Bir İlişki Bitiyor, Bir Başkası Başlıyor… Ama Senaryo Hiç Değişmiyor.“Yine aynı tip biri çıktı karşıma. Başta çok farklı görünüyordu ama sonunda yine aynı şeyleri yaşadım. Ben mi yanlış insanları seçiyorum?”Eğer bu cümlelerden biri size tanıdık geliyorsa yalnız değilsiniz. Danışanlarımın en sık sorduğu sorulardan biri tam olarak budur: “Neden hep aynı tarz insanlara çekiliyorum?”
İlk bakışta bunun tamamen şans olduğunu düşünebiliriz. Ancak psikoloji bize ilişkilerimizin büyük bir kısmının rastlantıdan ibaret olmadığını gösteriyor. Farkında olmadan çocukluk deneyimlerimizi, öğrendiğimiz ilişki biçimlerini ve kendimizle ilgili inançlarımızı yetişkin ilişkilerine taşıyoruz. Neden benzer ilişki döngülerine girdiğimizi ve bu döngünün nasıl değişebileceğini konuşalim.
Beynimiz Tanıdık Olanı Güvenli Sanır
İnsan beyni her zaman en sağlıklı olanı değil, en tanıdık olanı seçmeye eğilimlidir. Çocukluğunuzda sevgi; Mesafeliydi, Şartlıydı, Tutarsızdı, Sürekli onay kazanmanız gerekiyordu, Ya da sevgi ile kaybetme korkusu iç içeydi… Yetişkin olduğunuzda bunların sağlıklı olmadığını bilseniz bile, beyniniz bu ilişki dinamiğini “tanıdık” olarak algılar. Bu yüzden bazen huzurlu biri size sıkıcı gelirken, sizi belirsizlik içinde bırakan biri daha çekici gelebilir. Bu bir karakter zayıflığı değildir. Bu, beynin yıllarca öğrendiği ilişki dilidir.
Çocukluğumuz İlişkilerimizi Gerçekten Etkiliyor mu? Evet. Çünkü çocuklukta yalnızca konuşmayı değil, sevgiyi de öğreniriz. Bir çocuk şunu öğrenebilir:
“Sevilmek için mükemmel olmalıyım.”
“Kimseye yük olmamalıyım.”
“Duygularımı gösterirsem reddedilirim”
“ İnsanlar eninde sonunda gider. “
“Yakınlık tehlikelidir.”
Bu inançlar çoğu zaman bilinçli değildir. Ancak yetişkin ilişkilerinde sessizce seçimlerimizi yönetmeye devam eder.
Bağlanma Stilimiz Partner Seçimimizi Etkiler
Bağlanma kuramına göre çocuklukta bakım verenlerle kurduğumuz ilişki, yetişkin romantik ilişkilerimizi önemli ölçüde etkiler.
Kaygılı bağlanma
Kaygılı bağlanan kişiler genellikle; Çok sever, emek verir, karşı tarafın ilgisini sürekli kontrol eder, mesajlara geç cevap verilmesini kişisel algılayabilir. Hatta kaybetme korkusuyla kendinden ödün verebilir. Bu kişiler çoğu zaman kaçınan bağlanan bireylere çekilir.
Kaçınan bağlanma
Kaçınan bağlanan kişiler; Yakınlık arttığında uzaklaşabilir, duygularını ifade etmekte zorlanabilir, bağımsız görünmeyi tercih eder ve ilişkide alan ihtiyacı yüksektir. Kaygılı biri daha çok yakınlaşırken, kaçınan biri daha çok uzaklaşır. Sonuç? Bitmeyen bir kovalamaca… Neden “Bu Sefer Farklı” Dediğim İnsanlar Sonunda Aynı Çıkıyor?
Çünkü çoğu zaman benzer kişileri seçmiyoruz. Benzer hisleri seçiyoruz. İlk tanışmada yaşadığınız yoğun heyecan bazen aşk değildir. Belirsizlik olabilir. Onaylanma ihtiyacı olabilir. Çözmeye çalıştığınız eski bir yara olabilir. Kelebekler uçuşuyor diye hissettiğiniz şey bazen sinir sisteminizin alarm vermesi de olabilir. Sağlıklı ilişkiler her zaman fırtınalı başlamaz. Hatta çoğu zaman daha sakin ve dingin başlar.
“Ben Kurtarırım” Düşüncesi
Bazı insanlar sürekli problemli partnerlere çekilir. Sebebi çoğu zaman sevgi değildir. Kendilerini değerli hissetmenin yolu, karşı tarafı iyileştirmek haline gelmiştir. Şöyle düşünürler: Be değiştiririm, beni severse düzelir, kimse onu anlamıyor, asında o çok iyi biri. Fakat sevgi ya da ilişki, terapi değildir. Kimse kimsenin psikoloğu olmak zorunda değildir. Kimya Her zaman sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Danışanlarımdan bazen şu cümleyi duyuyorum: “Onu gördüğüm anda elektrik aldım.” Olabilir ama bu elektriğin kaynağı her zaman uyum değildir. Bazen eski yaraların birbirini tanımasıdır. Yoğun çekim yaşamak, sağlıklı ilişki yaşayacağınız anlamına gelmez. Aynı Döngüyü Kırmak Mümkün mü? Kesinlikle evet. Ama bunun yolu “daha iyi insan bulmaya çalışmak” değildir. Önce kendinizi tanımaktır. Kendinize şu soruları sorun:
Bu soruların cevapları partnerinizden çok sizi anlatacaktır. Peki sağlıklı ilişki nasıl hissettirir?
Filmlerde gördüğümüz gibi sürekli iniş çıkışlarla dolu olmak zorunda değildir. Sağlıklı ilişki çoğu zaman; Güvende hissettirir. Sürekli kaybetme korkusu yaşatmaz. Kendiniz olmanıza izin verir. Duygularınızı küçümsemez. Sizi değiştirmeye çalışmaz. Belirsizlik yerine netlik sunar. İlk başta biraz “alışılmadık” gelebilir. Çünkü huzur, kaosa alışmış bir sinir sistemi için bazen yabancı hissettirebilir. Belki de soru şu değildir: Neden hep aynı insanlara çekiliyorum? Asıl soru şudur:
“İçimdeki hangi ihtiyaç, beni aynı ilişki döngüsüne tekrar tekrar götürüyor?”
İlişki seçimlerimiz kader değildir.Onlar; geçmiş deneyimlerimizin, öğrendiğimiz bağlanma biçimlerinin, inançlarımızın ve duygusal ihtiyaçlarımızın bir yansımasıdır. İyi haber şu ki; Fark ettiğimiz her döngü değişebilir. Kendimizi tanıdıkça seçimlerimiz değişir. Seçimlerimiz değiştikçe ilişkilerimiz de değişmeye başlar. Bir de konuştuğumuz sorunun şu versiyonu var:
“Neden Hep Anneme ya da Babama Benzeyen İnsanlara Âşık Oluyorum?”
Bu soru, psikoloji tarihinde en çok tartışılan konulardan biridir. Birçok kişi yıllar sonra dönüp baktığında partnerlerinin ortak özelliklerini fark eder. Kimi zaman hepsi duygusal olarak mesafelidir, kimi zaman hepsi aşırı eleştireldir, kimi zaman ise koruyucu, fedakâr ya da kontrolcü kişilerdir. Daha da dikkat çekici olan ise bu özelliklerin bazen çocuklukta en çok etkileşim kurduğumuz ebeveynde de bulunmasıdır. Peki bu gerçekten tesadüf müdür? Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, çocukluk yaşantılarının yetişkinlikte kurduğumuz romantik ilişkileri güçlü biçimde etkilediğini savunuyordu.
Günümüz Psikolojisi Ne Söylüyor?
Modern psikolojide bu durum daha çok bağlanma kuramı, şema terapi, nesne ilişkileri kuramı ve öğrenme kuramları ile açıklanmaktadır. Çocukken bakım verenimiz bize sevgiyi nasıl yaşattıysa, beynimiz bunu “ilişkinin normal hali” olarak kodlayabilir. Örneğin;
Burada önemli olan nokta şudur: Kişi bilinçli olarak “Babama benzeyen biri olsun.” ya da “Annem gibi biri olsun.” diye düşünmez. Beyin, tanıdık ilişki dinamiklerini güvenli olarak algılama eğilimindedir. Döngüyü Kırmak Mümkün mü? Evet. İyileşme; anne ya da babayı suçlamakla değil, çocuklukta öğrendiğimiz ilişki kalıplarını fark etmekle başlar. Çünkü geçmişimizi değiştiremeyiz. Ancak geçmişin bugünkü seçimlerimizi yönetmesine izin verip vermemek bizim elimizdedir. Bazen en büyük değişim, “Neden hep aynı insanları buluyorum?” sorusunun yerini şu sorunun almasıyla başlar: “Benim için sevgi ne anlama geliyor ve bunu ilk kimden öğrendim?” Bu sorunun cevabı, gelecekte kuracağınız ilişkilerin yönünü değiştirebilecek kadar güçlü olabilir. Unutmayın…
Ve belki de en önemli gerçek şudur: Bir yetişkini, o kişi gerçekten istemediği sürece değiştiremezsiniz. Sizi olduğunuz gibi kabul etmeyen, sürekli sizi düzeltmeye ya da şekillendirmeye çalışan biri, aslında sizi doğru şekilde sevmiyordur. Sağlıklı bir ilişkide sevgi, değiştirmeye çalışmakla değil, anlamak ve kabul etmekle büyür. İnsanlar değiştiği için ilişkiler değişmez. İnsan kendini tanımaya başladığında, seçtiği insanlar değişir. Şunu da unutmayalim ilişkide sevgi, kırmızı bayrakları yeşile boyamaz.
Uzman Klinik Psikolog
Elif Darıdereli
Başlamak: Eylemin ve İlk Adımın Psikolojisi
Neden Şema Terapi?
Bilişsel Davranışçı Terapi