
Psikolojik danışma, bireylerin hayatlarına yön vermek, değişmek, baş edebilmek ve yaşantılarına anlam kazandırmak istedikleri konular ile ilgili eleştirilmeden, çeşitli farkındalıklar kazanarak yardım alabildikleri bir ruh sağlığı hizmetidir. Psikolojik danışma oturumlarında danışan gizliliği esastır ve her iki taraf için de bu gizlilik "Bilgilendirilmiş Onam Formu" ile güvence altına alınır. Danışma süreci, haftada bir ya da iki haftada bir yapılan oturumlarla ilerler ve 8-20 seans sürebilmektedir. Seans süresi 50 dakikadır. Danışma sürecinin en önemli bileşeni danışanın kendini açması, sürece gönüllü olması ve terapistle kurulan güven ilişkisidir.
Çalıştığım Konular / Uzmanlık Alanları:
Soru sormaktan çekinmeyiniz...
Hacettepe Üniversitesi - Lisans - Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi - Yüksek Lisans - Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik
Kişilerarası İlişkiler Grupla Psikolojik Danışma Programı - Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma Birimi - 20.12.2017
120 Saatlik İşaret Dili Programı - Meb Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü - 28.5.2018
Terapötik Kartlar Uygulayıcı Eğitimi - Life Psikolojik Danışmanlık Merkezi - 7.6.2020
Çocuk Değerlendirme Testleri Uygulayıcı Eğitimi - Balat Psikoloji - 21.10.2021
Agte Uygulayıcı Eğitimi - Psikoloji Eğitim Akademisi - 4.1.2022
Sağlıklı Çift İlişkisi- Çiftlerle Nasıl Çalışırız Eğitimi - Paradoks Psikoloji - 4.1.2022
Enneagram Uygulayıcı Sertifikası - İlk Yaşam Psikoloji-frezya Eğitim Ve Danışmanlık - 14.5.2022
Cinsel Terapi Katılım Belgesi - Pozitif Bilimler Akademisi - 16.5.2022
Bilişsel Davranışçı Terapi Uygulayıcı Sertifika - Pozitif Bilimler Akademisi - 31.5.2022
Çocukluk Çağı Depresyonu Eğitimi Katılım Sertifikası - Hifa Psikoloji - 21.7.2022
Şema Terapi Uygulayıcı Sertifika - Newspdr - 21.8.2022
Masal Terapisi Uygulayıcı Sertifika - B&s Psikoloji - 30.10.2022
Oyun Terapisi Uygulayıcı Sertifika - B&s Psikoloji - 30.10.2022
Psikolojik Danışma Sürecinde Sonlandırma: Danışana Veda Katılım Sertifikası - Paradoks Psikoloji - 12.4.2023
Süpervizyon Uygulamalı Staj Programı Katılım Sertifikası - Rehber Klinik - 26.6.2023
Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi Uygulayıcı Sertifika - B&s Psikoloji - 12.12.2024
Kayıp, Travma Ve Yas Terapisi Uygulayıcı Belgesi - B&s Psikoloji - 25.12.2025
Klinik Pratik Ve Seans Uygulama Yönetimi - Idealand - 21.1.2026
Kabul Ve Kararlılık Terapisi (act) Uygulayıcı Belgesi - B&s Psikoloji - 9.9.2026
Klinik Görüşme Teknikleri Uygulayıcı Belgesi - B&s Psikoloji - 9.9.2026
Endişe, zihinsel olarak gelecekte olası olumsuz sonuçlar meydana gelmesini beklemek ve bu olumsuz sonuçlara hazırlanmak ile ilgilidir. Neler olabileceğini önceden kestirmeye çalışmak ve değişik durumlarla nasıl başa çıkabileceğiniz ile ilgili ayrıntılı senaryolar oluşturmaktır.“Ya A olursa? O zaman ben şunu yaparım… Ama ya B olursa? O zaman ne yaparım ben?”Endişe duyabileceğimiz pek çok şey olsa da tüm endişelerin ortak özellikleri vardır.Tipik olarak “Ya … olursa?” sorularıyla başlarlar ve bu soru bir dizi endişeli düşünceyi tetikler.Gelecek hakkındaki düşüncelerdir.Her zaman olumsuza odaklanırlar.Geçmişteki bir olay hakkında düşünüyor olsanız bile endişelendiğinizde olayın gelecekteki uzantıları ile ilgilisinizdir. Üstelik bu uzantılar asla olabilecek olumlu şeylerle ilgili değildir çünkü bunlar zihinde sorun çözmeyi gerektirmezler. Bunun yerine her zaman endişeleriniz olabilecek kötü şeyler üzerine odaklıdır.Birçok farklı neden yüzünden endişe duymak mümkündür. Araştırmalar endişeleri tetikleyen etkenlerin; öngörülemez, yeni ya da belirsiz olayların deneyimlenmesi olduğunu göstermiştir. Yani sonunda ne olacağı belirsiz olan durumlarla karşılaştığımızda, bu durum bizler için tamamen alışılmamış veya net olmadığında endişelenme olasılığımız daha fazladır. Böyle durumlarda sonucun ne olacağını gerçekten bilemeyiz ve tüm bu olasılıklar hakkında düşünmeye, önceden kestirerek plan yapmaya çalışırız. Sarf ettiğimiz bu zihinsel çaba ise endişe duymamız ile sonuçlanır.Belirsizliğe yol açan durumları; öngörülemezlik, yenilik ve belirsizlik şeklinde özetleyebiliriz. Öngörülemez durumlar; bir sınava hazırlanmak, iş görüşmesine gitmek, yeni bir sosyal ortama dahil olmak, ilk kez bir aktiviteyi deneyimlemek vs. olabilir. Sınavda soruların nasıl olacağını, onları doğru yanıtlayıp yanıtlayamacağımızı, nasıl bir performans sergileyeceğinizi, o sınavı deneyimleyene dek önceden bilemezsiniz. Bir iş görüşmesinde size nasıl sorular sorulacağını, sizden neler talep edileceğini ve bekleneceğini, sizin vereceğiniz cevapların tatmin edip etmeyeceğini ve bu görüşmenin olumlu mu yoksa olumsuz mu sonuçlanacağını bilemezsiniz. Yeni bir sosyal çevreye dahil olurken insanların size nasıl yaklaşacağını, sizin nasıl hissedeceğinizi bilemezsiniz. İlk defa bir deneyimde bulunurken bu aktivitenin size uygun olup olmadığını önceden kestiremezsiniz.Yeni durumlar ise doğal olarak daha öncesinde hiç içinde bulunmadığınız durumlardır. Belirsiz bir durum, sonucunda olumlu-olumsuz-nötr herhangi bir olayın meydana geleceği durumlardır. Daha önce hiç gitmediğiniz bir yere yolculuk yapmak, yeni bir spor dersi almak, ilk kez bir yemeği tatmak, ansızın patronunuzun sizinle görüşmek istemesi, bir arkadaşınızın aramanızı/mesajlarınızı yanıtsız bırakması… Bu gibi durumlarda zihninizin endişe verici düşünceler üretmesi oldukça doğaldır. Çünkü zihniniz tüm bu durumlara kendini, sizi hazırlamaya çalışır. Söz konusu zihinsel hazırlığın bizler için faydası olduğunu bile söylemek mümkündür.Endişe duymasaydınız o iş görüşmesi için hazırlık yapmayacaktınız, endişe duymasaydınız o sınav için çalışmayacaktınız, kariyerinizle ilgili endişe duymasaydınız o başvuruyu yapıp iş görüşmesine gitmeyecektiniz. Böylece belki de olabilecek olumlu sonuçları da alamayacak veyahut endişe duymadığınız için aşırı bir rahatlamayla çaba göstermeyecek ve hedeflerinizi gerçekleştiremeyecektiniz.Herkesin zaman zaman endişelendiğini hatırlamak, bunun doğal ve bir o kadar da hayatın bir parçası olduğunu bilmek önemlidir. Endişelenmiş olmanız bir sorun olduğu anlamına gelmez. Öyleyse endişe ne zaman bir sorun halini alır? Psikolojiye göre endişeyi; çoğu günler varolduğunda, karşılaşılan duruma göre aşırı olduğunda, kontrol etmesi zor olduğunda ve kişinin günlük yaşamını engellediğinde ya da belirgin bir sıkıntıya yol açtığında sorun olarak değerlendiririz. Ek olarak yaşam kalitesinin düşmesi de endişe konusunda bir sorun olduğuna işaret edebilir. Örneğin, yaklaşan bir sınava çalışmanıza konsantre olamayacak kadar endişelenmek.Endişeler zihinde olup biterken kaygı ise bedende meydana gelir. Yani endişeler düşünce ise bunlar çok yoğunlaştığında artık duygu ve bedensel duyumlara dönüşmeye başlamış demektir. Bu duruma ise artık endişe yerine kaygı demeye başlarız. Kaygı, insanların tehlikedeyken ya da kendilerini herhangi bir şekilde tehdit altında hissettiklerinde deneyimledikleri bir dizi fiziksel duyumun genel adıdır. Kaygı duyumları;Kalp atışında hızlanma,Solunum hızında değişiklikler,Mide-bağırsak sorunları, mide bulantısı, karın ağrısı,Terleme,Titremeler ya da sarsılmalar,Sıcak basması ya da ürperme,Huzursuzluk ve ürkeklik hali,Baş dönmesi ya da sersemlik hallerini içerebilir.Kaygı, bedenin tehdit saptamak için tasarladığı bir sistemin parçasıdır. Bu tehdit saptama sistemine bazen “savaş ya da kaç” yanıtı denir ve tam olarak bunu yapar. Sizi, ya bir tehdite karşı savaşmak ya da ondan kaçıp uzaklaşmanız için hazırlar. Kaygı hakkındaki tüm bedensel duyumlar, aslında bedeninizin sizi bir tehlikeye karşı harekete geçmeniz için fiziksel olarak hazırlama yoludur. Aynı zamanda, sahip olduğunuz en önemli hayatta kalma düzeneklerinden biridir.Dünyadaki tüm canlılarda bir şekilde kaygı mevcuttur ve sizi tehlikeden mümkün olduğunca hızlı çıkarmak için çalışır. Ancak ne yazık ki kaygı ile ilgili 2 temel sorun vardır. İlk sorun; tehlike altında olduğunuzu düşündüğünüz her durumda tetiklenir, gerçekten tehlike altında olmadığınızda bile… Tehdit saptama sistemi, sizin düşüncelerinize tepki verdiği için yanlış ateşlenebilir. Gerçek bir tehlike olmasa da kaygı hissetmeniz mümkündür. İkinci sorun ise; yaşadığımız kaygıya neden olan tehditlerin fiziksel değil zihinlerimizde beklediğimiz tehlikelerle ilgili olmasıdır. Örneğin, işe geç kalma konusunda endişelenebilirsiniz. Patronunuzun size kızması fiziksel bir tehdit oluşturmaz ancak yine de kaygı hissedersiniz. Çünkü tek bir tehdit saptama sistemimiz vardır ve yırtıcı bir hayvanla karşılaştığınızda da, patronunuz size kızdığında da aynı sistem çalışır.Kaygı, neden ne olursa olsun yine kaygı gibi hissettirir. Sadece kaygılı olmak, bir sorununuz olduğunu göstermez. Bu nedenle hangi kaygı bozukluğu tanısı konulacağını belirleyen kaygının tetikleyicisi ya da tehditin konusudur.Kaygı bozukluğu yaşayan tüm insanlar aynı değildir, tıpkı kaygı bozukluğu yaşamayan tüm insanların aynı olmadığı gibi.Endişe ve kaygı, yaşamın yadsınamaz unsurlarındandır. Varlıklarını inkar edemeyiz, onları tamamen yok edemeyiz ancak zararsız bir hale getirebilir, nasıl başa çıkacağımızı öğrenebiliriz. Bu iki unsur; yaşam kalitenizi düşürecek kadar yoğunsa, kaygıyı şiddetli bir biçimde deneyimliyor ve bu durum günlük hayatınıza devam etmenizi engelliyorsa profesyonel bir destek almaktan çekinmeyiniz.Uzm. Psk. Dan. Merve Behice AL CANKI Kaynak:Robichaud, M., ve Dugas, M. J. (2020). Yaygın kaygı bozukluğu çalışma kitabı: Belirsizlik, endişe ve korku ile başetmek için kapsamlı bir BDT kılavuzu. Psikonet Yayınları.
Sevilen kişinin ölümü her birey için acı vericidir. Her insan bu acıyı kendine özgü yaşar ve bu yüzden yas tutmada birçok farklılık görülebilir. Bu yazıda kayıp ve yas kavramlarının tanım ve özellikleri, yasın boyutları, yas çeşitleri, yas belirti ve tepkileri, yas tedavisi konularına değineceğiz.Ölüm deneyimine ilişkin yas tutma ikiye ayrılır. Bu ayrım ise komplike ve komplike olmayan yas şeklindedir. Komplike olmayan yas, birey için önemli ilişkinin yitimi sonucu yaşanan normal süreçtir. Komplike yas ise kişinin uyumsuz davranışlara başvuracak derecede yoğun keder hissetmesidir. Bununla birlikte hayatın her aşamasında bireyler, bir ayrılık ve kayıp sonrasında yas ile yüzleşirler.Yas kavramı her zaman için “ölüm” sonrası yaşanan duyguyu tanımlamamaktadır. Yas duygusuna sevilen kişiyi kaybetmek, yakın bir bağın söz konusu olan ilişkinin bitimi (eş, sevgili, aile) , organ kaybı ya da iş kaybı gibi manevi değerlerin yitimi de örnek verilebilir. Ancak geri dönülemezliği ve bir bitiş olması açısından ölüm, yaşanabilecek en acı verici somut kayıptır.Kayıp sonrası yaşanan sürecin sonunda bireyler kurdukları yeni bağlar sayesinde yaşamını yeniden şekillendirebilir. Böylece yası bir gelişim için bir araç haline getirebilirler. Ancak bu doğal süreç aksi yönde işlerse, yas süreci tamamlanamaz ve kişinin işlevselliğinde bozulmalar meydana gelir.Kayıp sonrası yaşanan süreci açıklamak için üç farklı kavram vardır. (1) Kayıp yaşama ; bireyin “sevilen ve bağlanılan birinin” kaybı yüzünden yaşanılan durumdur. (2) Matem ; sevilen kişinin ölümü yüzünden üzüntü duyulan zamandır. (3). Yas (grief); ölüm nedenli kayıp yaşayan bireylerde, kayba karşı verilen uyum tepkileridir.Yas; kayba karşı tamamlanmamış planları, istek ve hayalleri içermektedir. Yukarıdaki üç kavramın ortak noktası ise yasın bireyin verdiği öznel bir tepki olmasıdır.Kayıp kavramı ise bireyi farklı şekilde etkileyen iki türe ayrılmaktadır. Olağan kayıp, ani olmayan kayıptır ve birey şok, keder ve iştah kaybı, uyku problemleri gibi tepkiler içeren yas sürecini yaşamaktadır. Olağan dışı kayıp ise, ani yaşanan, kayba sürekli maruz kalınan ya da kaybın travmatik şekilde algılanmasıyla oluşmaktadır.Yasın Boyutları Yas, birçok farklı insanda birçok farklı tepkilere sebep olmaktadır. Bu tepkiler bireysel farklılıklara, kişinin kaybı algılayış şekline ve kişinin kayıpla arasındaki bağın niteliğine göre çeşitlilik göstermektedir. Bireysel farklılıklar göz önüne alındığında yasın boyutları da dört farklı boyutta çeşitlenmektedir. Bu boyutlar;- Bilişsel boyut; bilgiye ihtiyaç duymak ve realiteyi anlamaya çalışmaktır. - Duygulanım boyutu, duygu dışavurumu için ihtiyaç duyulmaktadır. - Davranış boyutu, dış uyaranların etkisiyle ölümü fark etmeye ve anlamlandırmaya çalışmaktır.-Değer biçme boyutu, kayıpta bir mana bulmaya çalışmaktır.Yas ÇeşitleriPatolojik Yas: Patolojik yas, kaybın ardından minimum 6 ay geçmesine rağmen bireyin işlevselliğinde giderek artan bozulmalar yaşanmasıdır. Birey, normal yas evrelerinden herhangi birinde takılıp kalarak yas sürecini tamamlayamamaktadır ve bunun sonucunda patolojik tepkiler geliştirmektedir. Anormal ve komplike yas, çözümlenmemiş yas, kronik yas gibi değişik isimlerle de adlandırılmaktadır. Patolojik yas tipleri ise şunlardır; a) Karışık Yas: Kişinin kaybının ardından en az 6 ay geçmesine rağmen yaşamdaki işlevselliğinin giderek bozulmasıdır.b) Engellenmiş Yas: Yasa verilen tepki ya hiç yoktur ya da normalden azdır.c) Uzamış Yas: Yas tepkilerinin kayıp yaşantısından hemen sonra değil de uzun bir süre geçtikten sonra görülmesidir.d) Hipertrofik/Aşırı Büyüyen Yas: Çok büyük bir duygusal acı yaşanması söz konusudur ve bu acının süresinin kestirilmesi zordur.e) Kronik Yas: Birey tekrar tekrar üzüntü ve özlem duymakta ve kaybı yüceltmekten kendini alamamaktadır.f) Komplike Yas: Bireyin ruhsal yapısı üzerinde kalıcı etki bırakan olağan dışı bir kayıptan kaynaklanan rahatsızlık durumudur.Komplike Yas: Komplike yas belirtileri öfke, aşırı hareketlilik, psikosomatik belirtiler, kişinin çevresindekilerle olan ilişkilerinde bozulma olarak sıralanmaktadır. Bireylerde yoğun anksiyete, suçluluk, özgüven eksikliği, düşmancıl tepkiler, uyumsuzluk, ölen kişinin semptomlarına benzer semptomlar gösterme, ölen kişiyle aşırı zihinsel uğraş ve inkar gözlemlenmektedir.Travmatik Yas: Kaybedilen kişinin beklenmedik ve şiddetli biçimde ölmesi sonucu bireylerde gelişen belirti ve tepkilerdir. Kaybın beklenmedik olması ve şiddet içermesi yas sürecini etkilemektedir. Travmatik yas yaşayan bireylerde travmaya bağlı travma sonrası stres bozukluğu gelişebilmektedir. Olağan bir yas sürecinden ayrı olarak, ayrılık kaygısı kişinin işlevselliğinde bozulmalara sebep olacak şekilde yineleyici ve rahatsız edicidir (Bildik, 2013).Yas Belirtileri Tıpkı bireysel farklılıklara göre yas boyutlarının çeşitlenmesi gibi yas belirtileri de duygusal, bedensel, bilişsel ve davranışsal olmak üzere çeşitlenmektedir. Duygusal belirtiler; öfke, üzüntü, suçluluk, şok, özlem, güvensizlik gibi duygulardır. Fiziksel belirtiler; ağızda kuruluk, nefes darlığı çekme, kalpte çarpıntı, midede boşluk hissetme, uyku problemleri, iştahsızlık ve yorgunluk. Zihinsel belirtiler; genellikle yas sürecinin ilk zamanlarında görülmekte ve kısa süre sonra kaybolmaktadır. Ancak devam edip depresyona da sebebiyet verebilmektedir. Bilişsel belirtiler; inkar, dikkat dağınıklığı, şaşkınlık, işitsel ve görsel varsanımlar, kaybedilen kişi ölmemiş gibi hissetme, kaybedilen kişi hakkında aşırı biçimde zihinsel meşguliyet yaşama. Davranışsal belirtiler ise; ağlama, aşırı hareketlilik, sosyal ilişkilerde bozulma ve içe kapanma, kayıpla ilgili rüyalar görme, kayıpla ilgili eşyaları saklama, kaybı hatırlatan şeyler yapmak ya da aksine hatırlatıcılardan kaçınmak şeklindedir.Yas Tepkileri Bireyin tepkileri, sakinlik ve kabulden ciddi kriz tepkilerine kadar değişkenlik gösterebilmektedir. Bazı bireyler açıkça tepkilerini ortaya koyabilmektedirler ancak bazıları bu tepkileri saklamaktadır. Bu yas tepkileri her bireyde farklı olmakla birlikte ortak birçok tepki de görülmektedir. Normal yas süreci genelde 6-24 ay sürmekte ve zamanla yatışmaktadır. Sürecin ilerleyen evrelerinde bu tepkilerin sürmesi patolojik yasın belirtisi olabilmektedir.Yas Süreci Yas, geri dönüşü olmayan kayba verilen olağan tepkidir. Bu tepki bireyin enerjisini kayıp dışı yaşama aktardığında tamamlanmış olur. Yas sürecinde bireysel farklılıklar olmasına rağmen, 3 dönemden oluşan bir süreç modeli öne sürülmektedir. Bu dönemler: 1- Şok ve inkâr 2- Sıkıntı, huzursuzluk hali ve sosyal geri çekilme 3- Yeniden yapılanmadır.Yas süreci, bireyin kişilik özelliklerinden, önceki deneyimlerinden, kaybın algılama biçiminden, kayıpla arasındaki ilişkinin niteliğinden ve sağlık durumundan etkilenmektedir. Yas sürecine ait genel beş özellik vardır. Bunlar; bedensel sıkıntılar, ölene ait şeylerle uğraşmak, suçluluk, düşmanca tepkiler ve davranış örüntülerinin değişmesidir. Aslında olağan işleyen yas süreci müdahaleyi gerektirmez ancak hiçbir yas sürecinin olağan olup olmayacağını kestirmek imkânsızdır.Yas Sürecini Etkileyen Faktörler1- Ölen kişinin kimliği2- Ölen kişi ile ilişkinin doğası3- Ölüm biçimi4- Geçmiş kayıpların varlığı5- Bireysel özellikler6- Sosyal destek7- Yas sürecinde meydana gelen sıkıntılarBunlarla birlikte 4 temel etken bireyin yas tutmasına engel olmaktadır. Birincisi, çocuklukta yeterince ihtiyaçları karşılanmayan kişilerin duygusal yapılarıdır. İkincisi, bireyin kayba aşırı bağımlı olması ve bitmemiş işlerin söz konusu olmasıdır. Üçüncüsü, kaybın ani olmasıdır. Dördüncüsü ise, bireyin toplumsal kısıtlama yüzünden tepkilerini bastırmasıdır.Yas TedavisiYas tedavisi konusunda birçok uzman farklı tedavi ve terapi yöntemi tanımlamışlardır. Bunlar ilaç tedavisi, destekleyici terapi, kısa dinamik terapi, bilişsel terapi, bilişsel davranışçı terapi, kişiler arası ilişkiler psikoterapisi, oyun terapisi, yazma terapisi, internet uygulamalı terapi ve hipnozdur. Yas tedavisinin amacı, ayrılıkla ilgili çatışmaları çözümlemek ve yas sürecinin uyumuna ilişkin görevlerin tamamlanmasıdır. Tedavi genellikle bireysel görüşmelerle yürütülmektedir. Terapi zamanı sınırlıdır ve haftada bir defa gerçekleştirilerek 8-10 haftada sonlandırılmaktadır.Peki çevremizde yas tutan insanlar var ise onlar için neler yapabiliriz?Öncelikle bireyin yaşadığı kaybı idrak etmesini sağlamalıyız. Yaşadığı duyguları ifade edebilmesine elimizden geldiğince destek olmaya çalışmalıyız. Her bireyin duygularını yaşama ve ifade ediş şekli farklıdır. Bizim istediğimiz gibi değil de kendisini en rahat nasıl ifade ediyorsa bu şekilde duygularını açmasına izin vermeliyiz. Ağlayarak, susarak ya da kaybedilen kişi hakkında sürekli konuşarak vb. Kişinin yasını yaşadıktan sonra hayatına devam edebilmesini mümkün olduğunca desteklemeliyiz. Özellikle de kayıp sonrası ilk yıl olmak üzere, yıl dönümü gibi önemli zamanlarda kişilerin yanında ve onlara destek olmalıyız. Eğer bir kayıp yaşadıysanız ve durumla baş etmekte zorlanıyorsanız veya kaybınızın ardından uzun bir süre geçmesine rağmen üzerinizdeki etkileri halen sürüyorsa profesyonel bir destek almaktan çekinmeyiniz.Uzm.Psk.Dan. M.Behice AL CANKIKaynakArıcı, N. (2014), Travmatik Yas Sorununda Aile Dayanıklılığı Programının Kadınlardaki Travma Sonrası Stres, Yas ve Aile Dayanıklılığı Düzeylerine Etkisi (Doktora Tezi). Sakarya Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Sakarya.Bildik, T. (2013). Ölüm, kayıp, yas ve patolojik yas. Ege Tıp Dergisi, 52(4), 223-229. Çelik, S. ve Sayıl, (2003). I. Patolojik Yas Kavramına Yeni Bir Yaklaşım: Travmatik Yas. Kriz Dergisi, 11 (2), 29-34.
Altay, Söğüt Cd. 12A, 06820 Etimesgut/Ankara, Türkiye

Uzman hakkındaki yorumlarınızı belirterek başkalarına yardımcı olabilirsiniz.
Merve Hanım la terapiye başladığım dönem benim için çok sıkıntılı bi dönemdi ama canım hocamin ,içtenliği,samimiyeti, ve tabii ki etkili yöntemleri sayesinde kısa bi sure içerisinde kaygilarimdan kurtuldum. Şimdi kendimi kesinlikle çok daha iyi hissediyorum.Ne kadar teşekkür etsem az kalır.sevgilerimle :)
Behice hanımla çalışmaya başladığımdan beri kendimi çok daha iyi anladığımı hissediyorum. Süreç boyunca bana yaklaşımı son derece anlayışlı, yargılamadan dinleyen ve gerçekten destekleyici oldu. Kendimi rahatça ifade edebildiğim, güvenli bir alan sunduğu için seanslara her zaman daha motive şekilde katıldım. Zorlandığım konularda farkındalık kazanmama yardımcı oldu ve olaylara farklı açılardan bakabilmeyi öğretti. Profesyonelliği ve samimiyeti sayesinde bu sürecin benim için çok değerli olduğunu düşünüyorum. İhtiyacı olan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Merve hoca kendimi çok kötü hissettiğim bir zamanda karşıma çıktı, iyi ki de çıkmış seanslarımız benim kendimi yeniden bulmamda yoluma ışık oldu. Kaygı bozukluğum ile mücadelemde anlayışı ve profesyonelliği ile en büyük destekçim oldu. İyi ki tanımışım sizi çok kıymetli hocam🙏🏻
Toplam 10 yorum.
Toplam 49 soru.