İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Fatma İzel ŞAHİN KAYA
  3. Blog Yazıları
  4. Gelişim Psikoloğu Hangi Alanlarda Çalışır?

Gelişim Psikoloğu Hangi Alanlarda Çalışır?

Gelişim Psikoloğu Hangi Alanlarda Çalışır?


Gelişim Psikolojisi Nedir?


Gelişim psikolojisi, bireylerin gelişimini doğum öncesi süreçten mezara kadar inceleyen ve bireylerin gelişim süreçlerini sosyal, fiziksel, duygusal ve bilişsel olarak ele alan bir bilim dalıdır. Yaşa bağlı olarak değişim gösteren gelişim dönemleri ( bebeklik dönemi, okul öncesi dönemi, ön ergenlik (ilkokul) dönemi, ergenlik dönemi, beliren yetişkinlik dönemi, yetişkinlik dönemi ve yaşlılık dönemi ) ile birlikte kültürün, yetiştirilen çevrenin, karakterin bireyin davranışları üzerindeki etkisini incelemekte ve bireyin yaşamı boyunca devam etmekte olan değişim süreçlerini anlama ve anlamlandırmaya çalışmaktadır.


Gelişim Psikoloğu Nasıl Olunur?


Gelişim psikoloğu olarak uzmanlaşmak için 4 yıllık lisans eğitiminden sonra Gelişim Psikolojisi alanında yüksek lisans yapılması gerekmektedir. Gelişim psikologları Türkiye’de ağırlıklı olarak gelişimin hızla gerçekleştiği dönem olarak belirtilen okul öncesi, ilkokul dönemi ve ergenlik dönemini içeren eğitim sektöründe çalışmaktadır. Ancak gelişim psikologlarının çalışma hayatında rehabilitasyon merkezleri, yaşlı bakım evleri gibi çalışma alanları da mevcuttur.


Gelişim Psikologları Hangi Alanlarda Çalışmaktadır?


Gelişim psikologları yaşam boyu devam eden tüm gelişim dönemlerini ele almakla birlikte gelişimin en hızlı olduğu dönemler olan okul öncesi ve ergenlik dönemi üzerinde daha çok çalışmaktadır. Bu dönemler bireyin kendini keşfetmeye ve farkına varmaya başladığı, sorguladığı, arayış içinde bulunduğu, yetişkinlik dönemine dair ilk adımların atılmaya başlandığı ve yaşam boyu bireyin hayatında etkisi olacak olan tüm süreçlere zemin hazırladığı için büyük önem taşımaktadır. Gelişim psikologları da bu dönemleri dikkatli şekilde takip etmekte, gözlem ve analiz yaparak gerekli durumlara müdahale de bulunmaktadır. Bu sayede çocuk ve ergenler için ebeveynleri ile birlikte yol alındığı takdirde sağlıklı gelişim için gerekli olan ortamın oluşturulmasına öncülük edilmektedir.


Gelişim psikologlarının sıklıkla çalışmakta olduğu alanlar;


-Anksiyete (kaygı) Bozuklukları

-Umutsuzluk ve Depresyon

- Motivasyon Düşüklüğü ve Tembellik

-Dönemsel Gelişim Sorunları

-Dikkat Eksikliği Sorunları

-Öğrenme Stilleri ve Öğrenme Bozuklukları

-Uyku ve Yeme Sorunları

-Duygu Düzenleme

-Zaman Yönetimi Problemleri

-Öfke Problemleri

-Aile İçi Problemler

-Teknoloji bağımlılıkları (internet, oyun, telefon vb.) gibi sorunlar üzerinde etkili bir şekilde çalışmaktadır.


Anksiyete (kaygı) Bozuklukları: Anksiyete (kaygı) çocukluktan yaşlılığa kadar her yaştan bireyde var olabilen ve psikologların sıklıkla çalıştığı bir alandır. Ancak, okul döneminin etkisi ile birlikte anksiyete bozuklukları, çocuk ve ergenlik döneminde en sık karşılaşılan bozukluklar arasında yer almaktadır. Özellikle okul öncesi dönem çocuklarında ayrılık kaygısı, okul kaygısı söz konusu iken ergenlik döneminde sınav kaygısı, iş kaygısı, gelecek kaygısı, sosyal kaygı gibi kaygı türlerini sıklıkla görmek mümkündür. Anksiyete bozukluğu olan bireyler terleme, karın ağrısı, karın guruldaması, avuç içi terlemesi, ateş basmaları, bayılacak gibi hissetme gibi şikâyetleri ifade etmektedir. 

Umutsuzluk ve Depresyon: Çocuk ve ergenlik döneminde bir diğer en sık karşılaşılan konu ise umutsuzluk ve depresyon konusudur. Umutsuzluk, geleceğe yönelik olumsuz beklentileri içermekte ve eğitim sürecinde akademik umutsuzluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Umutsuzluk hissine kapılmış ola birey bir şeyler yapmak, eyleme geçmek için istekli değildir ve gerekli olan motivasyonu kendinde bulamaz. Depresyon ise pek çok şeyi gerçekleştirmemizi engelleyen bir duygu durumdur. Birey kendisini mutsuz, üzüntü içinde, huzursuz hisseder. Yapılan hiçbir eylemden keyif alınmaz, keyif almadığı için yapmak istemez ve bir şey yapmadıkça kendisini daha kötü hissetmesine sebep olan kısır döngüye girer. Okul döneminde de depresyon yaşayan çocuk ve ergenlerde okula gitme de isteksizlik, keyif almama, uyku ve yeme problemleri, sosyal ilişkilerde keyif almama gibi durumlar görmek mümkündür.

Motivasyon Düşüklüğü ve Tembellik : Umutsuzluk ile birlikte sıklıkla karşımıza çıkan sorun ise bireylerin eyleme geçebilmek için kendilerinde yeterli motivasyonu bulamamaları ve tembellik sorunu ile karşı karşıya kalmaları durumudur. Temelinde geleceğe yönelik umutsuzluğu, güvensizliği, iç ve dış motivasyon kaybını barındırmaktadır. Öğrenciler için akademik motivasyonun kaybı beraberinde okul ve sınav kaygısını da getirdiği için bu problemlerin başında bir uzamana danışılması gerekmektedir.

Dönemsel Gelişim Sorunları: Bireylerin gelişim dönemlerinde yaşadıkları sorunlar için de bir uzmandan yardım alınması gerekmektedir. Konuşma ve dil sorunları, ahlak gelişimi, sosyal gelişim, cinsel gelişim, bilişsel gelişim, duygusal gelişim ve kişilik gelişimi sorunları gelişim dönemleri kapsamında ele alınan alt alanlardır. Kendini keşfetmeye başladığı dönemi içine alan ergenlik dönemini yaşayan bir birey kendi cinsel kimliğini, kişilerarası ilişkilerini, toplumsal değerleri ve yasaları, uyması gereken kuralları, gereklilikleri, duygusal zekâsını da keşfetmeye başlamakta ve bu alanlar içerisinde oluşabilecek bir sorun kişinin tüm yaşamını etkileyecektir.

Dikkat Eksikliği Sorunları:  Dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına uygun olan süreden az olması durumudur. Dikkat süresi her yaş için ayrı ele alınmalı 5 yaş çocuğu ile 15 yaş çocuğu arasındaki dikkat kapasitesi arasında fark gözetilmelidir. Bu sorun karşısında çocuk suçlanmamalı, zorlanmamalı ve adım adım sabır ile çalışılarak bilişsel kapasitesine uygun dikkat süresine getirilmek için çalışılmalıdır.

Öğrenme Stilleri ve Öğrenme Bozuklukları: Her bireyin öğrenme stili farklıdır. Bir çocuğun öğrendiği şekilde diğer çocukların öğrenmesi beklenmemelidir. Bir öğrenci derste dinleyerek öğrenirken, bir öğrenci öğrenebilmek için renkli kalemler ile yazmaya, tablo oluşturmaya, resimler çizmeye ihtiyaç duyabilir. Bir öğrenci sesli şekilde okuduğunda daha iyi aklına kaldığını belirtirken, bir öğrenci bir başkasında anlatıyormuş gibi çalışırken en iyi şekilde öğrendiğini belirtebilir. Biri sert zemin de çalışmayı diğeri ise müzik eşliğinde çalışmayı tercih edebilir. Bunun için çocuklara öncelikle hangi öğrenme stillerine ait oldukları üzerine gerekli analizler yapılmalı ve öğrenme güçlükleri var ise dikkate alınmalıdır. Bu süreçte öğretmeler, ebeveynler ve psikologlar bir ekip olarak hareket etmelidir.

Teknoloji bağımlılıkları (internet, oyun, telefon vb.) : Teknoloji cihazlarının ve beraberinde internetin kişinin günlük yaşamını bozacak düzeyde ve kontrolsüzce kullanılması durumu özetle teknoloji bağımlılığı olarak açıklanmaktadır. Bir gencin akıllı telefonu ile amacının dışında, düşündüğü süreden fazla, problemli kullanımı bağımlılık riskini beraberinde getirmekte ve bu risklere karşı açık olan gençler bağımlı olmadan önce önleme kapsamına alınmalıdır. Telefonları ile geçirdikleri süreyi cazip kılan temel etkenler bulunmalı ve yerleri daha verimlileri ile değiştirilmelidir. Bu süre zarfında yasaklar, kısıtlamalar konulmamalı öncelikli olarak ''neden'' bunu tercih ediyor sorusuna cevap aranmalıdır.


Eğer sizlerde ebeveyn olarak çocuklarınız ile ilgili ya da aile problemleriniz ile ilgili olarak gerekli yardımı almak, soru sormak ve randevu oluşturmak isterseniz bana buradan her daim ulaşabilirsiniz. Sevgilerimle…


FATMA İZEL ŞAHİN

Psikolog & Aile Danışmanı

Yayınlanma: 29.11.2021 11:23

Son Güncelleme: 26.01.2022 13:10

#gelişim psikolojisi#akademik motivasyon#gelişim dönem sorunları#gelişim psikoloğu#ergenlik dönemi#kaygı bozuklukları#okul öncesi dönem#depresyon#öğrenme stilleri#teknoloji bağımlılığı#umutsuzluk
Psikolog

Fatma İzel

ŞAHİN KAYA

Uzman Psikolog

9 Yorum
Kişilerarası İletişim Problemleri
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Evlilik Öncesi Danışmanlık
Bağlanma Sorunları
+7
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
Öfke de NEDİR, duygu mu yoksa davranış mı?

Öfke de NEDİR, duygu mu yoksa davranış mı?

Öfke; bir kişinin engellenme, saldırıya- haksızlığa uğrama, incinme, değersiz hissetme, üzülme ve duygularının bastırılması gibi durumlar karşısında olaya veya kişiye karşı geliştirdiği doğal ve evrensel bir duygu türüdür! Öfkenin bastırılması gereken bir durum olduğu düşüncesi terk edilmeli, bir duygu olduğu farkına varılmalı ve de diğer tüm duygularımız gibi öfkenin de yaşanması gerektiği unutulmamalıdır. Ancak burada önemli olan öfkemizin bizi yönetmesine ve esir almasına izin vermemek, çevremizdeki kişilere, eşyalara ve diğer canlılara zarar vermeden duygularımızı yaşamayı öğrenek ya da öğrenmek için çalışıyor olmaktır. Bu süreç kolay olmaya bilir ama çabalamaya devam etmek her zaman sonuç getirecektir 😊Unutmamalıyız ki, düşüncelerimiz duygularımızı oluşturduğu gibi sahip olduğumuz duygularımız da davranışlarımızı oluşturmakta ve ortaya sergilenen bir eylem çıkarmaktadır. Bu durumda öfke duygusunu yaşayan birinin öfke davranışları sergilemesi kaçınılmazdır ve zaten kaçmama ya da bastırmaya da çalışılmamalıdır. Ancak burada önemli olan bu davranışların şiddetinin ve sıklığının dikkate alınması ve kişinin her duygusuna hâkim olabilmesi gerektiği gibi öfke duygusunu da sağlıklı şekilde yönlendirebilen biri olabilmesidir.Peki günlük hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkabilen öfke davranışlarına örnekler nelerdir? Bir olay sonrası olaydan sorumlu tutulsun ya da tutulmasın herhangi bir kişiye bağırmak, söylenmek ya da hakaret etmek. Bazen içten içe mırıldanmak şeklinde de görülebilmektedir.Çocuklarda çok sık gördüğümüz öfke davranışlarda; bağırarak ağlamak, kendini yere atmak, yerde tepinmek ve çığlık atmaktır. Bu durum bir süre sonra kendisine ya da bakım veren kişiye zarar verme şeklini de içine katar hale gelebilmektedir.Kişinin etrafındaki bir eşya/nesneye, kendisine ya da karşısındaki kişiye zarar vermesi de görülmektedir.Etrafındaki tüm her şeyi dağıtmak ya da yere atmak, kırmak. Etrafındaki kâğıt ya da fotoğrafları yırtmak gibi. Ağlamak Kişinin el ya da bacaklarında titreme hissetmesi Kişinin kalp ritminin hızlanması ve nefes alıp verişinin artmasıYukarıda belirtilen bazı maddeler gibi birçok öfke duygusunun davranışsal belirtisinden bahsetmek mümkündür. Eminim sizlerin de okurken kendinizde ya da yakınınızda olduğunu düşündüğünüz maddeler olduğu gibi bu da var şu da var dediğiniz olmuştur. Peki bu öfke davranışlarını kontrol edilebilir sınırda tutmak için nelere dikkat etmek gerekmektedir?Öfke kontrolü için ne yapılabilir?Derin derin nefes al- ver tekniği uygulanabilir.Derin derin nefes al- ver tekniği çocuklar için 10 parmak nefes egzersizi olarak kullanılabilir. 10 parmağını da mum gibi düşünerek açan çocuk her bir mumu teker teker söndürmeye çalışmalıdır. Bu sayede çocuğun derin bir şekilde nefes alıp vermesi sağlanır. Burada tüm mumların bir kerede değil, teker teker söndürülmesi gerektiği unutulmamalıdır.Anda kalabilmek, ana odaklanmak için beş duyumuzun gücünden faydalanılabilir. ( Örneğin, etraftaki mavi, kırmızı renklere odaklanmak, etraftan gelen sesleri dinlemek, etraftaki kokulara dikkatimizi vererek hissetmeye çalışmak gibi. )Öfkelenmeye sebep olan olay ya da kişiyi kâğıda yazmak- ister sadece isim olarak ister iseniz uzun uzun yazabilirsiniz- ve ardından kâğıdı yırtarak ya da buruşturularak çöpe atmak ve bu süreçte öfkeye odaklanarak kâğıt ile birlikte öfke duygusunu küçültüp çöpe attığınızı hayal etmek öfkeyi var olan puan düzeyinden 1-2 puan aşağı indirme konusunda yardımcı olacaktır. ( Ayrıca kağıdı yırtmak yerine yakmak ya da suya atmakta kullanılabilir bir tercihtir. ) İçinizde biriken öfkeyi ve enerjiyi olumlu şekilde boşaltmak için spor ya da egzersiz yapılması denenebilir. Burada çok öfkeli iken kendinizi fiziken sakatlayabilecek sporların yapılmasından kaçınılması gerektiği için en uygun olan spor olarak koşu tercih edilebilir. Kişinin öfkelenmesine sebep olan olay ya da kişiyi sürekli düşünmek yerine o konu ile ilgili düşünce saatleri egzersizi oluşturabilirsiniz. ( Örneğin akşam saat 21.00’de bu konuyu detaylı düşünüyor olacağım ama şimdi tüm gün bu konunun ve öfke duygumun aklıma gelerek günümü olumsuz etkilemesine izin vermeyeceğim diyerek düşünceleri ve beraberindeki duyguları belirli bir zaman sınırına çekmek, bir süre devam edildiğinde etkili olacak bir tekniktir. )Tüm bu maddelere rağmen öfkenizi kontrol etmek ile ilgili sorun yaşadığınızı düşünüyorsanız bir ruh sağlığı uzmanından destek almayı deneyebilirsiniz.Öfke duygusunu yaşayan kişinin karşısında nasıl olmak gerekir?Kişiyi sakince dinleyebilirsiniz. Kişi ile konuşurken sen dili yerine ben dili ile konuşabilirsiniz. ( Sen dili suçlayıcı bir dil iken ben dili sağlıklı şekilde kendinizi ifade edebileceğiniz bir dildir. Bu konuda zorlandığınızı düşünüyorsanız, destek alabilirsiniz. ) Öfke anında kişi ile tartışmaya girmekten kaçınmak oldukça önemlidir. Öfke, bilişsel olarak kişinin sağlıklı düşünebilme mekanizmasını zayıflatacağı için bu süreçte konuşmaya çalışmak sağlıklı bir tercih değildir.Öfkelenen kişinin sessiz bir ortama gidip olaydan ya da kişiden uzaklaşmasını ve derin nefes almasını sağlayabilirsiniz. Kişi sakinleştiği ve rahatladığı zaman kişinin hissettikleri üzerinde detaylıca konuşabilirsiniz. Unutulmamalıdır ki, aksi halde konular havada kalacak ve daha büyük bir kriz olarak karşınıza gelecektir. ( Ben dili ile konuşulması unutulmamalıdır!) Tüm bu maddelere dikkat edilmesine rağmen etkili bir çözüm bulunamaması halinde bir ruh sağlığı uzmanından yardım almayı deneyebilirsiniz. Eğer, sizler de öfke duygunuzu sağlıklı şekilde yönetemediğinizi düşünüyor ve bunun nasıl yapılacağı konusunda destek almayı istiyorsanız yardım almaktan lütfen çekinmeyin. Bir ruh sağlığı uzmanına danışmak ve aklınızdaki soruları sormak isterseniz bana buradan ulaşabilir, istediğiniz zaman takvimdeki uygunluk durumuna göre randevu oluşturabilirsiniz.Sevgi ve Sağlıcakla...FATMA İZEL ŞAHİNUZMAN PSİKOLOG & AİLE DANIŞMANIKaynakça:1. HEEGAARD, M.E. (2019). Öfkemi Kontrol Etmeyi Öğreniyorum. İstanbul: İletişim Yayınları.2. Pdr Tube (2022)

Aranmakta olan Mut-lu-luk

Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)Herkese merhabalar…Umarım herşey yolundadır, değilse de yoluna girmesini ümit ediyorum.Mutluluk ve mutlu olmak hakkında paylaşmak istediklerim var.Biz insanoğlunun peşinden koştuğu belli başlı şeyler var bunlardan biride, mutluluk.Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)İlk mutluluktan bahsedelim sonrasında mutluluk için ihtiyacımız olanlara değinelim.Mutluluk, bir durum ya da kişiye karşı duyunlar histir. Mutluluk çoğunlukla zihnimizdeki mutluluk resmi ile eşleşiyorsa hissedebildiğimizdir. Bu da nedemek? Kişi yaşamının her karesine dair zihninde bir resim oluşturmuştur. Başarıya, güvene, sevgiye, aşka, ve tabi mutluluğa dair. Zihnimizdeki resme uymayan her bir başlık eşleşmediğinde ne mutluyuz ne de başarılıyızdır. Çünkü sana gelen mutluluk zihnindeki resimle eşleşmemiştir.Neden bu kadar mutlu olmaya odaklıyız? Neden yaşamın her karesinde çok mutlu olmayı dilemekteyiz? Var olan mutluluklarımızla neden yetinmeyip dahasını istemekteyiz? Geçmişteki mutluluğumuzu gelecekte de aramak neden? Başkalarının mutluluklarıyla mutlu olmak niye bu kadar zor? Sanal dünyanın gerçek olmayan mutlulukları bizi niye bu kadar zorda bırakmakta? Ünlü, ünsüz, fenomenlerin mutluluklarına neden bu kadar özenmekteyiz? Hayat sürekli başrol dizi ya da film oyuncusu olmaktan mı ibarettir? Yan karakter olmak görülmez olmak demek midir? Ya da mutluluklarımız gösteriş mi olmak zorundadır? Sessiz yaşanan mutluluklar yeterli değil midir?Ve dahası sorular bizlerin kendi mutluluğumuza dair engellerimizdir.Mutluluk seninle olsun istiyorsan;1- Kanaat et!Sahip oldukların ve olacaklarına kaanat et. 1 kalbin varsa 2.sini isteme, sahip olduğunla mutluluğu ara, yetin.Bir kabiliyetin varsa onun üzerinde yoğunlaş, şu kişi bunuda yapıyor bende yapayım deme, aç gözlülük etme.Bir ailen varsa varlığına kanaat et, zenginliğini sahip olduklarınla hisset, sahip olamadıklarına hırslanıp hasetlenme, onların için çaba etmen yeterli.2-Şükret/İyiki de! Bu şükür yaratıcıya duyulan minneti dile getirmek olabilir. Yanındakinin varlığına dair şükür olabilir. Hayatın defterinde mutlaka iyikilerin yazılıdır, onları gözden geçirmeyi dene. Unuttuğun iyikilerin seni yürüdüğün yolda yaptıkların ve yapacaklarına dair inancını güçlendirecektir.3-Ne geçmişte takılı kal! Ne de geleceği yasla karşıla! Geçmişte yaşadıklarımızı, geleceğimizde biçtiğimiz hasatımızdır. ‘Ne ekersen onu biçersin‘ tamda buraya uygun bir cümle diyebiliriz. Acılarımızın kaynağı, öncelikle kendi içimizde hapsolmuşluğumuzdan kendimizi nasıl kurtaracağımızı söyleyen cümlelerimiz, daha da kendimize hapsolmuş hissetmemize neden olur. Seçimlerimizi sıkıntılı yaşam seviyesinde yaptığımız sürece, çözümlerimizin kökleri sorunun içinde olacaktır. Şimdide ektiğin sağlıklı tohumun geleceğinin sağlıklı hasatıdır. Geçmişle barışmak, geçmişe öfkelenip göndermek, yeni bir geçmiş oluşturmak senin elinde. Çıkamıyorsan bu kısır döngüden psikolojik destek al ve kendini şifalandır.4-Hayatındaki kalabalıktan kurtul! Hayatındaki kişileri, mekanları, işleri, planları, yediklerini, içtiklerini, izlediklerini, tercihlerini ve seçimlerini un eleğinden ele zamanın geldi. Zaman varki bunlar arasında kendini kaybettiğin, bulamadığın kalabalıktan kendini dinleyemediğin ya da zorunlu bırakıldıklarını düşün yapmak zorunda oldukların, maruz kalmak zorunda oldukların. Hayat eleğini kullan ve yığın arasında çık. Seni hakikaten mutlu eden arkadaşın ile beraber ol, zorunda bırakıldığın sen olmadığını hissettiğin o topluluktan sıyrıl. Ait hissettiğine yönel. Seni iyiliğe teşvik eden, pozitif zihnin yaşam sürdüğü yere yönel. Bırak senelik planlar yapmayı, 12 ay 365 günün olduğunu düşün.5- Keşke demeyi bırak! ‘Keşke bende, keşke sende’ başlayan cümlelerini azalt, hatta bırak. Tercihlerinin iyi yanlarınıda gör, olumsuz yanlarının seni geliştirmesine izin ver. Bırak gözünün üzerindeki kaşa söylenmeyi… Bir kerede izin ver noktalama ve yazım hataları yapmana… Keşke dedikten sonra pişman olmayı bırak. ‘Keşke’nin hayatını demoralize etmesine izin verme. Olumsuza odaklanıp, olumluyu görmezden gelme.Bunlardan biri veya birden çoğu seni anlatıyor olabilir. Hiç biride değil demek sürece direnmek demektir. Görmezden gelmek, yüzleşmek istememektir. Umutsuzca mutluluğu aramak mutsuzluğun devamıdır. Mutluluğun kendini aranması gerekmez. O kendisidir.Çok uzatmadan sonuna geldiyseniz yazının, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Daha çok yazılar yazabilmem için desteklerinizi beklerim. Sizlerin desteği benim yazma cesaretim…Sevgiler…
Bağlanma Stillerimiz Ayrılık Sürecini Nasıl Etkiliyor?

Bağlanma Stillerimiz Ayrılık Sürecini Nasıl Etkiliyor?

Günümüzde ayrılığa dair hepimizin bildiği bir gerçek var. Ayrılık kararı bizi hem psikolojik hem de fiziksel anlamda fazlasıyla olumsuz etkiliyor. Peki bizi bu kadar olumsuz etkileyebilecek kararı nasıl alabiliyoruz? Araştırmalara göre, ayrılık kararı almamızda en önemli etkenlerden biri iletişim problemleri. Bunun yanı sıra, partner ile yakınlık kurmakta güçlük çekme, güven ve sadakat ile ilgili yaşanan problemler, finansal problemler, ilişki içerisinde sıkça çatışmaların yaşanması, cinsel problemler yer alıyor. Peki ayrılık sonrası davranışlarımızı ve duygularımızı belirleyen faktörler neler?Yapılan pek çok farklı çalışmaya göre ayrılık sonrasında sergilediğimiz davranışlar ve duygular bağlanma stillerimiz ile oldukça ilişkililer. Bağlanma stilimizin ne olduğunu keşfetmek, romantik ilişki içerisinde yaşadığımız problemlerin kökenini bulmamıza ve bu problemleri çözmemize yardımcı olur. O zaman aklımızda şöyle bir soru canlanıyor, nedir bu bağlanma stilleri?Bağlanma stilleri, doğumdan itibaren diğer insanlarla nasıl bağ kuracağımızı, çevremizle nasıl iletişime geçeceğimizi ve romantik partnerimiz ile nasıl bir ilişki yaşayacağımızı belirleyen bir yapıdır. Biliyoruz ki, hayatta kalabilmemiz için diğer insanlara ve bağlanmaya ihtiyacımız var. Yapılan pek çok araştırmaya göre, insanlarla sağlıklı bağlar kurduğumuzda, daha mutlu ve psikolojik açıdan daha sağlıklı bireyler oluyoruz. İnsanlarla sağlıklı bağlar kurmak, bizi hem psikolojik hem de fiziksel olarak olumlu etkiliyor. Temel olarak 3 farklı bağlanma stili vardır. Bunlar; güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma ve kaçıngan bağlanmadır.Güvenli Bağlanma Çocukluk hayatında güvenli bağlanma gerçekleştirmiş bireyler, yetişkinlik hayatında uzun vadeli ilişkiler yaşayan, yüksek özgüvene sahip olan, yakın ilişkilere girmekten kaçınmayan ve keyif alan, ihtiyacı olduğunda çevresinden sosyal destek talep edebilen ve duygularını yakın çevresiyle çekinmeden paylaşabilen kişilerdir. Kaygılı Bağlanma Çocukluk hayatında kaygılı bağlanma gerçekleştirmiş bireyler, yetişkin hayatlarında çevresindeki insanlara karşı güvenmekte zorluk çekerler, genel olarak başkalarına karşı duygusal bağ kurma ve yakınlık kurma konusunda isteksizdirler. Çevresindeki insanları ve kendi duygularını anlamakta güçlük çekerler ve duygulara karşılık vermekte zorlanırlar. Kaçıngan Bağlanma Çocukluk hayatında kaçıngan bağlanma gerçekleştirmiş bireyler, yetişkin hayatlarında yakın ve derin ilişkiler kurmakta fazlasıyla zorlanırlar. Yakın ilişki içerisinde bulunmaktansa, özgürlüğü ve bağımsızlığı tercih ederler. Romantik ilişkileri kendilerinin özgürlüğüne ve bağımsızlığına yönelik bir tehdit olarak algılama eğilimindedirler. Birini derinden tanımaya ve bağlanmaya karşı koyarlar. Nasıl güvenli bağlanan biri olabilirim? Bağlanma stilleri çocukluktan itibaren bize yerleşmiş olsalarda değiştirebilmek ve güvenli bağlanan bir insan olmak mümkündür. Öncelikli olarak hangi bağlanma stiline sahip olduğunuzu bulun. Fark etmek değişimin birinci adımıdır. Sonrasında bir ilişkide nelere ihtiyacınız olduğunu, neleri beklediğinizi, partnerden beklentilerinizi, kendi duygularınızı ve düşüncelerinizi keşfetmeye çalışın. Bunları keşfettikten sonra bilişsel çarpıtmalarınızı bulup, onları gerçekçileriyle düzenlemeye çalışın. Bilişsel çarpıtmalarınızı düzenlemekte güçlük çekerseniz, bir uzmandan destek alabileceğinizi unutmayın. Bağlanma stilleri ayrılık sonrası verdiğimiz tepkileri nasıl etkiliyor?Ayrılık sonrasında sergilediğiniz davranışlar ve aklınızdan geçen düşünceler çocukluk çağında ailenizin size sergilediği tutum ve davranışlardan şekilleniyor olabilir mi? Yapılan araştırmalara göre bu sorunun cevabı evet. Çocukluk çağlarımızda güven duyabileceğimiz bir bakım verene sahip olmak, olumsuz duygular yaşarken bu duygularla baş edebilmemiz konusunda bize yol gösterecek birinin olması, neden böyle hissettiğimizi anlattığımızda bakım verenin bizi dinlemesi ve anlayışlı bir şekilde yaklaşması, bu olumsuz duygularla baş edebilmek için bize çözüm konusunda yardımcı olması yetişkinlik hayatımızda ilişkilere, problemlere ve ayrılıklara bakış açımızı oldukça şekillendiriyor ve etkiliyor. Çocukluk yıllarında güvenli bağlanma geliştiren bireyler, ayrılık sonrasında kontrol etme veya zarar verme davranışlarını daha az sergiliyorlar. Her ayrılığın getirmiş olduğu doğal ayrılık sürecini yaşayarak, hayatlarındaki işlevselliği geri kazanıyorlar. Çocukluk çağında kaçıngan bağlanma geliştiren bireylerde ayrıldıktan sonra kontrol etme veya zarar verme davranışlarını daha az sergiliyorlar. Ancak araştırma sonuçlarına göre bunun sebebi zaten yakınlık kurmakla ilgili yaşadıkları problemlerin var olması ve yakın ilişkiler kurmayı özgürlüklerine bir tehlike olarak algılamalarıyla oldukça ilişkili. Çocukluk çağında kaygılı bağlanma geliştiren bireylerde ise ayrılık sonrasında kontrol etme ve zarar verme davranışları oldukça sık gözlemleniyor. Özellikle eski partneri rahatsız edici boyutta aramaya veya mesaj atmaya yönelik davranışlar oldukça sık gözlemlenenler arasında yer alıyor. Eski partnerlerinden bekledikleri veya istedikleri tepkileri alamadıklarında ise hakaret etme veya manipülatif davranışlarda bulunma olasılıkları oldukça artıyor. Kaygılı bağlanmaya sahip olan kişiler ayrılığın getirmiş olduğu doğal süreci yaşamayı da çoğu zaman reddedip, yaşanmış olan ayrılığı inkar edip, duygularını ve düşüncelerini bastırmaya çalışabiliyorlar. Bu durum ayrılıkla ilgili yaşanması gereken süreçlerin yaşanmasının önüne geçiyor ve kaygılı bağlanan kişiler yoğun bir biçimde korku, acı, öfke, üzüntü duygularını deneyimliyor. Duyguların yoğunluğundan kaynaklı olarak duygu regülasyonu yapmakta güçlük çektiklerinden ötürü düşünce ve davranışlarınıda düzenlemede problemler yaşıyorlar. Buda uzun vadede hayatlarında daha çok olumsuzluklar ve depresif belirtiler oluşmasına, kişide gerçekçi olmayan gelecekteki partnerlere yönelik terk edilme korkusunun ortaya çıkmasına sebep olabiliyor. Geçmiş ilişkide ve ayrılık sürecinde oldukça olumsuz deneyimlerle karşılaşan bu bireyler, gelecekteki var olabilecek ilişkisinde de aynı problemleri yaşamamak adına, çeşitli bilişsel çarpıtmalar yaparak daha şüpheci, kuşkucu ve çatışmalardan uzak durmayı seçen veya çatışmalarla zor başa çıkabilen bireyler haline gelebiliyorlar. Yapılmış olan bu çalışma bize gösteriyor ki, ayrılık sonrası yaşadığımız duygular, düşünceler ve sergilediğimiz davranışlar bağlanma stillerimiz ile oldukça ilişkili. Bu nedenle, sizde ayrılık sürecini zorlu geçiriyorsanız, duygularınızı ve düşüncelerinizi yönetmekte çeşitli zorluklar çekiyorsanız buda günlük hayatınızda çeşitli sorunlara neden oluyorsa, bir uzmandan destek alarak ayrılık sürecini nasıl daha sağlıklı geçirebileceğiniz konusunda gerekli olan yardımı alabilirsiniz. Unutmayın, hayatımızdaki sorunların çoğu genellikle hiç yoklarmış gibi davranmamızdan kaynaklanır. Görmezden gelmek çoğu zaman olumlu bir davranış değildir.