İçeriğe geç

Romantik İlişkiler

Romantik İlişkiler


Prens Edward ile Wallis Simpson Aşkı


Tarihin en duygusal ve en anlamlı aşklarından biri Edward ile Wallis Simpson’ın aşkıdır. İlk evliliğini bir deniz subayı ile yapan Wallis, eşinin alkol bağımlısı olması sebebiyle evliliğini hemen sonlandırdı. Wallis, daha sonra ikinci bir evlilik yaptı ve bu evliliği sırasında İngiltere'de veliaht olan Prens Edward ile tanıştı. Prens VIII. Edward, o dönemde zekâsı ve karizmasıyla bütün kadınların hayran olduğu bir erkekti. Prens Edward, çok güzel bir bayan olmamasına rağmen Wallis’i görür görmez ona vuruldu. Wallis’in zarafeti ve kültürü Prens Edward’ı fazlasıyla etkiledi. Ve zamanla aralarında tarihe adını yazacak bir aşk doğdu. Wallis, 1936 yılında eşinden boşandığında aynı yıl Prens Edward da babasını kaybetti ve VIII. Edward adıyla tahta çıktı. 

Birbirlerine delicesine âşık olan bu çiftin, ne yazık ki ömür boyunca beraber olmalarının önünde çok büyük engel vardı. İngiliz Kraliyet ailesi Wallis’in hem ABD’li olmasından hem de iki evlilik yapmasından dolayı bu evliliğe onay vermedi. Kral VIII. Edward, durumu anladı ve bir karar alması gerektiğinin farkına vardı. 1936 yılının Aralık ayında Kral Edward radyodan bir açıklama yapmaya karar verdi. Oldukça heyecanlı ve son derece kararlı bir ifadeyle deli gibi aşık olduğu Wallis Simpson ile evlenmek için tahttan indiğini, görevini de kardeşine devrettiğini açıkladı. Sadece 325 gün krallık yapan Edward, ülkedeki bütün herkesi şoke etti.

Bundan tam 6 ay sonra 3 Haziran 1937'de Edward ve Wallis Fransa'da Conde Şatosu'nda oldukça romantik bir düğünle dünya evine girdi. Edward bu evlilikle birlikte tacını kaybederek Windsor Dükü ünvanını aldı. Tüm dünyada yankı uyandıran bu aşk monarşinin kurbanı olmadı ve sınır tanımamış bir sevginin sembollü oldu. 


Prens Edward ile Wallis Simpson Aşkı. Tarihi Olaylar. (n.d.). https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/prens-edward-ile-wallis-simpson-aski-889. 


Romantik İlişkiler Neden Önemli?

Aşk, insanoğlunun bildiği en derin duygulardan biridir. Aşkın birçok çeşidi vardır ancak birçok insan uyumlu bir partner ile romantik bir ilişki olarak aşkı tanımlar. Bu bireyler için romantik ilişkiler, hayatın en anlamlı yönlerinden birini oluşturur ve derin bir tatmin kaynağıdır. Bağlılığa duyulan ihtiyaç doğuştan geliyor gibi görünürken, sağlıklı, sevgi dolu ilişkiler kurma yeteneği öğrenilir. Bazı kanıtlar, istikrarlı bir ilişki kurma yeteneğinin, yiyecek, bakım, sıcaklık, koruma, teşvik ve sosyal temas ihtiyaçlarını güvenilir bir şekilde karşılayan bir anne ile ilk deneyimlerinde, bebeklik döneminde oluşmaya başladığını göstermektedir. Yani insanoğlunun bağlanma ihtiyacı doğuştan gelirken, nasıl bağlılık kuracağını yaşayarak öğrenir. Bu öğrenme sürecinde ilk aşama anne ile olan temas sonucu sağlanır. Daha sonra kişi, sosyal çevre, deneyim, kişilik yapısı ve olası diğer faktörlerden etkilenerek ilişki kurma ve bağlılık şeklini oluşturur. Eğer kişi sağlıklı ilişki kurma yetisini oluşturamadıysa bağlılık ihtiyacını karşılayamaz veya sağlıksız bağlanmalar yaşar. Bu durum kişinin psikolojik/ruhsal sorunlar yaşamasına sebep olabilir. Bu yüzden sağlıklı bağlanma kişinin kendini iyi hissetmesinde büyük yer kaplar.


Sağlıklı Romantik ilişkiler Nasıl Olmalı?


Güçlü bir ilişki sürdürmek, sürekli özveri ve iletişim gerektirir ve belirli özelliklerin sağlıklı ilişkileri geliştirmek için özellikle önemli olduğu gösterilmiştir. Başlangıç ​​olarak her birey, partnerine zaman ayırmaya ve ilgi göstermeye istekli olduğundan emin olmalıdır. Her ikisi de, zamanla değişseler bile, farklılıklarına uyum sağlamaya kararlı olmalıdır. Özellikle ilişkilerin ilk yıllarından sonra kişilerin ilk baştaki yoğun tutkusu azabilir ve ondan sonra yerini sevgi, saygı ve güvene bırakacaktır. Fakat tutku azaldığında kişilerin birbirlerinin hatalarına karşı olan töleransları da azalabilir. Bu noktada kişiler dengeyi sağlamada çok dikkatli olmalıdır. Karşı tarafı kırmadan ve onu değiştirmeye çalışmadan hataları ile ilgili doğru geri bildirimi verebilmelidir. Geri bildirim verirken suçlama ve yargılamadan kaçınmalı, sadece davranışın ona ne hissettirdiğinden bahsetmelidir. Bu durumda karşı taraf davranışlarının sonucunun farkına varacak, empati kuracak ve partnerini kırdığını, üzdüğünü veya öfkelendirdiğini anlayacaktır. Sonrasında ise o davranışı sergilememeye özen gösterecektir. Kişiler ilişkinin ilerleyen aşamalarında bu duruma oldukça dikkat etmeli ve bu tarz değişimleri sakinlikle karşılamalıdır. Yoksa küçük tartışmalar kaosa dönüşebilir, kişiler kırılabilir ve bağlar kopmaya başlayabilir. Ek olarak ilişkide en önemli noktalardan diğeri ise eşlerin birbirine zaman ayırması ama aynı zamanda bireysel alanlarının da olmasıdır. Kişiler birbirlerinin ilgi alanlarına saygı duymalı ama aynı zamanda paylaştıkları zevkler, aktiviteler de olmalıdır. Burada da dengeyi kurabilmek oldukça önemlidir.


İlişki için doğru kişiyi nasıl bulacağız?


Bir hayatı paylaşacak kişiyi bulmak çok güzel ama aynı zamanda çoğu zaman zor bir süreçtir. İster online ister yüz yüze gerçekleştirilsin, arama muhtemelen kişiyi alışılmadık ortamlara itecektir. Sonuca ulaşmak istiyorsa kişi konfor alanının dışına çıkmalıdır. Konfor alanının dışına çıkmak, kişinin alışık olduğu ortamdan uzaklaşabilmesi ve yeniliklere açılabilmesidir. Çünkü her yeni kişi hayatımıza katacağımız yeni zevkler, renkler ve yerler demektir. Bu noktada kişi uyum sağlamaya hazır olmalıdır. Karşı tarafın da uyum sağlamaya hazır olması, partnerini bütünüyle kabul etmesi, onu o yapan şeyleri yargılamaması, ve onun isteklerine, zevklerine saygı duyması kişinin doğru kişi olabileceğinin göstergelerinden bazılarıdır. Tabi sadece bunlara bakarak bir kişiyi ''doğru kişi'' diye etiketleyemeyiz. Sağlıklı romantik ilişkiler kurmak ve bunu olabilecek en uyumlu partner ile gerçekleştirmek sandığımızdan çok daha karmaşık bir durum olabilir. Bahsettiğimiz mantık dolu kıstasların yanında işin içine bir de duygular girer. Duygular eğer kişi için ''doğru kişi değil'' diyor ise, mantık tamamen devre dışı kalabilir. Bu noktada kişinin hem mantığından hem de duygularından onay alması gerekir. Bu da çoğu kişi için oldukça zorlu bir süreçtir. Fakat bir kere gerçekleştiğinde kişinin yaşadığı zorluklara değecektir.


Psk. Dan. Bilgi İnan

Yayınlanma: 26.04.2021 10:32

Son Güncelleme: 30.11.2021 10:16

#psikoloji#psikolojik danışmanlık#pdr#romantik ilişkiler#evlilik#aşk#tutku#ilişki#sevgili#psikolog#psikolojik danışman#danışmanlık
Psikolog

Bilgi

İNAN

Psikolojik Danışman

Travma ve İlişkili Bozukluklar
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Finansal Kaygı

Finansal Kaygının Sizin İçin Anlamı Nedir?Günümüz dünyasında finansal kaygı, birçok insanın günlük yaşamını doğrudan etkileyen yaygın bir stres kaynağı haline gelmiştir. Ekonomik belirsizlikler, artan yaşam maliyetleri, borç yükü ve geleceğe dair maddi endişeler, bireylerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Özellikle iş güvencesizliği, gelir dalgalanmaları veya ani ekonomik krizler, insanların finansal durumlarını sorgulamalarına ve yoğun kaygı hissetmelerine neden olabilir. Para ile ilgili yaşanan bu endişeler, sadece maddi refahı değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal iyilik halini de derinden etkileyebilir.Finansal kaygı, bireylerde sürekli bir huzursuzluk, uyku problemleri, odaklanma güçlüğü ve hatta fiziksel semptomlara yol açabilir. Maddi sıkıntılar karşısında hissettiğimiz korku ve endişe, çoğu zaman mantıklı düşünmemizi zorlaştırarak olumsuz kararlar almamıza neden olabilir. Geleceğe yönelik belirsizlik duygusu, sadece mevcut finansal durumumuz hakkında değil, aynı zamanda kendimize olan güvenimizi ve kontrol algımızı da zayıflatabilir. Ancak, finansal kaygıyı yönetmek ve bu stresle başa çıkmak mümkündür. Bilinçli bir bütçe planlaması yapmak, finansal farkındalığı artırmak ve psikolojik dayanıklılığı güçlendirmek, bu süreci daha sağlıklı bir şekilde yönetmemize yardımcı olabilir.Bu yazıda, finansal kaygının psikolojik etkilerini, nedenlerini ve başa çıkma stratejilerini ele alarak, daha dengeli ve sağlıklı bir mali bakış açısı geliştirmeye yardımcı olabilecek ipuçlarını paylaşacağım.Finansal zorlukların sizin için ne anlama geldiğini keşfetmek, farkındalığınızı güçlendirmek adına iyi bir başlangıç olabilir. Kendinize, “Ekonomik olarak en kötü senaryoda beni en çok korkutan şey nedir?” sorusunu sormak ve bu sorunun yanıtını aramak, kaygınızı yatıştırırken aynı zamanda size yön gösterebilir. Aşağıda bu süreçte size rehberlik edebilecek bazı maddeleri paylaşıyorum; ancak unutmayın ki her bireyin deneyimi benzersizdir ve yaşantınızı bu çerçeveye sığdırmak zorunda değilsiniz.Finansal kaygının temelinde şu anlamlar bulunabilir:Özgürlüğümüzün kısıtlanması, Geleceğin belirsizleşmesi, Sosyal statümüzün risk altına girmesi, Mesleki doyumumuzun azalması, Yardıma muhtaç olma endişesi,Yardıma muhtaç olma ve destek bulamama ihtimali,Adaletsizliğe maruz kalıyor olmak,Sorumluluklarımızı yerine getirme kapasitemizin daralması, Deşarj olabileceğimiz aktivitelere erişimimizin kısıtlanması, Aile içi/sosyal/romantik ilişkilerimize zarar gelebileceği düşüncesi,Temel ihtiyaçlarımızı karşılamakta zorlukların ortaya çıkması, Kontrolü kaybediyor olma endişesi,Tercih edilmeme endişesi,Yetersizlik duygusu.Finansal Kaygı Herkesi Aynı mı Etkiler?Benzer mali koşullara sahip iki birey bile finansal kaygıyı farklı yoğunluklarda deneyimleyebilir. Bu noktada, kişisel başa çıkma mekanizmaları, manevi kaynaklar ve algı biçimleri önemli rol oynar. Finansal kaygıyı etkileyen faktörler arasında:Ulusal ve/veya global düzeyde yaşanan ekonomik krizlerin varlığı ve şiddeti (Genel bir sıkıntı mı, sadece bizim yaşadığımız bir sıkıntı mı?), Yaşanan ekonomik krizden etkilenen kişi/grup sayısı (Sadece belirli bir kesim mi etkileniyor, hemen herkes mi?), Ekonomik krizlerin yönetilebileceğine dair güven seviyesi, Maddi zorluklara dayanan geçmiş yaşantılarımız, Bireysel iyimserlik ve karamsarlık düzeyi,Baş etme gücümüze güvenimiz ve baş etme beklentilerimiz (Baş etmek, hiç zorlanmamak anlamına mı gelir?),Büyüdüğümüz çevrede finansal zorlukların ele alınma biçimi, Finansal zorluklara yüklediğimiz anlamlar ve zorlukları yorumlama biçimimiz, Finansal okuryazarlık seviyemiz ile gelir ve gider dengemiz, Alternatif gelir ve giderlerin varlığı, Mobbingin varlığı ve iş yerinde geribildirim düzeyi, Rol belirsizliği ve iş yükümüzün fazlalığı,Kaygımızı kabul etmeye, paylaşmaya ve yatıştırmaya dair motivasyonunumuz,Zorluklarla baş eden kendimize güvenimiz,Rutinimize bağlı kalabilme düzeyimiz,Çevremizde bu kaygıların gündeme gelme sıklığı ve ele alınış biçimleri (Felaketleştirme mi, dayanışma mı?)Toplumsal dayanışma ve destek mekanizmaları gibi unsurlar yer alabilir.Finansal Kaygının BelirtileriDuygusal BelirtilerSürekli para konusunda endişe ve huzursuzluk Gelecekle ilgili belirsizlik hissi Özgüven kaybı ve yetersizlik duygusu Sinirlilik ve tahammülsüzlük Karamsarlık ve umutsuzluk Bilişsel BelirtilerParayla ilgili olumsuz düşünceler ve senaryolar kurma Sürekli borçları veya faturaları düşünme Karar vermekte zorlanma (örneğin, harcamalar veya yatırımlarla ilgili) Kendi finansal durumunu başkalarıyla kıyaslayarak daha kötü hissetme Davranışsal Belirtiler Gereksiz harcamaları azaltamama veya aşırı cimri olma Para ile ilgili konuşmalardan kaçınma Finansal durumu kontrol etmekten kaçınma (banka hesaplarını kontrol etmeme, faturaları görmezden gelme) İş değişikliği veya ek gelir kaynakları bulma konusunda sürekli kararsızlık Sosyal aktivitelerden kaçınma (parasal nedenlerden dolayı) Fiziksel BelirtilerUyku problemleri (uykusuzluk veya aşırı uyuma) Baş ağrısı, mide problemleri gibi stresle bağlantılı fiziksel şikayetler Yorgunluk ve halsizlik Kas gerginliği ve vücutta ağrılar Düzenlenemeyen Finansal Kaygının Olası Etkileriİşe devamlılığınız, işe ve iş yerine bağlılığınız, iş doyumunuz azalmış olabilir. Tükenmişlik, depresyon, kaygı bozuklukları gibi zorlukların riski artabilir.Aile içi ilişkilerinizde, romantik ilişkilerinizde, sosyal ilişkilerinizde mesafelere ve problemlere yol açarak sosyal açıdan izole olmanıza neden olabilir.Finansal kaygısından “kurtulmak” için ilgilerinize, yeteneklerinize, hayallerinize uymayan kariyer hedefleri belirleyebilir veya doyum sağlayamamanıza rağmen iş değişikliğinden kaçınabilirsiniz.Kas ağrıları, migren, nefes darlığı gibi fiziksel sıkıntılar yaşayabilirsiniz.Yaşadığınız kaygıyı kendi başarısızlığınız veya yetersizliğiniz olarak yorumlayabilirsiniz.Aşırı tasarrufa veya aşırı harcamaya yönelebilirsiniz.Finansal Kaygıyla Baş Etme YollarıFinansal kaygınızla olan ilişkinizi değerlendirebilirsiniz: Onu yok etmek için savaşıyor musunuz, yoksa onu dinliyor musunuz? Onu inkâr etmek mi içinizden geliyor, yoksa ona bir alan açabiliyor musunuz? Şimdiye kadar denediğiniz yolların içsel ve dışsal dünyanızda etkileri neler olduğunu değerlendirmeyi düşünebilirsiniz.Finansal kaygınızın temelinde yatan düşünce ve duyguları keşfedebilirsiniz: Finansal zorluklar başlı başına bir problem olabilir; ancak bu problemi içinden çıkılmaz hâle getirebilen ve baş etme kapasitemizi zayıflatan bazı psikolojik dinamikler söz konusudur.Öz şefkat pratikleri yapabilirsiniz: Finansal kaygıyı taşımak zordur. Bu zor zamanlarda kendinize anlayışla, kabullenici ve kucaklayıcı yaklaşmak ihtiyaç duyduğunuz desteği sağlamanıza alan açabilir.Rutinlerinize mümkün olduğunca bağlı kalmaya çalışabilirsiniz: Yaşadığınız zorluklardan dolayı her hafta sinemaya gidemiyor olabilirsiniz; bu durumda evde film gecesi yapmayı düşünebilirsiniz. Bir bütçe planı oluşturabilirsiniz: Gerçekçi bir perspektifle mali durumunuzu değerlendirmek tehlike algımızı etkileyebilir.Uzun ve kısa vadeli hedefler belirleyebilirsiniz: Ulaşabileceğiniz ek gelir kaynakları, giderlerinizde daha ekonomik yolları tercih etmek bir örnek olabilir.Destek sistemlerinizi değerlendirebilirsiniz: Zorluklarla baş etme gücünüzü çevrenizden gelen geri bildirimlerle değerlendirmek, göz ardı etmiş olabileceğimiz kaynaklarımızı gün yüzüne çıkarabilir veya bizi destek kaynağı arayışına teşvik edebilir.Gerekirse profesyonel destek alabilirsiniz: İhtiyaç duyduğunuzda bir uzmana danışmaktan çekinmeyin.Finansal kaygılar, hepimizin yaşamında zaman zaman karşılaşabileceği doğal bir durumdur. Bu kaygıyı nasıl yönettiğimiz ve ona nasıl yanıt verdiğimiz önemlidir. Kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak yerine, onunla sağlıklı bir ilişki kurmak, gerçekçi çözümler üretmek ve duygusal dayanıklılığımızı artırmak sürecin en kıymetli adımlarıdır.Kendi finansal durumunuzu anlamaya çalışmak, duygularınızı kabul etmek ve bilinçli adımlar atmak kaygınızı hafifletebilir. Unutmayın ki her bireyin finansal kaygılarla başa çıkma süreci farklıdır ve sizin için en uygun yöntemleri keşfetmek zaman alabilir. Gerekirse bir uzmandan destek alarak, kaygınızı yönetme sürecinizi daha sağlıklı bir şekilde ilerletebilirsiniz. Finansal belirsizlikler her zaman var olacak olsa da, siz bu belirsizlikler içinde kendinize güvenli bir alan yaratabilir, duygusal ve zihinsel olarak güçlenebilirsiniz.
Çevrimiçi Psikolojik Danışma

Çevrimiçi Psikolojik Danışma

Online terapi, e-terapi, çevrimiçi terapi gibi pek çok isimle daha anabildiğimiz çevrimiçi psikolojik danışma; pandemi dönemiyle birlikte yaygın hâle gelse de tarihi, Sigmund Freud’un mektup aracılığıyla gerçekleştirdiği terapilere kadar uzanır. "Mektup mu? Nasıl yani?" dediğinizi duyar gibiyim... Çocuklukta Fobininin Analizi adlı kitabıyla öğrendiğimiz Küçük Hans Vakası'nda Freud da aslında geleneksel terapi yöntemlerinin dışına çıkıyor. Neyse ki günümüzde, terapistimize mektup gönderip günlerce yanıtını beklemek zorunda değiliz. Artık görüntülü görüşmeler sayesinde daha akıcı, hızlı, verimli ve eş zamanlı olacak şekilde gerçekleştirebiliyoruz. Hatta seanslarımızı; seyahat, taşınma, hastalık gibi durumlarda dahi sürdürebiliyoruz.Çevrimiçi psikolojik danışma, yüz yüze psikolojik danışmayla benzer etkiye sahip olmasına rağmen, yaygınlaşmaya ilk başladığı zamanlarda, hem kimi uzmanlar hem de kimi danışanlar tarafından ön yargıyla karşılandı. Dürüst olmak gerekirse; ilk öğrendiğimde ben de fayda sağlamanın pek mümkün olmadığını düşünmüştüm. Sonrasında hem danışan hem de danışman olma deneyimlerim ön yargılarımı boşa çıkardı. Psikoterapi dendiğinde zihnimizde beliren "Freud'un Divanı" imgesinin de bunda bir etkisinin olabileceğini düşünüyorum. Çevrimiçi psikolojik danışma, bu geleneksel imgenin epey uzağında olsa da muhtemelen yıllar içinde kendi geleneğini oluşturacak.Hem danışanlarımız hem de biz uzmanlar tarafından gizliliğin sağlanabileceği, internet bağlantılarımızın mümkün olduğunca istikrarını sürdürebileceği, danışanlarımızın güvende hissedebileceği ve danışanımızın seanslara taşımak istediği problemin uygunluğu göz önünde bulundurulduğunda, çevrimiçi psikolojik danışma pekâla fayda sağlayabilir.Çevrimiçi Psikolojik Danışma Etkili mi?Barak, Hen, Boniel-Nissim ve Shapira (2008)’nın 9764 danışanı ele alarak yaptıkları bir araştırma gösteriyor ki; çevrimiçi psikolojik danışma ile empati, koşulsuz kabul, danışan-terapist ilişkisi bakımından yüz yüze psikolojik danışma ile aynı sonuçlar elde ediliyor. Elbette hem danışan hem danışman olarak, sözel olmayan ifadeleri algılamamız nispeten zorlaşıyor; ancak açık ve etkili bir iletişimle kapanmayacak bir açık değil gibi... Hatta danışanların pek çoğu çevrimiçi ortamda kendilerini daha rahat açabiliyorlar; zannediyorum ki burada, danışanların kendi ortamlarında bulunmalarının önemli bir etkisi var. Sonuçta evimizdeki herhangi bir nesneyi görmek, düşünürken gözlerimizin daldığı perdeyle bakışmak, bir sesi duymak; duygularımızı, anılarımızı ve düşüncelerimizi canlı tutabileceğinden daha derin bir ilişkiyi ve iletişimi yakalamak da mümkün.Eh, elbette burada bireyselliği göz ardı etmiyoruz. Kimi danışanlarımızın kendilerini açabilmeleri için veya başka sebeplerden ötürü evlerinden, ev ahalisinden veya bulundukları yerden uzaklaşmaya ihtiyaçları olabiliyor. Bu gibi durumlar danışman ve danışanın işbirliğiyle değerlendirilmeye açık olup, danışana en yüksek fayda sağlayacak müdahalenin uygulanmasını gerektirir.Yüz yüze psikolojik danışma süreci yürüttüğümüz danışanlarımızla, ihtiyaç hâlinde online seanslar da gerçekleştirebiliyoruz. Deneyimlerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki; bu bir kopukluğa mahal vermemekle birlikte, sürecimiz için destekleyici etki de gösterebiliyor.Yani… Hiç mi Dezavantajı Yok?Çevrimiçi psikolojik danışmanın bir dezavantajı varsa da bence bu, olası internet kesintileridir. Seans esnasında yaşanan kesintiler, odakta kopmaya yol açabiliyor olsa da, bu kopuklukların çözümleri de bulunuyor. Örneğin bulunulan konumu değiştirmek, seansı başka bir platform üzerinden devam ettirmek, sesli görüşme sürdürmek veya son çare olarak seansı ertelemek mümkün. Bununla birlikte istikrarlı bir internet bağlantısına sahip olmayan danışanlarımıza yüz yüze psikolojik danışma alternatiflerini bir kez daha düşünmelerini öneriyoruz.Şizofreni, madde ve alkol bağımlılığı gibi durumlarda çevrimiçi psikolojik danışma uygun olmayabiliyor. Bunun yerine ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan yüz yüze destekler ve gerekiyorsa yatılı bir tedavi süreci çok daha faydalı olabiliyor. Bunların dışında kalan hemen hemen her problem için çevrimiçi psikolojik danışma yeterli süre, terapist-danışan işbirliği ve çaba sonucunda etkisini gösterebiliyor.Danışanlarımızın teknolojiyle ne kadar içli dışlı olduğu da çevrimiçi psikolojik danışma alternatifini değerlendirirken göz önünde bulundurduğumuz bir nokta. Elbette üstün bir beceri ve yetenek gerektirmiyor; ancak tercih edilen cihazın temel kullanım becerilerini edinmiş olmak süreç içerisinde kolaylaştırıcı olabiliyor.Peki Avantajları Neler?Çevrimiçi psikolojik danışmanın belki de en büyük avantajları ekonomik, konum ve zaman bakımlarından sunduklarıdır. Takdir edersiniz ki psikoterapistlerin, ofislerinde görüşmelerini yapabilmeleri için kira, fatura, sekreter gibi pek çok gideri de bulunmaktadır. Çevrimiçi ortam bunları gerektirmediğinden, çevrimiçi psikolojik danışmanın ücreti çoğunlukla daha düşüktür.Özellikle küçük şehirlerde veya farklı bir ülkede yaşayan danışanlarımız, kendilerine yakın buldukları terapistlerle çevrimiçi ortamlar aracılığıyla bağ kurabilmektedirler. Bu da terapist tercihinde bulunurken alternatiflerin artması anlamına gelmektedir. Alternatiflerin çokluğu da istediğiniz terapistin nerede yaşadığı fark etmeksizin ondan psikolojik destek alabilme imkânı sunmaktadır. Farklı ülkelerde yaşayan ve aramızda saat farkı olan danışanlarımızla da her ikimiz için de uygun olan bir zaman dilimi için randevu oluşturabiliyoruz.Yüz yüze psikolojik danışma hizmeti almak için terapistimizin ofisine ulaşmak için çoğunlukla belli bir yol katetmemiz gerekmektedir; çevrimiçi psikolojik danışma bu yönde de bir rahatlık sunmaktadır. İşten çıktıktan sonra, hastalandığımızda veya başka nedenlerle evden çıkamadığımızda bize seans zamanları açısından avantaj sağlar. Örneğin; evden çıkmasına olanak sunmayan bir özel gereksinimi bulunan, evde ilgilenmesi gereken biri olan, evden çıkma konusunda kaygı duyan, işten geç çıkan ve bu nedenle terapistinin ofis saatlerine yetişemeyen, işten çıktığında farklı bir istikamete gidemeyecek kadar yorgun hisseden danışanlarımız için de çevrimiçi psikolojik danışma imdada yetişebiliyor.Tüm bunların yanı sıra Psikolog Merkezi'nin de sunmuş olduğu "Anında Terapi" seçeneği sayesinde danışanlarımız veya danışan adaylarımız, özellikle kriz anlarında, hemen psikolojik desteğe ulaşabilmektedirler. Pek çok danışanımın, bu alternatiften fayda sağladığına şahit olma şansı elde ettim.Ne Fark Ediyor Öyleyse?Hem yüz yüze hem de çevrimiçi psikolojik danışma hizmetlerinin pek çok faydası bulunmaktadır. Danışanlarımızın önceliklerine ve koşullarına bağlı olarak iki alternatiften birini veya hibrit yöntemi birlikte değerlendirmeyi önemseriz. Araç ne olursa olsun; en büyük amacımız, danışanımızın maksimum fayda ve ihtiyaç duyduğu kadarıyla süreklilik sağlamasına yardımcı olmaktır. Danışanımızın ihtiyacını ve beklentilerini hangi yöntem en iyi şekilde karşılayacaksa, elbette ki en sağlıklısı da odur.Yararlanılan Kaynaklar:Özdemir, M. B. & Barut, Y. (2020). Psikolojik Danışma Uygulamalarında Post Modern Bakış Açısı: Çevrimiçi Psikolojik Danışma . Kıbrıs Türk Psikiyatri ve Psikoloji Dergisi , 2 (3) , 192-199 . DOI: 10.35365/ctjpp.20.03.24Zeren, Ş. G. & Bulut, E. (2018). Çevrimiçi Psikolojik Danışmada Etik ve Standartlar: Bir Model Önerisi . Turkish Psychological Counseling and Guidance Journal , 8 (49) , 63-80 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/pub/tpdrd/issue/40627/487343

Aile Olma Süreci

Eş Seçimi Neden Önemlidir ? :- Evlilikte, kişilerin farklı çevrelerden gelmiş iki kişinin birlikte olacağı ve yaşamı paylaşacakları gerçeği unutulmamalıdır. Bu nedenle eşler önce “kendilerini”, sonra “birbirlerini” iyi tanıyıp değerlendirmelidirler.- Birbirlerinin kişisel niteliklerin ötesinde, karşılıklı olarak birbirlerinin yaşamdan, evlilikten, gelecekten ne beklediklerini bilmeli, gerçek beklentiler ve amaçlar üzerinde durulmalı ve en önemli, olası sorunlar evlilikten önce tartışılmalı ve çözülmelidir.- Bireylerin kendilerini tanımaları önemlidir. Çünkü bizler ebeveynlerimizden öğrendiğimiz davranış kalıplarını çoğu zaman doğru bulmasak da uygulayabiliriz. Bu sebeple ebeveynlerimizden gördüğümüz kalıpları iyi çözümlemeliyiz ve fark etmeliyiz. Aksi takdirde belki de fark etmeden ebeveynimize çok benzer bir eş seçmiş olabiliriz ve bu seçimi farkında olmadan yaptığımızda ileride memnun olmayabiliriz. Bireyler başkalarıyla ilişkilerinde kendi çocukluğunda bu davranışlara karşı çıkmış olsa da ebeveynlerinden öğrendiği yöntemleri seçer. İşte evlenmeden önce her fert bu açıdan duygusal olarak ebeveyninden kopmalı, onların yönetiminde olmaktan çıkmalıdır (Yılmaz, 2007). Evlilik Öncesi Arkadaşlık: Eş seçiminde evlilik öncesi arkadaşlık dönemi özenle sürdürülmesi gereken bir dönemdir. Bu süreç iyi gözlenmeli ve değerlendirilmelidir. Eş seçmeyi ve evlilik kararına ulaşmayı kolaylaştıran bu sürecin en önde gelen yararı, bireylerin hem "kendisini" ve hem "karşısındakini" tanımayı sağlanmasıdır. Çünkü bireylerin ilişki içerisindeki kendileri, ilişki dışında olan kendilerinden ve hatta her ilişkide olan kendilerinden farklıdır. Her ilişkinin kendine özgü dinamiği olduğu için her bireyin de o ilişkideki ''kendisi'' farklıdır. Duygusallık, "ilk görüşte aşık olmak", "vurulmak" gibi sözcüklerle ifade edilen, tanıştığı bir kimseye görür görmez bağlanmak, kendisi için en uygun kişi olduğuna inanmak, hemen karar vermek gibi gerçekçi ve akılcı olmayan davranış eğilimlerini artıran önemli bir etmendir. Oysaki önemli olan dürüstlüğe dayanan ve bireylerin birbirlerine gerçek kimliklerini gösterdikleri bir ortam ve ilişki düzeni sağlamaktır. İnsanların birbirlerini tanıması zaman, dikkat ve objektiflik isteyen bir süreçtir. Bu zamanı kendinize, ilişkinize vermeniz olumlu etkileyecektir. Aşağıdaki soruların yanıtlarını zihninizde canlandırmanız size yardımcı olabilir:1)Alışkanlıklarınızda dengeli bir benzerlik var mı? 2) Geleceğe yönelik amaçlarınız ve onlara ulaşma yol ve çabalarınızda bir benzerlik var mı? 3) Ailelerinizin birbirine benzeyen ve ayrılan yönleri nelerdir? 4) Ailelerinizin evliliğinize bakış açısı, katkı getirici ve engelleyici yönleri nelerdir? 5) Çatışmaya neden olabilecek sorunlara çözüm yollan önermekte iki taraf de istekli midir? 6) Kurulacak ailenin ekonomik kaynaklarının durumu ve aile bütçesini harcama biçimi ve paranın yönetimi konusunda uyuşuyor musunuz? 7) Çocuk yapma zamanı ve çocukların genel eğitimi ve dini eğitimleri konusunda anlaşabiliyor musunuz? 8) Sosyo-ekonomik durum ve eğitim düzeyi yönünden, dengeli bir benzerliğe sahip misiniz? 9) Fiziksel yapı, zihinsel, sosyal ve duygusal olgunluk, beden ve ruh sağlığı yönünden birbirinize uygun musunuz? 10)Ailede kadın-erkek rolleri ve cinsel ilişkiler hususundaki düşünceleriniz uyuyor mu? 11)Genel insan ve çevre ilişkileri, arkadaş edinme ve arkadaşlığı sürdürmek ile ilgili sosyal değer ve görüşlerinizde dengeli bir tutum ve benzerlik var mıdır? (Bilen,1994).Unutulmamalıdır her arkadaşlık evlilikle sonlanmayabilir ve bu gayet normaldir.Elbette ki her evlilik ve romantik ilişkinin dinamiği kendine özgüdür. Bu sebeple sağlıklı ilişki kurmak için her dinamik incelenerek çözümlenmelidir. Fakat genel hatlarıyla sağlıklı dinamik kurmaya minik tavsiyeler verilebilir. Bu minik tavsiyeler:1) Acele etmeyin: Özellikle aile büyüklerinin “Yaşın kaç oldu, yaşıtların hep evlendi bende torun istiyorum” türünden dayatmaları sebebiyle kendinizi mecbur hissetmeyin. Çünkü acele ile yapılan evliliklerde ilişkinin dinamiği oturmuyor. Tek başına aşk da, tek başına para da bir evliliğin uzun ömürlü olmasına yetmiyor. 2) Kendinizi iyi tanıyın: Kendi kişiliğinizi ve düşünce yapınızı iyi tanıyın. Bu özelliklerinize göre bir arayış içine girin. Kendinizi tanımadan karşı tarafı sırf güzel, yakışıklı ya da zengin olduğu için seçmeyin. Özellikle üçüncü kişilerin tavsiyeleri ile başlayan evlilikler ne yazık ki kendi kararınız olmadığı için uzun soluklu gidemeyebiliyor.3) Gerçekçi olun: “Nikâhta keramet vardır evlendikten sonra düzelir” şeklindeki sözlere inanmayın. Gerçek düşüncelerinizi evlenmeden önce ortaya koyun. Karşı taraftan da aynısını bekleyin. Örneğin çocuk sahibi olmak istemeyen partnerinizin evlendikten sonra fikrinin değişeceği hayaline tutunmayın ya da evlendikten sonra başka bir şehirde oturmak istemiyorsanız ancak böyle bir ihtimal varsa düşüncelerinizi baştan birbirinizle paylaşın.Evlilikte Dönemler: Sanal Dönem: İnsanların kendilerini gizledikleri, sorunları görmezden geldikleri, her şeye evet dedikleri ve kendi gerçeklerini göstermedikleri bir dönemden bahsediyoruz.Gerçekçi Dönem: Çiftler bu dönemde yavaş yavaş “ben” demeye başlıyor; ”Ben böyle düşünüyorum, böyle istiyorum” gibi. Böylece bu dönem fikir ayrılıklarının, duyguların ve beklentilerin ortaya çıktığı yılları anlatıyor. Bu dönemden sonra çiftler problemleri sağlıklı bir şekilde çözen ve çözemeyenler olarak iki gruba ayrılıyorlar.Suskunluk Dönemi: Problemlerini sağlıklı bir şekilde çözemeyen çiftler bu grupta oluyorlar. Çoğu çift kendini suskunluk döneminde buluveriyor. Suskunluk dönemi problemlerin göz ardı edilip ertelendiği dönem. Çiftler birbirleriyle iletişim kurmuyorlar ve sorunlarını kendi içlerinde yaşıyorlar. Genelde aldatmalar suskunluk döneminde gerçekleşebiliyor.Uzmanlık Dönemi: Gerçekçi dönemdeki problemlerini sağlıklı bir biçimde çözebilen çiftler bu dönemde yer alıyorlar. İşte az rastlanan ideal dönem! Tabii ki pembe bir dünyadan bahsetmiyoruz. Hayat devam ettikçe çiftlerin önüne engeller, sorunlar çıkıyor. Uzmanlığa erişen çiftler, kriz yönetimini ustalıkla gerçekleştiriyor. Ufak tefek hatalar olsa da patlamalar, küsmelere suskunluğa gitmeden hallediliyor.Bu yazıdaki tavsiyeleri noktası virgülüne bir evliliğe ya da romantik ilişkiye uygulamak elbette ki mümkün değildir. Olması gereken her kişi kendi dinamiğine uygun olarak tavsiyeleri alıp cebine koymalı ve yeri, zamanı geldiğinde uygun biçimde uygulamalıdır. Sağlıklı iletişimde olduğunuz nice mutlu günlere...Psk. Melva Yaltır.
Melva ŞENOCAK 26.03.2021