Özge ÖZ BATIR - Blog Yazıları

Neden Şema Terapi?Kavramsal Bir BakışŞema Terapi, Jeffrey E. Young ve çalışma arkadaşları tarafından bilişsel davranışçı terapinin geliştirilmiş ve bütüncül bir formu olarak ortaya konmuş bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bu model, insan psikolojisini yalnızca düşünce ve davranış düzeyinde ele almaz; bireyin duygusal dünyasını, erken dönem yaşantılarını, bağlanma ilişkilerini ve kişilik gelişimini de merkeze alır.Şema Terapi’nin temel varsayımı, bireyin çocukluk ve ergenlik döneminde karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçlarının, yaşamın ilerleyen dönemlerinde “erken dönem uyumsuz şemalar” olarak yeniden etkinleştiğidir. Bu şemalar, kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünya hakkında geliştirdiği derin, köklü inanç kalıplarıdır.Bu yaklaşım; bilişsel davranışçı terapi, bağlanma kuramı, nesne ilişkileri kuramı, Gestalt terapi, psikanalitik kuram ve deneyimsel tekniklerin güçlü yönlerini bir araya getirerek bütüncül bir tedavi modeli sunar. Böylece yalnızca semptomların azaltılması değil, bu semptomların altında yatan yapısal nedenlerin de ele alınması mümkün olur.Özellikle kronik depresyon, kişilik bozuklukları, travma sonrası örüntüler ve tekrarlayan ilişki problemleri yaşayan bireylerde Şema Terapi, yüzeydeki belirtilerden ziyade bu belirtileri sürdüren derin psikolojik yapıları hedef alır.Bilişsel Davranışçı Terapiden Şema TerapiyeBilişsel Davranışçı Terapi (BDT), modern psikoterapinin en güçlü ve en çok araştırılmış yaklaşımlarından biridir. Depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, yeme bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, somatik belirti bozuklukları ve madde kullanım bozuklukları gibi birçok alanda etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.BDT’nin temel odağı, bireyin işlevsiz düşüncelerini fark etmesi, bunları yeniden yapılandırması ve davranışlarını değiştirmesidir. Bu yaklaşım birçok danışan için oldukça etkili ve kısa sürede sonuç verici olabilir.Ancak bazı durumlarda, semptomlar azalsa bile uzun vadede benzer sorunların tekrar ortaya çıktığı gözlemlenebilir. Bunun temel nedenlerinden biri, semptomları besleyen daha derin şema yapılarının değişmeden kalmasıdır.Şema Terapi, BDT’nin bu sınırlılığını tamamlayıcı bir yaklaşım olarak geliştirilmiştir. Amaç yalnızca semptomları azaltmak değil, bu semptomların kökeninde yer alan duygusal yaraları, çocukluk deneyimlerini ve temel inanç sistemlerini dönüştürmektir.Bu nedenle Şema Terapi, “neden tekrar ediyor?” sorusuna odaklanır ve bireyin yaşam döngüsünü daha derin bir düzeyde anlamlandırmasını sağlar.Örnek: AgorafobiAgorafobisi olan bir danışan, BDT sürecinde kaçınma davranışlarını azaltabilir, dışarı çıkma becerisini yeniden kazanabilir ve panik belirtilerinde belirgin bir düşüş yaşayabilir. Bu, terapinin önemli ve değerli bir kazanımıdır.Ancak danışanın zihninde “Dünya tehlikelidir”, “Kontrolü kaybedersem başıma kötü şeyler gelir” veya “Tek başıma güvende değilim” gibi köklü şemalar varlığını sürdürüyorsa, stresli yaşam olayları bu belirtileri yeniden tetikleyebilir.Şema Terapi bu noktada devreye girerek yalnızca kaçınma davranışını değil, bu davranışı doğuran temel güvenlik algısını da ele alır. Terapötik süreçte danışan, güvenli bağlanma deneyimi geliştirir ve içsel olarak daha dayanıklı bir yapı kazanır.Örnek: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)OKB tedavisinde BDT, özellikle maruz bırakma ve tepki önleme teknikleriyle oldukça etkilidir. Obsesyonlar ve kompulsiyonlar azaldığında danışanın günlük yaşam kalitesi belirgin şekilde artar.Ancak bazı danışanlarda, özellikle uzun yıllar süren OKB öykülerinde, altta yatan kişilik örüntüleri devam edebilir. Mükemmeliyetçilik, aşırı sorumluluk alma, hata yapmaktan yoğun korkma, kusurluluk şeması veya yüksek standartlar gibi yapılar bu bireylerde sık görülür.Şema Terapi, bu noktada yalnızca ritüelleri azaltmayı değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de dönüştürmeyi hedefler. Danışan, “hata yaparsam değersiz olurum” gibi temel inançları fark eder ve bunları daha gerçekçi ve şefkatli inançlarla değiştirmeyi öğrenir.Bu dönüşüm, yalnızca semptomların değil, yaşam tarzının da kalıcı olarak değişmesini sağlar.Şema Terapinin Temel AmacıŞema Terapinin temel amacı, bireyin çocukluk ve ergenlik döneminde karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçlarını fark etmesini ve bu ihtiyaçları sağlıklı yollarla karşılamasını sağlamaktır.Bu ihtiyaçlar evrenseldir ve her birey için kritik öneme sahiptir. Şema Terapi, bu ihtiyaçların karşılanmamasının psikolojik sorunların temelini oluşturduğunu kabul eder.Bu süreçte birey;•⁠ ⁠Sevgi, kabul ve güvenli bağlanma ihtiyacını,•⁠ ⁠Özgürlük, özerklik ve bağımsızlık ihtiyacını,•⁠ ⁠Kendini ifade etme ve duygularını paylaşma ihtiyacını,•⁠ ⁠Oyun, spontanlık ve keyif alma ihtiyacını,•⁠ ⁠Gerçekçi sınırlar ve özdenetim geliştirme ihtiyacını yeniden yapılandırmayı öğrenir.Şema Terapi, bireyin yalnızca semptomlarını azaltmayı değil, yaşam kalitesini bütüncül olarak artırmayı hedefler. Bu nedenle terapi süreci hem bilişsel hem duygusal hem de deneyimsel düzeyde ilerler.Şemaların KökeniŞemalar genellikle çocukluk döneminde oluşur. Ebeveynlerin aşırı eleştirel, aşırı koruyucu, ihmal edici veya tutarsız olduğu durumlarda çocuk, dünyayı ve kendisini anlamlandırmak için bazı temel inançlar geliştirir.Örneğin:•⁠ ⁠Sürekli eleştirilen bir çocuk “Yetersizim” şemasını geliştirebilir.•⁠ ⁠Duygusal olarak ihmal edilen bir çocuk “Sevilmeye değer değilim” inancına sahip olabilir.•⁠ ⁠Aşırı korunan bir çocuk “Tek başıma yapamam” şemasını geliştirebilir.Bu şemalar çocuklukta uyum sağlayıcı gibi görünse de yetişkinlikte işlevsiz hale gelir.Başa Çıkma ModlarıŞema Terapi yalnızca şemaları değil, bireyin bu şemalarla nasıl başa çıktığını da inceler. Bu başa çıkma biçimleri üç ana kategoriye ayrılır:•⁠ ⁠Kaçınma: Duygusal acıdan uzak durma•⁠ ⁠Teslim olma: Şemanın doğruluğunu kabul etme•⁠ ⁠Aşırı telafi: Şemayı tersine çevirerek aşırı kontrol geliştirmeBu modlar, bireyin kısa vadede rahatlamasını sağlasa da uzun vadede sorunların sürmesine neden olur.Terapötik SüreçŞema Terapi süreci genellikle üç temel aşamadan oluşur:1.⁠ ⁠Değerlendirme ve farkındalık: Şemaların ve modların belirlenmesi2.⁠ ⁠Duygusal çalışma: Çocukluk deneyimlerinin yeniden işlenmesi3.⁠ ⁠Davranışsal değişim: Yeni başa çıkma becerilerinin geliştirilmesiBu süreçte bilişsel tekniklerin yanı sıra imgeleme çalışmaları, sandalye teknikleri ve deneyimsel müdahaleler sıklıkla kullanılır.Şema Terapinin Yaşam Üzerindeki EtkisiŞema Terapi, bireyin yalnızca psikolojik belirtilerini değil, yaşamının genel kalitesini de dönüştürmeyi hedefler. Terapi sürecinin ilerlemesiyle birlikte birey:•⁠ ⁠Daha sağlıklı ilişkiler kurabilir,•⁠ ⁠Duygularını daha açık ifade edebilir,•⁠ ⁠Kendine yönelik eleştiriyi azaltabilir,•⁠ ⁠Daha gerçekçi hedefler belirleyebilir,•⁠ ⁠Yaşamdan daha fazla tatmin alabilir.Bu dönüşüm, yalnızca semptomların ortadan kalkması değil, aynı zamanda daha bütünlüklü bir benlik deneyiminin oluşması anlamına gelir.Kaynakça (APA)Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide (ss. 21–24). New York, NY: Guilford Press.Psikolog Özge Öz Batır

02.08.2026

Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir

Bilişsel Davranışçı Terapi'de Bilişsel Model: Olaylar Değil, Onlara Verdiğimiz Anlam Duygularımızı ve Davranışlarımızı ŞekillendirirGünlük yaşamda çoğu zaman yaşadığımız olayların bizi doğrudan mutlu, üzgün ya da kaygılı yaptığını düşünürüz. Oysa Bilişsel Davranışçı Terapi’nin (BDT) temelini oluşturan bilişsel model, yaşadığımız duyguların yalnızca olaylardan değil, olayları nasıl algıladığımızdan ve nasıl yorumladığımızdan etkilendiğini savunur. Başka bir ifadeyle, aynı olay iki farklı kişi tarafından farklı şekillerde değerlendirilebilir ve bunun sonucunda birbirinden tamamen farklı duygusal tepkiler ortaya çıkabilir.Bilişsel modele göre süreç şu şekilde işler:Durum veya olay → Otomatik düşünceler → Duygusal, davranışsal ve fizyolojik tepkilerYaşadığımız her olayın ardından zihnimiz saniyeler içinde birçok düşünce üretir. Bu düşünceler çoğu zaman fark edilmeden gerçekleşir ve “otomatik düşünceler” olarak adlandırılır. Otomatik düşünceler; hızlı, kendiliğinden ortaya çıkan ve genellikle doğruluğu sorgulanmadan kabul edilen düşüncelerdir. Aslında bizi etkileyen olayın kendisi değil, o olay hakkında geliştirdiğimiz bu düşüncelerdir.Örneğin, bir arkadaşınızın size selam vermeden yanınızdan geçtiğini düşünün. Eğer aklınızdan “Bana kırgın olmalı.” düşüncesi geçerse üzülebilir ya da kaygı gibi duyguları hissedebilirsiniz. Ancak aynı durumu “Muhtemelen beni fark etmedi.” şeklinde varsayımla yorumladığınızda duygusal tepkiniz çok daha farklı olacaktır. Olay değişmemiştir; değişen yalnızca olaya yüklediğiniz anlamdır.Bu nedenle BDT’de amaç yalnızca kişinin yaşadığı sorunları konuşmak değildir. Aynı zamanda o sorunların arkasındaki düşünce biçimlerini fark edebilmesine yardımcı olmaktır. Çünkü düşünceler işlevselleştikçe duygular ve davranışlar da daha anlamlı hale gelmeye başlar.Otomatik düşünceler her zaman gerçeği yansıtmayabilir. Geçmiş yaşantılarımız, öğrenme deneyimlerimiz ve sahip olduğumuz inançlar, olayları yorumlama biçimimizi etkileyebilir. Özellikle stresli dönemlerde zihnimiz olayları daha olumsuz değerlendirmeye eğilim gösterebilir. Bu nedenle otomatik düşüncelerimizi fark etmek ve doğruluğunu değerlendirmek psikolojik iyilik hâli açısından oldukça önemlidir.Peki otomatik düşüncelerimizi nasıl fark edebiliriz?Bunun en etkili yollarından biri, duygu durumumuzda ani bir değişiklik hissettiğimiz anda kendimize şu soruyu sormaktır:“Şu anda aklımdan ne geçiyor?”Bu basit soru, çoğu zaman farkında olmadan zihnimizden geçen düşünceleri görünür hâle getirir. Özellikle aniden kaygılandığımızda, üzüldüğümüzde, öfkelendiğimizde veya suçluluk hissettiğimizde bu soruyu sormak, düşünce-duygu bağlantısını anlamamıza yardımcı olur.Otomatik düşünceleri fark etmemizi sağlayabilecek bazı ipuçları vardır. Kendinizi beklenmedik şekilde huzursuz, kaygılı ya da mutsuz hissettiğinizde, normalde göstermeyeceğiniz davranışlar sergilediğinizde veya çarpıntı, nefes darlığı, kas gerginliği gibi bedensel belirtiler yaşadığınızda zihninizden geçen düşünceleri gözden geçirmek faydalı olabilir.Bilişsel Davranışçı Terapi’de yalnızca otomatik düşünceler değil, bu düşüncelerin temelinde yer alan daha derin inançlar da önemlidir. Bu süreçte bilişsel kavramsallaştırma adı verilen bir yöntem kullanılır. Bilişsel kavramsallaştırma, kişinin yaşadığı güçlükleri bütüncül bir bakış açısıyla anlamayı amaçlayan sistematik bir değerlendirme sürecidir.Bu değerlendirme sırasında kişinin mevcut sorunları, belirtileri, yaşam öyküsü, stres kaynakları, olaylara verdiği anlamlar ve baş etme biçimleri birlikte ele alınır. Aynı zamanda kişinin kendisi, diğer insanlar ve gelecekle ilgili geliştirdiği temel inançlar da değerlendirilir. Çünkü bu inançlar, günlük yaşamda ortaya çıkan otomatik düşüncelerin oluşmasında önemli rol oynar.Örneğin “Yeterince iyi değilim.” temel inancına( katı ve aşırı genellenmiş inanç) sahip bir kişi, küçük bir eleştiriyi bile başarısız olduğunun kanıtı olarak yorumlayabilir. Buna karşılık daha sağlıklı inançlara sahip biri aynı durumu gelişim fırsatı olarak değerlendirebilir. Bu nedenle terapi sürecinde yalnızca yüzeyde görünen düşünceler değil, onların beslendiği temel inançlar üzerinde de çalışılır.Bilişsel kavramsallaştırma, terapistin danışanı daha iyi anlamasını ve terapi sürecini kişiye özgü şekilde planlamasını sağlar. Danışanın yaşadığı sorunların nasıl başladığı, hangi olaylarla tetiklendiği, hangi düşüncelerle sürdüğü ve bu süreçte kullandığı baş etme yöntemleri değerlendirilerek kişiye uygun bir yol haritası oluşturulur. Bu yol haritası terapi boyunca yeni bilgiler doğrultusunda güncellenebilir.Sonuç olarak bilişsel model bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Yaşadığımız olayları her zaman değiştiremeyebiliriz; ancak o olaylara yüklediğimiz anlamı fark edebilir ve gerektiğinde yeniden değerlendirebiliriz. Düşüncelerimizi tanımak, sorgulamak ve daha gerçekçi bakış açıları geliştirmek; duygularımızı düzenlememize, daha işlevsel davranışlar sergilememize ve yaşam kalitemizi artırmamıza katkı sağlar.Psikolojik garkındalık çoğu zaman olayların değişmesiyle değil, olaylara bakış açımızın değişmesiyle başlar. Bilişsel Davranışçı Terapi de tam olarak bu değişimi desteklemeyi amaçlar. Bu nedenle düşüncelerimizi fark etmek, onları anlamak ve gerektiğinde yeniden yapılandırmak, ruh sağlığımızı güçlendiren en önemli adımlardan biridir.Bilişsel Model Neden Önemlidir?Bilişsel modelin en önemli katkılarından biri, bireyin yaşadığı psikolojik güçlükleri yalnızca belirtiler üzerinden değil, bu belirtilerin altında yatan düşünce süreçleriyle birlikte ele almasıdır. Bu yaklaşım, kişinin kendisini daha iyi tanımasına ve yaşadığı duyguların nedenlerini anlamasına yardımcı olur. Duygular çoğu zaman kontrol edilemez gibi görünse de, bu duyguları ortaya çıkaran düşünce kalıpları fark edildiğinde değişim için önemli bir fırsat oluşur.Terapi sürecinde birey, karşılaştığı olaylara verdiği otomatik tepkileri gözlemlemeyi öğrenir. Zamanla bu düşüncelerin her zaman gerçeği yansıtmadığını fark ederek daha dengeli ve gerçekçi alternatifler geliştirebilir. Bu değişim yalnızca yaşanan probleme değil, kişinin yaşamın farklı alanlarında karşılaştığı zorluklara yaklaşımına da olumlu katkı sağlar. İş yaşamı, aile ilişkileri, arkadaşlıklar ve akademik yaşam gibi birçok alanda daha sağlıklı kararlar alabilmek mümkün hâle gelir.Bilişsel model, bireyin geçmiş yaşantılarının bugünkü düşünce biçimlerini etkileyebileceğini kabul ederken, kişinin bu düşünceleri değiştirme ve daha işlevsel bakış açıları geliştirme kapasitesine de vurgu yapar. Bu nedenle Bilişsel Davranışçı Terapi, yalnızca mevcut belirtileri azaltmayı değil, aynı zamanda bireyin gelecekte karşılaşabileceği güçlüklerle daha etkili başa çıkabilmesini sağlayacak kalıcı beceriler kazandırmayı amaçlamaktadır.Psikolog Özge Öz Batır

29.07.2026

Kendine hoşgörüsü yoktu ve başkalarını affedişleri defalarcaydı, normal olarak kabullenmişti hayatında aslında olmayan ama içindeki büyük bir stresörü.Çünkü bu algı kafasında yoktu ya da farkında değildi onun bir stresör olduğundan. Küçük görünmez alerjen gibi ara ara gelen tetikleyiciydi hayatında ve bunu onun artık anlamsız alışkanlığıydı. Ve içinde bitmeyen kızgınlık onu bu alerjene iteklemişti çünkü kendisini affedemiyordu başkalarını affetmiş, kendisini üzüyor başkalarını fazlasıyla düşünüyordu ki bu alışkanlık bu durumu görmezden geldirmişti ve hayatında gördüğü ve hayalindeki güzel tasarısının yansımasıydı; zihnindeki empatileri. Önce kendini bağışlaması gerekiyordu ve sıkışan ruhunu hiçbir yere sığdıramıyordu.12 yıl önce öğretmeninden öğrendiği sözler boğazında dizelenmiş, içinden seslendiriyordu:Ruhunu sıkıştırmışsan bir yere çıkamazsın hiçbir yere. Her şey senin kapasiten kadardır. Seçimlerin seni yansıtır. İçin sevgiden yoksun ve hoyratsa eğer sana gelen kişiler de hep sevgisiz olur. Bir yere kadar seversin. Bir yerden sonra kopuverir ilişkin küçük bir kızgınlıkla ve nefretler başlar her iki tarafı da suçlarsın karşındakini acımasızca. Oysa sendedir, içindedir asıl mesele. Verdiğin değerin azlığıdır kendine.Mütemadiyen düşünüyordu bu sözleri ve soruyordu kendim mi kendim mi ben değerli miyim n’aptım ki değer olsun!Ben, dedi. Durdu. Yalnızca geçmişte ne olduğuyla tanımlamam şimdi, ne olduğum ve geleceğe doğru hangi yöne hareketimle anlamkazanıyorsam bu sorunun cevabı bayağı uzun olmalıdır. Normal olan ne? Freud kısaca sevebilen ve çalışabilen insan normaldir demiş. Normal olarak ben sevebiliyorum ve çalışıyorum da zaten. Tek sorun kendimi affedemediğim için sevemedim çoğu kez. Bütün davranışlar zincir silsilesi gibi ardı sıra etki bırakıyor devamında yol kendini tanımayaçıkıyordu.Peki, kendini her zaman tanıması mümkün müydü?Belirli bir denge var. Yine de o dengenin bozulması halinde tekrar sorgulamamız gerek. Bu sirkülasyon devam ettiği sürece affetmekya da affetmemek de değişiyor ve kalmıyor eski halinde. Affet ya da sev. Zaten bu duygu da değişiyorsa diğer duyguların yolunu kapayarak neden o duygunun içinde kalıyoruz ve diğer duyguları kısıtlıyoruz?Duygularını tanıyamıyorsa ne yapmalıydı?Kendinden emin olmayışımız o duyguya da karar veremiyoruz hissini ortaya koyuyor bu yüzdendir ki başkalarına soruyoruz: Onaylanma gereksinimi. Onaylanma gereksinimini yıkması gerekti, kendinden emin olmaya hazır hissediyor muydu ve düşünceler kafasında yığındı.Bu kadar soru bile eminsizliğe itiyordu ve hepsini bir sıraya koymalı bir anlayış geliştirmeliydi.Değerli olmak nedir?Değerli olmak için bir şeye gerek yok kendi varlığının anlamını hissedebilme ve aynaya gülümseyebilme ile orda bir değer vardır.Şimdiye kadar ne istemişti?Etrafımdaki insanların karşılıklı saygı ve sevgi içerisinde olması yorulmadan anlaşılmak. Kendi geçmişinin sorgusundan kurtarmak.Bedeninde bu duygular olunca ne hissediyordu?Bir süre ağlamaklı durumlarının olması.Duygunun verdiği fiziksel etkilerle nasıl baş etti?Sadece düşündü, aynı duruma katlanarak alışkanlığın verdiği durumun aynı şekilde değişmeyeceğine inanarak.Karşılıklı saygı ve sevgi her zaman olamayabiliyor ki çoğu iletişimsizliğin nedeni beklentilerimizi bir usule dayandırıyor, belirli kalıp olsun ve sorgulamadan yorulmayışlarımız mevcut, yoksa ne önemi var diyoruz. Ağlayarak olumsuzluğu kabullenmeye gerek var mı bilmiyorum ama bütün dolu hüznü derinlemesine boşaltan ya da o soğuk suyun gidişinde ferahlatması bu duygu boşaltımı ile huzurun başlangıcı hissindeyim. Devamlı ağlayışlarla, vazgeçme alışkanlıkları ile duyguları görmezden gel dedirtmesiyle çoğu kez yanlış anladığımız algılar devam etti.Değişmeyeceğine inanmak görmezden gelmek o duygunun hep aynı duygunun köşede yeşillensin demek değil ben görmesem de o içimde var, değişmese de.Buna rağmen özür dilerim kendim diyebilmeyi devamında şefkatimi kendimden esirgemeyişimle sakin bir uyku dalışına varmadır önce kendimizi sonra başka affedemeyişlerimizi affedebilmenin huzurunda..Psikolog Özge Öz BatırÇare de Zaman Çaresizlik teHer şey zamanla olsun deriz daha güzel şeyler için ya da daha kötü bir durumdan çıkmak için ilerleyen zamanlarda bekleyiş içinde oluruz. Hızla geçsin dediğimiz zamanları sonra geriye çekmeye çalışıyoruz. Bugünün anlamını düşünürsek hep geriye çekmeye çalıştığımız anda kıymetini anlıyoruz. Bu kadar hızla ilerleyen durumları ya da zamanımızı tutamamanın kıymetini çaresiz hissettiğimiz şeylerde buluyoruz. Kırılan kalbimizin hüznü, ölümcül hastalık mevcudiyeti durumlarında vs. çaresizliğimiz iyileşen durumlara hemen ve hızla dönüşmüş olsaydı geriye dönmek istemezdik ve zamanı geriye götürmek düşüncesi hatta zaman kavramını bile dile getirmek azlaşırdı, vakit nakittir sözünün anlamına varamayabilirdik. Gelecek zamanın olumsuzluklarını hesaplayabilseydik belki şuanın kıymetini daha iyi anlayabilirdik desem de her an biz aynı değiliz ki aynı düşünen beyne sahip değiliz; gelişim içinde o aşamada bir sonraki anları yaşantılarımızla birikimimizle görebiliyoruz önce kapıyı açıyoruz odaya giriyoruz basamakları bir bir çıkıp eve varmak istediğimiz yollardan geçiyoruz bir yol diğerini daha iyi keşfetmemizi yorumlayabilmemizi sağlıyorsa hiçbir yolu atlamadan geçmek daha iyi değil mi, o yollar her birinin mihenk taşı görevini görmüyor mu ? Yaşamımızın her anı birbirinin mihenk taşı olması bir bütünlük hissiyle tamamlanması her an bir fırsat demenin güzelliğini hissettiriyor. Oyun değil hayatımız yapboz parçası gibi eksiksiz olamaz da değil ve devamlı düzenleme fırsatımız var. Elimizde olamayan durumlarda çaresiz dediğimiz hastalıklarda bile çabalarımızla durumumuzu değiştirmeye çalışıyoruz ve yineen son çare zaman bekleyişidir. Bütün yapboz biziz, değiştirebileceğimiz ya da değiştiremeyeceğimiz kendimizde mevcuttur. Zaman yegane sevgilimiz ve her an onuyeni tanıyor gibibugünümüz ve her günümüz başlangıcımızsa:Bugün Güzel MeselaBiliyoruz zaman hızlı ve yeni tanışıyoruz. Kısa sürede mutlu oluyoruz ve daha hızla uzun süre tanışıklığımız olsun istiyoruz fakat sonra düşünüyoruz daha uzun yıllar geçireceksek eğer bu anlar da kıymetli, geri getirmek istediğimiz zamanı özlersek geri getiremeyeceğimiz için şu anlar da kıymetli ve yavaş geçsin..Her an kıymetli,Bugün güzel mesela…

19.07.2025

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Kişilerarası İletişim Problemleri
İlişki / Evlilik Problemleri
Çatışma Çözme Becerileri
+6