İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Muhammed Cihad IŞIK
  3. Blog Yazıları
  4. Aristoteles Psikolojisi ve Aristoteles’in Psikoloji Bilimine Katkıları

Aristoteles Psikolojisi ve Aristoteles’in Psikoloji Bilimine Katkıları


Özet


 


Bu çalışmada Aristoteles’in psikoloji bilimini ilgilendiren konularda görüşlerinin derlendiği bu çalışmada; ruh, akıl, duyumlar, ruh ve beden ilişkisi, iyi ve mutluluk kavramları açıklanarak bu kavramların modern psikoloji biliminin oluşmasında ne gibi katkılarının bulunduğunu açıklamak amaçlanmıştır. Özellikle psikoloji bölümüne katkısı bakımından duyum ve bilginin kaynağı üzerinde durularak öğrenme psikolojisinin temellerini hazırlayan Aristoteles görüşlerine yer verilmiştir.


Anahtar Kelimeler: Aristoteles, Etken ve Edilgin Akıl, Ruh ve Beden, Duyum


 

Yunan dünyasının Platon’dan sonraki en önemli düşünürü olan Aristoteles, döneminin bütün bilim alanlarıyla ilgilenmiş olan büyük bir bilgindir(Gökberk 1980:76). Aristoteles yaşadığı dönemde ahlak, siyaset, mantık, fizik, metafizik gibi bilgi alanlarında çeşitli çalışmalar yapmıştır. Aristoteles ayrıca psikoloji bilimini yakından ilgilendiren konulara da değinmiştir. Ruh ve beden, duyumlar, etken ve edilgen aklın varlığı, iyi ve mutluluk gibi çeşitli konularla ilgili kitaplar yazmş ve bu kavramları kendisinden önceki düşünürlerin de bilgilerinden yararlanarak yeni bir sisteme oturtmuştur. Özellikle hocası Platon’dan oldukça etkilenmiş, yıllarca Platon’un okulunda öğrenim görmüş ve hocalık yapmıştır. Ancak bilginin kaynağı, bilginin nasıl elde edileceği ve ruh-beden kavramlarını açıklaması bakımından görüşleri hocası Platon’un görüşlerinden farklıdır. Psikoloji bilimini yakından ilgilendiren bu görüşleri anlatmak ve açıklık getirmek için bu çalışmanın amacı Aristoteles’in psikoloji bilimine ne gibi katkılarının olduğunun anlaşılmasını sağlamaktır.  


 


İyi ve Mutluluk


Aristoteles iyi ve mutluluğun herkes için aynı anlama karşılık gelmediğini bu sebeple ortak bir iyi ve ortak bir mutluluktan bahsedilemeyeceğini belirtir(Aristoteles,2007). Nitekim bütün iyilerin altında toplanabileceği ortak bir iyi olamaz, çünkü var olan kaç şekilde dile getiriliyorsa –var olanı dile getirme biçimi olarak kategoriler- iyi de o kadar şekilde dile getirilebilir(Aristoteles, 2007: 1096a20-29).


İyi söz konusu olduğunda olanlardan yola çıkılacağından Platon’un ileri sürdüğü gibi tümel bir kavramdan hareket edilmesi, doğru bir başlangıç noktası değildir(Molacı,M, 2018 ss.41). Mutluluğun insan için ifade ettiği şeyin insanın erdemine bağlı olduğunu belirtir Aristoteles. Bu konuda insanı öteki canlılardan ayıran aklın varlığından söz etmek gerekir ki akıl mutluluğun kaynağını oluşturacak ruhtan bağımsız değildir. Erdemi ise Melike Molacı şöyle açıklamıştır: “Erdemli kişi gerektiği zaman, gerken şeylere, gereken kişilere karşı, gerektiği için, gerektiği gibi eyleyerek orta olanı ve en iyiyi yapandır.”(Molacı M, 2018 ss.45)


 


Ruh ve Beden


Beden kişinin organlarla oluşturulan maddi varlığını ifade ederken ruh ise bedenin ilk formunun temsil eder. Ruh canlı bir varlığın formu ya da edimselliğidir. Ruh, canlı bir cismin ilk edimselliğidir. Bir insan uykudayken bile ruha sahiptir, ama o bu durumda bütünüyle edimsel değildir, bitkisel işlevi hariç, onun işlevleri bu sırada uyku halindedir. Canlı bir cisim organlarla donatılmış, yani farklı etkinliklere ustalıkla uyarlanmış bir kısımlar çeşitliliği içeren bir cisimdir. Dolayısıyla ruh ‘organlarla donatılan doğal bir cismin ilk edimselliğidir(Aristoteles, 2000).


Aristoteles ruh ve bedeni dualistik bir bakış açısıyla ele almayıp beden ve ruhu bir bütün olarak ele alır ancak ruhun bedende önce ve bedenden sonra da yani bir forma dahil olmadan önce ve bir forma sahip olduktan sonra da asıl forma bağlı olduğunu söylemiştir(Aristoteles, 2007). Descartes’e kadar geçerliliğini sürdüren bu görüş Descartes’ten sonra yerini dualistik bakış açısına bırakmıştır. Aristoteles beden ve ruhu birbirinden ayırmamış, beden ve ruhu birbirlerini tamamlayan iki unsur olarak görmüştür. Ruhun ve bedenin dünya içinde bilgilerinin varlığı ise Platon’un ve Aristoteles’in görüşlerinde farklılık göstermektedir. Bu konuda Afşar Timuçin şöyle söylemiştir: “...ruh göçüne inanan ülkücü Platon’da ruh bilgiyle ilgili deneylerini düşünülür Dünya’da yapmakta, bu dünyaya bilgiyle yüklü olarak gelmektedir; oysa Aristoteles’de bilgi ancak ve ancak bu dünyanın bilgisidir.”(Timuçin, 1976, ss.111).


 


Ruh ve Yetileri


Aristoteles ruhun bitkilerde, hayvanlarda, insanlarda ve Tanrı’da bulunduğunu söylemiş ve ruhun yetileri olduğundan bahsetmiştir. Ruh bitki ve hayvanda basit haliyle insan ve Tanrı’da ise üst düzeyde vardır. Ruhun yetileri farklıdır ve farklı amaçlara hizmet ederler(Aristoteles, 2000). Ruhun yetileri canlılarda birbirlerine eklenerek ilerler. Bitkide olan yeti hayvanda da vardır bu sebeple hayvanda olan tüm yetiler insanda da vardır ve en son ruhun doruk noktasına ulaştığı Tanrı’da, ruhun bütün yetileri bulunmaktadır.


Aristoteles’in ruhu; bedeni hareket ettiren, onun doyumunu sağlayan, duyumlamasını ve düşünmesini sağlayan formdur. Bu bakımdan Aristoteles’in ruh tanımlamasının günümüzdeki zihin anlayışına benzerliği görülebilir. Elbette günümüzde zihnin işlevleri o zaman fark edilenden çok daha fazladır. Ruhun insanda bulunan yetileri sıralanırken algı, bellek ve tahayyülden bahseder Aristoteles ve bahsi geçen kavramlar günümüzde bilişsel psikolojinin uğraş alanlarıdır.


 Beslenme


Bitki ruhun fizyolojik, kimyasal, mekanik işlemlerinden sorumludur. Beslenme ise ruhun bitkilerde bulunan yetisi olmakla beraber en temel yetidir. Canlının hayatını sürdürmesi için ihtiyaç duyduğu gıdayı almasıdır. Bitki ihtiyaç duyduğu gıdayı bağlı olduğu topraktan alıp canlılığını sürdürmeye çalışır. Aristoteles beslenme yetisiyle beraber üreme yani neslin devamından da bahseder. Üreme, bireyselliğin devamından ayrı bir şey olup türün devamının sağlanmasıyla asıl form olan Tanrıyla bir olmanın bir yoludur. Aristoteles ruhun bir yanının akıldan yoksun olduğunu bir yanının ise akılla beraber olduğunu belirterek akıldan yoksun olan yanının bitkilerde bile bulunan beslenme gibi faaliyetlerden oluştuğunu akıldan yoksun olmayan, akılla beraber olan yanının ise hayvanlarla ortaklaşa sahip olunan iştiha yani arzular, hazlar isteklerdir. Canlılar âleminde bitkilerin sadece beslenme yetisine sahip olmalarına karşın, diğer canlılar beslenme yetisiyle birlikte duyum yetisine de sahiptirler(Aristoteles, 2000).


   


Dokunma ve Hareket


Farklı duyumlamalar arasında bütün hayvanlara ait temel bir duyumlama vardır: bu dokunmadır(Aristoteles, 2000, ss.73) Hayvanlarda ruhun beslenme yetisinin yanında dokunma yetisi de vardır. Öteki duyumlardan farklı olarak hayvanda dokunma duyumu bulunur. Hayvanlar dokunarak haz alır. Hareket etme vardır ve bu hareket her zaman belirli bir amaca yönelir ancak bu yönelme için aklın varlığı gerekli değildir. Dokunma ve beslenme hayvan ruhunun bir yetisidir ve ruhun işlevlerinden olan hareket etme sayesinde bitkilerden farklı olarak beslenmek için yiyeceğine doğru hareket eder. Dokunmada ise yine amaca yönelik hareket vardır. Amaç dokunsal ve arzusal hazdır.


 


Duyum ve Duyumdan Elde Edilen Bilgi


Aristoteles, sürekli değişim içinde olan dış dünya hakkında mutlak bilgiye deneyimler yoluyla ulaşılabileceğini savunmuştur. Bilgiye edinmek için tümevarımsal yöntemi tercih etmemiş, tümdengelimin daha önemli olduğunu savunmuştur(Timuçin, 1976). Tümdengelim, zihnin evrensel bir doğrudan yola çıkarak daha az evrensel bir doğruyu ortaya koyma işlemidir(Timuçin, 1976, ss.77).


Aristoteles’in İkinci Analitikler’in birinci kitabının ikinci bölümünü Afşar Timuçin şöyle özetler: “Bir şeyin bilimine sofistler gibi rastgele değil ama mutlak bir biçimde sahip olduğumuza inanıyoruz, bir şeyi var eden nedeni tanıdığımıza, bu nedenin o şeyin nedeni olduğunu bildiğimiz, ayrıca o şeyin olduğundan başka şey olmasının olanaksız olduğuna inandığımız zaman. Bilimsel bilginin yapısı budur işte.”(Timuçin, 1976, ss.82). Sofistler mutlak bilginin olmayacağını, değişen dünya ile birlikte algılarımızın da değiştiğini ileri süren eski Yunanda yaşayan öğretmenlerdir. Mutlak bilginin olmayacağını ancak yararlı bilginin olacağını düşünürler. Bu yüzden o dönemin Yunanlılarını ahlaklı, erdemli ve iyi olmaya davet etmiş, öğretilerde bulunmuşlardır. Aristoteles, sofistlerle bilginin deneyimlerle öğrenileceği görüşünü paylaşır ancak mutlak bilginin olmayacağı konusunda görüşleri farklılaşır.


  Aristoteles bilgi edinmenin yolunun deneyimler olduğunu ileri sürer ve bilgiyi işleyebilmek için kişinin doğuştan getirdiği aklın kullanılması gerektiğini de ekler. Nesnelerden gelecek etki, duyu organımızla duyumlar şeklinde aklımızda işlenir ve bu şekilde kişi aklını kullanarak mutlak bilgiye ulaşmış olur. Insan ruhu akıl sayesinde dış dünyayla ilgili duyumlarını organize edebilir.Deneyimleri kaydeder ve zihnindeki bu kayıtlı deneyimleri bilgiye dönüştürebilir. İnsan ruhunun yaratma(yeni bilgi elde etme) özelliği vardır ve bu yeni bilgiyi de kaydeder. Deneyimlerin kaydedilmesi ve hatırlanması ise belirli kurallara göre olur: yakınlık, zıtlık ve benzerlik.


a) Yakınlık: Kaydedilen son bilginin hatılanmasının daha kolay olması, zamansal olarak en yakın zamandaki işlenen bilginin daha kolay hatırlanmasını içerir.


b) Zıtlık: Nesnelerin, eylemlerin zıttıyla var olması ve kaydedip hatırlarken bu ilkenin kullanılmasını içerir. Aydınlığı hatırlayabilmek için karanlık bilinmelidir ya da güzel ancak çirkinlerin varlığında anlaşılır.


c) Benzerlik: Bir tözün kaydedilmesi aynı zamanda benzer olduğu başka tözlerin varlığıyla da ilgilidir. Daha önce duyumların işlenmesiyle zihnimize kaydettiğimiz bilgiye benzer bir duyumdan bilgi aldıysak, bu benzerle birlikte zihnimize kaydetmemiz ve hatırlamamız daha kolay olur. Çam ağacını zihnimize kaydettikten sonra çınar ağacını görüp zihnimize kaydetmemiz daha kolay olacaktır çünkü ikisinin de ortak özelliklerinin üstüne inşa edilen ve birbirinden ayrılan özellikleri bulunur. Bu ortak özellikler kaydetmemizi kolaylaştırır.


           Aristoteles ruhun yetilerinden bahsederken bir hiyerarşinin olduğundan ve en tepede yani doruk noktasında Tanrı’nın bulunduğundan bahseder. Tanrı’dan önce olan insan ruhunun yetilerinin içinde ortak bir duyu olduğundan bahseder. Aristoteles, ortak duyuyu çeşitli nesneleri algılayan beş duyuya bağlı bir duyuymuş gibi ele almaktadır. Ortak duyunun temel işlevi duyulabilir objelerin algılanmasıdır. Ortak duyunun faaliyeti zihnin üst bir faaliyeti gibi görünmektedir. Fakat bu faaliyet, diğer duyu organlarının duyumsamış olduğu şeylerden ve kendilerinde kalan izlenimlerden tamamen bağımsız, kendi başına bir faaliyet olmayıp, onlarla bir bağlantı içindedir. Üst bir faaliyete sahip olan ortak duyu, aynı zamanda deneyin oluşmasına da yardımcı olmaktadır. Kısacası ortak duyu, duyu organlarında meydana gelen duyumların üzerine bir duyumdur, yani duyumun duyumu durumundadır(Arslan,2007). 


 

Duyulardan Elde Edilen Bilginin Yanlışlığı ve Algı


Duyulardan elde edilen bilgi akıl süzgecinden geçer ve bu sayede kaydedilip daha sonra hatırlanmak üzere belleğe kaydedilir. Aristoteles aklın varlığını kabul eder ve mutlak bilginin duyulardan gelen duyumların akıl ile işlenmesiyle oluştuğu söyler. Ancak akıl o bilgiyi her zaman doğru işleyemeyebilir. Bu noktada algı önemli rol oynar. Bilginin yanlışlığı duyum veya algıdan oluşmaz, bu duyum ve algının yanlış yorumlanmasından oluşur. Bu konuda Ahmet Arslan şöyle söylemiştir: “ ... Aristoteles doğru ve yanlışın duyum veya algıdan değil, duyum veya algı hakkında bulunduğumuz yargıdan ileri geldiği görüşündedir. Güneş bize Dünya’dan daha küçük görünmektedir. Bu görme algımızın kendisinde herhangi bir hata yoktur. Güneş’in bize Dünya’dan daha küçük “göründüğü” doğrudur. Eğer Güneş’in bize Dünya’dan daha küçük görünmediğini söylersek bunun bir hata oalcağı kesindir.”(Arslan, 2007, ss.71-72). Görüyoruz ki hatalı olan algı değil, algıladığımız şeyi yanlış yorumlamamızdır.


 


İmgelem(Tahayyül)


İmgelem(tahayyül) yani hayal etme, duyumlardan ve düşünmeden farklıdır ancak bunlar olmadan imgelemden de bahsedemeyiz. İmgelem aslında var olmayan bir durumdur. Duyumlar gerçek hayatın yansımalarıdır ancak imgelemin gerçekle bir bağlantısı olmayabilir. Gerçek olan şey hayal edilebileceği gibi gerçek olmayan şeyler de hayal edilebilir. Hayaller de zihinde belirli bir yeri kaplar ve kendine ait geçmiş bir hafıza oluşturur böylece aslında sadece hayal ettiğiniz ve hiç var olmamış bir şeyi düşünüp hazırlayabilirsiniz. Aristoteles rüyaları da tahayyülün içerisinde kabul etmiştir. Bu durum bilinçli olarak duyumlanmayan ya da düşünülmeyen imgelemin uyku esnasında açığa çıkması olarak yorumlanabilir(Arslan, 2007; Aristoteles, 2000).


 

Etkin Akıl ve Edilgin Akıl


Etkin ve edilgin akıl Aristoteles’in görüşlerinin doruk noktasıdır. Etkin ve edilgin aklı aklın iki ayrı yönü olarak düşünmek yanlış olacaktır. Bu ayrımı yapmak iki ayrı aklın da üstünde bir aklın varlığını kabulü mecbur kılar. Etkin akıl tam manasıyla Tanrısal akıl olarak görülmez ancak Tanrısal aklın insan ruhunda bulunan -algılama ve düşünme yetilerinin üstünde- tezahürüdür. Edilgin aklı ise kavrama terimiyle açıklamak yerindedir. Edilgin akıl dış dünyanın bilgisini kavrar ancak bu arada etkin akıl zaten bu bilgiyi biliyordur, denilebilir. Etkin akıl ruhta varlığını sürdürürken edilgin akıl insanın dış dünya duyumlarının farkına varmasını ve işleyip bilgi haline dönüştürmesini sağlar(Aristoteles, 2000). Aristoteles etkin aklın bedenden bağımsız olduğunu, ruhta olduğunu belirtir ve gerçekleşmemiş hiçbir potansiyel içermediğini, bir zaman bildiği şeyi her zaman bildiğini söyler.


 


Sonuç


Aristoteles’in tartıştığımız kavramlar hakkındaki görüşlerine günümüz psikoloji bilimi de açıklamalar getirmiştir. Psikoloji biliminin, özellikle öğrenme psikolojisinin temel aldığı esasları Aristoteles döneminin şartlarında belirlemiş ve kendi görüşleri çerçevesinde harmanlayarak bir sisteme oturtmuştur. Özellikle duyum ve algı konusundaki görüşlerinin öğrenme psikologlarını, iyi-mutluluk kavramları, etkin ve edilgin akıl kavramları ve duyulardan gelen bilginin işlenmesi hakkındaki görüşlerinin adli psikologları ilgilendirmesi bakımından önemlidir.


 


Tartışma


 Aristoteles’in bakış açısının; Platonla ve sofistlerle karşılaştırılması Aristoteles’in görüşleri dışında görüşlerin varlığının görülmesi ve Aristoteles’in diğer düşünürlerden hangi bakımlardan farklılaştığını görmek açısından yararlı olduğu düşünülüyor. Aristoteles’in psikolojiye yaptığı katkılarının anlaşılması açısından önemli olan bu çalışma, alandaki görüşleri anlamak, yorumlayabilmek ve tarihçesini anlayabilmek açısından yararlı görülüyor. Ancak ileriki çalışmalar için genel hatlarıyla anlatılan kavramların daha derinlemesine açıklanması ve psikolojiyi ilgilendirdiği düşünülen başka kavramların da eklenmesi; ileride bu alanda çalışma yürütecekler için yararlı olacaktır.


 


KAYNAKÇA


Aristoteles, (2001) Ruh Üzerine (Zeki Özcan, Çev.). İstanbul: Alfa Yayınları.


Arslan, A. (2007). İlkçağ Felsefe Tarihi. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.


Köz, İ.(2002). Aristoteles Mantığı ile Felsefe-Bilim İlişkisi. AÜİFD, 2, 355-374


Molacı, M.(2018). Aristoteles’in Etik Görüşü. Medeniyet ve Toplum/ Bahar, 32-57


Timuçin, A. (1976). Aristoteles Felsefesi. İstanbul: Kavram Yayınları.


 


Yayınlanma: 24.11.2021 12:40

Son Güncelleme: 24.11.2021 12:40

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Varoluşsal Anlam Arayışı
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Kelimesiz Anlaşabilmek: Gözlerin, Ses Tonunun ve Şefkatli Dokunuşun İyileştirici Gücü

Hayatın koşturmacası ve karmaşası içinde bazen en çok susarken konuşuruz. İster küçücük bir çocuk olalım ister hayatın sorumluluklarını omuzlamış yetişkin bir insan; içimizin en derin yerindeki o ortak arayış hiç değişmez: "Beni görüyor musun? Beni duyuyor musun? Benim varlığım senin için gerçekten değerli mi?"Bu sorulara verilen en hakiki, en sıcak ve en iyileştirici cevaplar, çoğu zaman süslü cümlelerde ya da upuzun nasihatlerde saklı değildir. Bir çocuğun gözünün içine bakarken yüzümüzde beliren o ılık gülümsemede, zor bir günün ardından eşimizin ya da dostumuzun omzuna koyduğumuz şefkatli bir elde veya bir sevdiğimizin sesindeki o sakin melodide gizlidir. Kelimelerin bittiği, duyguların bedene büründüğü bu derin alana psikolojide sözsüz iletişim diyoruz. Aslında bu, kalbin kendine has, pürüzsüz ve kelimesiz dilidir.Sinema tarihinin en sarsıcı yapıtlarından biri olan Kevin Hakkında Konuşmalıyız filmini hatırlayalım. Filmi izlerken çoğumuzun yüreğini sızlatan o derin mesafe, sadece yaşanan sarsıcı olayların ağırlığından kaynaklanmaz. Asıl sancı, anne ile çocuk arasındaki o gözle görülmeyen, kelimesiz bağın bir türlü kurulamayışında ve o sıcak aynalanmanın eksikliğinde yatar. Ancak bu hikayeye bakarken amacımız asla bir anneye ya da bir çocuğa parmak sallamak, "Nerede hata yapıldı?" diyerek suçlayıcı yargılara varmak olmamalıdır. Aksine bu hikaye, hepimize son derece şefkatli bir ayna tutar. Bize bir insanın doğduğu ilk andan itibaren en çok neye aç olduğunu hatırlatır: Kelimelerden çok önce gelen, bakışlarla, ses tonuyla ve güven veren temasla dokunulan bir ruh bağına…İlk İki Yılın Mucizesi: Kelimeler Yokken Kalp Nasıl Konuşur?Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk anlarda konuşamayız. Mantığımız, kavramlarımız ya da düzgün cümlelerimiz henüz yoktur. Ancak duyguları tüm çıplaklığıyla hisseden bir yüreğimiz ve çevremizdeki dünyayı algılayan son derece hassas bir bedenimiz vardır.Bebeklik ve erken çocukluk çağında bir insanın dünyayı güvenli bir yer olarak algılamasını sağlayan şey, ona söylenen mantıklı nutuklar ya da kurallar değildir. Bebek, annesinin ya da bakım vereninin gözlerindeki o sakin bakıştan, kucağında hissettiği sıcaklıktan ve ses tonundaki o yumuşak ritimden beslenir. Beden diliyle ve hislerle kurulan bu görünmez uyum, çocuğun zihninde ve kalbinde ömür boyu taşıyacağı derin bir güven duygusu inşa eder. Annenin yüzündeki tek bir yumuşak ifade, bebeğe hiç konuşmadan "Buradasın, güvendesin ve seni sevgiyle kucaklıyorum" der.Eğer bu ilk yıllarda göz temasıyla, sesin sıcaklığıyla ve şefkatli bir temasla yeterince buluşabilirsek; hayata ve insanlara güvenmeyi öğreniriz. Ancak bir şeyler eksik kaldığında ya da koşturmacaların arasında bu sözsüz bağ kopuklaştığında, insan yetişkinliğe doğru büyürken içinde tarifi zor bir yalnızlık ve güvensizlik taşımaya başlar.Büyüsek de İçimizdeki Çocuk Sözsüz Dili ArarPeki, yetişkin olduğumuzda hayatımızda ne değişir? Upuzun cümleler kurmayı öğreniriz, mantıklı açıklamalar yaparız, saatlerce süren tartışmalar yürütebiliriz. Fakat ne kadar büyürsek büyüyelim, ruhumuzun o en temel ihtiyacı hiç değişmez.Bir düşünün: Çok yorgun, kırgın ya da endişeli olduğunuz bir anda yanınıza gelen bir yakınınızın size uzun mantık dersleri vermesi mi içinizi ferahlatır, yoksa sadece gözlerinizin içine bakıp elinizi şefkatle tutması mı?Çoğu zaman aynı dili konuştuğumuz halde sevdiklerimizle bir türlü anlaşamadığımızdan yakınırız. Kelimelerimiz "Seni anlıyorum" derken; çatık kaşlarımız, bakışlarımızdaki uzaklık ya da bedenimizdeki katılık "Şu an seninle değilim" fısıltısını yayar. Karşımızdaki insan, kelimelerimizden ziyade bu sözsüz mesajı alır ve araya görünmez kırgınlıklar girer. Çünkü insan ruhu, kelimelerden çok daha hızlı bir şekilde bakışların, ses tonunun ve beden duruşunun samimiyetini okur.Sözsüz iletişim, sadece bir çocuğu büyütürken değil; iki yetişkinin aşkını, dostluğunu ve bağını korurken de en güçlü sığınaktır. Birbirine sevgiyle bakan iki insanın sessizliği, içinde hiç kırgınlık barındırmayan en güzel sohbetten bile daha derindir.Yargılamadan, Şefkatle Kendimize BakabilmekHayat her zaman pamuk ipliği gibi pürüzsüz ve sakin akmaz. Bazen kendi yorgunluklarımız, gündelik hayatın stresi, ekonomik kaygılar ya da geçmişimizden taşıdığımız kırgınlıklar yüzünden sevdiklerimize o sıcak bakışı vermekte zorlanabiliriz. Çocuklarımızın coşkusuna aynı neşeyle karşılık veremeyebilir, eşimizin gözlerinin içine bakacak enerjiyi kendimizde bulamayabiliriz.Bu durum son derece insani bir haldir. Amacımız kendimizi ya da başkalarını yetersizlikle suçlamak değil; bu durumu fark ettiğimiz an şefkatle durabilmektir. Kendimize şu soruyu sorabilmektir: "Şu an hayatın gürültüsüne çok mu sığındım? Sevdiklerimle arama gürültüden bir duvar mı ördüm?"Şifalanma, kusursuz olmakta değil; koptuğumuz an yeniden o sıcak bağı kuracak küçük adımları atabilmektedir.Sözsüz İletişimi Hayatımızda Yeşertecek Sade AdımlarGünlük hayatın koşturmacası içinde sevdiklerimizle ve kendimizle olan o sözsüz bağı yeniden güçlendirmek için atabileceğimiz birkaç yumuşak ve şefkatli adım:Göz Temasında Kalın: Sevdikleriniz sizinle konuşurken elinizdeki telefonu ya da işi bir kenara bırakın. Sadece birkaç saniyeliğine bile olsa gözlerinin içine bakarak "Şu an tamamen seninleyim" mesajını verin.Ses Tonunuzun Ritimini Fark Edin: Kelimeleriniz ne kadar nazik olursa olsun, sesinizin arkasındaki gerginliği karşı taraf hisseder. Biriyle konuşmadan önce derin bir nefes alarak ses tonunuza yumuşak bir melodi ve sıcaklık katmayı deneyin.Temasın Şifasından Korkmayın: Küçük bir dokunuş, omza koyulan şefkatli bir el ya da içten bir sarılma, bazen saatlerce süren açıklamalardan daha çok güven verir. Temas, bedenlerimizin "Güvendesin" deme şeklidir.Sessizliği Paylaşmayı Öğrenin: Biriyle yan yana dururken sürekli konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece aynı mekanda, sakin ve yargısızca bulunabilmek, sözsüz bağların en derin şeklidir.Kalbin Kelimesiz Diline YolculukSonuçta ister çocuk olalım ister yetişkin, hepimiz kelimelerin ötesinde anlaşılmak isteriz. Bir insanın hayatında bulabileceği en büyük zenginlik, bakışlarından ne hissettiğini anlayan, ses tonundaki kırgınlığı duyup sarılan ve yanında tek bir kelime etmeden güvende hissedebileceği insanların varlığıdır.Bugün sevdiklerinize ya da kendinize bakarken kelimelerin yükünü biraz olsun hafifletin. Bazen tek bir şefkatli bakış, bütün kırgınlıkları tamir etmeye yeter.

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?Online Terapi Yüz Yüze Terapi Kadar Etkili mi?Evet. Bilimsel araştırmalar, özellikle canlı görüntülü görüşmelerle gerçekleştirilen psikoterapilerin, araştırılan birçok psikolojik problemde yüz yüze terapi kadar etkili olduğunu göstermektedir.2024 yılında yayımlanan, 54 bilimsel araştırmayı ve 5.463 katılımcıyı kapsayan kapsamlı bir meta-analizde, terapist eşliğinde uzaktan uygulanan bilişsel davranışçı terapi ile yüz yüze uygulanan terapi arasında tedavi sonuçları bakımından bir fark bulunmamıştır.Kaygı ve depresif belirtiler başta olmak üzere çeşitli psikolojik güçlüklerde yapılan araştırmalar da online psikoterapinin etkili bir seçenek olduğunu desteklemektedir.Dolayısıyla online terapiyi yüz yüze terapinin daha az etkili veya eksik bir versiyonu olarak değerlendirmek doğru değildir.Online terapi, uygun danışanlarda ve uygun koşullarda, yüz yüze terapi kadar etkili bir psikolojik destek yöntemidir.Elbette her psikolojik güçlükte ve her danışan için aynı uygulama biçimi uygun olmayabilir. Bu nedenle terapi süreci kişinin ihtiyaçlarına göre değerlendirilir.Online Terapi Nasıl Yapılır, Etkili midir ve Avantajları Nelerdir?Psikolojik destek almak isteyen birçok kişinin aklında benzer sorular vardır: “Online terapi gerçekten işe yarıyor mu?”, “Psikologla aynı odada olmadan kendimi anlatabilir miyim?”, “Yüz yüze terapiyle aynı çalışmaları mı yapıyoruz?”Bu sorular oldukça anlaşılır. Çünkü terapi denildiğinde çoğumuzun zihninde bir psikologla aynı odada karşılıklı oturarak yapılan görüşmeler canlanır. Oysa günümüzde psikolojik destek alabilmek için mutlaka aynı fiziksel ortamda bulunmak gerekmiyor.Online terapi, psikolog ve danışanın güvenli bir görüntülü görüşme aracılığıyla bir araya geldiği, bilimsel temellere dayanan profesyonel psikolojik destek sürecidir.Peki, online terapide neler yapıyoruz? Yüz yüze terapiden farkı nedir? Online terapi gerçekten etkili midir?Online Terapide Neler Yapıyoruz?Online terapi yalnızca görüntülü konuşmaktan ibaret değildir. Yüz yüze terapide olduğu gibi belirli hedefler doğrultusunda ilerleyen, bilimsel yaklaşımların kullanıldığı ve profesyonel sınırların korunduğu bir süreçtir.İlk görüşmelerimizde sizi terapiye getiren sorunları, yaşamınızda karşılaştığınız güçlükleri, beklentilerinizi ve değiştirmek istediğiniz alanları anlamaya çalışıyoruz.Kaygı, panik atak, depresif belirtiler, tükenmişlik, aşırı düşünme, özgüven sorunları, ilişki problemleri, öfke ve stresle baş etme gibi birçok konuda online görüşmeler gerçekleştirebiliyoruz.Terapi sürecinde düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı birlikte değerlendiriyoruz. Sizi zorlayan durumlarda zihninizden neler geçtiğini, bedeninizde hangi tepkilerin ortaya çıktığını ve bu durumlar karşısında nasıl davrandığınızı anlamaya çalışıyoruz.Örneğin kaygı yaşadığınızda sürekli kötü senaryolar mı üretiyorsunuz? Belirsizlikten kaçınmak için her şeyi kontrol etmeye mi çalışıyorsunuz? Hata yapmaktan korktuğunuz için bazı şeyleri erteliyor musunuz?Bütün bunları birlikte değerlendiriyor, ihtiyaçlarınıza uygun çalışmalar planlıyoruz.Yani online terapide de yalnızca konuşmuyoruz. Duygularınızı anlamaya, düşüncelerinizle ilişkinizi değiştirmeye ve yaşamınızda yeni davranışlar geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz.Psikologla Güven İlişkisi Online Ortamda Kurulabilir mi?Terapinin en önemli unsurlarından biri, danışan ile psikolog arasında kurulan terapötik ilişkidir.Danışanın kendisini anlaşılmış, dinlenmiş, güvende ve yargılanmadan kabul edilmiş hissetmesi terapi sürecinde önemli bir yere sahiptir.Peki, bu ilişki ekran aracılığıyla kurulabilir mi?Evet. Araştırmalar, terapötik ilişkinin online görüşmelerde de güçlü biçimde kurulabildiğini göstermektedir.Online görüşmeler sırasında da duygularınızı ifade edebilir, yaşadığınız olayları paylaşabilir, düşüncelerinizi değerlendirebilir ve terapistinizle birlikte çalışabilirsiniz.Psikolog, ses tonunuzu, yüz ifadelerinizi, kullandığınız kelimeleri ve görüşme sırasında gözlemlenebilen duygusal tepkilerinizi değerlendirebilir.Fiziksel olarak aynı odada bulunmamak, terapötik ilişkinin kurulamayacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte online ortamda bazı bedensel ipuçlarının daha sınırlı gözlemlenebildiği de unutulmamalıdır.Online Terapinin Avantajları Nelerdir?Zamandan tasarruf: Terapiye ulaşmak için trafikte zaman geçirmeniz, ulaşım planlamanız veya uzun mesafeler katetmeniz gerekmez. Görüşmeye uygun bir ortamdan katılabilirsiniz.Mekândan bağımsızlık: Yaşadığınız şehirdeki psikologlarla sınırlı kalmadan ihtiyaçlarınıza ve çalışma alanlarına uygun bir uzman seçebilirsiniz.Esnek görüşme saatleri: Çalışma hayatı, aile sorumlulukları veya yoğun günlük program nedeniyle terapiye zaman ayırmakta zorlanan kişiler için uygun randevu saatleri planlanabilir.Terapi sürecinin devamlılığı: Taşınma, seyahat veya iş nedeniyle şehir değiştirme gibi durumlarda aynı psikologla görüşmeleri sürdürmek kolaylaşabilir.Kendi ortamınızda bulunma: Bazı kişiler kendilerini alışık oldukları bir ortamda daha rahat ifade edebilir. Özellikle terapiye başlamak konusunda çekinceleri olan kişiler açısından bu durum kolaylaştırıcı olabilir.Ulaşılabilirlik: Bulunduğu bölgede psikolojik destek seçenekleri sınırlı olan kişiler için online terapi önemli bir erişim olanağı sağlayabilir.Yurt dışında yaşayan ve kendi dilinde psikolojik destek almak isteyen kişiler için de online görüşmeler bir seçenek olabilir. Bu durumda ilgili ülkelerin mesleki ve hukuki düzenlemelerinin uygunluğu değerlendirilmelidir.Online Terapide ACT, Mindfulness ve Özşefkat Çalışmaları Yapılabilir mi?Evet. Online görüşmelerde yüz yüze terapide kullandığımız birçok psikolojik yaklaşım ve uygulamadan yararlanabiliyoruz.Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) çalışmalarında düşüncelerimizle aramıza mesafe koymayı, zorlayıcı duygulara alan açmayı ve değerlerimiz doğrultusunda davranmayı ele alıyoruz.Örneğin “Ya başarısız olursam?” düşüncesini kesin bir gerçek olarak kabul etmek yerine, zihnimizin ürettiği bir düşünce olarak fark etmeyi çalışabiliyoruz.Mindfulness çalışmalarında dikkatimizi şimdiki ana yönlendirmeyi, bedenimizdeki duyumları fark etmeyi ve yaşadığımız duyguları hemen değiştirmeye çalışmadan gözlemlemeyi öğreniyoruz.Topraklama egzersizleri, nefes farkındalığı ve duygu isimlendirme uygulamalarını online görüşmelerde birlikte gerçekleştirebiliyoruz.Özşefkat çalışmalarında ise kendimize yönelttiğimiz eleştirel dili, hata yaptığımızda kendimize nasıl davrandığımızı ve zorlandığımız anlarda daha destekleyici bir yaklaşım geliştirmeyi ele alıyoruz.Ayrıca görüşmeler arasında günlük yaşamda deneyebileceğiniz farkındalık çalışmaları, davranışsal uygulamalar ve kişisel değerlendirme egzersizleri planlayabiliyoruz.Önemli olan, çalışmaların hangi odada yapıldığı değil, ihtiyaçlarınıza uygun biçimde yürütülmesidir.Online Terapiye Katılmak İçin Nelere İhtiyacım Var?Online terapiye katılmak için internet bağlantısı, kameralı bir telefon, tablet veya bilgisayar yeterli olabilir.Görüşmelerinizi kendinizi rahat hissedebileceğiniz, başkalarının sizi duymayacağı ve dikkatinizin mümkün olduğunca bölünmeyeceği özel bir ortamda gerçekleştirmeniz önemlidir.Gizlilik, kişisel verilerin korunması ve mesleki etik ilkeler online terapide de geçerlidir.Bazı ağır kriz durumlarında, acil müdahale gerektiren koşullarda veya yeterli mahremiyet sağlanamadığında yüz yüze değerlendirme ya da farklı sağlık hizmetlerine yönlendirme gerekebilir.Sonuç: Değişen Görüşme Ortamı, Devam Eden Terapi SüreciOnline terapi ile yüz yüze terapi arasında bazı uygulama farklılıkları bulunsa da her iki yöntemde de temel amaç, kişinin yaşadığı güçlükleri anlamak ve psikolojik iyilik halini desteklemektir.Online terapide de duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve ilişkilerimizi ele alıyoruz. Kaygıyla, belirsizlikle, zorlayıcı yaşam olaylarıyla ve kendimize yönelik eleştirel düşüncelerle nasıl ilişki kurduğumuzu birlikte değerlendiriyoruz.Bilimsel araştırmaların gösterdiği gibi, online terapi uygun koşullarda yüz yüze terapi kadar etkili olabilir.Online terapide değişen, psikoloğunuzla buluştuğunuz ortamdır. Birlikte yürüttüğümüz psikolojik çalışmalar, profesyonel yaklaşım ve değişim hedefleri ise devam eder.Psikolojik destek almak için yaşadığınız güçlüklerin daha da artmasını beklemek zorunda değilsiniz.Uzman Psikolog Hasan ÇelikErgen, yetişkin ve çiftlerle online psikolojik görüşmeler.
Hasan ÇELIK 30.10.2026

Kaygı ve Panik Atak İçin 7 Günlük Uygulama Rehberi

ACT, Mindfulness ve Özşefkat ile 7 Günlük Uygulama RehberiKaygıyla baş etmek için çoğu zaman onu azaltmaya, kontrol etmeye veya zihnimizden uzaklaştırmaya çalışırız. Ancak kaygıdan kurtulmak için gösterdiğimiz yoğun çaba, bazen kaygıyla daha fazla meşgul olmamıza neden olabilir.Peki, kaygıyı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla ilişkimizi değiştirmeyi denesek?Aşağıdaki egzersizler, günlük yaşamda farkındalık geliştirmek, düşüncelerle aramıza mesafe koymak, kendimize daha şefkatli yaklaşmak ve kaygıya rağmen harekete geçebilmek amacıyla hazırlanmıştır.Buradaki hedef her zaman iyi hissetmek değil, zorlayıcı duygularla birlikte de yaşayabilmeyi öğrenmektir.1. Ayaklarını Yere Bas: Topraklama EgzersiziSüre: 1–2 dakikaKaygılandığınızda dikkatiniz gelecekteki olasılıklara kayabilir. Bu egzersiz, bulunduğunuz anla yeniden temas kurmanıza yardımcı olur.İki ayağınızı yere yerleştirin. Ayak tabanlarınızın zemine temasını, oturduğunuz sandalyeyi ve bedeninizin ağırlığını hissedin.Çevrenizdeki sesleri fark edin.Kendinize şöyle söyleyin:“Şu anda kaygı hissediyorum. Kaygım burada ve ben de buradayım.”Amacınız kaygıyı uzaklaştırmak değil, kaygı varken de çevrenizle bağlantı kurabilmektir.2. Zihnim Bana Ne Söylüyor?Süre: 1 dakikaZihnimiz bazen düşünceleri kesin gerçeklermiş gibi sunar.“Kesin başarısız olacağım.”“Beni kimse sevmiyor.”“Mutlaka kötü bir şey olacak.”Bu düşüncelerin başına şu ifadeyi ekleyin:“Şu anda zihnim bana ... söylüyor.”Örneğin: “Zihnim bana başarısız olacağımı söylüyor.”Ardından kendinize sorun:“Bu düşünceye inanmak zorunda mıyım, yoksa onun varlığını fark ederek ilerleyebilir miyim?”Bu uygulama ACT yaklaşımındaki bilişsel ayrışma becerisini destekler.3. Duyguma Bir İsim VeriyorumSüre: 1 dakikaGün içerisinde durup kendinize sorun:“Şu anda ne hissediyorum?”Kaygı mı? Korku mu? Utanç mı? Belirsizlik karşısında huzursuzluk mu?Duygunuzu mümkün olduğunca açık biçimde isimlendirin.“Şu anda kaygı hissediyorum ve göğsümde sıkışma fark ediyorum.”Duyguyu tanımlamak, onunla daha bilinçli ilişki kurmanıza yardımcı olabilir.Her duyguyu hemen değiştirmek zorunda değilsiniz.4. Beş Duyuyla Şimdiki Ana DönmekSüre: 2–3 dakikaBulunduğunuz ortamda:Görebildiğiniz 5 şeyi belirleyin.Dokunabildiğiniz 4 şeyi fark edin.Duyabildiğiniz 3 sesi dinleyin.Fark edebildiğiniz 2 kokuyu belirleyin.1 tadı fark edin.Bu uygulamayı evde, işte veya günlük yaşamın farklı anlarında yapabilirsiniz.Amaç zihnimizi zorla susturmak değil, dikkatimizi mevcut çevreye yönlendirmektir.5. Nefesimi Kontrol Etmeden İzliyorumSüre: 2 dakikaRahat bir pozisyonda oturun.Nefesinizi değiştirmeden girişini ve çıkışını gözlemleyin.Zihniniz başka düşüncelere gittiğinde bunu fark edin.Kendinize kızmadan dikkatinizi yeniden nefesinize yönlendirin.Burada başarılı olmak, hiç düşünmemek değildir. Dikkatinizin dağıldığını fark edip yeniden yönlendirebilmektir.Nefese odaklanmak rahatsızlık veriyorsa çevrenizdeki seslere odaklanabilirsiniz.6. Kaygı Günlüğü TutuyorumSüre: 3–5 dakikaGün içerisinde kaygılandığınız bir olayı seçin.Şu soruları yazılı olarak yanıtlayın:“Ne oldu?”“Zihnim bana ne söyledi?”“Bedenimde ne hissettim?”“Kaygı karşısında nasıl davrandım?”“Bu davranış uzun vadede bana yardımcı oluyor mu?”Burada önemli olan kendinizi eleştirmek değil, otomatik davranışlarınızı tanımaktır.Özellikle kaçınma, erteleme ve sürekli kontrol etme alışkanlıklarını fark etmeye çalışın.7. Dur, Fark Et, SeçSüre: 1 dakikaKaygı yükseldiğinde hemen tepki vermek yerine kısa bir duraklama oluşturun.Önce durun.Ardından zihninizden geçenleri ve bedeninizdeki duyumları fark edin.Son olarak kendinize sorun:“Şu anda kaygımın söylediğini mi yapıyorum, yoksa benim için önemli olan davranışı mı seçiyorum?”Bu küçük duraklama, otomatik tepkiler yerine daha bilinçli seçimler yapmanıza yardımcı olabilir.8. Düşüncelerimi Bulutlar Gibi İzliyorumSüre: 2 dakikaZihninizden geçen düşünceleri gökyüzündeki bulutlar gibi hayal edin.Her düşünceye bir isim verin:“Gelecekle ilgili endişe.”“Yetersizlik düşüncesi.”“Kontrol etme isteği.”Bulutları dağıtmaya veya durdurmaya çalışmayın.Düşüncelerin gelip geçmesine izin verirken dikkatinizi bulunduğunuz ana yönlendirin.Unutmayın: Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.9. Kaygıma Rağmen Küçük Bir AdımSüre: 5–10 dakikaKaygı nedeniyle ertelediğiniz bir davranışı belirleyin.Bir telefon görüşmesi, sosyal etkinlik veya uzun süredir bekleyen bir iş olabilir.Kendinize sorun:“Kaygım tamamen geçmese bile bugün hangi küçük adımı atabilirim?”Yapılabilir ve güvenli bir adım seçin.Bazen değişim, kendimizi hazır hissetmeyi beklemek yerine küçük bir davranışla başlar.10. Yakın Arkadaşıma Ne Söylerdim?Süre: 2 dakikaKendinizi eleştirdiğiniz bir anı düşünün.Aynı durumu sevdiğiniz bir arkadaşınız yaşasaydı ona nasıl yaklaşırdınız?“Bunu nasıl yapamazsın?” mı derdiniz, yoksa zorlandığını anlamaya mı çalışırdınız?Şimdi aynı cümleleri kendinize söylemeyi deneyin.Özşefkat, kendimizi haklı çıkarmak değil; zorlandığımız anlarda kendimize destek olabilmektir.11. Üç Adımlı Özşefkat MolasıSüre: 1–2 dakikaZorlandığınız bir anda üç cümleyi hatırlayın:Farkındalık: “Şu anda zorlanıyorum.”Ortak insanlık deneyimi: “Zorlanmak insan olmanın bir parçası.”Kendine nezaket: “Şu anda kendime nasıl destek olabilirim?”Bu cümleleri kendinize uygun sözcüklerle değiştirebilirsiniz.Amaç duyguyu bastırmak değil, zorlanırken kendinize daha destekleyici yaklaşmaktır.12. Gün Sonu Psikolojik Esneklik DeğerlendirmesiSüre: 3 dakikaGünün sonunda kendinize şu soruları sorun:“Bugün hangi durumlarda kaygı yaşadım?”“Kaygım beni hangi davranışlardan uzaklaştırmaya çalıştı?”“Kaygıma rağmen benim için önemli olan ne yaptım?”“Yarın kendime daha şefkatli nasıl yaklaşabilirim?”Gününüzü yalnızca ne kadar kaygılandığınıza göre değerlendirmeyin. Kaygı varken hangi davranışları seçebildiğinizi de fark edin.7 Günlük Uygulama PlanıPazartesi: Topraklama ve nefes farkındalığı.Salı: Zihnim bana ne söylüyor ve kaygı günlüğü.Çarşamba: Beş duyu egzersizi ve duyguları isimlendirme.Perşembe: Dur, fark et, seç uygulaması.Cuma: Bulut metaforu ve değerler doğrultusunda küçük adım.Cumartesi: Yakın arkadaşıma ne söylerdim ve özşefkat molası.Pazar: Gün sonu değerlendirmesi ve haftalık gözden geçirme.Son OlarakBu egzersizleri kusursuz uygulamak zorunda değilsiniz. Bazen dikkatiniz dağılabilir, bazen kaygınız artabilir veya uygulama sırasında hiçbir değişiklik hissetmeyebilirsiniz.Bunlar başarısız olduğunuz anlamına gelmez.Egzersizleri yalnızca kriz anlarında değil, günlük yaşamın sıradan zamanlarında da deneyebilirsiniz. Böylece farkındalık, kabul ve psikolojik esneklik becerilerini geliştirme fırsatı bulabilirsiniz.Önemli olan kaygının tamamen ortadan kalkması değil, kaygı varken de hayatımızda önem verdiğimiz şeylere yer açabilmektir.Uzman Psikolog Hasan Çelik
Hasan ÇELIK 30.10.2026