İçeriğe geç

Her Yorgunluk Fiziksel Değildir

Her Yorgunluk Fiziksel Değildir

Sabah uyandığınızda kendinizi dinlenmiş hissetmiyor musunuz? Gün içinde dikkatinizi toplamakta zorlanıyor, en basit işleri bile yapmak size yorucu mu geliyor? Son zamanlarda eskiden keyif aldığınız etkinlikler ilginizi çekmiyor, insanlarla görüşmek istemiyor ya da sürekli "Bir şeyler yolunda değil." diye düşünüyor olabilirsiniz.

Bu durumların nedeni her zaman fiziksel olmayabilir. Elbette uzun süren yorgunlukta öncelikle tıbbi nedenlerin değerlendirilmesi önemlidir. Ancak yapılan araştırmalar, psikolojik iyi oluşun da enerji düzeyimizi, motivasyonumuzu, uyku kalitemizi ve günlük yaşam performansımızı önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir. Bazen bedenimiz, zihnimizin taşıdığı yükü sessizce anlatmaya çalışır.

Duygusal Yorgunluk Nedir?

Duygusal yorgunluk, uzun süre devam eden stres, yoğun sorumluluklar, çözülemeyen problemler veya zorlayıcı yaşam olayları sonucunda kişinin kendini zihinsel ve duygusal olarak tükenmiş hissetmesi durumudur. Bu yalnızca "canım hiçbir şey yapmak istemiyor" hissi değildir. Aynı zamanda düşünmeyi, karar vermeyi, odaklanmayı ve ilişkileri de etkileyebilen bir süreçtir.

Özellikle ergenlik ve yetişkinlik dönemleri, yaşamın en fazla değişim barındıran dönemleri arasındadır. Ergenler akademik başarı baskısı, sınav kaygısı, arkadaş ilişkileri, sosyal medya, kimlik gelişimi ve gelecek belirsizliğiyle mücadele ederken; yetişkinler iş yaşamı, ekonomik sorumluluklar, aile ilişkileri, kariyer hedefleri ve yaşamın değişen koşullarına uyum sağlamaya çalışırlar. Tüm bu süreçler zaman zaman zorlayıcı olabilir, kişiler bu süreçleri yönetirken birtakım zorlayıcı duygu ve düşünceler deneyimleyebilirler.

Kimi zaman bu hisleri yaşamak oldukça normal olsa da aslında asıl önemli olan, bu zorlukların ne kadar sürdüğü ve yaşamınızı ne ölçüde etkilediğidir.

Hangi Belirtiler Psikolojik Desteğin Faydalı Olabileceğini Gösterebilir?

Psikolojik güçlükler herkes için aynı şekilde ortaya çıkmaz. Bazı kişiler yoğun kaygı yaşarken, bazıları sürekli öfkeli hissedebilir; bazıları ise hiçbir şey hissetmediğini düşünebilir.

Aşağıdaki belirtilerden birkaçını uzun süredir yaşıyorsanız, profesyonel destek almak sizin için yararlı olabilir:

  • Kendinizi sürekli yorgun, isteksiz veya tükenmiş hissetmek
  • Değersizlik, yetersizlik veya başarısızlık düşüncelerinin sıklaşması
  • Motivasyon kaybı ve erteleme davranışının artması
  • Günlük sorumlulukları yerine getirmekte zorlanmak
  • Derslere veya işe odaklanamamak
  • Sürekli stres altında hissetmek
  • Öfke kontrolünde güçlük yaşamak
  • Yakın ilişkilerde iletişim problemleri yaşamak
  • İş yerinde psikolojik baskıya (mobbing) maruz kalmak
  • Sınavlar, sunumlar veya mesleki performans konusunda yoğun kaygı hissetmek
  • Hayatınızdaki önemli değişimlere uyum sağlamakta zorlanmak

Bu belirtiler tek başına bir tanı anlamına gelmez. Ancak uzun süre devam ettiklerinde yaşam kalitesini, akademik başarıyı, iş performansını ve sosyal ilişkileri olumsuz etkileyebilir.

"Geçer" Demek Her Zaman Çözüm Olmayabilir

Toplumda sıkça duyulan "Kafana takma.", "Zamanla geçer.", "Güçlü ol." gibi ifadeler iyi niyetli olsa da, bazen kişinin yaşadığı güçlüğü görünmez hâle getirebilir.

Elbette her zor duygu profesyonel destek gerektirmez. Hepimiz zaman zaman üzülür, kaygılanır veya öfkeleniriz. Ancak yaşadığınız duygular haftalar boyunca devam ediyor, giderek yoğunlaşıyor ya da günlük yaşamınızı etkiliyorsa, bunları yalnızca zamana bırakmak yerine anlamaya çalışmak daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.

Psikolojik destek, yalnızca sorunlar büyüdüğünde başvurulan bir hizmet değildir. Tıpkı düzenli sağlık kontrolleri gibi, ruh sağlığını korumaya yönelik koruyucu bir adımdır.

Psikolojik Destek Size Ne Kazandırabilir?

Psikolojik danışmanlık, hazır çözümler sunan bir süreç değildir. Bunun yerine, yaşadığınız güçlükleri anlamanıza, düşünce ve duygu örüntülerinizi fark etmenize ve size uygun baş etme becerileri geliştirmenize yardımcı olur.

Danışmanlık sürecinde;

  • Duygularınızı daha iyi tanıyabilirsiniz.
  • Stresle daha etkili baş etmeyi öğrenebilirsiniz.
  • Özgüveninizi destekleyen yeni bakış açıları geliştirebilirsiniz.
  • İletişim becerilerinizi güçlendirebilirsiniz.
  • Öfkenizi daha sağlıklı yollarla ifade etmeyi öğrenebilirsiniz.
  • Akademik veya mesleki performans kaygınızı yönetebilirsiniz.
  • Yaşamınızdaki değişimlere daha sağlıklı uyum sağlayabilirsiniz.
  • Kendinizle daha şefkatli ve gerçekçi bir ilişki kurabilirsiniz.

Psikolojik danışmanlığın amacı, sizi değiştirmek değil; sizi zorlayan süreçleri anlamanıza ve kendi kaynaklarınızı daha etkili kullanmanıza destek olmaktır.

Destek Almak Güçsüzlük Değil, Farkındalıktır

Psikolojik destek alma konusunda toplumda hâlâ bazı yanlış inanışlar bulunmaktadır. Oysa destek almak, yalnızca ciddi ruhsal sorun yaşayan kişilere özgü değildir. Kendini geliştirmek isteyen, yaşamındaki zorluklarla daha sağlıklı baş etmek isteyen veya psikolojik iyi oluşunu güçlendirmeyi hedefleyen herkes psikolojik danışmanlıktan yararlanabilir.

Nasıl ki fiziksel sağlığımız için doktora gitmek doğal karşılanıyorsa, ruh sağlığımız için bir uzmandan destek almak da aynı ölçüde doğal ve değerlidir.

Kendinize Bir Şans Verin

Belki de uzun zamandır yalnızca günü tamamlamaya çalışıyorsunuz. Belki sürekli güçlü görünmeye çalışırken yoruldunuz. Ya da yaşadığınız duyguların zamanla kendiliğinden geçmesini bekliyorsunuz.

Ancak iyi hissetmek, çoğu zaman beklemekten değil; ihtiyaç duyduğunuz anda kendiniz için bir adım atmaktan başlar.

Eğer değersizlik hissi, motivasyon kaybı, depresif duygular, yoğun stres, öfke kontrolü, kişilerarası iletişim sorunları, mobbing, sınav veya performans kaygısı ya da yaşamınızdaki önemli değişimlerle baş etmekte zorlandığınızı düşünüyorsanız, profesyonel destek almak yaşam kalitenizi artıracak önemli bir yatırım olabilir.

Unutmayın; psikolojik destek almak yalnızca yaşadığınız sorunları konuşmak değildir. Aynı zamanda kendinizi daha iyi tanımak, güçlü yönlerinizi keşfetmek, yaşamla daha sağlıklı bir ilişki kurmak ve geleceğe daha güvenle bakabilmek için atılmış değerli bir adımdır.

Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey, biraz daha güçlü olmaya çalışmak değil; yükümüzü paylaşabileceğimiz güvenli bir alan bulmaktır.

Ruh sağlığı, yaşamımızın her döneminde korunması ve desteklenmesi gereken en değerli kaynaklarımızdan biridir. Kendinizi anlamaya çalışmanız, duygularınızı fark etmeniz ve gerektiğinde profesyonel destek almaktan çekinmemeniz hem bugünkü iyi oluşunuza hem de gelecekte karşılaşabileceğiniz zorluklarla daha sağlıklı baş etmenize katkı sağlar. Unutmayın, değişim çoğu zaman tek bir adımla başlar. Kendiniz için atacağınız bu adım; daha dengeli bir yaşamın, daha güçlü ilişkilerin ve kendinizle kuracağınız daha sağlıklı bir bağın başlangıcı olabilir.

Yayınlanma: 11.08.2026 10:40

Son Güncelleme: 11.08.2026 10:40

#özgüven#sınav stresi#stres yönetimi
Psikolog

Sinem Esra

DÖNGÜL

Psikolog

( )( )( )( )( )0 Yorum
Mesleki Performans Kaygısı
Mobbing (İş Yerinde Psikolojik Baskı)
Motivasyon Problemleri
Depresyon ve Mutsuzluk
+7
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
MUTLULUĞUN SIRRI: KENDİNİ TANIMA

MUTLULUĞUN SIRRI: KENDİNİ TANIMA

Kendini Tanıma ve Gerçekleştirme İnsanların kendilerine objektif, gerçekçi ve dürüst bir gözle bakması, davranışlarını değerlendirebilmesi yani kendini tanıyabilmesi başkalarındaki yanlışları, eksiklikleri ve problemleri görmesinden daha zordur.“Kendini tanıma” kişinin tamamen tek başına, kendi dışında birinden yardım almadan gerçekleştirebileceği bir süreç değildir. Zaten bu yüzden de hepimiz başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü merak ederiz, bu merakımızın temelinde de aslında kendini tanıma ve bilme isteği yatar. Amerikalı Psikolog Abraham Maslow ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi ’nde insanın ulaşabileceği en üst seviyenin ‘Kendini Gerçekleştirme’ olduğundan bahsetmektedir. . Birey; yeteneklerini, ilgi ve değerlerini fark etmeye başlamasıyla kendi tanımaya başlar. Kendini tanımanın aynı zamanda başkasını da anlamaya yardımcı olduğu kaçınılmazdır. İçsel bir süreç olan kendini tanıma, bireyin duygularını düzenleyebilme yeteneğidir. Bu yetenek, bireyin “duygularını düzenleme, hisleriyle rahatça deneyebilme, durumları üzerinde düşünceli şekilde meşgul olma kapasitesi” gibi içsel süreçlerine karşılık gelmektedir. Kendini tanıma sürecinde kişi kendisiyle yani iç dünyası ile iletişime geçer. Kendini tanıyan kişi, kendi iç dünyasıyla beraber dış dünyasındaki yaşantıların farkında olan kimseler olabilir. Bu kişiler “çevresindeki kişilerin kendisini nasıl etkilediğinin farkında olduğu kadar, kendisinin çevresindekileri nasıl etkilediğini bilir”. Kendini yönetebilme becerisi, dolayısıyla kendini gerçekleştirmenin önemli adımlarından biri olarak kabul edilebilir. Doğan Cüceloğlu, insanlarla iletişim kurarken karşılıklı konuşmalar içerisinde birbirlerini doğru anlayıp anlamadıklarını öğrenmek için o kişilerin kendilerini ne kadar doğru ifade edebildiklerini belirlemek gerektiğini vurgulamıştır.Bireyin kendisini tanımlamasında ve kimliğini belirlemesinde iki unsur etkilidir. Birincisi genetik unsurdur. Genetik unsur, doğuştan getirilen bireysel nitelikleri ifade eder ve bu bireysel nitelikler, bireyin içinde bulunduğu toplumsal grubu oluşturan diğer bireylerden farklı tarafı gösterir. Cinsiyet, renk, sahip olunan potansiyel yetenekler bu unsurla ifade edilir. Kazanılmış olmayan ve hiçbir emek harcamadan sahip olunan bu niteliklerin oluşturduğu fark, asli değildir ve kendimizi tanımlamada asıl unsuru oluşturmaz. Ama bu fark oldukça önemlidir ve bireyi aynı toplum içerisinde olan diğer bireylerden hem ayırır hem de birey, diğer bireylerle ilişkisini bu fark ile kurar ve sürdürür. Bireysel bilinç, bu fark ile oluşur. Ancak kimlik, sadece bireysel bilincin oluşturduğu bir yapı değildir. Kimliği kuran ikinci unsur ise genel olan bir unsurdur ve bu unsur bireyde, bireysel bilincin dışında ortak bir bilinç oluşmasını sağlar. Bu bilinç, en genel olarak ortak toplumsal bilinçtir ki, bunu oluşturan da kültürdür. Kişi, kültürel unsur ile bireysel unsurun oluşturduğu manevi bir varlıktır.Kendini gerçekleştiren kişiler bir yere ait olma, köklü olma gibi duyguları kendilerinde yerleştirmişler ve sevgi ihtiyaçlarını karşılamışlardır, bu nedenle dostları vardır, sevildiklerini, sevilmeyi bilirler aynı zamanda üretici, iyi huylu, kendi içlerinde ve başkalarıyla birlikte rahat olan kimselerdir. Kendini gerçekleştirme; kişinin kendi potansiyellerini ortaya çıkarmasını temsil ederken, bir üst boyutu olan kendini aşmışlık (self-transcendence) ise kişinin kendi potansiyelini aşıp kendisinden öte kazanımlar elde etmesi olarak anlaşılır. Diğer bir ifadeyle kişinin kendisinden beklenenin fazlasını vermesidir ve bireyin kendisinden öte çevreye ve sosyal hayata faydası olmasıdır. Kendini gerçekleştirmede birey kendisi için yaşıyorsa, kendini aşmışlıkta ise artık kendi ve çevreyle ilgili olarak daha öteye gitmeye başlamasıdır. Buna dair özetle Frankl “dünyaya açık olmak” ifadesini kullanır. Başka bir deyişle, bireyin kendisinin dışında başkalarıyla iletişim kurmaya çalışması başkalarıyla pozitif ilişkiler gerçekleştirmesidir. Başkalarıyla pozitif ilişkiler geliştirmesi Adler’ in “sosyal ilgi” kavramıyla benzerlik göstermektedir. Crandall “sosyal ilginin çekirdeğinin benlikten başka şeylere verilen değerdir” şeklinde belirtmektedir. Maslow ise kendini aşmış insanları “güçlü karakter sahibi insanlar, sorumlu liderler ve idareciler, olağanüstü iyi davranış sergileyen insanlar” olarak nitelendirmiştir. Bu kişiler, dolayısıyla yaşamlarını bilgi ve deneyimlerle sürdürüp başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmektedir.Sonuçta kendimizi tanımaya çabalamazsak, tıpkı çocukların ve ergenlik dönemindeki gençlerin tek başlarınasağlıklı kararlar alamamaları gibi, biz de kendimize ve yaşantımıza uygun kararlar alamayabiliriz.Peki Kendimizi Tanımak İçin Ne Yapabiliriz?Kendimi gerçekleştirmek için Değerlerimi bilirsem kim olduğumu bilirim. Kendini tanıyan kişi değerlerinin farkındadır. Değerler de Hedeflerimi oluşturur. İhtiyaçlarım beni harekete geçirir. Değerlerini bilen bir insanın hayattaki vizyon ve misyonu ortaya çıkar. İnsan hedeflerine vizyon ve misyonuyla ulaşır. Kendini tanımak isteyen bir birey, önce kendine ‘Ben kimim, ben neler yapabilirim veya varoluş amacım ne?’ gibi soruları sormalıdır. Ayrıca, kendini tanımanın en iyi yollarından biri de uzman psikologlardan 'psikolojik destek' almaktır.Günlük Hayattan ÖrneklerKendini tanıyabileceğin durumlar: -Hedeflerin senin kim olduğunu belirler.-Ortamın bana sundukları ve olanaklar kim olduğumu etkiler. Ör: En çok Üniversite hayatına geçtiğimizde, kendi kararlarımızı vermeye başlarız. Kendi kararlarını almak neyi değiştirir? Üniversite tercihin, meslek seçimin, yurt-ev seçimin, zamanı değerlendirme biçimin gibi kararlar kim olduğunu belirler. -Eğitimle farkındalığımız artar,-Kriz (zorlayıcı) durumlarda,-Bölüm seçme, staj tercihleri, iş seçme dönemlerinde,-Bir deneyim yaşarken, Ör: Bir proje yönetiminde, grup çalışmalarında, kulüp görevlerinde,-Son olarak da mutlu olduğumu hissettiğim anlarda, yerlerde kendimi tanırım. (Nereye aitim? vb. sorularla) Yukardaki maddelerden bir veya birkaçını uyguladığımızda ve bu soruların cevapları üzerinde gerçekten düşünmeye başladığımızda kendimizi de anlayama bir adım daha yaklaşmış oluruz. Kendini tanıma, kendini gerçekleştirme ve kendini aşmışlık süreçlerinin arasında doğrudan ilişki olduğunu göstermektedir. Rogers, kişinin ilgi ve yeteneklerini keşfedemeyip kendini tanıyamadığı için bir uyuşmazlık olduğunu ifade eder. Bunun sonucunda, birey kendini gerçekleştiremez böylece kendini aşmışlık evresine de ulaşamamış olur. Bu nedenle, bireyin tercihlerinde ve seçimlerinde her zaman gerçek kimliğini dikkate alması önemlidir. Bu şekilde, bireyin özgüveni, özsaygısı artmış olur.İçinde yaşadığımız, doğup büyüdüğümüz kültür ve ailemiz de kendimiz hakkında önemli bir bilgi kaynağıdır. Özellikle anne babamızın ve kardeşlerimizin kişilik özellikleri, yaşam tarzları, zevkleri, idealleri, tercihleri, inanışları, çevreyle ilişki tarzları kendimizi tanımamız konusunda bize ışık tutacaktır. Her kim ve nasıl biri olursak olalım, kendimizle barışık olmamız hayattaki en büyük başarılarımızdan biridir. Kendinizi tanıyıp, sevdiğiniz o güne ulaşmanız dileğimle.
Stresle Nasıl Başa Çıkarım?

Stresle Nasıl Başa Çıkarım?

Stresle Başa Çıkmanın Yolları: Psikolojik ve Pratik StratejilerStresin Psikolojik Boyutu ve EtkileriHepimiz yaşamımızın bir noktasında stresle karşılaşırız. Kimi zaman bir sınav öncesi, kimi zaman iş yerindeki yoğunluk, ailevi zorluklar ya da kişisel hedeflere ulaşmaya yönelik baskılar stres kaynaklarımız olabilir. Ancak, stres sadece dışsal faktörlerden değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal yanıtlarımızdan da beslenir. Psikolojik açıdan stres, bireyin içsel kaynaklarıyla başa çıkmada yetersiz kaldığı bir durum olarak tanımlanabilir. Stresin neden olduğu psikolojik, biyolojik ve duygusal etkiler, zaman içinde kişinin genel sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir.Peki, stresin iyi ve kötü türleri arasındaki fark nedir? İyi stresin bizi motive edebileceğini, kötü stresin ise tükenmişliğe yol açabileceğini biliyor musunuz?İyi Stres ve Kötü StresStres yalnızca negatif olmak zorunda değildir. İyi stres (eustress), motivasyon sağlayan, yaşamda anlam ve hedefler arayışına yol açan, kişiyi daha üretken kılan bir stres türüdür. Bir iş görüşmesi öncesi yaşanan heyecan, bir sınav öncesi çalışma motivasyonu, bir sunum için hazırlıklar, bunlar iyi stres örnekleridir. Eustress, genellikle kişiyi yapıcı bir şekilde harekete geçirir, enerjisini olumlu bir hedefe yönlendirir.Kötü stres (distress) ise, aşırı baskı ve kaygı yaratır. Yüksek düzeydeki stres, tükenmişlik ve kaygı bozukluklarına yol açabilir. Uzun süreli distress, vücutta kronik hastalıklara (örneğin, kalp hastalıkları, sindirim sorunları, uykusuzluk) ve zihinsel sağlık problemlerine (depresyon, anksiyete) neden olabilir. Stresin kötüleşmesi genellikle stres kaynağının bireyin kontrolünden çıkması ile başlar.Özetle, iyi stres büyümeyi teşvik eder ve kişisel gelişimi destekler. Kötü stres, tükenmişlik, kaygı ve fiziksel hastalıklara yol açar.Stresin Kaynakları ve NedenleriStresin kaynağı ve nedeni her bireyde farklılık gösterebilir, ancak genel olarak stresin birkaç temel kaynağını belirlemek mümkündür.Dışsal Faktörler: İş, okul, finansal baskılar, ailevi problemler gibi dışsal faktörler, stresin temel sebeplerindendir. Yoğun iş temposu, ailevi sorumluluklar veya toplumsal beklentiler, kişiyi bu tür dışsal streslerle karşı karşıya bırakabilir.Bireysel Faktörler: Kişisel özellikler, stresle başa çıkma tarzı ve genel psikolojik durum, stresin şiddetini etkileyebilir. Mükemmeliyetçilik, aşırı sorumluluk duygusu ve kontrol takıntıları, stresin artmasına neden olabilir. Ayrıca güvensizlik ve düşük özsaygı gibi içsel faktörler de stresin şiddetini artırabilir.İlişkiler ve Sosyal Faktörler: İlişkilerde yaşanan sorunlar, yalnızlık veya dışlanmışlık hissi, bireyin psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebilir. Sosyal destek eksikliği ve yalnızlık, stresin daha kötü hale gelmesine neden olabilir.Fiziksel Sağlık: Kronik hastalıklar, yetersiz uyku, kötü beslenme alışkanlıkları ve yetersiz egzersiz, bireyin stresle başa çıkmasını zorlaştırabilir.Stresin Nedenleri:Bilinçaltı korkular ve endişeler: Gelecek hakkında duyulan belirsizlik veya geçmiş travmalar, sürekli bir kaygı hali yaratabilir.Zaman baskısı: Çoğu zaman iş veya kişisel yaşamda yapılması gereken çok iş olması, zaman baskısına yol açar.Kendi sınırlarını zorlamak: Kişinin sınırlarını zorlaması ve sürekli performans beklentileri, stresin artmasına neden olabilir.Hızlı Çözümler: Stres Anında Uygulanabilecek YöntemlerZor bir durumda stresle başa çıkmak için bazı hızlı çözüm yöntemleri mevcuttur. Bu teknikler, kısa vadede rahatlama sağlar ve kaygıyı azaltabilir.Derin Nefes Alma Egzersizleri (Bilinçli Nefes Alma): Stresli bir an yaşadığınızda, 4-4-4 tekniği ile derin nefes almayı deneyin: 4 saniye nefes alın, 4 saniye tutun, 4 saniye verin. Bu teknik, kalp atışını düzenler ve sakinleşmenizi sağlar.Fiziksel Aktivite: Hızlı bir yürüyüş, koşu veya esneme hareketleri, stres hormonlarını düşürerek rahatlamanıza yardımcı olabilir.Kısa Meditasyon veya Farkındalık Egzersizleri: 5-10 dakikalık bir meditasyon veya farkındalık uygulamaları yaparak, zihninizi şu anki zamanla bağlayabilir ve kaygıyı azaltabilirsiniz.Zihinsel Yeniden Çerçeveleme: Stresli bir durumu yeniden değerlendirerek, bilişsel yeniden yapılandırma yapın. Örneğin, bir iş görüşmesinde heyecan yerine, bu heyecanı başarıya giden motivasyonel bir işaret olarak görebilirsiniz.Uzun Vadeli Çözümler: Stresle Başa Çıkma StratejileriUzun vadede, stresle başa çıkmayı sürdürülebilir bir hale getirmek için daha derinlemesine stratejiler gereklidir.Zaman Yönetimi ve Planlama: Günlük, haftalık ve aylık planlar yaparak, yapılacak işler üzerinde kontrol sahibi olabilirsiniz. İşlerinizi öncelik sırasına koymak ve belirli zaman dilimlerinde odaklanarak çalışmak, stres düzeyinizi önemli ölçüde azaltabilir.Psikolojik Dayanıklılığı Geliştirmek: Duygusal esneklik geliştirmek için bilinçli olarak stresli durumlarla karşılaşma becerilerinizi artırın. Zorluklarla başa çıkabilmek için geçmişteki başarılarınızı ve kişisel gücünüzü hatırlayın.Düzenli Egzersiz ve Sağlıklı Yaşam Tarzı: Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve yeterli uyku almak, stresle başa çıkma yeteneğinizi artırır. Egzersiz, endorfin salgılar, bu da ruh halinizi iyileştirir.Sosyal Destek Ağı Oluşturmak: Sosyal bağlar kurmak, stresli zamanlarda destek almak önemlidir. Aile üyeleri, arkadaşlar veya destek grupları, duygusal iyileşmeye yardımcı olur.Bilişsel Davranışçı Yöntemler: Düşünce Kalıplarınızı DeğiştirinBilişsel Davranışçı Terapi (BDT), stresle başa çıkmanın en etkili yollarından biridir. Bilişsel çarpıtmalar (negatif düşünce kalıpları), çoğu zaman stresin temelini oluşturur. Örneğin, "Her şey çok kötü olacak" veya "Ben bunu başaramam" gibi düşünceler, kaygıyı artırarak daha fazla stres deneyimlemeye sebep olur.BDT, bu olumsuz düşünceleri tanıyıp değiştirmeyi hedefler. Kişilerin, daha mantıklı ve sağlıklı düşünce kalıplarına yönelmesini sağlar. Kognitif yeniden yapılandırma, stresli durumlarda daha etkili kararlar almanıza ve duygusal tepkilerinizi kontrol etmenize yardımcı olur.Uygulama:Olumsuz düşünceleri yazın ve sorgulayın: Bilişsel çarpıtmalar söz konusu olduğunda düşüncelerimiz çoğu zaman mantıklı bir temele dayanmaz ve otomatiklerdir. Kendinize, "Bu düşünce gerçekten mantıklı mı?" veya "Elimde bu düşünceye inanmak için mantıklı gerekçeler, kanıtlar var mı?" gibi sorular sorarak düşüncelerinizi yeniden değerlendirin.Alternatif düşünceler geliştirin: Olumsuz bir düşüncenin yerine daha dengeli ve mantıklı bir alternatif düşünce oluşturun.Profesyonel Yardım: Psikoterapi ve DanışmanlıkStresle başa çıkarken, bazen kendi başımıza uzun vadeli olarak yeterince ilerleyemeyebiliriz. Klinik psikologlar ve terapistler, stresin altında yatan derin psikolojik nedenleri anlamanızı sağlayabilir ve size uygun başa çıkma stratejilerini geliştirebilir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), mindfulness terapileri ve bilişsel yeniden yapılandırma gibi terapi teknikleri stresin yönetilmesine yardımcı olur.Unutmayın, profesyonel yardım almak, güçsüz ya da zayıf olduğunuz anlamına gelmez. Aksine, bu, duygusal sağlığınızı önemseyen ve iyileşmek için adımlar atan cesaretli bir yaklaşımın göstergesidir.Stresle Başa Çıkma, Bir YolculukturStres, hayatımızın ayrılmaz bir parçası olabilir, ancak onu sağlıklı bir şekilde yönetmek mümkündür. İyi stres, bizi motive edebilirken, kötü stres uzun vadede psikolojik ve fiziksel sağlık sorunlarına yol açabilir. Stresle başa çıkmanın yolları kişiden kişiye farklılık gösterebilir; ancak farkındalık, zihinsel esneklik, sağlıklı alışkanlıklar ve gerektiğinde profesyonel destek almak, stresin etkilerini yönetmek için güçlü araçlardır.Kendi stres yönetim stratejilerinizi keşfederek, daha dengeli ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilirsiniz. Eğer stres çok yoğun hale gelmişse, sinir sisteminizi, sosyal yaşantınızı ve işlevselliğinizi önemli ölçüde olumsuz yönde etkiliyorsa profesyonel bir destek almak, bu süreci daha kolay atlatmanızı sağlar.Hayatın streslerinden fazlaca yıpranmadığınız, ufak heyecanlarla dolu günleriniz olsun. 🌿
Melisa YENER 27.12.2024
Kendimizi ” Sabote ” ediyor olabilir miyiz ?

Kendimizi ” Sabote ” ediyor olabilir miyiz ?

Spora başlama kararınızı yarıda bıraktığınız , kilo vermeyi ve sağlıklı beslenmeyi istediğiniz halde daha çok yediğiniz , yarınki sınava çalışmanız gerektiğini bildiğiniz halde kendinizi halsiz ve hasta ve depresif hissettiğiniz , yeni bir işe başlamak istediğiniz için başvurduğunuz işin mülakatına ” bir şekilde ” gitmediğiniz zamanlar oldu mu ? Cevabınız çoğunlukla ” evet ” ise kendinizi sabote ediyor olabilirsiniz.Performansımızı önemsediğimizde, ancak başarı olasılığımızdan şüphe duyduğumuz zamanlar , benliğimizi korumak amacıyla kendini sabote etme adı verilen bir davranış sergileyebiliyoruz. Bu davranış, özellikle yeni çabalar içine girdiğimizde ortaya çıkar .Oldukça sinsidir ve çoğu zaman asıl resmi görmemiz oldukça zor olabilir.Bazen kendimizi bilinçli bir şekilde sabote ederken ( Diyetteyken bol kalorili bir tatlı yemek gibi ) , bazen de bilinçsizce ( kaygılandığınız bir ödeve başlamak için sona güne kadar beklediyseniz ) sabote ederken bulabiliriz.Psikoloji literatüründe, ”’başarısızlık korkusu”, “mükemmeliyetçilik”, “risk almak” ve “hata yapmak” korkuları da, kendi kendini sabote etmek kavramı içinde değerlendiriliyor. Elliot ve Thrash isimli araştırmacıların şu saptamasına katılmamak olası değil. “Kişiler, hata yapma korkusu nedeniyle, çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak, olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaya çalışmaktadırlar.Peki Neden kendimizi sabote ederiz ?Bireyler kendileri hakkında olumlu duygulara sahip olmayı, kendilerini yeterli hissetmeyi ve yaşamları ile ilgili başarı ya da başarısızlık olasılıklarına ilişkin önemli sonuçları kontrol edebilmeyi isterler . Kendini sabote etme davranışları bireylerin başarısızlıklarını dışsallaştırmalarına olanak sağladığı ve böylece benliklerini koruduğu için tercih edilen davranışlardır. Dolayısıyla, bireyin benliğini korumak için kendini sabote etme davranışına ihtiyaç duymamasını sağlamak, sabotajı önlemek için en uygun yardım yaklaşımlarından biri olmaktadır. Bu bağlamda, öz-yeterlilik, kendiliğin olumlu algılanması, öz-saygı gibi benlik ile ilişkili özellikler önem kazanmaktadır.Kendimizi sabote etme, çocukluğumuzdan itibaren kendiliğimize ve başarıya ilişkin geliştirdiğimiz olumsuz bilişsel yapılardan kaynağını almaktadır. Örneğin Çocuğa, akademik başarı gibi belirli görevlerdeki performansına dayalı olarak değerli olduğu duygusunun aşılanması çocuğun ebeveynlerine başarılı görünmek, onları mutlu etmek, onların dikkatini çekmek ve kendilik değerini korumak için kendini olduğundan daha yetenekli ve zeki gösterme çabası içine girmesine yol açabilmektedir. Zaman içinde bu eğilim kendini sabote etme davranışlarını ortaya çıkarmaktadır.Kendini sabote etme stratejilerinin kullanımındaki ana nedenlerden bir diğeri ise, hata yapma korkusudur. Hata yapma korkusu nedeniyle kişiler çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaktadırlar.Kendini sabote etme stratejisinin kullanımına neden olan etkenlerin bazıları isekaygı üzerine temellendirilmektedir. Özellikle yeterliği değerlendirmeye yönelik eylemlerin yapılacağı durumlarda birey başarılı olamama ya da yetersiz olma ihtimaline ilişkin bir kaygı yaşamaktadır. Birey, başarısız olabilme düşüncesine eşlik eden bu kaygıları giderebilmek için çeşitli arayışlar içerisine girmektedir. Ancak birey, arayış içerisine girdiği yöntemler arasından genellikle kendisini başarısız gösterme ihtimali olanları ortadan kaldırmayı tercih etmektedir.Peki kendimizi sabote ettiğimizi nasıl anlayabiliriz ?Öncelikle en yaygın davranışlardan biri ” Erteleme Davranışı ” ve ” Her yere geç kalma ” olarak karşımıza çıkar. Devamında ” Sorumluluklardan kaçma” , ” Hazırlık Eksikliği ” , ”Zorlandığında vazgeçmek ” , ” Girişken olmamak ” gibi davranışlar takip eder.Kendimizi sabote etmeyi nasıl durdurabiliriz ?Öncelikle “Kendi kendini sabotaj” eylemlerinden korunabilmek için öz yeterlilik kavramı, yani, insanın kendini pozitif algılaması; öz saygı gibi benlik ile ilişkili özelliklerin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Öz yeterlilik algısının, çocukluk dönemlerinden itibaren geliştirilmesinde ebeveynler ve onlarla olan ilişkiler önem taşıyor. Benlik gelişiminde ebeveyn-çocuk etkileşiminin kalitesi, bireylerin gelecek dönemlerdeki yaşam kalitesini ve davranış şekillerini etkiliyor.Sabote edici düşüncelerinizi tanımlayın. Gün içinde sayısız düşünce zihnimizden gelir ve geçerler. Bazen hangi düşünce bizi olumsuz etkiliyor , hangi düşünce bizi baltalıyor farkında olmayabiliyoruz. Öncelikle bu düşünceler neler olabilir bir düşünelim. Bu tarz bir düşüncenin aklımızdan geçtiğini hissettiğimiz anda durun ve bu düşüncelerinizi gözden geçirin.İç ses diyologlarınızı değiştirin.Yeni bir serüvene atılırken kendimize söylediğimiz olumsuz sözler çok da işimize yaramaz. Kendinize acımasız davranmayın. Başkalarını gösterdiğiniz şefkati ve anlayışı kendinize gösterin. Her zaman aynı hayatları tekrarlamak zorunda değilsiniz…Kendinizi destekleyici davranışlar geliştirin.Kendinize söyleyeceğiniz pozitif şeyler neler ? Seçenekleriniz neler ? Hedeflerinize ulaşmanızı sağlayan birden fazla yol var mı ? Daha önceki başarılarınızı gözden geçirerek daha başarılı olmak için nasıl dersler çıkarabilirsiniz ?Sosyal Çevrenizi gözden geçirin.Sizi aşağı çeken insanlarla daha az , ilham veren kişilerle daha çok vakit geçirmeye çalışın. Çevrenizde size cesaret veren kişiler bulundurmaya çalışın.Hedeflerinizi belirleyin.Hedeflerinizi koyarken yeteneklerinizi doğru şekilde kullanabileceğiniz , gelişiminizi destekleyen hedefler belirleyin. Unutmayın , herkesin ritmi aynı değildir. Kendimizi tanımak hedef koymada önemli bir faktör. Asıl hedefinize ulaşmak için adımlarınızı günlük ve haftalık planlara bölmek hem gözünüzü korkutmayacak hem de hedefin ulaşılabilirliğine atıfta bulunmanıza yardımcı olacaktır. Her gün spor yapmak bugüne kadar sporu çok fazla aralıklarla ve belki hiç yapmamış biri için gerçeklikten uzak bir hedef olacaktır. Küçük adımlarla üç günde bir şeklinde bir planlama yapmak hedefinizin tamamından vazgeçmenizi engelleyecektir.Hangi durumlarda bir uzmana danışmalıyız?Kendine sabote davranışımız günlük işleyişimizi etkileyen, hedeflerimize erişmemizi engelleyen ve belirli kısır döngüler içinde kalmamıza yol açan duruma geldiğinde uzmana danışmak gerekir.Uzman Klinik Psikolog Zümrüt Yaren SERTKAYNAK :Özçetin, Y. S. Ü., & Hiçdurmaz, D. (2016). Kendini Sabote Etme ve Ruh Sağlığı Üzerine Etkisi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 8(2), 145-154.https://www.psychologytoday.com