İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Merve AKCURA
  3. Blog Yazıları
  4. Ne Zaman Psikolojik Destek Almalıyım?

Ne Zaman Psikolojik Destek Almalıyım?


Psikolojik destek, yaşamın her evresinde her bireyin edinmesi gereken oldukça önemli bir hizmet. Nasıl ki barınma, beslenme, dinlenme gibi temel fizyolojik ihtiyaçlarımızı karşılıyorsak ruhsal ihtiyaçlarımızın da karşılanması gerekiyor. İnsanoğlu gündelik yaşam içerisinde pek çok psikolojik etkenle bir arada yaşıyor. Özellikle metropollerde maruz kalınan psikolojik uyaranlar çok daha fazla.

Ekonomik güçlükler, trafik, işsizlik, şiddet, iletişim aksaklıkları, travmatik olaylar, kazalar, saldırılar, hastalıklar insanları olumsuz etkiliyor. Pek çok olumsuz etkene doğrudan veya dolaylı olarak maruz kalıyoruz. Sosyal medya, televizyon gibi kaynaklar da global düzeyde pek çok olumsuzluğa maruz kalmamıza neden oluyor. Bugün bulunduğumuz noktadan dünyanın bir başka ucunda gerçekleşmiş bir olaydan etkilenebiliyoruz. Dolayısıyla psikolojik destek ihtiyaçlarımız da artıyor.

Kişisel yaşam, akademik başarı ve kariyer gelişiminden başlayarak pek çok alan ve konuda insanlar psikolojik hizmetlere başvuruyor. Bu sayede sorunlar kronikleşmeden veya performansı ketlemeden ihtiyaç duyulan önlemler alınmış oluyor.

Pek çok birey kendini ifade edebilmek ve dinlenebilmek için bir uzmanla konuşmak istiyor. Konuşmak, objektif ve yargısız bir yaklaşımla dinleniyor olmak kişiye kendini iyi ve güvende hissettiriyor.

Artan önemine ve duyulan ihtiyaca rağmen psikolojik hizmetlerle ilgili önyargılar da hala devam ediyor. Psikolojik destek başvuruları çoğunlukla destek ihtiyacı kaçınılmaz hale geldiğinde yapılıyor. Psikolojik desteğe başvuran bireyler belki yıllardır baş etmeye çalıştıkları yaşantısal problemleri destek sayesinde kısa sürede atlatmak istiyor. Oysa yıllarca ötelenmiş bir ihtiyacın istenilen düzeyde karşılanabilmesi de zaman gerektiriyor.

Zamanında destek alınması ise sorunlar oluşmadan önleyici müdahale sağlıyor. Bu açıdan psikolojik danışmanlık hem önleyici hem de iyileştirici rol oynuyor. 

Stres ve problemler de herkesin hayatında etkilidir. Ayırıcı kriter, kişinin stresin üstesinden gelip gelemediğidir. Halledemediğini bildiği halde, ‘kendim hallederim / kendim halletmeliyim’ düşüncesi genellikle kişiyi psikoterapiye başvurmaktan alıkoyar. Problem devam ettiğinde, ciddiyetini, etki alanlarını koruduğunda ve kişi sorunların üstesinden gelemediğinde beklenen sonuçlar ortaya çıkar: Hayat kalitesinde bozulmalar, aile ve sosyal ilişkilerde zedelenmeler, iş performansında kötü yönde etkilenmeler başlayabilir. Kişi yaşadığı problem ile başa çıkabilmek için madde ve / veya alkol kullanımına yönelebilir. Hatta uzun süren problemlerin içinde kişi kayıplarının farkında bile varmadan kötüleşen hayat tarzına alışabilir.

Hastalığı olan ya da duygusal bazı zorluklar yaşayan kişiler etiketlenme korkusuyla da çoğu zaman profesyonel yardıma başvurmazlar. Hastalığı nedeniyle toplum tarafından küçümseneceğini, dışlanacağını düşünürler. Psikoterapi veya ilaç tedavisine başlasalar bile önerilen tedaviyi uygulamazlar. Bu da sorunların zamanla kronikleşip daha da ağır hale gelmesine sebep olur.

Genellikle kronik problemler duygusal rahatsızlıklara yol açmaktadır. Böyle durumlarda kişi hem devam eden problemlerde hem de rahatsızlığın getirdiği sıkıntılarla ve yol açtığı kısıtlılıklarla uğraşmak zorunda kalır. Hiçbir çıkış yolu olmadığının düşünüldüğü ve psikiyatrik rahatsızlıkların eşlik ettiği durumlarda ise ciddi kayıplar yaşanabilmektedir. Dolayısıyla kişinin kendinin tanıması ve ne zaman kendini aşan bir problemle karşılaştığını ve yardım alması gerektiğini bilmesi gerekir.


Seanslar

Terapinin hedeflerini ve ne sıklıkta ne kadar görüşüleceğini danışan ve psikolojik danışman birlikte planlar. Çoğu seans haftada 1 kez yapılır ve yaklaşık 1 saat sürer. Psikoterapi acil durumlara yönelik kısa dönemli olabileceği gibi daha karmaşık, çoktandır devam eden sorunlara dönük uzun dönemli de planlanabilir. Bireysel, aile, çift ve grup terapileri şeklinde gerçekleştirilebilir. Psikoterapi hayatın her dönemi için yetişkinler, çocuklar ve ergenler için profesyonel bir destek ve tedavi yoludur.


Gizlilik İlkesi

Hastanın izni olmadan danışanın durumunu, anlattıklarını başka şahıslarla paylaşmamak psikoterapinin en temel ilkesidir. Normal şartlarda terapi ilişkisi özgün, içten ve profesyonel bir ilişki olarak planlanır. Terapi ilişkisinin bu niteliklerini bozacak sosyalleşmeler, samimi ve fiziksel yakınlıklar, çıkar ilişkileri psikoterapinin temel değerleriyle uyuşmaz.


İlaç mı Psikoterapi mi?

İnsanların zihninde ilaçla mı terapiyle mi iyileşecekleri konusunda bir karmaşa olabilir. Birçok psikolojik rahatsızlığın tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapinin birleşimi tek başına kullanılmalarından çok daha iyi sonuç verir. Bu, hastanın terapistine danışarak alacağı ortak bir karardır.


Şu durumlarda psikolojik destek almalıyız;

  • 15 gün ve daha uzun süren depresyon, çöküntü, moral bozukluğu gibi hallerden çıkmak istediğinizde,
  • Yaşama enerjinizin tükendiğini hissettiğinizde,
  • Bütün temel varoluşsal sorunlarınız da, kimlik ile ilgili kafa karışıklıklarında kendinizi yeniden gözden geçirmek için,
  • Takıntılı düşünce ve davranışlardan kurtulmak için,
  • Yaşamınızı zehirleyen, engelleyen, bloke eden her türlü korku ve endişeyle baş etmek için,
  • Yaşam kalitenizi yükseltmek, üretken ve verimli bir yaşama geçmek için,
  • Dikkat ve konsantrasyon ile ilgili problemlerle başa çıkmak istediğinizde,
  • Kendinizi daha iyi ve daha yakından tanımak ve potansiyellerinizi keşfetmek istediğinizde,
  • Evlilik hayatınızla ilgili sorunların çözümü için,
  • Öz güveninizi arttırmak, kendinizi gerçekleştirmek ve yaşamda başarıyı yakalamak istediğinizde,
  • Çocuklar ve ergenlerle ilgili sorunların çözümü için,
  • İlişkilerle ilgili yaşadığınız her tür sorunu çözümlemek için,
  • Karşı cinsle ilişkilerde, kaliteyi arttırmak için,
  • Boşanma öncesi ve sonrası danışmanlık almak için,
  • Cinsellikle ilgili her türlü soru ve sorunun çözümü için ve daha birçok problemin çözümü için psikolojik destek alınabilir.


Psikolojik hizmetlere başvurmak için spesifik bir problem yaşıyor olmaya gerek yok. Duygu, düşünce ve bunların etki ettiği davranışlar üzerine konuşmak için de destek alınabilir. Ancak çoğunlukla destek talebi psikolojik sorunlar kaçınılmaz bir hal aldığında yapılır. Kimi zaman bu belirtiler kişinin kendisini rahatsız eder. Kimi zamansa belirtiler çevre tarafından fark edilir ve kişi bir uzmana yönlendirilir.

Bazen hem kişi hem de çevre durumun farkındadır. Kimi bireyler psikolojik hizmetlerden destek almakta son derece gönüllüdür, kimi bireylerse bu ihtiyacı göz ardı etmektedir. Durum hangisi olursa olsun destek alacak kişinin psikolojik destek almaya gönüllü olması tedaviyi olumlu etkilemektedir.

Depresyon, anksiyete, fobi, mani, dikkat eksikliği, travma, yas, boşanma gibi psikolojik problemlerde profesyonel destek alınmaktadır. Ancak psikolojik desteğe ihtiyaç duyulan çoğu problem erken müdahale ile önlenebilmektedir. Eğitimde, öğretimde, kariyer gelişiminde, iletişim ve sosyal becerilerde de psikolojik hizmetlerden faydalanılabilmektedir.

Yayınlanma: 31.01.2022 18:12

Son Güncelleme: 15.03.2023 22:01

#psikoloji#psikolojik destek#terapi#psikoterapi#online#seans
Psikolog

Merve

AKCURA

Psikolojik Danışman

(*)(*)(*)(*)(*)77 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
İlişki / Evlilik Problemleri
Yeme Bozuklukları
Değersizlik / Boşluk Hissi
+7
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Narrative (Öyküsel) Terapi Nedir?

Narrative (öyküsel) terapi, insanları kendi yaşamlarının uzmanları olarak merkezine alan, saygılı ve suçlamadan uzak bir danışmanlık ve toplumsal çalışma yaklaşımıdır. Sorunları insanlardan ayrı bir şey olarak görür ve insanların yaşamlarında sorunların etkisini azaltmalarına yardımcı olacak birçok beceri, yetenek, inanç, değer, taahhüt ve yetenekleri olduğunu varsayar. Temel felsefesi: "Kişi, problem değildir. Problem, problemdir."dir.Terapistin temel hedefleri her zaman meraklı bir tutum sergilemek ve gerçekten danışanın bilmediği, üzerine düşünmediği sorular sormaktır. Bu prensipler, aynı zamanda narrative terapinin fikirlerini, tutumunu, tonunu, değerlerini, taahhütlerini ve inançlarını şekillendirir.Konuşma OlanaklarıDanışanlarımızla bir araya geldiğimizde, bazen konuşmanın yönlerini bir yolculuktaki yollar gibi düşünürüz. Seçilecek birçok yol, kavşak, kesişim noktası ve patika vardır. Her adımda yeni ve farklı bir kavşak veya kesişim noktası ortaya çıkar – ileri, geri, sağa, sola, çapraz, farklı derecelerde. Danışanla birlikte attığımız her adım, daha fazla olasılığın açılmasına neden olur. Nereye gideceğimize ve neleri geride bırakacağımıza karar verebiliriz. Her zaman farklı bir yola girebilir, adımlarımızı geriye doğru döndürebilir, bir patikayı tekrar edebilir veya bir süre aynı yolda kalabiliriz. Yolculuğun başında nereye varacağımızdan veya neyin keşfedileceğinden emin değiliz.Bir narrative terapistin sorduğu her soru, bir yolculukta atılan bir adımdır. Tüm yollar seçilebilir, bazı yollar seçilebilir ya da bir süre bir yolda ilerleyip sonra başka bir yola geçilebilir. Gidilecek “doğru” bir yol yoktur – yalnızca seçilebilecek birçok olası yön vardır.Danışanla İş BirliğiÖnemle belirtmek gerekir ki, danışan, yolculuğun yönünü belirlemede önemli bir rol oynamaktadır. Narratif konuşmalar etkileşimlidir ve her zaman danışanlarla iş birliği içinde yürütülür. Terapist, danışanlarının ilgisini anlamaya çalışır ve yolculuğun onların tercihlerine uygun olup olmadığını araştırır. Örneğin, bir narratif terapistin sıklıkla sorduğu soruları duyabilirsiniz:- Bu konuşma sizin için nasıl gidiyor?- Bunun üzerine konuşmaya devam mı edelim yoksa … hakkında daha fazla konuşmak mı istersiniz?- Bu ilginizi çekiyor mu? Zamanımızı bunun üzerinde mi geçirmeliyiz?- Bunun hakkında daha fazla soru sormamı mı yoksa X, Y veya Z’ye odaklanmamı mı istersiniz? [X, Y, Z diğer seçeneklerdir]Bu şekilde, narratif konuşmalar danışanların ilgileri doğrultusunda yönlendirilir ve şekillendirilir.Narratif Terapi ve Hikaye AnlayışıNarratif terapi, bazen “yeniden yazma” veya “yeniden öyküleme” olarak adlandırılan konuşmaları içerir. Bu yaklaşımda, hikayeler, terapinin merkezinde yer alır. Herkesin “hikaye” kelimesiyle farklı çağrışımları ve anlamları vardır. Ancak narratif terapistler için hikayeler, olayların belirli bir sırayla ve zaman içinde birbirine bağlı olarak anlatılmasıyla oluşur.İnsanlar olarak bizler, yaşamımızda karşılaştığımız olayları anlamlandırma eğilimindeyiz. Hayatımızdaki hikayeler, bu olayları belirli bir sıraya koyarak ve onlara anlam vererek oluşturulur. Bu süreçte, yaşadığımız deneyimlere sürekli olarak anlamlar yükleriz. Bir narratif, olayları bir araya getiren bir iplik gibidir ve bu iplik, hikayemizi şekillendirir.Hepimizin, hayatımız ve ilişkilerimiz hakkında birçok hikayesi vardır. Örneğin, kendimize, yeteneklerimize, mücadelelerimize, ilişkilerimize ve başarılarımıza dair hikayelerimiz vardır. Bu hikayeleri oluşturma şeklimiz, yaşadığımız olayları nasıl bir araya getirdiğimize ve bu olaylara atfettiğimiz anlamlara bağlıdır.Narrative terapi, bu hikayelerin yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden şekillendirilmesi yoluyla, bireylerin yaşamlarındaki sorunlarla başa çıkmalarına yardımcı olmayı amaçlar. Böylece, insanlar kendi hikayelerini yeniden yazarak daha anlamlı ve tatmin edici bir yaşam deneyimi elde edebilirler.Terapi Bağlamındaki HikayelerTerapiye başvuran insanların genellikle yaşadıkları zorluklar veya problemler vardır. Terapistle buluştuğunda, insanlar çoğunlukla sorunlarıyla ilgili birçok olayı anlatmaya başlar ve bu olaylara atfettikleri anlamları açıklarlar.Terapistler, danışanlarıyla ilk buluşmalarında, sorun ve bu sorunla ilgili ulaşılmış olan anlamlar hakkında hikayeler dinlerler. Bu anlamlar, sıkça “ince tanım” olarak adlandırılan tanımlamalardan oluşur. İnce tanım, yaşamın karmaşıklıklarına ve çelişkilerine yer bırakmaz. İnsanların başlarına gelenleri anlamlandırmalarına pek olanak tanımaz. Bu tanım başkaları tarafından oluşturulmuş olup, kişide hareket alanı bırakmamaktadır ve sıkışmış hissettirebilir.Sıklıkla, insanların eylemlerine dair ince tanımlar başkaları tarafından oluşturulur; bu kişiler, belirli durumlarda tanımlama gücüne sahip olanlardır (örneğin, çocukların hayatındaki ebeveynler ve öğretmenler, danışanların hayatındaki sağlık profesyonelleri). Ancak bazen insanlar, kendi eylemlerini ince tanımlar aracılığıyla anlamaya başlarlar. İnce tanımlar hangi bağlamda oluşturulursa oluşturulsun, önemli sonuçlar doğurabilir.İnce Tanımlamaların Sonuçları ve Etkileriİnce tanımlar, insanların kimlikleri hakkında ince sonuçlara yol açar ve bu sonuçların birçok olumsuz etkisi vardır. İnce tanımlamaların sonuçları, sorun yaşayan kişinin kimliği hakkında bir gerçek olarak ifade edilir. Sorunla başa çıkan kişi "kötü", "umutsuz" veya "sorun çıkaran" biri olarak algılanabilir. Bu ince sonuçlar, sorun odaklı hikayelere dayanarak insanları güçsüzleştirir ve sık sık zayıflıklar, yetersizlikler veya işlev bozuklukları terimlerine bağlıdır. Danışanlarımız bize başvurduklarında da pek çok kişinin karşılaştığı bu ince sonuçları hatırlıyoruz: "Kötü bir insan olduğum için" ya da "Biz bir işlevsiz aileyiz."Bazen bu ince sonuçlar, daha geniş güç ilişkilerini de gizler. Örneğin, bir kadın yıllarca maruz kaldığı istismarın ardından kendisini "değersiz" ve "cezayı hak eden" biri olarak görüyorsa, bu ince sonuçlar yaşadığı adaletsizliği görünmez kılar. Güç ve kontrol taktiklerini ve aynı zamanda direnç gösterdiği önemli eylemleri de gizler.İnce sonuçlar yerleştiğinde, insanlar genellikle bu baskın sorun odaklı hikayeleri desteklemek için kanıt toplamaya başlar. Sorunlu hikayelerin etkisi giderek artar. Bu süreçte, kişinin sorun etkilerinden kurtulduğu zamanlar veya "kötü", "umutsuz" ya da "sorun çıkaran" olmadığı anlar görünmez hale gelir. Sorun hikayesi büyüdükçe, daha da güçlü hale gelir ve gelecekteki olayları etkiler. İnce sonuçlar, insanların becerilerinin, bilgilerinin ve yeteneklerinin sorun hikayesi tarafından gizlenmesine yol açarak daha fazla ince sonuca neden olabilir.Alternatif HikayelerNarratif terapistler, başlangıçta göz korkutucu görünen ince sonuçlar ve sorun hikayeleriyle karşılaştıklarında, alternatif hikayeleri keşfetmeyi hedefleyen konuşmalara yönelirler. Bu sadece herhangi bir alternatif hikaye değil, danışanın yaşamak istediği hikayeler olmalıdır. Terapist, insanların karşılaştıkları sorunların etkisinden kurtulmalarına yardımcı olacak kimlik hikayelerini bulmaya ve bu hikayeleri konuşmalarında yaratmaya çalışır.Çeşitli ince tanımlar ve sonuçlar sorunları destekleyip sürdürebileceği gibi, alternatif hikayeler de sorunların etkisini azaltabilir ve yeni yaşam olasılıkları yaratabilir.Bu hikayeler, "dikkati üzerine çeken kişi" veya "sorunlu kişi" olma hikayeleri olmayacaktır. Bunun yerine, geçmişteki kararlılığına dair hikayeler, yaşamının önceki dönemlerinde sorunları nasıl aştığına dair hikayeler veya dikkat çekmekle kalmayıp başkalarına da nasıl dikkat verdiği hikayeleri olabilir. Tüm bunlar, kişilerin hayatının alternatif hikayeleri olabilir. Alternatif hikayeler, tamamen başka alanlarda da bulunabilir; hayali arkadaşlarla olan hikayeler, annesi veya babasıyla olan bağlılık hikayeleri veya evcil hayvanımızla olan ilişkimiz üzerinden bizim için önemli bilgilere ulaşabiliriz. Bu yaşam alanlarından herhangi birinde, terapötik konuşmalar yoluyla, terapistin danışanıyla iş birliği yapmasıyla ortaya çıkar. Bu hikayelerle ilgili fikirlerle çalışırken, narratif terapistlerin temel sorusu şöyle olur: İnsanların ince sonuçlardan kurtulmalarına ve yaşamları ile ilişkileri için yeni ve tercih edilen hikayeler yeniden yazmalarına nasıl yardımcı olabiliriz?Jill Freedman ve Gene Combs şöyle tanımlıyor:“Narratif terapistler, sorunları desteklemeyen ve sürdürmeyen hikayeleri ortaya çıkarmak ve zenginleştirmek için insanlarla çalışmayı ilgi çekici bulurlar. İnsanlar alternatif hikayeleri yaşamaya başladıklarında, sonuçlar sorunları çözmekten çok daha ötesine geçer. Yeni hikayelerde, insanlar yeni benlik imajları, yeni ilişki olasılıkları ve yeni gelecekler yaşarlar.” (1996, s. 16)Zengin ve Detaylı Tanıma DoğruSorunlu hikayelerin etkisinden kurtulmak için, sadece alternatif bir hikaye yeniden yazmak yeterli değildir. Narratif terapistler, bu alternatif hikayelerin "zengin bir şekilde tanımlanmasını" sağlamaya ilgi duyarlar. "İnce bir sonuç" tanımının zıttı, narratif terapistler tarafından "zengin bir tanım" olarak anlaşılır.Alternatif hikayelerin "zengin bir şekilde tanımlanmasına" katkıda bulunabilecek birçok unsur vardır; bunlardan biri de, bu hikayelerin konuşulan kişinin kendisi tarafından üretilmiş olmasıdır. Zengin tanım, bir kişinin yaşamının hikaye akışlarının ayrıntılı bir şekilde ifade edilmesini içerir. Bir roman okuduğunuzu hayal edin; bazen bir hikaye zengin bir şekilde tanımlanır; karakterlerin motivasyonları, geçmişleri ve kendi anlayışları ince bir şekilde anlatılır. Karakterlerin yaşam hikayeleri, diğer insanların ve olayların hikayeleriyle iç içe geçmiştir. Benzer şekilde, narratif terapistler, insanların yaşamlarının alternatif hikayelerinin zengin bir şekilde tanımlanmasını ve diğerlerinin hikayeleriyle iç içe geçmesini sağlamak için yollar ararlar. Alternatif hikayelerin nasıl birlikte yazıldığı, nasıl anlatıldığı ve kime anlatıldığı, narratif terapistler için önemli hususlardır.Referans: "'What is Narrative Therapy?'By Alice Morgan
Melike EREN 03.10.2024
Kendine Güven!

Kendine Güven!

“Aslına bakarsak kendine güvensizliğin çoğu zaman gerçekçi bir eksiklikle veya yetersizlikle bir ilgisi yoktur. Güvensizlik, genelde çocuklukta öğrendiğimiz yanlış bilgilerden, ailemizden veya toplumun yarattığı gerçekçi olmayan beklentiler ve standartlardan kaynaklanır.”Kendine güven duygusunu; kişinin genel olarak kendi duygularına, düşüncelerine, fikirlerine inanması olarak tanımlamak mümkündür. Kendine güvenen kişi; deneyimlediği olayları doğru değerlendirebilir, karşılaştığı olaylara gerçekçi, olumlu bir şekilde bakabilir ve en önemlisi kendisi için doğru kararlar alabilir. Kendine güvenen bir kişi, sahip olduğu olumlu ve olumsuz özellerine dair bilgi sahibidir. Bu özellikleri kabul ederek, kişinin kendine saygı duyabilmesi kendine güven meselesinin temel yapı taşlarından biridir. Kişi ancak bu şekilde daha etkili, olumlu ve yaratıcı davranıp gelişme fırsatını yakalayabilir. Bazı zamanlar özgüvenimizin olmadığını veya eskiye oranla düştüğünü, azaldığını hissedebiliriz ancak bu bizde özgüvenin olmadığı anlamına gelmez. Unutmayın, herkes bazen kendini yetersiz hissedebilir ve kendini başka insanlarla kıyaslayarak mutsuz edebilir. Burada yapmamız gereken şey, kendimizde bu duyguyu oluşturan şeyleri fark etmek, bunları tanımak ve ortadan kaldırmaya yönelik gerekli müdahaleleri yapmaktır. Bazen bunu tek başımıza yapabildiğimiz gibi bazen de nereden başlayacağımızı bilemeyebiliriz. İşte bu noktada bir uzmandan destek almak ve sorunu çözmek için adımlar atmak oldukça sağlıklı olacaktır. “Kendine güven; içinde bulunduğumuz duruma, zamana veya çevremizdeki kişilere göre artabilir ya da azalabilir.”Ailelerimizin çocukluk ve ergenlik döneminde bize karşı sergiledikleri tutum ve davranışlar, kendine güvenin gelişimi açısından oldukça önemlidir. O yıllarda deneyimlediğimiz deneyimler ve olaylar bizim farkındalık geliştirmemizi, duygusal olgunluğa ulaşmamızı ve özgüvenimizin gelişmesi için gerekli ortamları hazırlarlar. Bazen çeşitli durumlardan ötürü ailelerimizden bu olumlu geri bildirimleri alamayabilir ve çocukluk yıllarımızda sağlıklı bir özgüven gelişimi gösteremeyebiliriz. Burada hatırlamamız gereken şey, özgüven gelişiminin yaşam boyu gelişebilen, canlı ve hareketli bir döngü olduğudur. Yani kendine güven, yetişkinlik yıllarında da oluşturulabilir ve geliştirilebilir. Kendine Güvenen İnsanların Temel Özellikleri Nasıl Olur? Temel olarak, kim olduklarını ve nasıl biri olmayı istediklerini bilirler. Güçlü ve güçsüz yanlarını bilir ve güçsüz yanlarıyla yüzleşebilirler. Kendilerinde olumsuz tarafları görmekten çok olumlu taraflara odaklanabilir ve çoğunlukla kendilerini değerli hissederler. Kendilerine ve yeteneklerine güvenirler. En önemlisi kendilerine saygı duyarlar. Geleceğe dair gerçekçi beklentileri, hedefleri ve amaçları vardır. Eleştirilere açıktırlar ve bu eleştirileri geri bildirim olarak alırlar. Hataları ile yüzleşmekten kaçınmazlar ve hatalarından ders çıkarırlar. Sosyal ilişkilerinde kendi sınırlarını belirleyebilir ve karşısındaki kişinin sınırlarına saygı duyarlar. Yakın davranabilir ve sağlıklı bağlar kurabilirler. Zor durumlarla karşılaştıklarında etkili baş etme stratejileri kullanabilirler. Kendilerine ait özgün bir kimliğe sahip olduklarını hissederler ve bu kimlikle değer yargılarını oluştururlar. Özetle, sağlam bir özgüven duygusu geliştirebilmek için öğrenmeye ve farkındalık kazanmaya açık olmamız gerekir. Olumlu ve olumsuz olan bütün duygu, davranış ve düşüncelerimizi keşfetmek ve bunları sahiplenerek kişisel bir bütünlük oluşturmak mümkün. Bazı durumlarda bunu tek başımıza gerçekleştirmek bizim için zorlayıcı bir süreç olabilir. Böyle olduğunda kendimizi keşfetmek ve sağlıklı bir kimlik oluşturmak için terapiye başlayarak kendimizi bir terapist eşliğinde tanımak oldukça yarar sağlayabilir. Kendine Güvenmede Problem Yaşayan İnsanların Temel Özellikleri Nasıl Olur?Aslına bakarsak kendine güvensizliğin çoğu zaman gerçekçi bir eksiklikle veya yetersizlikle bir ilgisi yoktur. Güvensizlik, genelde çocuklukta öğrendiğimiz yanlış bilgilerden, ailemizden ve toplumun yarattığı gerçekçi olmayan beklentiler ve standartlardan kaynaklanır. Kendine güveni düşük olan kişilerin bazı özellikleri şu şekilde sıralanabilir: Başkalarının düşüncelerinden kendileri ile ilgili çıkarımlarda bulunurlar. Bu nedenle bazen aşırı hassas ve alıngan olabilirler. Duyguları inişli-çıkışlı yaşayabilirler. İlişkilere karşı memnuniyetsiz bir tutum sergileyebilirler ve kişilere karşı duyguları sıklıkla değişebilir. Eleştirilere açık olmazlar ve yapılan her eleştiriyi olumsuz değerlendirip, geri bildirim almazlar. Kendilerini kendi bakış açıları ile değil, başkalarının bakış açıları ile değerlendirirler. Kendilerini başka insanlarla aşırı kıyaslar ve çoğu zaman bu nedenle mutsuzluğa kapılırlar. Sosyal ilişkiler kurmakta zorlanırlar. Kendilerine karşı iç sesleri olumsuz, eleştirici ve yargılayıcıdır. Bazen kızgın öfkeli ve yalnız hissederler. Kendilerini başarılı hissetmez ve çoğu zaman başarılarını küçümser veya gözardı ederler.Kendimize Güveni Arttırmak İçin Neler Yapabiliriz? Kendimizi başkalarıyla kıyaslayarak veya toplumun kriterleriyle değil, kendi değer ölçütlerimiz ile değerlendirmemiz gerekir. Kendi değer ölçütlerinizi bulmakta güçlük çekiyorsanız, bir uzmandan bu konuda destek alabilirsiniz. Unutmayın, kendinizi ne kadar doğru bir şekilde yargılarsanız hem değiştirebileceğiniz yönlerinizi tanır, hem de güçlü ve olumlu yönlerinizi fark edebilirsiniz. Şunu kendinize her zaman hatırlatın, bir olay sonrasında yetersiz ya da başarısız hissedebilirsiniz ama bu sizi gerçekten de öyle biri yapmaz. Her insan kendi içinde hem olumlu hem de olumsuz özellikleri barındırır. Kendimize güvende en önemli temel ölçeklerden biri olumlu ve olumsuz taraflarımızı tamamen görmek ve kabul edebilmektir. Ne yapamadığınızdan çok neleri yaptığınıza ve yapabileceğinize odaklanın. Herkesin bir sınırı olduğunu ve kimsenin her şeyi yapabilecek, başarabilecek kadar mükemmel olmadığını unutmayın.Yeni deneyimler yaşamaktan korkmayın veya çekinmeyin. Her yeni deneyimi kendinizle ilgili farkındalık geliştirmenizi sağlayacak bir fırsat olarak görmeye çalışın. Hata yapmaktan kaçmayın. Her şeyi mükemmel yapamayacağınızı, önemli olanın yapmaya çalışmak olduğunu ve elinizden gelenin en iyisini yapmak olduğunu kendinize sürekli olarak hatırlatın. Hayata dair kendi hedeflerinizi ve amaçlarınızı belirlemeye çalışın. Bu hedeflere ulaşmak için ufak ufak adımlar atmaya başlayın. Bu potansiyelinizi ortaya çıkaracak ve kendinize karşı güveninizi arttıracaktır.Son olarak, kendinize her zaman şunu hatırlatın; kendine güvensizliğin bir nitelik ya da yetenek eksikliğiyle ilgisi yoktur. Kişinin kim olduğundan çok kendisini nasıl algıladığıyla ilgilidir.