İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Nihal ARAPTARLI
  3. Blog Yazıları
  4. Çağımızın Hastalığı : Depresyon

Çağımızın Hastalığı : Depresyon

Çağımızın Hastalığı : Depresyon

Geçmiş yıllarda bir birey ne kendisi, ne de çevresindeki herhangi biri için “ruh sağlığının bozuk” olduğunu ima eden bir ifade kullanmazdı. Çünkü herhengi birinin ruh sağlığının bozuk olması deliliğe delalet idi. Oysa son yıllarda çevremizde “bu iş, bu ilişki veya bu durum ruh sağlığımı bozdu”, “ruh sağlığım gün geçtikçe bozuluyor”, ruhen sağlıklı olduğundan emin değilim” gibi ifadeleri sıklıkla duyar olduk. Hatta daha harcıalem ve çekincesiz bir tanım olarak algılanan ve kullanan “depresyon” kelimesi, tüm bu ifadelerin yerini aldı. Artık 7’den, 70’e herkes, her gün, her an, her durumda “depresyona” giriyor. Daha bir gece önce barda keyifle kahkalar atar bıraktığınız arkadaşınız ertesi gün telefonda “aşkımla tartıştık, ölüyorum, bitiyorum” veya “indirimler başladı ama kredi kartlarımın limitleri dolu çok beğendiğim iki ayakkabıyı alamıyorum” ya da “bizim takım maçı kaybetti” gibi nedenlerle depresyona girdiğini söyleyebiliyor.  Gerçekten depresyona girmek bu kadar sudan sebeplerle oluşabilecek, pek de ciddiye alınmaması gereken çünkü kendiliğinden geçebilecek ve moralin bozuk olduğu her türlü durumu tanımlayan bir “şey” midir? Yoksa kendimize ya da başkasına “depresyon” teşhisi koymadan önce bunu ruh sağlığının ciddi biçimde bozulması olarak görüp, tedavisi için uğraşmak mı gerekir? 

 

“ Ruh sağlığı; bireyin kendisiyle, çevresini oluşturan kişilerle ve toplumla barış içinde olması, sürekli denge, düzen ve uyum sağlayabilmek için gerekli çabayı sürdürebilmesi” dir.   

 

Ruh sağlığımız, genel sağlığımızın göstergesi ve ayrılmaz bir parçasıdır. Bedenimizdeki her türlü fizyolojik değişiklik beynimizi ve ruhumuzu; beynimizdeki ve ruhumuzdaki her türlü değişiklik ise fizyolojimizi etkiler.  

 

Yaşam amacımız olan “mutluluğa ulaşma”, yaratıcı ve üretken bir birey olmayı; bunu başarmak ise bedenen sağlıklı olmanın ötesinde ruhen de sağlıklı olmayı gerektirir.  

 

Hepimiz zaman zaman duygu, düşünce ve davranışlarımızda tutarsızlık, uygunsuzluk ya da yetersizlik gösterebiliriz. Ancak bu durum sürekli, şiddetli, tekrar eden, verimli çalışmayı ve performansı olumsuz etkileyecek, kişiler arası ilişkilerin bozulmasına neden olacak biçim ve boyutta ise ruh sağlığımız bozulmuştur. 

 

Dünyada 400 milyon civarında insan (Dünya sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı verileri 2004) Ülkemizde ise her dört kişiden biri ruhsal bozukluk ya da sorun yaşamaktadır. Günümüz yaşam şartları ve zorluklar bu sayıyı her geçen gün daha da artırmaktadır. Ancak fizyolojik rahatsızlıkların, tanımlanıp, somut ve bilimsel bir temele dayandırılması kolaylıkla yapılmasına rağmen ruhsal sorunların soyut ve belirsiz kavramlar olarak algılanması devam etmekte, dolayısıyla teşhis ve tedavisi toplumda yeterince önemsenmemektedir.   

 

En ufak fiziksel bir rahatsızlık belirtisinde gerek birey, gerekse çevresi endişeye kapılarak teşhis ve tedavi için çaba harcarken ruhsal sorun yaşayan çok az sayıdaki birey bunu bir rahatsızlık olarak algılayıp, tedavi olma gereğini duyar. Yaşadığı sorunlar, sıkıntılar nedeniyle çalışma verimi, performansı düşmüş, kişilerle ilişkileri bozulmuş, yaşamdan tat alamayacak derecede mutsuz birçok kişi, bu durumunun tedavi edilebilir bir durum olduğunu aklına bile getirmez ve yaşamını, üstesinden gelinebilecek bir rahatsızlıkla sürdürmeye çalışır. Oysa ruhsal sorunların birçoğu, kalp, şeker ve hipertansiyon gibi tanımı, nedenleri, süreci, tedavisi ve sonuçları belli rahatsızlıklardır.  

 

Depresif bozukluk 

Depresyon, günümüzün güç yaşam koşulları altında zorlanan bireylerinde görülen en yaygın ruhsal sorundur. 

 

Depresyon, kendine özgü belirtileri olan, ciddiye alınması gereken, tedavi edilmezse aylarca hatta yıllarca sürebilen bir hastalıktır.  

 

Her insan yaşamının bir döneminde hüzün, keder, mutsuzluk gibi duygulanımlar yaşayabilir. Bunlar, genellikle beklenmedik bir anda oluşan ve yaşanan olaylarla ilişkili olup, olayın kişi için anlam ve önemine göre değişen bir sürenin sonunda geçebilen durumlardır. Bazı kişilerde bu duygulanımlar, daha şiddetli, aşırı boyutlarda ve daha uzun süre yaşanır. Hatta bazen bu duruma neden olabilecek belirgin bir durum da yoktur veya bir neden olmakla birlikte gösterilen duygusal tepkinin süresi, şiddeti ve yoğunluğu beklenenden fazladır.  Öyle ki bu duygu durumu, kişinin kendisiyle, çevresiyle ilişkisini bozmaya, yaşamdan tat almasını engellemeye başlamıştır. İşte bu duygu durumundaki kişiler için “depresyon” tanısı konulabilir. 

 

Depresyon, keder, elem yönünde artmış bir duygu durumu ve ruhsal çökkünlük halidir. Böylesine yoğun üzüntülü bir duygu durumda; düşünce, konuşma ve hareketlerde yavaşlama, güçsüzlük, değersizlik, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile fizyolojik işlevlerde yavaşlama gibi belirtiler görülmesine rağmen depresyon aynı zamanda, tedaviye iyi yanıt veren ve iyileşme olasılığı yüksek bir hastalıktır. Ancak depresyon geçirenlerin çoğunluğu, tedavi edilebilir bir rahatsızlığı olduğunu düşünmez ve tedavi arayışına girmezler.  Özellikle toplumumuzda depresyon tedavi gerektirir bir hastalık olarak değil de sanki normal bir yaşam biçimi, kader veya kişilik özelliği gibi görülmektedir. Oysa depresyon durumunda tedavi desteği almanın, birçok fiziksel hastalık durumundan daha fazla gereği ve önemi vardır. 

 

Depresyon, günümüz dünyasında en sık görülen ruhsal bozukluktur. Yapılan bazı araştırmalar sonucunda, ülkemizde depresyonun yaygınlık oranı % 9-20 olarak saptanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre herhangi bir anda dünyada 100 milyon insan depresyondadır. Depresyon yaygın oluşunun yanı sıra, yol açtığı yeti yitimi ve riskler nedeniyle de önem taşımaktadır. Tüm dünyada yeti yitimine neden olma bakıımından ilk üç sıraya girmektedir. Depresyon kişilerin mesleki başarının düşmesine ve iş kayıplarına, cinsel bozukluklara yol açarak evlilik sorunlarına, durumun etkisinden kurtulmak, kendini rahatlatmak için alkol ve uyuşturucu maddelere yönelmesine, sonucunda trafik kazalarına, kavga ve suça yönelmeye, ruh sağlığı bozuk çocuklara ve ruh sağlığı bozuk bir toplumun oluşmasına yol açmaktadır. Depresyondaki kişilerde sağlık harcamaları da daha yüksektir ve yaşam kalitesi ileri düzeyde bozulabilir. Tedavi edilmezse, özellikle ağır depresyonda, intihar riski vardır. Depresyondaki hastaların yaklaşık 2/3' si intihar etmeyi düşünür ve %10-15'i intihar girişiminde bulunur. 

 

Depresyon herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Ama sıklıkla 24-40 yaşları arasında görülür. Her 4 kadından biri ve her 10 erkekten biri hayatlarının bu döneminde depresyonla tanışırlar. Depresyon bütün sosyal katmanlardan insanlarda görülebilmektedir. Yani sosyoekonomik düzey veya konumla ilgisi yoktur. Tüm insanların yaklaşık beşte biri yaşamları boyunca en az bir kez depresyon geçirirler. 

 

Hangi durumlar Depresyon riskini artırır ? 

  • Daha önce geçirilmiş bir depresyon öyküsü 
  • Ailede depresyon öyküsü, intihar girişimi 
  • Alkol ve/beya madde kullanımı 
  • Kadın olmak 
  • Kronik fiziksel bir hastalığın olması 
  • Sosyal destek sistemlerinin yetersizliği 
  • Yalnız yaşamak 
  • Başka bir psikiyatrik bozukluk olması 
  • Zorlayıcı yaşam olayları 
  • Travmatik çocukluk dönemi 
  • Erken dönemde (11 yaşından önce) anne kaybı 

Depresyon kendini nasıl belli eder? 

  • Üzüntü duygusu, çökkünlük hali 
  • Kendini yalnız, güvensiz hissetme 
  • İçe kapanma, çevre ile ilişkide azalma, kopma 
  • Bir çok şeye karşı ilgi kaybı  
  • Artık hiç bir şeyden zevk alamama 
  • İsteksizlik 
  • Karamsarlık 
  • Huzursuzluk, sıkıntı ya da sinirlilik 
  • Değersizlik ya da suçluluk duyguları 
  • Uykusuzluk ya da aşırı uyku 
  • İştahsızlık ya da aşırı yemek yeme 
  • Enerjide azalma, yorgunluk, bitkinlik 
  • Cinsel ilgi, istek ve zevkte azalma 
  • Kararsızlık 
  • Dikkat dağınıklığı 
  • Dikkati toplamada güçlük 
  • Ölüm-intihar düşünceleri ya da girişimi 

Her insan bu duygu durumlarını zaman zaman yaşayabilir. Ama eğer, birey iki hafta gibi bir süredir hemen, hemen her gün yaklaşık gün boyu süren bir biçimde bu belirtilerden bazılarını yaşıyorsa, depresyonda olabilir. 

 

”Depresyonda mıyım?” sorunuza cevap bulmak için  

  • Hemen hemen her gün ve günün büyük kısmında çökkün, üzüntülü, kederli duygu durumundaysanız, 
  • Her zaman yaptığınız şeylerden eskisi gibi zevk alamıyorsanız, 
  • Çevrenizde olup bitenlere karşı ilginiz azaldıysa, 
  • Hemen her gün yakınlarınızın da fark ettiği şekilde konuşma, düşünce ve davranışınızda yavaşlamadan yakınıyorsanız, 
  • Karar vermekte, etkinliklere başlamakta ve sürdürmekte zorluk çekiyorsanız, 
  • İştahınızda azalma veya artma varsa ve istemediğiniz halde kilo alıyor veya veriyorsanız, 
  • Hemen hemen her gün uykuya dalmakta veya uykuyu sürdürmekte güçlük çekiyor ya da sabahları istemediğiniz halde erken uyanıyorsanız, 
  • Yorgunluk, halsizlik, bitkinlik ve enerji kaybınız olduğunu hissediyorsanız, 
  • Bedeninizde nedeni bulunamayan ağrılar, nefes darlığı, baş dönmesi, mide bulantıları, gaz hissi, ishal-kabızlık dönemleri gibi yakınmalarınız varsa, 
  • Cinsel isteğiniz azalmışsa, 
  • Düşüncelerinizi belli bir konuya yoğunlaştırmakta güçlük çekiyorsanız, 
  • Zihninizin karmakarışık olduğunu hissediyor, basit bir kararı vermekte bile zorlanıyorsanız, 
  • Kendinizi değersiz, kendini beğenmeme veya suçluluk duyguları yaşıyorsanız, 
  • Yineleyen biçimde "ölsem de kurtulsam " diye düşünüyorsanız, 
  • Aklınıza intihar düşünceleri takılıyor veya intihar planları yapıyorsanız, 

 

depresyonda olma olasılığınız yüksek demektir. Bir uzman desteği almanız bu durumu zarar görmeden, kısa sürede atlatmanıza yardımcı olacaktır. 


Yayınlanma: 07.03.2021 14:06

Son Güncelleme: 07.03.2021 14:12

Psikolog

Nihal

ARAPTARLI

Uzman Psikolog

7 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Kelimesiz Anlaşabilmek: Gözlerin, Ses Tonunun ve Şefkatli Dokunuşun İyileştirici Gücü

Hayatın koşturmacası ve karmaşası içinde bazen en çok susarken konuşuruz. İster küçücük bir çocuk olalım ister hayatın sorumluluklarını omuzlamış yetişkin bir insan; içimizin en derin yerindeki o ortak arayış hiç değişmez: "Beni görüyor musun? Beni duyuyor musun? Benim varlığım senin için gerçekten değerli mi?"Bu sorulara verilen en hakiki, en sıcak ve en iyileştirici cevaplar, çoğu zaman süslü cümlelerde ya da upuzun nasihatlerde saklı değildir. Bir çocuğun gözünün içine bakarken yüzümüzde beliren o ılık gülümsemede, zor bir günün ardından eşimizin ya da dostumuzun omzuna koyduğumuz şefkatli bir elde veya bir sevdiğimizin sesindeki o sakin melodide gizlidir. Kelimelerin bittiği, duyguların bedene büründüğü bu derin alana psikolojide sözsüz iletişim diyoruz. Aslında bu, kalbin kendine has, pürüzsüz ve kelimesiz dilidir.Sinema tarihinin en sarsıcı yapıtlarından biri olan Kevin Hakkında Konuşmalıyız filmini hatırlayalım. Filmi izlerken çoğumuzun yüreğini sızlatan o derin mesafe, sadece yaşanan sarsıcı olayların ağırlığından kaynaklanmaz. Asıl sancı, anne ile çocuk arasındaki o gözle görülmeyen, kelimesiz bağın bir türlü kurulamayışında ve o sıcak aynalanmanın eksikliğinde yatar. Ancak bu hikayeye bakarken amacımız asla bir anneye ya da bir çocuğa parmak sallamak, "Nerede hata yapıldı?" diyerek suçlayıcı yargılara varmak olmamalıdır. Aksine bu hikaye, hepimize son derece şefkatli bir ayna tutar. Bize bir insanın doğduğu ilk andan itibaren en çok neye aç olduğunu hatırlatır: Kelimelerden çok önce gelen, bakışlarla, ses tonuyla ve güven veren temasla dokunulan bir ruh bağına…İlk İki Yılın Mucizesi: Kelimeler Yokken Kalp Nasıl Konuşur?Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk anlarda konuşamayız. Mantığımız, kavramlarımız ya da düzgün cümlelerimiz henüz yoktur. Ancak duyguları tüm çıplaklığıyla hisseden bir yüreğimiz ve çevremizdeki dünyayı algılayan son derece hassas bir bedenimiz vardır.Bebeklik ve erken çocukluk çağında bir insanın dünyayı güvenli bir yer olarak algılamasını sağlayan şey, ona söylenen mantıklı nutuklar ya da kurallar değildir. Bebek, annesinin ya da bakım vereninin gözlerindeki o sakin bakıştan, kucağında hissettiği sıcaklıktan ve ses tonundaki o yumuşak ritimden beslenir. Beden diliyle ve hislerle kurulan bu görünmez uyum, çocuğun zihninde ve kalbinde ömür boyu taşıyacağı derin bir güven duygusu inşa eder. Annenin yüzündeki tek bir yumuşak ifade, bebeğe hiç konuşmadan "Buradasın, güvendesin ve seni sevgiyle kucaklıyorum" der.Eğer bu ilk yıllarda göz temasıyla, sesin sıcaklığıyla ve şefkatli bir temasla yeterince buluşabilirsek; hayata ve insanlara güvenmeyi öğreniriz. Ancak bir şeyler eksik kaldığında ya da koşturmacaların arasında bu sözsüz bağ kopuklaştığında, insan yetişkinliğe doğru büyürken içinde tarifi zor bir yalnızlık ve güvensizlik taşımaya başlar.Büyüsek de İçimizdeki Çocuk Sözsüz Dili ArarPeki, yetişkin olduğumuzda hayatımızda ne değişir? Upuzun cümleler kurmayı öğreniriz, mantıklı açıklamalar yaparız, saatlerce süren tartışmalar yürütebiliriz. Fakat ne kadar büyürsek büyüyelim, ruhumuzun o en temel ihtiyacı hiç değişmez.Bir düşünün: Çok yorgun, kırgın ya da endişeli olduğunuz bir anda yanınıza gelen bir yakınınızın size uzun mantık dersleri vermesi mi içinizi ferahlatır, yoksa sadece gözlerinizin içine bakıp elinizi şefkatle tutması mı?Çoğu zaman aynı dili konuştuğumuz halde sevdiklerimizle bir türlü anlaşamadığımızdan yakınırız. Kelimelerimiz "Seni anlıyorum" derken; çatık kaşlarımız, bakışlarımızdaki uzaklık ya da bedenimizdeki katılık "Şu an seninle değilim" fısıltısını yayar. Karşımızdaki insan, kelimelerimizden ziyade bu sözsüz mesajı alır ve araya görünmez kırgınlıklar girer. Çünkü insan ruhu, kelimelerden çok daha hızlı bir şekilde bakışların, ses tonunun ve beden duruşunun samimiyetini okur.Sözsüz iletişim, sadece bir çocuğu büyütürken değil; iki yetişkinin aşkını, dostluğunu ve bağını korurken de en güçlü sığınaktır. Birbirine sevgiyle bakan iki insanın sessizliği, içinde hiç kırgınlık barındırmayan en güzel sohbetten bile daha derindir.Yargılamadan, Şefkatle Kendimize BakabilmekHayat her zaman pamuk ipliği gibi pürüzsüz ve sakin akmaz. Bazen kendi yorgunluklarımız, gündelik hayatın stresi, ekonomik kaygılar ya da geçmişimizden taşıdığımız kırgınlıklar yüzünden sevdiklerimize o sıcak bakışı vermekte zorlanabiliriz. Çocuklarımızın coşkusuna aynı neşeyle karşılık veremeyebilir, eşimizin gözlerinin içine bakacak enerjiyi kendimizde bulamayabiliriz.Bu durum son derece insani bir haldir. Amacımız kendimizi ya da başkalarını yetersizlikle suçlamak değil; bu durumu fark ettiğimiz an şefkatle durabilmektir. Kendimize şu soruyu sorabilmektir: "Şu an hayatın gürültüsüne çok mu sığındım? Sevdiklerimle arama gürültüden bir duvar mı ördüm?"Şifalanma, kusursuz olmakta değil; koptuğumuz an yeniden o sıcak bağı kuracak küçük adımları atabilmektedir.Sözsüz İletişimi Hayatımızda Yeşertecek Sade AdımlarGünlük hayatın koşturmacası içinde sevdiklerimizle ve kendimizle olan o sözsüz bağı yeniden güçlendirmek için atabileceğimiz birkaç yumuşak ve şefkatli adım:Göz Temasında Kalın: Sevdikleriniz sizinle konuşurken elinizdeki telefonu ya da işi bir kenara bırakın. Sadece birkaç saniyeliğine bile olsa gözlerinin içine bakarak "Şu an tamamen seninleyim" mesajını verin.Ses Tonunuzun Ritimini Fark Edin: Kelimeleriniz ne kadar nazik olursa olsun, sesinizin arkasındaki gerginliği karşı taraf hisseder. Biriyle konuşmadan önce derin bir nefes alarak ses tonunuza yumuşak bir melodi ve sıcaklık katmayı deneyin.Temasın Şifasından Korkmayın: Küçük bir dokunuş, omza koyulan şefkatli bir el ya da içten bir sarılma, bazen saatlerce süren açıklamalardan daha çok güven verir. Temas, bedenlerimizin "Güvendesin" deme şeklidir.Sessizliği Paylaşmayı Öğrenin: Biriyle yan yana dururken sürekli konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece aynı mekanda, sakin ve yargısızca bulunabilmek, sözsüz bağların en derin şeklidir.Kalbin Kelimesiz Diline YolculukSonuçta ister çocuk olalım ister yetişkin, hepimiz kelimelerin ötesinde anlaşılmak isteriz. Bir insanın hayatında bulabileceği en büyük zenginlik, bakışlarından ne hissettiğini anlayan, ses tonundaki kırgınlığı duyup sarılan ve yanında tek bir kelime etmeden güvende hissedebileceği insanların varlığıdır.Bugün sevdiklerinize ya da kendinize bakarken kelimelerin yükünü biraz olsun hafifletin. Bazen tek bir şefkatli bakış, bütün kırgınlıkları tamir etmeye yeter.

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?Online Terapi Yüz Yüze Terapi Kadar Etkili mi?Evet. Bilimsel araştırmalar, özellikle canlı görüntülü görüşmelerle gerçekleştirilen psikoterapilerin, araştırılan birçok psikolojik problemde yüz yüze terapi kadar etkili olduğunu göstermektedir.2024 yılında yayımlanan, 54 bilimsel araştırmayı ve 5.463 katılımcıyı kapsayan kapsamlı bir meta-analizde, terapist eşliğinde uzaktan uygulanan bilişsel davranışçı terapi ile yüz yüze uygulanan terapi arasında tedavi sonuçları bakımından bir fark bulunmamıştır.Kaygı ve depresif belirtiler başta olmak üzere çeşitli psikolojik güçlüklerde yapılan araştırmalar da online psikoterapinin etkili bir seçenek olduğunu desteklemektedir.Dolayısıyla online terapiyi yüz yüze terapinin daha az etkili veya eksik bir versiyonu olarak değerlendirmek doğru değildir.Online terapi, uygun danışanlarda ve uygun koşullarda, yüz yüze terapi kadar etkili bir psikolojik destek yöntemidir.Elbette her psikolojik güçlükte ve her danışan için aynı uygulama biçimi uygun olmayabilir. Bu nedenle terapi süreci kişinin ihtiyaçlarına göre değerlendirilir.Online Terapi Nasıl Yapılır, Etkili midir ve Avantajları Nelerdir?Psikolojik destek almak isteyen birçok kişinin aklında benzer sorular vardır: “Online terapi gerçekten işe yarıyor mu?”, “Psikologla aynı odada olmadan kendimi anlatabilir miyim?”, “Yüz yüze terapiyle aynı çalışmaları mı yapıyoruz?”Bu sorular oldukça anlaşılır. Çünkü terapi denildiğinde çoğumuzun zihninde bir psikologla aynı odada karşılıklı oturarak yapılan görüşmeler canlanır. Oysa günümüzde psikolojik destek alabilmek için mutlaka aynı fiziksel ortamda bulunmak gerekmiyor.Online terapi, psikolog ve danışanın güvenli bir görüntülü görüşme aracılığıyla bir araya geldiği, bilimsel temellere dayanan profesyonel psikolojik destek sürecidir.Peki, online terapide neler yapıyoruz? Yüz yüze terapiden farkı nedir? Online terapi gerçekten etkili midir?Online Terapide Neler Yapıyoruz?Online terapi yalnızca görüntülü konuşmaktan ibaret değildir. Yüz yüze terapide olduğu gibi belirli hedefler doğrultusunda ilerleyen, bilimsel yaklaşımların kullanıldığı ve profesyonel sınırların korunduğu bir süreçtir.İlk görüşmelerimizde sizi terapiye getiren sorunları, yaşamınızda karşılaştığınız güçlükleri, beklentilerinizi ve değiştirmek istediğiniz alanları anlamaya çalışıyoruz.Kaygı, panik atak, depresif belirtiler, tükenmişlik, aşırı düşünme, özgüven sorunları, ilişki problemleri, öfke ve stresle baş etme gibi birçok konuda online görüşmeler gerçekleştirebiliyoruz.Terapi sürecinde düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı birlikte değerlendiriyoruz. Sizi zorlayan durumlarda zihninizden neler geçtiğini, bedeninizde hangi tepkilerin ortaya çıktığını ve bu durumlar karşısında nasıl davrandığınızı anlamaya çalışıyoruz.Örneğin kaygı yaşadığınızda sürekli kötü senaryolar mı üretiyorsunuz? Belirsizlikten kaçınmak için her şeyi kontrol etmeye mi çalışıyorsunuz? Hata yapmaktan korktuğunuz için bazı şeyleri erteliyor musunuz?Bütün bunları birlikte değerlendiriyor, ihtiyaçlarınıza uygun çalışmalar planlıyoruz.Yani online terapide de yalnızca konuşmuyoruz. Duygularınızı anlamaya, düşüncelerinizle ilişkinizi değiştirmeye ve yaşamınızda yeni davranışlar geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz.Psikologla Güven İlişkisi Online Ortamda Kurulabilir mi?Terapinin en önemli unsurlarından biri, danışan ile psikolog arasında kurulan terapötik ilişkidir.Danışanın kendisini anlaşılmış, dinlenmiş, güvende ve yargılanmadan kabul edilmiş hissetmesi terapi sürecinde önemli bir yere sahiptir.Peki, bu ilişki ekran aracılığıyla kurulabilir mi?Evet. Araştırmalar, terapötik ilişkinin online görüşmelerde de güçlü biçimde kurulabildiğini göstermektedir.Online görüşmeler sırasında da duygularınızı ifade edebilir, yaşadığınız olayları paylaşabilir, düşüncelerinizi değerlendirebilir ve terapistinizle birlikte çalışabilirsiniz.Psikolog, ses tonunuzu, yüz ifadelerinizi, kullandığınız kelimeleri ve görüşme sırasında gözlemlenebilen duygusal tepkilerinizi değerlendirebilir.Fiziksel olarak aynı odada bulunmamak, terapötik ilişkinin kurulamayacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte online ortamda bazı bedensel ipuçlarının daha sınırlı gözlemlenebildiği de unutulmamalıdır.Online Terapinin Avantajları Nelerdir?Zamandan tasarruf: Terapiye ulaşmak için trafikte zaman geçirmeniz, ulaşım planlamanız veya uzun mesafeler katetmeniz gerekmez. Görüşmeye uygun bir ortamdan katılabilirsiniz.Mekândan bağımsızlık: Yaşadığınız şehirdeki psikologlarla sınırlı kalmadan ihtiyaçlarınıza ve çalışma alanlarına uygun bir uzman seçebilirsiniz.Esnek görüşme saatleri: Çalışma hayatı, aile sorumlulukları veya yoğun günlük program nedeniyle terapiye zaman ayırmakta zorlanan kişiler için uygun randevu saatleri planlanabilir.Terapi sürecinin devamlılığı: Taşınma, seyahat veya iş nedeniyle şehir değiştirme gibi durumlarda aynı psikologla görüşmeleri sürdürmek kolaylaşabilir.Kendi ortamınızda bulunma: Bazı kişiler kendilerini alışık oldukları bir ortamda daha rahat ifade edebilir. Özellikle terapiye başlamak konusunda çekinceleri olan kişiler açısından bu durum kolaylaştırıcı olabilir.Ulaşılabilirlik: Bulunduğu bölgede psikolojik destek seçenekleri sınırlı olan kişiler için online terapi önemli bir erişim olanağı sağlayabilir.Yurt dışında yaşayan ve kendi dilinde psikolojik destek almak isteyen kişiler için de online görüşmeler bir seçenek olabilir. Bu durumda ilgili ülkelerin mesleki ve hukuki düzenlemelerinin uygunluğu değerlendirilmelidir.Online Terapide ACT, Mindfulness ve Özşefkat Çalışmaları Yapılabilir mi?Evet. Online görüşmelerde yüz yüze terapide kullandığımız birçok psikolojik yaklaşım ve uygulamadan yararlanabiliyoruz.Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) çalışmalarında düşüncelerimizle aramıza mesafe koymayı, zorlayıcı duygulara alan açmayı ve değerlerimiz doğrultusunda davranmayı ele alıyoruz.Örneğin “Ya başarısız olursam?” düşüncesini kesin bir gerçek olarak kabul etmek yerine, zihnimizin ürettiği bir düşünce olarak fark etmeyi çalışabiliyoruz.Mindfulness çalışmalarında dikkatimizi şimdiki ana yönlendirmeyi, bedenimizdeki duyumları fark etmeyi ve yaşadığımız duyguları hemen değiştirmeye çalışmadan gözlemlemeyi öğreniyoruz.Topraklama egzersizleri, nefes farkındalığı ve duygu isimlendirme uygulamalarını online görüşmelerde birlikte gerçekleştirebiliyoruz.Özşefkat çalışmalarında ise kendimize yönelttiğimiz eleştirel dili, hata yaptığımızda kendimize nasıl davrandığımızı ve zorlandığımız anlarda daha destekleyici bir yaklaşım geliştirmeyi ele alıyoruz.Ayrıca görüşmeler arasında günlük yaşamda deneyebileceğiniz farkındalık çalışmaları, davranışsal uygulamalar ve kişisel değerlendirme egzersizleri planlayabiliyoruz.Önemli olan, çalışmaların hangi odada yapıldığı değil, ihtiyaçlarınıza uygun biçimde yürütülmesidir.Online Terapiye Katılmak İçin Nelere İhtiyacım Var?Online terapiye katılmak için internet bağlantısı, kameralı bir telefon, tablet veya bilgisayar yeterli olabilir.Görüşmelerinizi kendinizi rahat hissedebileceğiniz, başkalarının sizi duymayacağı ve dikkatinizin mümkün olduğunca bölünmeyeceği özel bir ortamda gerçekleştirmeniz önemlidir.Gizlilik, kişisel verilerin korunması ve mesleki etik ilkeler online terapide de geçerlidir.Bazı ağır kriz durumlarında, acil müdahale gerektiren koşullarda veya yeterli mahremiyet sağlanamadığında yüz yüze değerlendirme ya da farklı sağlık hizmetlerine yönlendirme gerekebilir.Sonuç: Değişen Görüşme Ortamı, Devam Eden Terapi SüreciOnline terapi ile yüz yüze terapi arasında bazı uygulama farklılıkları bulunsa da her iki yöntemde de temel amaç, kişinin yaşadığı güçlükleri anlamak ve psikolojik iyilik halini desteklemektir.Online terapide de duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve ilişkilerimizi ele alıyoruz. Kaygıyla, belirsizlikle, zorlayıcı yaşam olaylarıyla ve kendimize yönelik eleştirel düşüncelerle nasıl ilişki kurduğumuzu birlikte değerlendiriyoruz.Bilimsel araştırmaların gösterdiği gibi, online terapi uygun koşullarda yüz yüze terapi kadar etkili olabilir.Online terapide değişen, psikoloğunuzla buluştuğunuz ortamdır. Birlikte yürüttüğümüz psikolojik çalışmalar, profesyonel yaklaşım ve değişim hedefleri ise devam eder.Psikolojik destek almak için yaşadığınız güçlüklerin daha da artmasını beklemek zorunda değilsiniz.Uzman Psikolog Hasan ÇelikErgen, yetişkin ve çiftlerle online psikolojik görüşmeler.
Hasan ÇELIK 30.10.2026

Kaygı ve Panik Atak İçin 7 Günlük Uygulama Rehberi

ACT, Mindfulness ve Özşefkat ile 7 Günlük Uygulama RehberiKaygıyla baş etmek için çoğu zaman onu azaltmaya, kontrol etmeye veya zihnimizden uzaklaştırmaya çalışırız. Ancak kaygıdan kurtulmak için gösterdiğimiz yoğun çaba, bazen kaygıyla daha fazla meşgul olmamıza neden olabilir.Peki, kaygıyı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla ilişkimizi değiştirmeyi denesek?Aşağıdaki egzersizler, günlük yaşamda farkındalık geliştirmek, düşüncelerle aramıza mesafe koymak, kendimize daha şefkatli yaklaşmak ve kaygıya rağmen harekete geçebilmek amacıyla hazırlanmıştır.Buradaki hedef her zaman iyi hissetmek değil, zorlayıcı duygularla birlikte de yaşayabilmeyi öğrenmektir.1. Ayaklarını Yere Bas: Topraklama EgzersiziSüre: 1–2 dakikaKaygılandığınızda dikkatiniz gelecekteki olasılıklara kayabilir. Bu egzersiz, bulunduğunuz anla yeniden temas kurmanıza yardımcı olur.İki ayağınızı yere yerleştirin. Ayak tabanlarınızın zemine temasını, oturduğunuz sandalyeyi ve bedeninizin ağırlığını hissedin.Çevrenizdeki sesleri fark edin.Kendinize şöyle söyleyin:“Şu anda kaygı hissediyorum. Kaygım burada ve ben de buradayım.”Amacınız kaygıyı uzaklaştırmak değil, kaygı varken de çevrenizle bağlantı kurabilmektir.2. Zihnim Bana Ne Söylüyor?Süre: 1 dakikaZihnimiz bazen düşünceleri kesin gerçeklermiş gibi sunar.“Kesin başarısız olacağım.”“Beni kimse sevmiyor.”“Mutlaka kötü bir şey olacak.”Bu düşüncelerin başına şu ifadeyi ekleyin:“Şu anda zihnim bana ... söylüyor.”Örneğin: “Zihnim bana başarısız olacağımı söylüyor.”Ardından kendinize sorun:“Bu düşünceye inanmak zorunda mıyım, yoksa onun varlığını fark ederek ilerleyebilir miyim?”Bu uygulama ACT yaklaşımındaki bilişsel ayrışma becerisini destekler.3. Duyguma Bir İsim VeriyorumSüre: 1 dakikaGün içerisinde durup kendinize sorun:“Şu anda ne hissediyorum?”Kaygı mı? Korku mu? Utanç mı? Belirsizlik karşısında huzursuzluk mu?Duygunuzu mümkün olduğunca açık biçimde isimlendirin.“Şu anda kaygı hissediyorum ve göğsümde sıkışma fark ediyorum.”Duyguyu tanımlamak, onunla daha bilinçli ilişki kurmanıza yardımcı olabilir.Her duyguyu hemen değiştirmek zorunda değilsiniz.4. Beş Duyuyla Şimdiki Ana DönmekSüre: 2–3 dakikaBulunduğunuz ortamda:Görebildiğiniz 5 şeyi belirleyin.Dokunabildiğiniz 4 şeyi fark edin.Duyabildiğiniz 3 sesi dinleyin.Fark edebildiğiniz 2 kokuyu belirleyin.1 tadı fark edin.Bu uygulamayı evde, işte veya günlük yaşamın farklı anlarında yapabilirsiniz.Amaç zihnimizi zorla susturmak değil, dikkatimizi mevcut çevreye yönlendirmektir.5. Nefesimi Kontrol Etmeden İzliyorumSüre: 2 dakikaRahat bir pozisyonda oturun.Nefesinizi değiştirmeden girişini ve çıkışını gözlemleyin.Zihniniz başka düşüncelere gittiğinde bunu fark edin.Kendinize kızmadan dikkatinizi yeniden nefesinize yönlendirin.Burada başarılı olmak, hiç düşünmemek değildir. Dikkatinizin dağıldığını fark edip yeniden yönlendirebilmektir.Nefese odaklanmak rahatsızlık veriyorsa çevrenizdeki seslere odaklanabilirsiniz.6. Kaygı Günlüğü TutuyorumSüre: 3–5 dakikaGün içerisinde kaygılandığınız bir olayı seçin.Şu soruları yazılı olarak yanıtlayın:“Ne oldu?”“Zihnim bana ne söyledi?”“Bedenimde ne hissettim?”“Kaygı karşısında nasıl davrandım?”“Bu davranış uzun vadede bana yardımcı oluyor mu?”Burada önemli olan kendinizi eleştirmek değil, otomatik davranışlarınızı tanımaktır.Özellikle kaçınma, erteleme ve sürekli kontrol etme alışkanlıklarını fark etmeye çalışın.7. Dur, Fark Et, SeçSüre: 1 dakikaKaygı yükseldiğinde hemen tepki vermek yerine kısa bir duraklama oluşturun.Önce durun.Ardından zihninizden geçenleri ve bedeninizdeki duyumları fark edin.Son olarak kendinize sorun:“Şu anda kaygımın söylediğini mi yapıyorum, yoksa benim için önemli olan davranışı mı seçiyorum?”Bu küçük duraklama, otomatik tepkiler yerine daha bilinçli seçimler yapmanıza yardımcı olabilir.8. Düşüncelerimi Bulutlar Gibi İzliyorumSüre: 2 dakikaZihninizden geçen düşünceleri gökyüzündeki bulutlar gibi hayal edin.Her düşünceye bir isim verin:“Gelecekle ilgili endişe.”“Yetersizlik düşüncesi.”“Kontrol etme isteği.”Bulutları dağıtmaya veya durdurmaya çalışmayın.Düşüncelerin gelip geçmesine izin verirken dikkatinizi bulunduğunuz ana yönlendirin.Unutmayın: Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.9. Kaygıma Rağmen Küçük Bir AdımSüre: 5–10 dakikaKaygı nedeniyle ertelediğiniz bir davranışı belirleyin.Bir telefon görüşmesi, sosyal etkinlik veya uzun süredir bekleyen bir iş olabilir.Kendinize sorun:“Kaygım tamamen geçmese bile bugün hangi küçük adımı atabilirim?”Yapılabilir ve güvenli bir adım seçin.Bazen değişim, kendimizi hazır hissetmeyi beklemek yerine küçük bir davranışla başlar.10. Yakın Arkadaşıma Ne Söylerdim?Süre: 2 dakikaKendinizi eleştirdiğiniz bir anı düşünün.Aynı durumu sevdiğiniz bir arkadaşınız yaşasaydı ona nasıl yaklaşırdınız?“Bunu nasıl yapamazsın?” mı derdiniz, yoksa zorlandığını anlamaya mı çalışırdınız?Şimdi aynı cümleleri kendinize söylemeyi deneyin.Özşefkat, kendimizi haklı çıkarmak değil; zorlandığımız anlarda kendimize destek olabilmektir.11. Üç Adımlı Özşefkat MolasıSüre: 1–2 dakikaZorlandığınız bir anda üç cümleyi hatırlayın:Farkındalık: “Şu anda zorlanıyorum.”Ortak insanlık deneyimi: “Zorlanmak insan olmanın bir parçası.”Kendine nezaket: “Şu anda kendime nasıl destek olabilirim?”Bu cümleleri kendinize uygun sözcüklerle değiştirebilirsiniz.Amaç duyguyu bastırmak değil, zorlanırken kendinize daha destekleyici yaklaşmaktır.12. Gün Sonu Psikolojik Esneklik DeğerlendirmesiSüre: 3 dakikaGünün sonunda kendinize şu soruları sorun:“Bugün hangi durumlarda kaygı yaşadım?”“Kaygım beni hangi davranışlardan uzaklaştırmaya çalıştı?”“Kaygıma rağmen benim için önemli olan ne yaptım?”“Yarın kendime daha şefkatli nasıl yaklaşabilirim?”Gününüzü yalnızca ne kadar kaygılandığınıza göre değerlendirmeyin. Kaygı varken hangi davranışları seçebildiğinizi de fark edin.7 Günlük Uygulama PlanıPazartesi: Topraklama ve nefes farkındalığı.Salı: Zihnim bana ne söylüyor ve kaygı günlüğü.Çarşamba: Beş duyu egzersizi ve duyguları isimlendirme.Perşembe: Dur, fark et, seç uygulaması.Cuma: Bulut metaforu ve değerler doğrultusunda küçük adım.Cumartesi: Yakın arkadaşıma ne söylerdim ve özşefkat molası.Pazar: Gün sonu değerlendirmesi ve haftalık gözden geçirme.Son OlarakBu egzersizleri kusursuz uygulamak zorunda değilsiniz. Bazen dikkatiniz dağılabilir, bazen kaygınız artabilir veya uygulama sırasında hiçbir değişiklik hissetmeyebilirsiniz.Bunlar başarısız olduğunuz anlamına gelmez.Egzersizleri yalnızca kriz anlarında değil, günlük yaşamın sıradan zamanlarında da deneyebilirsiniz. Böylece farkındalık, kabul ve psikolojik esneklik becerilerini geliştirme fırsatı bulabilirsiniz.Önemli olan kaygının tamamen ortadan kalkması değil, kaygı varken de hayatımızda önem verdiğimiz şeylere yer açabilmektir.Uzman Psikolog Hasan Çelik
Hasan ÇELIK 30.10.2026