1. Uzmanlar
  2. İrem EROL
  3. Blog Yazıları
  4. Bağlanma Türleri ve İlişkilerimizi Üzerindeki Etkisi; Etkileriyle Nasıl Baş Ederiz?

Bağlanma Türleri ve İlişkilerimizi Üzerindeki Etkisi; Etkileriyle Nasıl Baş Ederiz?


Bağlanma Türleri ve İlişkilerimizi Üzerindeki Etkisi


 Bağlanma Teorisi (Bağlanma Kuramı), 1950’lerde İngiliz Psikanalist John Bowlby tarafından yaratılan ve Amerikalı Psikolog Mary Ainsworth tarafından genişletilen bir teoridir. Bağlanma Teorisine göre bebeklikten itibaren birincil bakım verenle yaşanan ilişkisel deneyimler ve kurulan bağ; kişinin gelecekteki yaşantısında ilişkileri nasıl geliştireceği, ne gibi tutum ve davranışlar göstereceğini belirlemektedir. Bakım veren ile erken yaşamda edilen tecrübeler ile oluşan bağlanma türü, yetişkinlik hayatında da ilişkilerde etkili olmaya devam eder. Bu teoriye göre 4 adet bağlanma stili tanımlanır;


Güvenli Bağlanma

Kaçıngan Bağlanma (Güvensiz Bağlanma)

Kaygılı Bağlanma (Güvensiz Bağlanma)

Düzensiz Bağlanma(Güvensiz Bağlanma)


Hadi gelin birlikte bu stilleri inceleyelim.


Güvenli Bağlanma


Çocukluk döneminde birincil bakıcısıyla arasında yakın ilişki olan, herhangi bir koşula bağlanmadan onaylanma ve güvence isteyebilen bireyler; gelecekte güvenli bağlanma stili geliştirirler. Güvenli bağlanmada bakım veren (ebeveyn) çocuğun ihtiyaçlarını (fiziksel, duygusal) mümkün olan en kısa sürede koşulsuzca cevaplar.

Peoples’e göre; “Çocuklar birincil bakıcılarından güveni, güvenli bağlanmayı almanın yanı sıra birincil bakıcıların bizzat kendisini de model alır ve yetişkinlik döneminde ortaya çıkacak olan güvenli bağlanma böylece filizlenmeye başlar.”


Güvenli Bağlanma Özellikleri

  • Duygusal Erişilebilirlik
  •  Yakınlık Kurabilme Kapasitesi
  • Çatışma Yönetimi
  • Yalnızlıkla Barışık Olmak
  • Sınır Çizebilmek
  • Öz sevgi ve Öz saygı
  • Etkili İletişim Becerileri
  • Güven Duygusuna Sahip Olmak
  • Duygu Düzenleyebilmek
  • Yardım Arayabilme Kapasitesi
  • Kendi Olabilme


Peki Güvenli Bağlanmanın ilişkiye yansıması nasıldır?


Çocukluğunda güvenli bağlanan kişiler kendiyle de hayatla da güvenli bağlanır. Hem romantik ilişkilerinde hem de hayatında kurdukları diğer ilişkilerde güvenli bağlanırlar.

Güvenli bağlanma stiline sahip kimseler sağlıklı ilişkiler kurma eğilimindelerdir. Sorun çözme becerileri gelişmiştir. Dışarıdan gözlemlendiğinde pozitif, güvenilir ve partnerlerine karşı sevgi dolu olduklarını fark ederiz. Güvenli bağlandıkları için ilişkilerinde kıskançlık ve güven problemleri pek açığa çıkmaz. Güvenli bağlanan kişiler sevilebilir olduklarına inanırlar. Bu inanç sayesinde dış bir onaylanmaya ihtiyaç duymazlar.

Güvenli bağlanan kişiler duygu ve düşüncelerini ifade etmekte problem yaşamazlar. İlişkilerindeki sorunları dile getirmek ve çözüm üretmek konusunda problem yaşamzlar. Sevgiyi ifade etmek ve kabul etmekten çekinmezler.


Kaçıngan Bağlanma


Çocukluk döneminde, katı veya duygusal olarak mesafeli veya etrafta pek olmayan bakım verene sahip kişiler kaçıngan bağlanma geliştirirler. Bakım verenin eksikliği veya yetersizliği çocukta ileriye dönük bağlanma ve güven problemleri ortaya çıkarmaktadır. Çocukluklarında ihmal edildikleri için kendi kendilerine yetmeyi öğrenmek mecburiyetinde kalırlar. Bu sebeple güçlü bir bağımsızlık duygusuna sahip olurlar. Çocuklukta güçlü bir bağımsızlık duygusu benimsemekten kaynaklı insan ilişkilerinde kişi problem yaşar.


 Kaçıngan Bağlanma Özellikleri

  • İlişkilerde belirgin bir mesafe koyma
  • Yakınlıktan kaçınma
  • Güçlü bir bağımsızlık duygusu
  • Fiziksel ve duygusal yakınlıktan kaçınma
  • Başkalarını küçümser tavırlar
  • Duygularını ifade etmekte güçlük çekme
  • Güven duymakta zorlanma
  • Kimseye ihtiyaç duymadığı ve duymayacağı inancı
  • Yalnızlığı tercih etmek
  • Bağlanma korkusu


Peki Kaçıngan Bağlanmanın ilişkiye yansıması nasıldır?


Kaçıngan bağlanan kişi, partnerine ihtiyaç duymaktan ve bağlanmaktan kaçınırlar. Birilerine bağlı olmayı kontrol kaybı ve zayıflık olarak yorumlayabilirler. Kaçıngan bağlananlar duyguları noktasında çok net değildirler ve iletişime genellikle kapalıdırlar. Sevgiyi bir kol mesafesinde tutarlar. Partnerin duygularıyla baş etmek ve karşılık vermekte zorlanırlar. Bu bağlanma stili, bireylerin ilişkilerinde sağlıklı ve güvenli bir bağ kurmalarını zorlaştırır.


Kaygılı Bağlanma


Çocuklukta ihtiyaçlarına karşılık vermeyen tutarsız bakım verenlere sahip kişiler kaygılı bağlanma geliştirirler. Ebeveynlerinden aldıkları tutarsız mesajlar yüzünden ne istemeleri, ne beklemeleri konusunda sorun yaşayan, kafası karışık çocuklardır. Bu tutarsızlık yetişkin ilişkilerinde terk edilme ve reddedilme korkusu yaşamalarına neden olur. Yakın ilişkilerde bağımlı bir tavır sergilerler. Düşük öz sevgiye sahip olduklarından kendilerine laik görmedikleri o sevgiyi duymaya ihtiyaç duyarlar. Sevildiğinin onaylanmasına ihtiyaç duyarlar. İlişkilerinde kaygı ve kıskançlığı yoğun şekilde yaşarlar.


Kaygılı Bağlanma Özellikleri

  • Yoğun kıskançlık
  • Düşük özgüven
  • Yalnız kalmakta zorlanma
  • Başkalarından onay alma ihtiyacı
  • Güven problemleri
  • Terk edilme korkusu
  • Reddedilme korkusu
  • Kendini sevilmeye değer biri görmeme
  • Eleştiri kaldıramama


Düzensiz Bağlanma


Düzensiz bağlanmaya sahip kişiler yakın ilişkilerinde güven problemi yaşarlar ve son derece tutarsız davranışlar gösterirler. İki uç noktada seyrederler; bağımsız ve mesafeli ya da duygusal ve yapışkan. Birincil bakım vereni tutarsız kişilerdir. Çocuk için hem rahatlık hem de korku kaynağıdırlar. Bu nedenle çocuklarda düzensiz davranışlar gözleniyor. Çocukluk travmaları, ihmal ve istismar bu bağlanma türüne neden olan başlıca etmenlerdir.


Düzensiz Bağlanma Özellikleri

  • Güven problemi
  • Yüksek anksiyete
  • Kafa karıştırıcı davranışlar
  • Reddedilme korkusu
  • Duyguları düzenlemede problem
  • Kaçıngan ve kaygılı bağlanma stillerinin belirtilerini gösteriyor olma


Sonuç olarak ;


Çocuklukta geliştirilen bağlanma stilinin ilerideki ilişkilerimiz için kesin bir belirleyici olarak düşünmek yanlış olur. Çocukluk döneminde geliştirilen bağlanma biçimi yetişkinlikte farklılaşabilir. Güvenli bağlanan bir çocuk yetişkinlikte ilişkilerinde kaçıngan bağlanma gösterebilir. Kişinin mizacı ve geçirdiği ilişki deneyimleri veya gözlemleri de bağlanma türlerinde etkili olabilmektedir. Sonuç olarak erken dönem bağlanma stilimiz yetişkin hayatımızda ilişkilerimizde birebir etkili olmasa da katkı payının olduğu yadsınamaz.


Çocukluğumuzda bağlanma figürümüz ebeveynlerimiz yani bakım verenlerimizdir. Gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde ise bağlanma figürü romantik partnerler ve arkadaşlar olarak gözlenir. Yaşamın farklı dönemlerinde farklı bağlanma figürleri ortaya çıktığı için çocukluk çağındaki bağlanma stili kalıcı ve telafi edilemez değildir.

Çocukluktaki bağlanma şeklimiz, ilerideki kuracağımız tüm ilişkilerimizde aynı tipte ve düzeyde gözlenecek kadar belirleyici değildir. Ancak tabii ki etkilidir; kişi, bağlanma stiline uygun bir partner seçmeye meyillidir. O nedenle, bu konuda farkındalık kazanmak ve üzerine çalışmak ilişkilerimiz için faydalı olacaktır.


Psikolojik danışmanlık almak bakım vereniniz ile kurduğunuz bağlanma stilinizi keşfetmeyi ve bunun üzerine çalışarak güvenli bağlar geliştirmenize ve daha sağlıklı ilişkiler kurmanıza olanak sağlar. Bağlanma stilinizi keşfetmek ve daha sağlıklı ilişkiler kurmayı öğrenmek için benimle iletişim kurabilirsiniz.


Kaynakça

  • Here is How to Identify Your Attachment Style, psychcentral.com, 2021
  • Çankaya,T.(2022).Bağlanma Stilleri Nelerdir? Bağlanma Stilleri ve Romantik İlişkilere Etkisi. Hiwellapp.com


Yayınlanma: 11.12.2024 10:35

Son Güncelleme: 11.12.2024 10:35

#bağlanma türleri #ilişkiler#güvenli bağlanma#ilişki türleri#bağlanma teorisi#çift terapisi#ilişki terapisi#ilişki problemleri
Psikolog

İrem

EROL

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
2 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Toksik İlişkiler: Tanımı, Nedenleri, Etkileri ve Kurtulma Yolları

Girişİnsan, doğası gereği sosyal bir varlıktır. Yaşamının büyük bir bölümünü başkalarıyla kurduğu ilişkiler üzerinden şekillendirir. Aile, arkadaşlık, romantik partnerlik ya da iş ilişkileri gibi farklı sosyal bağlar, bireyin kimlik gelişiminde ve psikolojik sağlığında önemli rol oynar. Sağlıklı ilişkiler bireyin kendini güvende, değerli ve anlaşılmış hissetmesini sağlarken; sağlıksız, dengesiz ya da zarar verici ilişkiler bireyin ruh sağlığını tehdit edebilir. Bu bağlamda son yıllarda psikoloji ve sosyal bilim literatüründe sıkça karşılaşılan bir kavram olan "toksik ilişki", bireylerin ilişkisel düzlemde yaşadığı sorunların daha net anlaşılmasını sağlamaktadır.Toksik ilişkiler, her bireyin yaşamının bir döneminde karşılaşabileceği ya da içinde bulunabileceği karmaşık yapılar barındırır. Bu ilişkiler, yalnızca romantik ilişkilerle sınırlı olmayıp aile içi bağlardan arkadaşlıklara, hatta profesyonel ilişkilere kadar birçok alanda görülebilir. Bu makalede, toksik ilişkilerin tanımı, temel özellikleri, oluşum nedenleri, birey üzerindeki psikolojik etkileri ve bu tür ilişkilerden nasıl çıkılabileceğine dair kapsamlı bir inceleme sunulacaktır.1. Toksik İlişki Nedir?Toksik ilişki, taraflardan birinin ya da her ikisinin, ilişkide süreklilik arz eden olumsuz duygu, düşünce ve davranışlara maruz kaldığı; ilişkiden psikolojik ya da duygusal olarak zarar gördüğü ilişki biçimidir. Bu ilişkilerde birey, kendini sürekli yetersiz, değersiz, baskı altında ya da suçlu hisseder. Zamanla bireyin özsaygısı azalır, benlik algısı zedelenir ve ilişkiden kopma kapasitesi düşer.Toksik ilişkiler bazen dışarıdan bakıldığında oldukça sıradan ya da "normal" görünebilir. Çünkü bu ilişkiler genellikle duygusal manipülasyon, gizli baskı ve psikolojik oyunlarla sürdürülür. Taraflardan biri, genellikle diğerini kontrol etmeye, yönlendirmeye ve kendi duygusal ihtiyaçlarını merkeze almaya çalışır.Toksik İlişkilerin Temel Özellikleri:Güvensizlik ve kontrol: Taraflardan biri sürekli diğerinin hareketlerini kontrol etmeye çalışır; kıskançlık, takip etme ya da özel alan ihlalleri sıkça görülür.Sürekli eleştiri ve aşağılama: Bireyin kişiliği, değerleri ya da fiziksel özellikleri sürekli küçümsenir; yapıcı eleştiriden ziyade yıkıcı, aşağılayıcı bir dil kullanılır.Duygusal manipülasyon: Karşı tarafı suçlu hissettirme, “Ben senin için her şeyi yaptım!” gibi kurban rolü oynama, bağışlama karşılığında fedakarlık beklentisi yaratma gibi davranışlar görülür.Empati eksikliği: Toksik ilişkilerde karşılıklı anlayış zayıftır. Birey, duygularını ifade ettiğinde küçümsenebilir ya da dikkate alınmaz.Öfke patlamaları ve duygusal dengesizlik: Taraflardan biri kontrolsüz öfke sergileyebilir; ardından pişmanlık gösterip “bir daha olmayacak” diyerek döngüyü sürdürür.Sınırların ihlali: Bireyin kişisel alanına, kararlarına ya da hayat tarzına saygı gösterilmez.Bu tür ilişki dinamikleri, bireyin ruhsal bütünlüğünü bozar. Kimi zaman birey bu ilişkiyi terk etme gücünü kendinde bulamaz; çünkü manipülasyon, suçluluk duygusu ve değersizlik algısı, bireyin ilişkiyi sürdürme eğilimini artırır.2. Toksik İlişkilerin NedenleriToksik ilişkilerin ortaya çıkmasının tek bir sebebi yoktur. Bu ilişkiler genellikle hem bireysel geçmişle hem de ilişkinin iç dinamikleriyle yakından ilişkilidir. Toksik bir ilişki, çoğu zaman iki bireyin kişisel geçmişlerinden, psikolojik yapılarından ve iletişim becerilerinden doğan bir etkileşim sonucunda oluşur.Başlıca Nedenler:Çocukluk travmaları: Erken yaşta maruz kalınan ihmal, istismar, duygusal yoksunluk ya da ebeveyn ilgisizliği, bireyin ileride sağlıksız ilişki örüntülerine yönelmesine neden olabilir. Örneğin, sevgi için mücadele etmeyi öğrenmiş bir çocuk, yetişkinlikte de sevgiyi hak etmek için acı çekmesi gerektiğine inanabilir.Düşük benlik saygısı: Kendine değer vermeyen bireyler, toksik ilişkilerdeki zararlı davranışları tolere edebilir ve bu davranışları “hak ettiğini” düşünebilir. Bu da ilişkiyi sürdürme isteğini artırır.Bağlanma sorunları: Güvensiz bağlanma stilleri, bireyin karşısındaki kişiye aşırı bağımlı olmasına ya da ayrılığı tehdit olarak görmesine neden olabilir. Bu durum, bireyin zarar görse bile ilişkide kalmasına neden olur.Kültürel normlar ve toplumsal kalıplar: Özellikle ataerkil toplum yapılarında, erkeğin kadını kontrol etmesi, kıskanması veya sınır koyması “sevgi göstergesi” olarak yorumlanabilir. Bu tür kalıplar, toksik davranışları meşrulaştırabilir.Olumsuz iletişim tarzları: Sürekli suçlama, pasif-agresif davranışlar, kaçınmacı tutumlar ya da duygusal kapanma gibi iletişim şekilleri, ilişkiyi sağlıksız hale getirir.3. Toksik İlişkilerin Birey Üzerindeki EtkileriToksik ilişkiler, birey üzerinde yalnızca geçici üzüntü ya da huzursuzluk yaratmakla kalmaz; uzun vadede ciddi psikolojik, duygusal ve hatta fiziksel sonuçlara neden olabilir.Psikolojik Etkiler:Anksiyete ve depresyon: Sürekli stres, endişe ve değersizlik duyguları depresif semptomlara yol açabilir.Stres ve uyku bozuklukları: Toksik ilişki içindeki bireylerde, uyku düzeni bozulabilir; kronik yorgunluk, kabuslar ya da gece uyanmaları sık görülür.Özsaygı kaybı: Sürekli eleştirilmek ya da küçümsenmek, bireyin özsaygısını zedeler. Zamanla kişi kendini yetersiz ve sevgiyi hak etmeyen biri olarak görmeye başlar.Sosyal izolasyon: Toksik partner, bireyin sosyal çevresinden uzaklaşmasına neden olabilir. Aileden, arkadaşlardan kopmak, yalnızlık hissini artırır.Karar verme güçlüğü: Manipülatif ilişkiler, bireyin kendi kararlarına güven duymasını engeller. Bu da bağımlı bir ilişki yapısı yaratır.Fiziksel Etkiler:Baş ağrısı, mide problemleri gibi psikosomatik belirtilerTansiyon sorunları, bağışıklık sisteminin zayıflamasıKronik ağrılar ve enerji kaybıBu etkiler, kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür. Uzun vadede profesyonel yardım alınmadığında, travma sonrası stres bozukluğu gibi ciddi rahatsızlıklar gelişebilir.4. Toksik Bir İlişkiden Kurtulma YollarıToksik bir ilişkiden kurtulmak her zaman kolay değildir. Bireyin, ilişkinin zararlı yapısını fark etmesi, bunu kabullenmesi ve çözüm için adım atması zaman alabilir. Ancak doğru destek ve bilinçle bu süreç mümkündür.Aşamalar:Farkındalık kazanmak: İlk adım, ilişkinin bireyi nasıl etkilediğini dürüstçe değerlendirmektir. “Ben bu ilişkide ne hissediyorum?” sorusu sık sık sorulmalıdır.Sınır koymak: Bireyin kişisel sınırlarını belirlemesi ve ihlallere karşı net bir tutum alması önemlidir. “Hayır” demeyi öğrenmek, toksik yapıya karşı önemli bir adımdır.İletişimi yeniden yapılandırmak: Eğer ilişki düzeltilebilecek durumdaysa, açık, doğrudan ve saygılı iletişim yolları denenmelidir. Ancak değişim tek taraflı yürüyemez; iki taraf da çaba göstermelidir.Profesyonel destek almak: Psikoterapi, bireyin yaşadığı ilişkiyi daha objektif görmesine ve sağlıklı kararlar almasına yardımcı olur. Gerekirse çift terapisi de önerilebilir.İlişkiyi sonlandırmak: Bazı durumlarda, ilişkiyi sonlandırmak en sağlıklı çözümdür. Bu karar zor olsa da bireyin ruhsal iyiliği açısından gereklidir.SonuçToksik ilişkiler, bireyin kendilik algısını, özsaygısını ve ruhsal sağlığını ciddi şekilde tehdit eden ilişki biçimleridir. Bu tür ilişkilerden çıkmak, bireyin kendine olan inancını yeniden inşa etmesi ve duygusal gücünü toparlamasıyla mümkündür. Toksik döngülerin kırılması, bireyin daha sağlıklı, saygı ve sevgi temelli ilişkiler kurmasının önünü açar. Unutulmamalıdır ki; her birey, sağlıklı ilişkileri hak eder. Toksik bir ilişkide kalmak zorunluluk değil, çoğu zaman farkındalık eksikliğinin bir sonucudur. Bu farkındalık sağlandığında, birey hem ruhsal hem de fiziksel açıdan daha dengeli, huzurlu ve tatmin edici bir yaşam kurabilir.
Nuray ER 09.10.2025

Senin Bağlanma Stilin Hangisi?

Yakınlık ve samimiyet konusunda ilişkinizde nasılsınız?Yaşadığınız ilişki gün içerisinde sizin zihninizi ne kadar meşgul ediyor?İlişki içinde olduğunuz partnerinize ne kadar güvenirsiniz?İlişki içinde boğuluyormuş gibi hissediyor musunuz?Bu tür soruların cevapları çiftlerin nasıl bağlandıklarını ve sahip oldukları bağlanma stillerini ortaya koymaktadır. Daha net anlaşılması için bu yazıda öncelikle kısaca bağlanma nedir? sorusu ile başlayıp daha sonrasında yetişkinlerin sahip olduğu bağlanma stillerinden bahsediyor olacağım.Bağlanma Nedir? Bağlanma kuramının temeli John Bowlby tarafından oluşturulmuş ve birçok araştırmacının katkısı ve çalışmaları ile de günümüzde ki şeklini bulmuştur. Ancak, kısa ve öz bir tanımlama yapmak gerekirse Bowlby,bağlanmayı bebek ve bakım veren arasındaki güçlü duygusal bir bağ olarak ifade etmektedir. Bowlby’den sonra bağlanma konusu pek çok psikolog ve araştırmacı tarafından ele alınmıştır çünkü Bowlby’nin ifadesine göre,bebek ile bakım veren kişi arasında kurulan bu güçlü bağ beşikten mezara bireyin tüm hayatına rehberlik etmekte ve yakın ilişkilerini önemli düzeyde etkilemektedir. Bireyin tüm hayatını etkileyebilecek kadar önemli bir kavram olması sebebi ile bağlanma kuramı gelişim psikolojisi alanı ve psikologlar için oldukça önemi bir kuramdır ve üzerinde yapılmış pek çok çalışmayı günümüzde de görmek mümkündür.Yetişkinlik döneminde yakın ilişki içinde sahip olunan bağlanma stilini biliyor olmak, bireyin kendi bağlanma stilini öğrenmesi ve anlaması, sağlıklı bir ilişki kurabilmesi ve bu ilişkiyi yürütebilmesi için gereklidir. Bu sebep ile şimdi Bartholomew ve Horowitz’in Dörtlü Bağlanma Modeli’nde belirttiği dört bağlanma stiline detaylıca bakalım ve sizin bağlanma stiliniz hangisi? sorusuna cevap bulalım…Sizin Bağlanma Stiliniz Hangisi? Güvenli Bağlanma Stili: Güvenli bağlanma stiline sahip bireylerin kaygı düzeyleri ve kaçınma davranışları düşüktür. Çocukluk döneminde, sıcak bir temas (sarılma, kucaklanma, okşama, öpme vb.) ve sevgi ile büyümüş olan yetişkinler, sevgiyi bildikleri için romantik ilişkilerinde de hem kendilerini hem de partnelerini seven,değer veren ve güven duyan bireyler olurlar.Duygu ve düşüncelerini sağlıklı şekilde ifade edebilir, empati kurabilirler. İlişkilerinde yakınlık kurmaktan çekinmez, şefkatli davranışlar sergilerler. Sevilmeme ya da reddedilme korkusuna sahip olmadıkları için aşırı kıskançlık göstermez ve her tartışma sonrası uzun uzun ilişkilerini gözden geçirmekten ziyade yaşanılan olay çerçevesinde bir değerlendirme yapar ve sorunlara çözüm odaklı yaklaşırlar. İlişkilerinde trip atmak ya da küsmek yerine konuşmayı, sağlıklı iletişim kurmayı tercih ederler.Saplantılı (kaygılı) Bağlanma Stili: Saplantılı bağlanma stiline sahip olan bireylerin yüksek kaygı ve düşük kaçınma davranışları mevcuttur. Bireyler sahip oldukları yüksek kaygı sebebi ile kendilerini değersiz hisseder, olumsuz benlik düşüncesine,başkaları tarafından sevilmeye layık olmadıklarına inanırlar.Başkaları tarafında sevilmek, onaylanmak ve değer görmek için partnerleri ile aşırı yakınlık içinde olmak ister çünkü onaylandıkları sürece kendilerini değerli hissederler. Ancak bu aşırı yakınlık kurma ihtiyacı zaman zaman ilişkilerini zorlayıcı olabilmektedir. Sürekli terk edilme korkusu yaşarlar.İlişki yaşadıkları dönem hayatlarının merkezine partnerlerini koyar ve onlara çabuk bağlanırlar. Kendilerini yeterince değerli hissetmedikleri için aldatılma ve terk edilmekten korkarlar. Bu sebep ile ilişkilerinde kısıtlayıcı ve aşırı kıskanç olabilirler. Tepkisel kişilerdir, düşüncelerini sözel olarak ifade etmekten çok davranışları ile belirtir, sık sık trip atar ya da küserler. İlişki içinde yaşanan pek çok şeyi kişisel algılar, çok iyi olay kaydı tutar ve kolay kolay unutmazlar.Kaygılı bağlanma stiline sahip bir partnerden duyulabileceğiniz bazı olası cümleler:Banaböyle davranamaz, görür o gününü …10 defa aradım neden açmıyor?,şimdi kim bilir neler yapıyordur oooo!Benim hayatım zaten asla iyi gitmez ki !Beni kimse gerçekten sevmiyor ki !Biliyorum, kesin başka biri var.Lütfen, beni terk etme… Buna dayanamam…Kayıtsız Bağlanma Stili : Kayıtsız bağlanma stiline sahip olan bireylerin düşük kaygı ve yüksek kaçınma davranışları mevcuttur. Güvenli bağlanma stilindeki gibi kaygı düzeyleri düşük olup olumlu benlik düşüncesine sahip olsalar da yakınlık kurmaktan, romantik ilişki yaşamaktan ve başkalarına ihtiyaç duymaktan kaçınırlar. Başkalarını sevilmeye değer olarak görmez, ilişki içinde fazla yakınlıktan hoşlanmaz, boğuluyor gibi hissederler. Partnerlerini aşağılama, küçümseme, eleştirme ve olumsuz kıyaslamada bulunma ihtimalleri yüksektir. Bu sebeple ilişkilerinde partnerlerine karşı kırıcı olabilirler.Her şey yolunda gibi gözükür iken birden araya mesafe koyabilir ve ilişkiden uzaklaşabilirler.Kayıtsız bağlanma stiline sahip bir partnerden duyulabileceğiniz bazı olası cümleler:O bana muhtaç..Ona acıyorum.Onunla iken kendimi boğuluyor gibi hissediyorumHayatımı ele geçirmeye çalışıyor!Hep onun yüzünden beni suçum yok.Korkulu Bağlanma Stili: Korkulu bağlanma stiline sahip olan bireylerin yüksek kaygı ve yüksek kaçınma davranışları mevcuttur. Bu bağlanma stili tam olarak güvenli bağlanmanın tersidir.Bireyler sahip oldukları yüksek kaygı sebebi ile kendilerini değersiz hisseder, olumsuz benlik düşüncesine ve başkaları tarafından sevilmeye layık olmadıklarına inanır iken başkalarını da sevilmeye değer olarak görmezler. Hayal kırıklığına uğramaktan, reddedilmekten ve terk edilmekten çok korktukları için yakın bir ilişki içinde olmaktan kaçarlar. Genelde kendilerine uymayacak yakın ve yoğun bir ilişkinin yaşanamayacağı yüzeysel birliktelikleri tercih ederler.Korkulu bağlanma stiline sahip bir partnerden duyulabileceğiniz bazı olası cümleler:Benim için uygun olmadığını biliyordum.Ben yakın ilişki kurmaya uygun değilim.Mesafelerim var benim !Güvenli Bağlanma stiline sahip değilsem sonradan güvenli bağlanma stiline sahip olabilir miyim?Güvenli bağlanma stiline sahip olan bireyin bağlanma stili kolay kolay değişmez iken diğer bağlanma stillerine sahip olan bireyin bağlanma stili danışmalık ve terapi yardımıyla güvenli bağlanma stiline doğru salınım gösterebilmektedir. Bu süreçte, önemli olan kendinizi farkına varmak ve bunun için harekete geçiyor olmaktır. Eğer sizde partneriniz ile bağlanma stillerinizden kaynaklanan ilişki sorunları yaşıyor ve bu sorunları kendi çabalarınız ile aşamadığınızı düşünüyorsanız bir uzman yardımı almalı ve kendi bağlanma stilinizi öğrenmeli ve yapabileceklerinizi fark etmelisiniz.Sevgilerimle… FATMA İZEL ŞAHİNUzman Psikolog & Aile DanışmanıKaynakça: Bartholomew, K. ve Horowitz, L. M.(1991). Attachment styles among young adults: a test of a four category model. Journal of Personality and Social Psychology, 61(2), 226-244.Bowlby, J.(1969). Attachment and loss: Vol.1. attachment. Basic Books.Bowlby, J. (1982). Attachment and loss: Vol.1. attachment (2). Basic Books.Sümer, N. ve Güngör, D. (1999), Yetişkin Bağlanma Stilleri Ölçeklerinin Türk Örneklemi Üzerinde Psikometrik Değerlendirilmesi ve Kültürlerarası Bir Karşılaştırma, Türk Psikoloji Dergisi, 14 (43),71-106.

Kendimizi ” Sabote ” ediyor olabilir miyiz ?

Spora başlama kararınızı yarıda bıraktığınız , kilo vermeyi ve sağlıklı beslenmeyi istediğiniz halde daha çok yediğiniz , yarınki sınava çalışmanız gerektiğini bildiğiniz halde kendinizi halsiz ve hasta ve depresif hissettiğiniz , yeni bir işe başlamak istediğiniz için başvurduğunuz işin mülakatına ” bir şekilde ” gitmediğiniz zamanlar oldu mu ? Cevabınız çoğunlukla ” evet ” ise kendinizi sabote ediyor olabilirsiniz.Performansımızı önemsediğimizde, ancak başarı olasılığımızdan şüphe duyduğumuz zamanlar , benliğimizi korumak amacıyla kendini sabote etme adı verilen bir davranış sergileyebiliyoruz. Bu davranış, özellikle yeni çabalar içine girdiğimizde ortaya çıkar .Oldukça sinsidir ve çoğu zaman asıl resmi görmemiz oldukça zor olabilir.Bazen kendimizi bilinçli bir şekilde sabote ederken ( Diyetteyken bol kalorili bir tatlı yemek gibi ) , bazen de bilinçsizce ( kaygılandığınız bir ödeve başlamak için sona güne kadar beklediyseniz ) sabote ederken bulabiliriz.Psikoloji literatüründe, ”’başarısızlık korkusu”, “mükemmeliyetçilik”, “risk almak” ve “hata yapmak” korkuları da, kendi kendini sabote etmek kavramı içinde değerlendiriliyor. Elliot ve Thrash isimli araştırmacıların şu saptamasına katılmamak olası değil. “Kişiler, hata yapma korkusu nedeniyle, çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak, olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaya çalışmaktadırlar.Peki Neden kendimizi sabote ederiz ?Bireyler kendileri hakkında olumlu duygulara sahip olmayı, kendilerini yeterli hissetmeyi ve yaşamları ile ilgili başarı ya da başarısızlık olasılıklarına ilişkin önemli sonuçları kontrol edebilmeyi isterler . Kendini sabote etme davranışları bireylerin başarısızlıklarını dışsallaştırmalarına olanak sağladığı ve böylece benliklerini koruduğu için tercih edilen davranışlardır. Dolayısıyla, bireyin benliğini korumak için kendini sabote etme davranışına ihtiyaç duymamasını sağlamak, sabotajı önlemek için en uygun yardım yaklaşımlarından biri olmaktadır. Bu bağlamda, öz-yeterlilik, kendiliğin olumlu algılanması, öz-saygı gibi benlik ile ilişkili özellikler önem kazanmaktadır.Kendimizi sabote etme, çocukluğumuzdan itibaren kendiliğimize ve başarıya ilişkin geliştirdiğimiz olumsuz bilişsel yapılardan kaynağını almaktadır. Örneğin Çocuğa, akademik başarı gibi belirli görevlerdeki performansına dayalı olarak değerli olduğu duygusunun aşılanması çocuğun ebeveynlerine başarılı görünmek, onları mutlu etmek, onların dikkatini çekmek ve kendilik değerini korumak için kendini olduğundan daha yetenekli ve zeki gösterme çabası içine girmesine yol açabilmektedir. Zaman içinde bu eğilim kendini sabote etme davranışlarını ortaya çıkarmaktadır.Kendini sabote etme stratejilerinin kullanımındaki ana nedenlerden bir diğeri ise, hata yapma korkusudur. Hata yapma korkusu nedeniyle kişiler çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaktadırlar.Kendini sabote etme stratejisinin kullanımına neden olan etkenlerin bazıları isekaygı üzerine temellendirilmektedir. Özellikle yeterliği değerlendirmeye yönelik eylemlerin yapılacağı durumlarda birey başarılı olamama ya da yetersiz olma ihtimaline ilişkin bir kaygı yaşamaktadır. Birey, başarısız olabilme düşüncesine eşlik eden bu kaygıları giderebilmek için çeşitli arayışlar içerisine girmektedir. Ancak birey, arayış içerisine girdiği yöntemler arasından genellikle kendisini başarısız gösterme ihtimali olanları ortadan kaldırmayı tercih etmektedir.Peki kendimizi sabote ettiğimizi nasıl anlayabiliriz ?Öncelikle en yaygın davranışlardan biri ” Erteleme Davranışı ” ve ” Her yere geç kalma ” olarak karşımıza çıkar. Devamında ” Sorumluluklardan kaçma” , ” Hazırlık Eksikliği ” , ”Zorlandığında vazgeçmek ” , ” Girişken olmamak ” gibi davranışlar takip eder.Kendimizi sabote etmeyi nasıl durdurabiliriz ?Öncelikle “Kendi kendini sabotaj” eylemlerinden korunabilmek için öz yeterlilik kavramı, yani, insanın kendini pozitif algılaması; öz saygı gibi benlik ile ilişkili özelliklerin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Öz yeterlilik algısının, çocukluk dönemlerinden itibaren geliştirilmesinde ebeveynler ve onlarla olan ilişkiler önem taşıyor. Benlik gelişiminde ebeveyn-çocuk etkileşiminin kalitesi, bireylerin gelecek dönemlerdeki yaşam kalitesini ve davranış şekillerini etkiliyor.Sabote edici düşüncelerinizi tanımlayın. Gün içinde sayısız düşünce zihnimizden gelir ve geçerler. Bazen hangi düşünce bizi olumsuz etkiliyor , hangi düşünce bizi baltalıyor farkında olmayabiliyoruz. Öncelikle bu düşünceler neler olabilir bir düşünelim. Bu tarz bir düşüncenin aklımızdan geçtiğini hissettiğimiz anda durun ve bu düşüncelerinizi gözden geçirin.İç ses diyologlarınızı değiştirin.Yeni bir serüvene atılırken kendimize söylediğimiz olumsuz sözler çok da işimize yaramaz. Kendinize acımasız davranmayın. Başkalarını gösterdiğiniz şefkati ve anlayışı kendinize gösterin. Her zaman aynı hayatları tekrarlamak zorunda değilsiniz…Kendinizi destekleyici davranışlar geliştirin.Kendinize söyleyeceğiniz pozitif şeyler neler ? Seçenekleriniz neler ? Hedeflerinize ulaşmanızı sağlayan birden fazla yol var mı ? Daha önceki başarılarınızı gözden geçirerek daha başarılı olmak için nasıl dersler çıkarabilirsiniz ?Sosyal Çevrenizi gözden geçirin.Sizi aşağı çeken insanlarla daha az , ilham veren kişilerle daha çok vakit geçirmeye çalışın. Çevrenizde size cesaret veren kişiler bulundurmaya çalışın.Hedeflerinizi belirleyin.Hedeflerinizi koyarken yeteneklerinizi doğru şekilde kullanabileceğiniz , gelişiminizi destekleyen hedefler belirleyin. Unutmayın , herkesin ritmi aynı değildir. Kendimizi tanımak hedef koymada önemli bir faktör. Asıl hedefinize ulaşmak için adımlarınızı günlük ve haftalık planlara bölmek hem gözünüzü korkutmayacak hem de hedefin ulaşılabilirliğine atıfta bulunmanıza yardımcı olacaktır. Her gün spor yapmak bugüne kadar sporu çok fazla aralıklarla ve belki hiç yapmamış biri için gerçeklikten uzak bir hedef olacaktır. Küçük adımlarla üç günde bir şeklinde bir planlama yapmak hedefinizin tamamından vazgeçmenizi engelleyecektir.Hangi durumlarda bir uzmana danışmalıyız?Kendine sabote davranışımız günlük işleyişimizi etkileyen, hedeflerimize erişmemizi engelleyen ve belirli kısır döngüler içinde kalmamıza yol açan duruma geldiğinde uzmana danışmak gerekir.Uzman Klinik Psikolog Zümrüt Yaren SERTKAYNAK :Özçetin, Y. S. Ü., & Hiçdurmaz, D. (2016). Kendini Sabote Etme ve Ruh Sağlığı Üzerine Etkisi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 8(2), 145-154.https://www.psychologytoday.com