle, tekrardan barışma kararı alınmadan önce kişilerin karşılıklı olarak, bunları net ve açık bir şekilde birbirleriyle paylaşmaları gerekiyor. Yapılan çalışmalar, kendilerinde ya da ilişkilerinde tek başlarına değişime gitmekte güçlük çeken bireylerin barışma kararı almadan önce gerek bireysel gerekse çift olarak bir uzmandan destek almaları gerektiğinin önemini vurguluyor. Unutmayın, terapi hayatınızdaki tüm olumsuz durum ve duyguların hayatınızdan tamamen çıkacak olması demek değildir. Ancak siz terapi ile tüm bu olumsuz duygu ve durumlarla nasıl baş edeceğinizi tamamen öğrenmiş olacaksınız.